Muharrem Usta

Muharrem Usta’nın Trabzonlu olduğunu , sahibi olduğu iddia edilen hastaneler grubunun medya biriminin başındaki İletişim Fakültesinden sınıf arkadaşımdan öğrenmiştim.

Arkadaşım “Hemşerim nasıl adam? “ sorumu da, “alçak gönüllü, önyargısız, yeniliğe aşık, namazında orucunda” mealinde güzel tanımlamalarla cevaplamıştı.

İşimiz gereği toplumsal ve siyasal hayatı sürekli mercek altında tuttuğumuz için hakkındaki garip ortaklık iddiaları sırasında da duyduk adını sıkça. Bir de Fenerbahçe başta olmak üzere “marka” değeri taşıyan kimi kurumlara verdiği sponsorluk desteğiyle girdi ilgi alanımıza, hepsi buydu. Bu arada MU’nın sponsorlukları üzerinden yürütülen tartışmayı lüzumsuz ve vizyon darlığı olarak gördüğümü eklemem gerek.

Sponsorluk matematiği olan bir ilişki biçimi ve ticari işletmeler duygularla yönetilemez. Binlerce kişinin sorumluluğunu taşıyan kurumlar “realite”ye göre davranmak zorundadır. Ayrıntıya şimdilik girmeye gerek yok, lüzumu halinde…

MU’nın adının Trabzonspor Başkanlığı için geçtiğini ilk duyduğumda ciddiye almadım. Zira sahibi olduğu hastaneler grubu kendi tarihinin en büyük hamle sürecini yaşarken, ne diye enerjisini spora ayırsın, hatta buna hakkı da yok diye düşündüm. Ciddiye almadım demeli, kısaca…
Sonra anlaşıldı ki MU ciddiymiş.

Bu durumda biz de ciddileşelim!

MU karatındaki “büyük ve hacimli” iş adamları, varlıklarını sürdürebilmek için iktidarlarla iyi geçinmek “zorundadırlar”
Bu kısmı biraz açarsak, misal Sağlık Bakanlığı veya Sosyal Güvenlik Kurumu, özel hastanelerdeki devlet katkı payını yüzde 5 oranında azaltsa, MU’nun hastaneler grubunun yıllık zararı Trabzonspor’un bütçesinin 10 katı bir zarara neden olabilir, tabi tersi de mümkün, haliyle…

Şimdi siz MU olsanız, herhangi bir adım atmadan önce , adımınızın Ankara’daki etkisini hesap etmez misiniz?
Sorunun cevabını hepimiz biliyoruz, seve seve hesaplarız, ülke gerçeği budur.

Şimdi;

MU karatındaki işadamlarının Ankara’nın ekseninden sapamayacağına ikna olduysak geçelim ikinci aşamaya
Ankara, şike sürecinde başından beri üstünü örtmeye, kapatmaya, unutturmaya çalışmadı mı? Çalıştı.

Ankara hala aynı düşünce doğrultusunda şikeyi unutturmaya ve hiçbir şey olmamış gibi ahlakın ve Trabzonspor’un her gün her gün yeniden katline deve kuşu değil mi?

Ankara’nın “atama”sıyla TFF’ni başına getirilen zihniyetin, “güzel oyun, incik boncuk kelebek” gibi üç kağıtçı yöntemleriyle sanki bu ülkede şike yapılmamış, sanki bu ülkenin en büyük kulübünün sahibi şike suçundan 6 yıl hapis cezası almamış, sanki bu ülkede TFF Başkanı dahil sporu yöneten kişilerin birçoğu “şaibe” ile lekelenmemişler gibi, sanki bu ülkede şike suçu sabit sporcular ve antrenörler hala futbol oynayıp antrenörlük yapmıyorlarmış gibi; herkesi zalak yerine koymaları bir vakıa değilmiş gibi yaşamaya devam ediyorlar, ediyoruz.

Hasılı;

MU’nın kişisel özelliklerini çok iyi bilmiyorum, duyduklarım da hep iyi şeyler üstelik. Ama okuduğumuz onca kitap, mesleki birikimimiz ve olayları duygu eksenli değil de matematik netliği ve mantık ekseninde tarif eden biri olarak şunu çok rahatça söyleyebilirim;

MU ya da o ölçekteki “herhangi” birinin, Ankara’nın direktiflerine karşı gelmek gibi bir lüksü yoktur, olamaz. Ankara’nın şike tavrı da bellidir; Unutun ve önünüze bakın! Trabzonsporlular unutup önüne bakmaya razı mıdır?

MU ya da o karattaki “herhangi” biri, “Ankara değil Mekke olsa, hakkımdan vazgeçmem. Trabzonspor şikenin mağdurudur, değil kupası, çocuklarının sevinci, onuru, gururu çalınmış, şerefi iğfal edilmiştir ve bunun hesabını hem bu dünya da hem de öte dünyada bedeli ne olursa olsun kanun dairesinde soracağıma şerefim üzerine yemin ederim” diyebilir mi?

MU Bu yemini eder mi ?

Kayserili Salih!

Kayserisporlu oyuncu Salih,Fenerbahçe maçında hakemin ve rakip oyuncuların kendilerine 2. Sınıf insan gibi davrandıklarını; hakemin kendilerine lanlı lunlu konuşurken, Fenerbahçeli oyunculara “lütfen, rica ederim”li konuştuğunu , rakip oyuncuların kendilerine ağır küfürler ettiklerini “ ne oluyor lan G.saray şampiyon olsun diye mi oynuyorsunuz” dediğini söyledi, canlı yayında. Canlı olasa yayınlanmazdı, herkes bu rezil gerçeği de biliyor, ne rezil bir ahlakın içine çekildik…

Salih kardeşin bu açıklamalarını okuyunca aklımdan ilk geçen “ La bu Salih uzaydan mı geldi la” geçti.

Salimim Dursunum, o maçta siz bir puana şampiyon olacaksınız ama rakibiniz 1 puan alırsa G.saray’ı altına alacak olsa dahi aynı küfürleri yer, aynı aşağılamalara uğrardınız. Byu ülke de futbol ve her türden rekabet mavilerle yeşiller üzerinden yaşanır bilmez misin a Salihim. Bu düzene tek isyan eden Trabzonspor’du, O’nu da ehlileştirme sürecinin sonuna gelindi .

Yani Salih’im, siz zaten yoksunuz!

Orduspor Geri Dönecektir!

Çok iyi bir kadrosu ve hocası olduğuna inandığım Orduspor, içerdeki Gaziantep yenilgisi sonrası düşünsel olarak düşmüştü ligden, birkaç hafta sonra da fiilen düştü, yazık oldu…

“Gerçek” Ordusporluların ilk işi 19 Eylül Stadı’nın altındaki oligarşi takımı irtibat bürosunu kapattırarak başlardım işe. Leke gibi duruyor, zira…
İkinci olarak da Orduspor’un “ne demek” olduğunu bilen, kendi ruhunun efendisi olmaya kararlı bir yönetim ve teknik kadro ile “geri dönüş”ün ilk adımının çok geçmeden atmak gerekir. Çok sevgili ve sevimli Cevat Güler hocamızla, geleceğe dair bir umut yoksa, ki olacak gibi değil, yolların ayrılıp yeni sezona şimdiden hazırlık yapmalı.

Samsun’da Bir Yazar

Samsunspor’un sefil hallerine isyan eden bir Samsunspor sevdalısı yerel yazar, köşe yazısında öfkesini dile getirirken son cümle olarak şunu kurmuş;
1461 Trabzonspor, geleceği bile olmayan bir takım…

Trabzonspor’un alt yapısından çıkmış…

Ne olacakları da belli değil…

Nereye sokacaklar aldıkları bir puanı?
İsmini anarak düşene bir tekme de ben vurayım demem, bilenler bilir. Lakin 1461’in aldığı o bir puanın nereye “sokulduğu” sorusunun yanıtı çok belli…
Oligarşi bebeliğini kabul edenlerin kuyusunda dip yok..

1 Mayıs Bayramı?

Kimse kimseyi kandırmasın.

Hangi ülke olduğu da önemli değil, Dünya’nın her yerinde 1 Mayıs iktidar sahiplerinin kabusudur. Hele Türkiye gibi yerli sermayenin tamamen “deruni” olduğu ülkelerde bu kabus ikiye katlar.

Çok belli oluyor ki, mevcut iktidar, Taksim ödünü karşılığında 1 Mayıs’ın bayramlaşmasına sesini çıkarmıyor, ama Taksim “direnişine” de teslim olmayacağım diyor

Türk tipi sendikalcılığın değil 1 Mayıs’ı, Yerli Malı Haftasını bile layıkıyla yaşatamayacağına inananlardanız. Dolayısıyla sendikaların Taksim direnişinin şekilden ibaret ve içerikten yoksun olduğuna eminiz.

Türk sendikacılığı ve toplumsal muhalefet geleneği, Şükrü Saraçoğlu’na Galatasaray bayrağı diken Souness’ı ne zaman aşacak? Taksim’e bayrağı dikmek mi, düzenli seks mi!

BURAK YILMAZ’A ÖVGÜ COLMAN’A ÜZGÜ

Aykut’un Kocaman Şike ve Çete İtirafı!

2010-2011 sezonunda İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla belgelenmiş ve hükme bağlanmış hırsızlık operasyonuyla şampiyonluğu Trabzonspor’dan “çalan” Fenerbahçe’nin Teknik Direktörü Aykut Kocaman, tarihi bir itirafta bulundu.

Bu itirafı öncelikle hala şike yapıldığına ikna olmayan “Katolik” ama samimiyetlerine inandığım Fenerbahçeli kardeşlerime ithaf ediyorum. Koyacak yer bulamadığınız Teknik Direktörünüz de “saha dışı” çalışmalarıyla şampiyon olduklarını itiraf etti.
Elbet bu itirafı da “yaw aslında o Galatasaray da bizim gibi büyük şikecidir, ama onlar gerek duymadıkları için yapmadılar, yoksa var ya onlar da şikenin dibine vururdu, ama işte biz radara yakalandık, üstelik alın terimiz de o kadar aktı yani demek istemiştir “ kıvamında yorumlayacak çok Cengizler, Bayramoğulları, Bedriler , her boydan A’lar, Kılıçlı kılıçsız darzadeler, Devleti, kasabası çıkacaktır, utanmadan…haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar çıktıkları yere dönebilseler keşke.

Biliyoruz ki, Lefter’leri yetiştirip yücelten o eski zaman iklimlerinin bahçesi de fenerle aydınlanıyordu, istiyoruz ki o fener hiç sönmesin. Bir haramzade yürüyüşüyle hakkı olmayan bahçelerden gül dermeye kalkmasın, kalkışan olursa kussun o safraları ve hepimize Lefter’leri, Alpaslanları,Zeki Rıza’ları , Ersoy’ları Paşa Hüseyin’leri geri versin.

Kendine dön Fenerbahçe…At sırtından asalakları, sana gönülden bağlı olanlar dışında ne kadar safran varsa kurtul. Sensiz hiçbir şeyin tadı yok.

Colman

“Colmandante” Colman’a olan sevgimi beni bilenler bilir. Oyun sahasının bütününü görebilen zekası, topu istediği şiddette ve istediği noktaya gönderebilme yeteneği, savunma ve hücuma kattığı çağdaş yorumu, oyundan hiç kopmayan iş ahlakı ve elbette damarlarında dolaşan saf Kızılderili kanı bu Arjantinliye yönelik sevgimizin alt bileşenleri oldu hep.

Ülkemizde futbol denince ilk akla gelen ne kadar isim varsa hepsinin “ligimizin en iyi birkaç oyuncusundan biri” ortak görüşünde birleştiği, şampiyonlar liginde oynanan en üst düzey iki İnter maçında da “sahanın adamı” seçilecek kaliteye sahip bu Arjantinliyi, Trabzon’daki kimi futbol uleması ve çapsız futbolsever güruhundan beğenmeyenler çok oldu. Elbette her futbolcunun kötü dönemleri, maçları olur, Colman’ın da oldu, hem de çok oldu. Ama bu durum kaliteyi yok edemeyecek kadar zavallı kalır.

İstatistiki olarak takımın en faydalı oyuncusu iken bile, istatistiki olarak sağa sola pas yapma dışında bir arto değer üretemeyen kimi meslektaşlarının çok altında bir ücretle oynayan Colman’ın, bu durumdan rahatsız olmasından doğal bir şey olamazdı, olmadı da zaten. Colmandante’nin şakülü sanırım böyle böyle kaymaya başladı

Çok çok sevgili bir isim, kısa süre önceki yüz yüze b,ir görüşmemizde, yönetimin Colman’ı sudan sebeplerle küstürerek Trabzon’dan kaçmaya zorlayacağını, burada asıl hedefin de Colman’dan gelecek yüksek bonservis parasıyla bütçe açığına yama yapmak odluğunu söylemişti.
Aynen öyle oldu. Colman’ı “sudan” sebeplerle küstüren ve bıktıran TS yönetimi sonunda Colman’ın menajerinin ağzından bekledikleri cümleyi duydular; “Colman Trabzon’dan gitmek istiyor”

Plan tıkır tıkır işliyor. Nasıl olsa Colmandante’nin ne yönetimde ne de medyada adamı yok, kimseye derdini anlatmak gibi bir derdi olmadığı da vücut dilinden belli. Öyle ya, başarısı için tüm benliğinizi ortaya koyduğunuz, takım arkadaşına yönelik iğrenç ırkçı saldırıya karşı “yerli” oyuncular sessiz kalırken “adam” tavrı koymaktan imtina etmezken bir de o şehirden uzaklaştırılmak için türlü ayak oyunlarıan maruz bırakılırsanız, siz de her onurlu insan gibi “eyvallah” der çeker gidersiniz

Trabzonspor tarihinin Simkovyak’la birlikte en başarılı ve ahlaklı ikinci yabancı orta saha oyuncusu da Trabzon’dan kaçma noktasına geldi. Simkovyak’ın kaçmasına bir İstanbul artığı şikeci sebep olmuştu, Colman’ı kaçırma şerefi! İse bizzat TS yönetiminin başarısı, tarih size gereken yeriyle gülecek elbet.

“Hacıosmanoğullarından” Gülay Göktürk!

Gülay Göktürk’ü özellikle 28 Şubat “linç” sürecinde demokrat tavrıyla hatırlıyoruz. Zaman zaman tatminsiz bir feminist provokatör havasını taşısa da, duruşuna saygı duymamak elde değildi.

Lise yıllarından bulaşmış siyasete, Kafkas göçmeni Bursa’da ikame bir ailenin kızı, babası subay. Lise sonrası ODTU İİBF’ne kayıt yaptırmış.Okulu bitirmemiş. Fikir Kulüpleri Federasyonu ekseninde onlarca güzel ve savrulma çukuruna düşmemiş arkadaş tanımış. Şiddet artınca da Proleter Devrimci Aydınlık (Aydınlık çevresi, Cengiz Ç, Oral Ç, Şahin A, vb) grubuna katılmış. 12 Eylül Sonrasında bu gruptan da koparak “liberalliğe” geçiş yapmış.

Devrimci bir gelenekten gelen herkes gibi Gülay Göktürk’te de sisteme karşı bir öfke kırıntısı arama yanlışına düşmemeli. Her koşulda kendi yolunu çizmeye meyil bir karakter sahibi olsa da, 12 Eylül sonrasındaki müthiş dönüşünü açıklamak yine de hayli yetenek istiyor. Oportunizm kutucuğunu açarak aranan yanıtın bulunma ihtimali de çok küçük, çok daha kompleks bir altyapı olmalı

Yazımıza konu olmasının nedeni ise, Aydınlık geleneğiyle “pişmiş” ve sonrasında sanırız çok pişmekten dolayı biraz serinleme ihtiyacı duyunca liberalizmle kanatlanmış Gülay Göktürk, yetişkinlerin animasyon çocuk pornosu izleme hakkını savunmuş. İlk okumada anlamamış olanlar olabilir yineliyorum; Aydınlık geleneğinden gelen yazarlardan Gülay Göktürk , çocuk pornosu izleme özgürlüğünü savunmuş. (Yazar burada lavaboya gider ve 5 dk sonra döner)

Aynı Göktürk’ün, ABD Başkanı Bush’a ayakkabısını fırlatan Ortadoğulu bir kişiyi nasıl kıyasıya eleştirdiğini, sembolik bir protesto gösterisi olduğu herkes tarafından bilinen bu eylemi eleştirirken, çocuk pornosunu savunuyor olmasının altında nelerin yatabileceği sorusunun yanıtını bilim adamlarına , çocuk pornosunu savunanlara öğürme hakkını da kendimize bırakalım.

Tolga Zengin

Rüştü Rençber Tolga Zengin’i kendinden sonraki en iyi kaleci olarak sahiplendiğinde doğrusu bana pek inandırıcı gelmemişti. Bu “gelmeyişin” belki en büyük nedeni, İstanbul’daki bir Galatasaray maçındaki “düşük profilli” performansıydı.

Her çok bilen gibi ben de bu bir maçlık “düzey”den gereksiz çıkarımlar yapmış ve Tolga’dan çok şeyler beklememeye programlamıştım kendimi
Tolga hepimizi yanılttı, iyi ki de yanılttı. Kalecilik performansını o kadar yukarılara taşıdı ki, sanırım Rüştü’yü bile şaşıranlar kervanına dahil etti.

Ama bu kadarla kalmadı Tolga’daki yükseliş. Bu Karadeniz delikanlısı, “ağabey” sıfatına çok genç yaşta kavuşmasına rağmen şımarmadığı gibi, olgunluğu ve Trabzonsporluluk değerlerini yüceltişi ile de bizleri mahcup etti.

Son Eskişehirspor maçı öncesi menfaat sisteminin sesi olan mikrofona söyledikleri Tolga Zengin karakterine taç giydirmiştir. Sevgili Tolga için bundan sonrası artık daha zordur. O taçı takmak zor bir iştir evet , çok az kişiye nasip olur evet, ama taşımaya da koca bir yürek ve değerlerine sarsılmaz bir inançla bağlılık gerek.

Burak Yılmaz Sevincim

Burak daha Antalyaspor’da oynarken Trabzon’dan transfer teklifi almış ve “ben büyük takımlarda oynayacağım, Trabzon’a gitmem” diyerek, daha en başta kendi kalesine golü atmıştı. Bilmeyenler için hatırlatalım, futbolda Dünya ölçeğinde Trabzon’dan büyük bir takım olmadığına inanan en az 1 milyon insan yaşıyor bu coğrafyada!

Oysa bugünden bakınca genç bir adamın Trabzon yerine İstanbul’u tercih etmesinin anlaşılmaz hiçbir yanı yoktu. Trabzonlu birçok oyuncu , misal dayısı Trabzonspor’da oynamış Özer Hurmacı bile Trabzon’u değil de İstanbul’u tercih ederken, BY’ı Trabzon’a gelmedi diye eleştirmek trajik bir narsizm vakası olmaktan öteye geçemez.

BY’nin öyküsünü bilen biliyor. Önce BJK’ye gitti, tutunamadı Manisa’ya geçti, yeniden toparlandı ve bu kez de Fenerbahçe’ye geldi, yine düşüş süreci…Sonra da Trabzonspor yönetiminin en başarılı transfer hamlesi olarak Gökhan Ünal ile takası ve üste alınan para kaymağı ile yeni macerası başladı.
BY’nin hep karşısında oldum, ama oyunculuğunu hiç konuşmadım yazmadım. Benim için oyunculuk değerlerinden çok daha kıymetli şeyler vardı ve BY ‘de bu konuda zafiyetler görüyordum.

BY en başından Trabzon’u küçük görmüştü. Bu tolere edilebilir bir şeydi. Ama her maçta rakibinin emeğini çalmaya yönelik düşmeleri, kalkmaları, tribünle, hakemle, rakiple “oynamaları”nı hiç affedemedim, hoş göremedim.

Çünkü Trabzonspor emeğin ve kurulu dükalar düzenine isyan edenlerin takımıydı. Haksız kazanılmış bir taç bile iç acıtır, rakibin emeğine yönelik her türden hırsızlığı anında mahkum ederdi. Bu duyguyla uzun süre izledim BY’yi. Ve anladım ki BY bu huylarından vazgeçmeyecek.

Bunun üzerine yapabileceğim en masum eylemi yaptım ve BY o formayı giydiği sürece maçları canlı izlememe cezasını kestim kendime. BY’nin oynadığı hiçbir maçı izlemedim, yanı son 3 yılda TS’yi BY’nin cezalı ya da sakat olduğu birkaç maç dışında izlemedim.

Sonra BY’nin müthiş performansına tanık oldu Türkiye. Şenol Güneş’in sihri ve sevgisi ile kendini buldu BY ve leblebi yemekle gol atma arasında çok da fark olmadığının belgesi olarak duvara astı kendini. Ve Trabzon’a gelirken de içinde taşıdığına inandığım İstanbul’a dönme iştahını bir kez daha gerçeğe dönüştürdü ve İstanbul’a döndü.

BY gollerini sürdürüyor. Daha önemlisi kendini yere atma küçülüş limanını da kulaçlamıyor artık.Adı Avrupa takımlarıyla anılıyor. Ne mutlu ona!
BY Trabzon’da oynadığı sürece başkandan teknik direktöre, antrenörden yakın arkadaşlarına kadar ulaşabildiğim herkese, “söyleyin kendini yere atmaktan vazgeçsin, o formaya yakışmıyor, atmasına gerek yok, kalitesini ayakta kalarak göstersin” diye diye dil berberi müşterisi odlum. Burak artık kendini yere atmıyor, eğer bir nebze katkım olduysa ne mutlu bana!

BY kendini sürekli geliştirdi, ve öyle bir noktaya geldi ki, artık BY yüzde yüz faullü hareketlere , penaltı vs maruz kalsa da hakemler tarafından doğranmaya başladı. Real Madrid ve so0n Elazığ maçları misal…

BY’deki gelişime hakemler de eşlik edecektir, onca geçmişin izlerini silmek hakemler için de kolay olmuyor.
Gösterdiği gelişim ve beni mahcup ettiği için Burak Yılmaz’a avuçlar dolusu alkışlar…

Yargıtay 5.Ceza dairesi Başkanı İle Röp.

Eskişehir ne olmak istiyor?

Türk futbolunun “marka”larını saymaya kalksak, biraz bilgi ve vicdan sahibi herkes eminiz ki Eskişehir’i anmadan geçmez, hatta Es-Es güzellemesi de yaparak sevgisini belli eder.

Ancak Bülent Uygunj’un Teknik Direktörlüğü ve Halil Üner’in başkanlığı sırasında Eskişehir namuslu insanların kafasını karıştıran “ilişkiler ağının” içine çekildi. Mahkemelerin şike dosyalarında “aktif” olarak sokuldu Eskişehir, ve renkleriyle temsil ettiği isyan ve adalet duygularına ihanet etti.

Trabzon’dan çok yıllar önce İstanbul dükalığına karşı saha içinde onurlu bir mücadelenin adı olan Eskişehir’in, onca başarılı kadro ve performanslara rağmen nende şampiyon olamadığı sorusunun yanıtı da şike sürecinde belli oldu.

Eskişehir ve O’nun gibiler , İstanbul dükalığına “zarar”vermedikleri müddetçe başları okşanıp “aferin len sana kerata” kıvamında bir ilişki biçiminin figüranları olarak kabul görecek, ancak şampiyonluk gibi bir niyet taşıdıkları zaman ise her türlü puştlukla alaşağı edilecekler lsitesindedir.

Bursa’nın, Trabzon’un da katkısıyla dükalar düzenine çomak sokması bir detay olarak kalmaya mahkum, dileriz bizi yanıltırlar.

Ama Eskişehir son iki Fenerbahçe maçında hakemler tarafından alenen doğranırken sesini çıkarmayan bir kabullenişin öznesi olarak var olan saygımızı da kaybetmiştir. Gerçek Eskişehirlilerin, Halil Ünal işbirlikçisi ile temsilden duydukları rahatsızlığı biliyor olsak da tarih olanı yazar, dilenenleri değil.

Mustafa Denizli Ne Demek İstedi

İçerdeki hayati Manisa maçında 1-0 mağlup durumdayken tepki gösteren seyircilerin sahaya yabancı madde atmaları sevgili Denizli’yi çileden çıkarmış ve bize göre kantarın topuzunu fena halde kaçırmış

Hocamız çok değerli bir insandır, futbolumuza Şenol Güneş’le birlikte fazla gelen insanlardan biridir. Lakin sayın Denizli kendini Rizelilere sunulmuş bir armağan gibi görme yanlışına düşmüş ve bence maksadını aşmıştır.

Lige çıkabilmek için trilyonlar harcayan Rize bize göre lige çıkacak iki takımdan biri, bunda Sayın Denizli’nin de payı büyük. Bunu kimse ,inkar etmez, edemez.

Ve fakat biri hocamıza şunu anlatsın, Rize insanına kendini bir armağan gibi görürseniz, en büyük hayatı yaparsınız. Rizeli, burnu yere düşse almak için eğilmeyecek kadar gururludur, yapmayın!

Hem sayın Denizli bundan önce üç hacimliyi yönetirken de sahaya yabancı maddeler atıldığında aynı tepkiyi gösterebilmiş miydi? Yanıtı hepimiz biliyoruz, İstanbulluya yapamadığınızı Rizeliye hiç yapamazsınız , bunu biri sevgili hocamıza anlatsın..

1461’in Durumu

TFF, 1461’in Trabzonspor’la organik bağını kesmemesi halinde süper ligde mücadele edemeyeceğine karar vermiş. Normal.

Şahsi görüşüm 1461’in Trabzon’da başka bir takıma devredilerek organik bağın kesilmesi ve kitlelere heyecan veren kişilikli mücadelesine devam etmesidir. Bank Asya gelirleri, Mustafa Reşit Akçay kalibresindeki adamların aklıyla buluştuğunda şehri temsil etmek için yeterli olacaktır.

Trabzon’un BaşkanıNasıl Biri Olmalı

Erol Tuna karşıtlığı gibi algılayanlara notla başlayalım. Erol Tuna hakkında hiçbir önyargım yok, hatat duyduklarım hep pozitif şeyler. Lakinşike mücadelesinde ahlaksızlığın kaptan köşküne kurulanlarla “herhangi” bir ilişki ne Sayın Tuna’ya bir yarar sağlar, Ne Trabzon2a ne de Türk futboluna, yanisi kesinlikle uzak durmalı.

İktidarla herhangi bir şekilde “ekonomik” ilişki içinde olan her kim olursa olsun, yani ekonomik kayıpları söz konusu olabilecek büyük ölçekli herhangi bir işadamının da TS’ye başkan olması düşünülemez. Trabzonspor Başkanı , takımın ve şehrin hakkınısavunurken dik durabilmeli ve iktidar vb kanatlardan gelebilecek saldırıların muhatabı olmamalıdır.

Uzattıkça uzatmak mümkün. Kısaca şöyle tanımlamak daha doğru sanırım;

Trabzonspor’a başkan olacak kişinin yüreği de kalibresi de en az Başbakan kadar “büyük” olmalı. Bir davayı sonuna kadar götürmek için namuslu insanların ihtiyacı olan tek şey, haklı olmaktır. Bu davada Trabzonspor’un haklılığına inanan ve bu uğurda sonuna kadar gitme iradesi ve cesaretine sahip, evrensel değerleri yerel değerlerle harmanlayıp limanı yanaşma deği lde açılmanın kapısı olarak gören herhangi biri benim başkan profilim olabilir.

Ha en önemli ayrıntıyı unuttum;

Bu başkanın “derin” Trabzon’da adı geçen ve bugüne kadar kulübün sahibi gibi davranan tüm siyasilerden ve çakallardan asgari 100 bin kilometre uzakta olması olmazsa olmazımızdır

 

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti

Üyesi olduğum Trabzon gazeteciler cemiyeri yeni başkanıolarak Turgut Özdemir’i seçti. Zafer Sel başkanlığındaki liste ile demokratik bir yarış veren yeni Başkan Özdemir’e ve Sel’e şehrim ve mesleğim adına kutlarım. Görevi devreden ve koltuğa yapışmayan Ergun Ata ve ekibine de ayrıca teşekkür ederim.

Sivas’da Tribün Terörü

Taraftarın bir kısmı bir kısmına saldırmış, ekranlar kirlenmiş, yürekler burkulmuş filan..

10 yıldır her yazımda değinmeye çalıştım, çalışıyorum;

Tribünleri geçim kapısı oalrak gören esnaflara telim eden yönetim felsefesi hakim oldukça bu tür çirkinlikler her takım için yaşanmaya devam edecek. Çirkin olan o besleme taraftar tipinden çok, onları besleyen çapsız ve hesaplı yönetici tipidir. Mehmet Atalay önderliğinde hazırlanan ve TBMM’de yıllardır bekletilen yeni Kulüpler Yasası geçmeden, bu çirkinlikler bitmeyecek.

 

Yargıtay 5.Ceza Dairesi Başkanı

Şike Davasına bakacak olan Yargıtay 5. Ceza Dairesi başkanıSayın Ahmet Ceylani Tuğrul’un davetlisi olarak makamına gittim. Çok nefis ve kendine has Ihlamur’undan içtik, (Müsteşar abiminkinden nefis değildi ama) çok yoğun programı arasında bana zaman ayırdığızaman dilimi içinde aklımıza takılanları sorma fırsatım oldu.

Sıralıyorum;

-Sayın Başkan, kamuoyunda başta Spor Bakanı Suat Kılıç olmak üzere birçok etkili ismin Aziz Yıldırım ve diğer bazı sanıklar lehine sizinle görüştükleri, sizi etkilemeye çalıştıkları konuşuluyor. Dorğu olma ihtimali var mı?

+Asla bu ve buna benzer girişimler olmamıştır, buna izin vermem. Ben hayatı boyunca dik durmuş biriyim. Ekşi yemediğim için de karnım hiç ağrımadı. Bundan sonra da aynı olacak

-Davayı ne zaman karar bağlarsınız?

+Dava Geldikten sonra hızla çalışacağız!

-Dosya hala size gelmedi mi? Neredeyse 9 ay oldu??

+Maalesef Yargıtay Başsavcılığının incelemesi bitmedi. Bekliyoruz.

-Özellikle şikenin mağduru Trabzon camiası bu gecikmelerin kasıtlı olduğunu düşünüyor ve sizleri de “şahsen” tanımadıkları için bu oyunun parçası olarak değerlendiriyorlar. Aslında böyle olmadığını anlatmak takdir edersiniz ki çok zor

+Sedat bey, ben Fenerbahçe Kongre Üyeliğimi de gizlemedim, buna gerek duymam. Zira insanın en büyük mahkemesi kendi vicdanıdır ve ben önüme gelen dosya ne diyorsa onu diyeceğim.

-Peki size göre devletin bir mahkemesinin sanıklar hakkında “şike yaptılar ve şu şu cezaları verdim” hükmü, sizin kanaatinizi etkilemedi mi?

+Burası en üst makamdır. Ben ve arkadaşlarım önümüze gelen dosyalara sadece bir hukuk dosyası olarak bakarız. Ben şu gördüğünüz kitaplarıyazabilmek için (Tuğrul, burada yazdığıbirbirinden kalın ve uzmanlık gerektiren hukuk kitaplarını gösterdi ) 40 yıllık bir geçmiş ve tecrübe biriktirdim.

-Evet

+Sizce hayatı boyunca dimdik durmuş bir hukuk adamı, bu birikimini suç işlemiş ya da işlediği iddia edilen herhangi biri için , ki bunlardan biri de Aziz Yıldırım’dır, bir anda yok sayabilir mi? Dosyaya bakacağız Aziz Yıldırım ya da diğer sanıkların bir suç işlediklerine kanaat getirirsek de gereğini yapacağız.

-Tüm Trabzonsporlular ve adalet beklentisi içindeki futbolseverler ve hatta Dünya futboluna yön veren UEFA ve FİFA gibi kurumlar sizden gelecek kararı bekliyor. Özellikle Trabzonluların devlete ve adalete olan güvenleri sarsılmış durumda

+Benim öz yeğenlerim Trabzonlu, ve ben Trabzonluların bu memleketi nasıl sevdiklerini iyi bilirim. Herkes şunu bilsin ki, dosyada hukuken ne varsa karar da öyle çıkacaktır.

-Daha ne kadar uzar bu süreç, öngörünüz var mı?

+Yargıtay başsavcılığındaki inceleme bitip bize geldikten sonra bu davaya öncelik verecek ve en az 5 kişilik komisyonla dosyayı incelemeye başlayacağız. Dosya bize geldikten sonra 2-3 ay içinde kararı veririz.

-Ihlamur çok güzeldi, çok tşk ederim

+Ben tşk ederim Sedat Bey. Her zaman beklerim.

“Bir Baba Hindi Trabzon’a Bindi”

Sırtında Drogba Yazılı Bordo-Mavi Forma?

Galatasaray’ın Real Madrid maçına giden yüzlerce taraftar oldu, gayet normal.
Bu maçı milli dava olarak gören başka takım taraftarlarından da maçı izlemeye gidenler oldu, bu da gayet normal.
Bu “başka” takım tanımlamasına girenlerden biri de Trabzonspor, normal seyir sürüyor.
Ama hepsi bu! Kimse o formayı ve Trabzonspor’u kendi hesapları için “kirletemez”
Trabzonspor futbolumuzdaki haramiler ve dükalar düzeninin tekerine çomak sokan , oligarşik futbol diktasını darmadağın eden markanın adıdır. Üç hacimliyle sevişerek değil onlarla savaşarak var olmayı başarmış, ille de sevişme olacaksa da “gereken” pozisyonu almayı başarmış bir markanın adıdır Trabzon.
İşte o markanın sevdalısı olduğu iddiasındaki birkaç kişi, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda, üzerlerinde bordo-mavi forma ve sırtında Drogba yazılarıyla objektiflere takıldılar.
Neresinden bakılsa zavallılık, neresinden bakılsa tarifsiz bir kompleks, neresinden bakılsa ait olduğu iddiasındaki şehrin kimliğinden, duruşundan bihaber bir alt algı.
Bir şehir ve bir takım nasıl küçültülür sorusunun yanıtı, Trabzonspor formalı Drogba hayranı sözüm ona Trabzonsporlulardır.
Bu bölümde Galatasaray ve Drogba antipatisi çıkaran zeka bu yazıyı okumamış saysın.

Yeşil Giresun – Trabzon Basket Maçında Neler Oldu?

Bir hafta süren karşılıklı efelenmeler ve çap özürkü açıklamalar sonrasında Giresun’da bir olay çıkması neredeyse kaçınılmaz olmuştu. Aynı iklimin çocukları olan her iki taraftan birinin kontrolü kaybetmesi şaşılacak bir şey değil.
Giresun Emniyet Müdürü Hikmet Bulak’ın olayları önlemede yetersiz kalması da kendisinin amirlerini ilgilendirir. Gazetecilerle hemhal olmaya bayılan Giresun Valisi’nin bu konuda “gereğini” yapacak bir devlet geleneğinden olduğunu öncesinden biliyor ve bekliyoruz.
Merak ettiğim ATV Haber Bülteninde yüzü açık şekilde belli olan o saldırganla ilgili hangi işlemin yapılacağıdır. İnsanoğlu bir sinir anında her şeyi yapabilir, alıkça bir fair play cümlesi de kurmayacağım.
Merak ettiğim şu;
Hiçbir şeyden habersiz önünüzden geçip giden bir adamın ensesine/boynuna tokat atma cesareti gösteren o zavallı, sahil boyunda hiç kimsenin karışmayacağı bir alanda da Ceyhun Eskici’ye o tokadı atmaya cesaret edebilir mi? Kitle psikolojisine hiç girmeyelim, kendi şehrine misafir gelmiş bir adama arkanda binlerce kişi varken tokat atmak zavallılığın dibidir, Karadeniz delikanlısına yakışmaz.
Bir söz de Trabzonspor yönetimine;
Hiçbir organik bağınız olmayan ve özünde bir Saner Ayar “gelir” projesi olan Trabzonspor baskrt takımına her ay 90 bin tl kaynak aktarımının “hangi kalem” altında yapıyorsunuz? Futbolu abat ettiniz de sıra baskete mi geldi?

Zavzaga’nın Yolları

Bütün Karadeniz’in en ihmal edilmiş köyü hangisi diye sorulsa cevap çok kolay; Zavzaga! (Yoncalı)
Her yıl birkaç kez geldiğim köyüme bir kez olsun aracın altını vurmadan çıkamadıysam ve onca yer altı suyu boşa akarken bir kez olsun doya doya su ile hemhal olamadıysam, Araklı kaymakamları da kusuruma bakmayacak Araklı Belediye başkanları da Trabzon valiliği de; Siz ne iş yaparsınız?
Konuk ağırlamaya gösterdiği özeni köy yollarına da göstermesini umduğumuz yerel yetkililer, Zavzaga (Yoncalı) köyü Trabzon’a bağlı değil mi ki bunca ihmal eder, ülke düzeyindeki gelişimden bu sahipsiz köyü mahrum bırakırsınız?

“Bir Baba Hindi Trabzon’a Bindi”

Türkiye Liglerinin neden en çok düşüp kalkan takımı oldukları sorusunu değil de, Trabzon şehrinin başarılarını “kafasına takan” Samsun’un bazı taraftar güruhlarının maalesef tedavi kabul etmez bir noktaya taşındıklarını izliyoruz. Anne tarafımın büyük çoğunluğunun yaşadığı Samsun’daki Trabzon kompleksini sosyolojik ve moral değerler penceresinden kısmen de olsa anlamak mümkün. Samsun’un olmak isteyip de olamadığı neredeyse her şeyi “olmuş” bir şehir olarak Trabzon’a yönelik haset örneklemelerine de sempati ile bakıyoruz.
Geçen hafta sonu bu hasetin ve kendini küçültüşün doktora tezini verdi Samsun şehri. Bir kısım taraftar ve Lokman isimli bir oyuncu, Trabzon temsilcisi Manisaspor’u 2-1 yenip ligde kalma yolunda dev bir adım atmanın sevincini “bir baba hindi Trabzon’a bindi” türküsüyle kutlamış.
Bir şehir bir kısım zavallı eliyle kendini bu kadar küçültürken, o şehrin akil adamları müdahalede bulunmuyor ve lal lal bu küçüklük ilanını izliyorlarsa yapacak bir şey yok demektir. Büyük olmak hacimle değil ruhla ve duruşla olur, umar ve dileriz ki gerçek Samsunlular bunu kısa sürede anlarlar. Aksi halde bu sürecin sonu Samsunspor isimli bir asansör imalatına tıkanıp kalacak. Trabzon yine oligarşi ile mücadele edecek, Samsun yine kendiyle..
Hindiyi besleyip büyütüp Trabzon’a bindirten Lokman Gör isimli Samsunspor oyuncusunun Fenerbahçe kültürünün “değdiği” Rizelilerden biri olduğunu öğrenince kendisi hakkında cümle kurmaya lüzum görmedim. Hindici Lokman yarın Samsun’u terk edecek ama Samsun’a verdiği zarar Samsun’a kalacak.

Beyaz TV Baskını

Özellikle şike süreciyle ivme kazanan spor yorumculuğu önemli kazanç kapılarından birine dönüştü. Ahmet Çakar, Erman Toroğlu, Kütahyasız, Ziya kaptan vesaire…
Hepsi bir kayıkçı kavgasının aktörleri olarak ekmeklerinin peşinde , başka da bir dertleri ve öncelikleri yok. Ahmet Çakar 2 yıl önce yorumcluluktan 1 kazanıyorsa şimdilerde fiyatını 3’e katladı, işin aslı budur, gerisi tavuğa yukarı bak diyerek altından yumurtasını çalma tiyatrosu.

Turkuvaz Grubu

Trabzon’da bir kısım esnaf, Turkuvaz grubunda yazılarına son verilen bazı yazarların, şikeyi yazdıkları için hükümet baskısıyla gazeteden uzaklaştırıldığı yalanını söylüyor.
Asla böyle bir şey yok, tam aksine Turkuvaz grubu tiraj kaybetme pahasına şike cephesine karşı ahlak ve adaletin yanında durmuştur. Yalandan yere milleti “yiyenlere” inanmayın…

“Trabzon’u düşürelim”

Trabzonspor Kimin?

Diyelim ki bu başlık altında yirmiye yakın alt başlık oluştu ve Trabzonspor’un sahipleri üç aşağı 5 yukarı bir sıra halinde yazıya döküldü. Bu yirmi maddelik sırlamanın içinde yer almayacak tek figür, taraftardır.

Trabzonspor şu haliyle asla tribünlerin ve karşılıksız sevenlerinin takımı değildir, olamaz.

Trabzonspor;

Siyasilerin, çapsız iş adamlarının, kendini ifade gücünden yoksun ve toplum içinde bir kartvizitle yer bulmaya çalışan komisyoncu kılıklı asalakların, taraftarlık ölçüleri aldıkları bedava kombineler ya da tıklanma sayılarına endeksli zizillerin, Trabzon’a atandıklarında birden Trabzonsporlu kesilen inisiyatif özürlü bürokratların, Trabzon dışında bir hayat kurduklarında hızla üç hacimliden birine kapağı atmaya çabalayan “sözüm ona” Trabzonluların, kulübün önceki idarecilerinin eleştirdikleri her uygulamasını üçe dörde katlamaktan hicap duymayanların, toplumsal sorunlara karşı dayanışma taleplerini elinin tersiyle iten geçmiş zaman şövalyelerinin, dükalığın safralarıyla kentin dokularını bozmaktan hiç çekinmeyen futbol ulemalarının, para almıyor yalanlarıyla toplumu kandırırken bir yandan da içinde bulunduğu yapıyı içten içe çökertmeye çalışan köstebeklerin, ve bu köstebeklere navigatör hizmeti veren gazetecilerin;

Hasılı onu sevenlerin değil ondan “yararlananların” Trabzonspor’udur. Bu güzelim şehir ve onun eşsiz takımı, siyasiler başta olmak üzere “kulamparalardan” kurtul-a-madıkça batan geminin malları gibi değerler üzerinden yağmalanmaya ve iflasa mahkumdur.

Temel’e bilmece sormuşlar hani;

“kanadı var uçamaz, iğnesi var sokamaz, peteği var konamaz, bil bakalım nedir?”

Temel cevap vermiş;

“S…yim öyle arıyı”

Anladınız, anladınız…

3 Yıl Sonra

Yukarıdaki yazının üzerinden 32 ay geçmiş. Trabzonspor’un yıllardır süregelen “katli”nin şike cerahatinin açığa çıkmasıyla resmiyet kazanması ve dahi emsali görülmedik şekilde artan kulüp gelirleri sığmış bu zamana.

Şike rezilliği sonrası yüzde yüz haklı ve mağdur iken acul ve aciz bir yönetim felsefesiyle camianın ve markanın küçük düşürülmesi, yalnız bırakılan ya da yalnızlığı tercih eden bi Başkan eliyle çıkılan dip yolculuğu ve nereye gittiği hala muamma olan milyon milyon avrolar da bu 32 ayın ürünlerinden.

500 bin dolara önerildiğinde alınmayan ama 2 ay sonrasında 4.5 milyona alınan; bonservisi 6 milyon iken alınıp bedava iken alınmayan, maç başı anlaşmayla alınması beklenirken takımın en değerli oyuncusuna yakın paraya kulübede oturtulan oyuncular sığdı bu zamana. Bir de kamuoyu önünde başkanının ve takımını satan yöneticilerle çalışmaya devam etmekten hicap duymayan, idam fermanının imzalayan atanmış TFF ye destek veren başkanlar…

Neresinden tutsanız elinizde kalan, vıcık vıcık duygusal tatmin , menfaat ve çapsızlık kokuşmuşluğu. Seyret Trabzon…

Mayıs Sonu Kongre Şart!

Sadece Trabzonspor meselesi değil bu. Yarışma halindeki herhangi bir takımın lig devam ederken kongre geçirmesi, geri zekalılık testi değilse trajedidir.

Trabzonspor Yönetimi, camianın içine düştüğü ya da düşürüldüğü “durum” nedeniyle acilen Mayıs ayında kongre kararı almalı ve şehir ve takım üzerindeki baskıyı kaldırmalıdır.

Sadri Şener ve ekibi doğru işler yaptıklarına inanıyorlarsa yine aday olup yine seçilebilirler. Bu kendileri için de en yararlı yol olacaktır.

Kulübü idare edenler bilir, kongre üyesi olarak şimdiye kadar hiç oy kullanmadım, herhangi bir adaya oy vermedim. Aidat borcumu da yatırmayarak oy kullanma hakkımdan feragat edeceğimi buradan beyan ediyorum.

Bir desteğim olacaksa, onu da kulüp kasasından çıkan ve giren paraların takibini yapmaya namus sözü verecek herhangi bir adaya verebilirim. Kulüp kasasından kime ne kadar para çıkmış uzun Sokak’ın her iki taraftan girişine o listeyi asacak kişi ideal başkan profilidir. Zira bana göre Trabzonjspor’da artık bir “ahlak” sorunu vardır ve ahlakın yeniden tanımlanması ve inşasından daha anlamlı bir proje de olamaz…

Barış Umudu ve Başbakan!

30 yılda 30 bin genç cana kıyılan savaş sürecini, şu veya bu şekilde sona erdirecek olan her kim ya da kimler olacaksa, büyün ruhum ve bedenimle yanlarındayım.

Bir insan hayatı savaş gerekçelerinin toplamından daha kıymetlidir. Şehit kanı üzerinden siyaset yapanların, insan hayatının değeri üzerine biraz okuma yapmalarını tavsiye etmekten fazlası gelmiyor elden. Bu kirli savaşta Koç’un, Sabancı’nın, Şahenk’in, Ülker’in çocukları değil, yoksul halkın çocukları ölüyor. Uyanmaya ne dersiniz?

“Trabzonspor’u düşürelim”

Şike çetesinin ve onun nemacı başı Kulüpler Birliğinin başkan ya da temsilcilerinin kendi aralarında yaptıkları konuşmaların ses kayıtlarında, hakkını aramak için kararlılık gösteren Trabzonspor’un cezalandırılması ve gerekirse küme düşürülmesinden bahsediliyor. Belge henüz kanıtlanmadı ama yalanlanmadı da…

Bu konuşmaları aşağıda okuyabilirsiniz.

Soru şu;
Şampiyonluk kupasını alma sözü verdi gerekçesiyle kendi kulübünü tarihinin en karanlık noktasına taşımış ve hakkında çeşitli usulsüzlük davaları açılmış bir adamı futbolun başına getiren TS Başkanı ile TFF Başkanı arasında başka anlaşmalar da yapılmış olabilir mi?

İŞTE O ÇİRKİN KOMPLO

Şener Erzik Kulüpler birliği toplantısından önce telefonla TFF başkanı Yıldırım Demiröreni arar. Kulüplerbirliği toplantısı gerçekleşeceği gün Erzik ,TFF başkanına ” Trabzon ve Türkiye’den UEFA’ya her gün yüzler mail ve şikayet geliyor. Fenerbahçe’ye neden ceza vermiyorsunuz diye… “

Demirören
” Biz bu işi kendi aramızda halledeceğiz siz disiplin kurulunu biraz daha oyalayabilir misiniz ?”

Erzik
” Yok imkansız yakın bir süreçte disiplin kurulu kararını verecek ama dediğim gibi ortalık çok ciddi karıştı UEFA da bu yazılardan dolayı

Demirören
“Ben bu y…… Sadri’ye söyledim rica ettim “UEFA ya yazı göndermeyin diye yine de gönderiyor. Bunlar adam olmaz. Laz kafa işte.

“ERZİK : “Tamam bilginize yani burası karışık “

Demirören ” Tamam başkan sağol ben toplantıya giriyorum”.

Demirören içeri girer ve İlhan Cavcav çağırır.

Demirören :
İlhan abi bu Şener başkanla görüştüm her gün hala yüzlerce mail gidiyormuş

Cavcav :
Bu işi destekleyecekler belli Fenerbahçe, Sivas, Eskişehir, BJK, Ordu,, Elazığ, Karabük, ve diğer Anadolu takımları… bunlar mahyakmı yahu.

Cavcav :
Kafalarına s…çayım ben bunların. Şimdi sana düşündüğümü aktarayım başkan Ban Halil e konuşayım biz bu Trabzon konusunu bence kökten çözelim. Bana kalsa bunları Avrupa kulüpler birliğine ortalığı yaygaraya veriyorlar diye şikayet edip bu sene Lig düşürelim..Biz Kulüplerbirliği olarak karar aldık mı Trabzon’un işini bitiririz Bir sorun Galatsaray olur ama onları da korkuturuz.

Demirören:
Ben Fikretle görüşürüm Anadolu takımları destekler bir sorun Bursa ile Galatasaray yapar. Dediğin gibi onları da aşarız ama iyi düşünmemiz lazım Bakanla da bir görüşelim, o onay verirse siyasi gücü arkamıza almış oluruz, kimse de bir şey yapamaz.

Cavcav :
Ben Halil ile bir görüşeyim başkan sana haber veririm sonra.

Demirören :
Tamam abi.” Sorun değil %90 arkamıza alırız iş orada bitiyor zaten.”

Halil Ünal :
Siyasi irade ne diyecek bu konuya ortalık ciddi karışacak bence.?

Cavcav toplantı sırasında Halil Ünal’a bir nabız yoklaması yapar oda hemen “çok güzel bir teklif ama ciddi tepki alırız. Basın ne der…

Cavcav:
Basını da ayarlarız nasıl olsa siyasiler Fenerbahçe’yi kurtarmamızda olumlu mesajlar verdiler.

Halil Ünal
İlhan abi bunu bayramdan evvel kesinlikle açıklamayalım bu tip girşimi .Ortalık karışır bu işi biz punduna oturtturup basına da
kademe kademe haber yaptırtıp Seten, Çeliker, Serdar ali v.s milletin zihnine öncelikli olarak yerleştirelim sonra bir hamlede kararımızı
veririz bence.

Cavcav:
Zaten amacımızda başarılı olmasak da Trabzon’u susturmuş oluruz Bak yaygara yapma senin işini bitiririz gibisinden.

Cavcav toplantı bittikten sonra Demirören’in yanına gider ve konuyu az çok hallettiğini iletir, ve ona, ” Başkan sen şimdi bir açıklama yap
Bu Sadri gelmedi ağzının payını ver de biraz kapasın çenesini “

Demirören kısa bir süre sonra basın mensuplarına şu açıklamayı yapar.:
” Sürüden kaçanı KURTLAR yer “……………….

Oral Çalışlar Neden Yalan Söylüyor?

Taraf gazetesinin ülke siyasal tarihindeki önemi yadsınamaz. Öyle ulusalcı ezberlere kafa sallayıp bir yerlerden yönlendiriliyor gibi şavul düşüncelere sadece güler geçerim. En azından ben 5 yıllık süre içinde bu yönde zerre bir bilgi-belge sahibi olmadım, belgesi olan varsa ortaya koysun, çamur izi bırakmak da bir iştir elbet ama bunu yapana insan demekte zorlanırız.

Ben Taraf’ta yazmaya başladığımda 3 temmuz lağımı henüz patlamamıştı. Başından beri sportif ahlakı önceleyen ve tribünlerdeki faşist havayı ve kitleyi biraz daha hayatın merkezine çekmeye çalıştım. Ne kadar başardım bilmeme elbet, ama nir Nazım Hikmet imzalı kardeşlik “türküsünün” tribünlerde ünlenmesi en büyük ödülümüz oldu. Kaptan Ahmet Altan’dı, sağ olsun

Sonra 3 Temmuz lağımı patladı. Futbolumuzdaki çıkar ittifakı olanca mide bulandırıcılığıyla ortaya saçıldı. İddialar, tapeler, belgeler, dolarlar, pezevenkler, yeminler derken mahkeme süreci başladı ve malum son; Şike sabitti ve Trabzonspor’un şampiyonluğu Fenerbahçe şikesiyle çalınmıştı! Taraf bu süreci de olanca yalınlığı ile ve cesaretle sayfalarına taşıdı. Kaptan yine Ahmet Altan!

TFF dediğimiz Rıdvan Dilmen destekli yapı ve onun sipariş edilmiş izlenimli diğer kurulları şikeyi halının altına süpürmeye başladılar, Taraf da bu oryantalist komediyi kendi üslubunca eleştirmeye, okurlarına doğru bilgi vermeye, İstanbul Yerel Sipol basınının yalanlarını, görmezden gelişlerini mesleğin şerefini kurtarmayı sürdürdü. Yine Ahmet Altan güveni vardı.

Bir şeyler oldu sonra, Ahmet ve Kerem Altan’la birlikte Yasemin Çongar da ayrıldı Taraf’tan. Bu aslında taraf’ın kalbinin durmasıydı, o günden sonra Taraf bana göre yaşam destek ünitesine bağlandı. Bu değerlendirmem elbet fazlasıyla subjektif ve gazeteye emek verenlere haksızlık. Lakin , gazete ile “profesyonel” bir bağı olmayan biri olarak bu kadarcık subjektivitenin hoş görülmesini beklemek hakkım olsun

Sonra bir şeyler oldu ve gazetenin başına daha önce bu çapta bir deneyimi olmamış Oral Çalışlar getirildi. Kendisinin bu göreve hangi Saiklerle getirildiğini bilemiyorum, gazetenin sahiplerinin bir bildikleri mutlaka vardır. Ama kişisel düşüncem şudur; Türk solunun “ihbarcılığıyla” meşhur geleneklerinden biri olan PDA (Proleter devrimci aydınlık) dayanışması Oral Çalışlar’ı , Taraf gibi haylice bir ağırlığa sahip gazetenin başına taşımıştır. PDA kliğinin ilk icraatı da, Cengiz Çandar başta olmak üzere, kendine “aydın” tanımı yüklemiş bazı figürleri kendi yazdıkları ve söyledikleri üzerinden ifşa eden Sedat Tunalı’yı Taraf’tan kovmak olmuştur

Oral Ç, kendisine yazılan maillere yanıt verirken , “ Sedat Tunalı insanlara hakaret ediyor, bu bakımdan” türü yalanlara başvuruyor. Yazılarım orta yerde duruyor, ağır “edebi” eleştiriler olduğunu ben de biliyorum zaten, amacım tam da bu. Ama asla hakaret yoktur. Var olduğunu düşünenler için mahkeme kapıları açık, neden o yolu denemeyip de yalan denen çukura iner insan?

Çünkü amaç başka;

Çünkü Sedat Tunalı, şike çetesinin başkanlık ettiği kurumun kongre üyesi olan savcı ve Yargıtay daire başkanlarını afişe etti

Çünkü Sedat Tunalı aile düzeninin bozulması ve ekonomik çöküntü yaşamak pahasına göze gölz demeye, hiçbir tehdite papuç bırakmamaya devam etti

Çünkü Sedat Tunalı savaşımını renklerine gönülden bağlı olan saf ve temiz taraftarlar üzerinden değil, sistemden beslenen çeteler ve elemanları üzerinden verdi

Çünkü Sedat Tunalı kendi saltanatlarının ve kazanımlarının korunması uğruna ahlakı ve adaleti Yüksek kaldırım sermayesine dönüştüren çetelere layık oldukları dilden konuşmaya yazmaya devam etti.

Üstü kapalı, açık birçok tehdit aldım. Eminim ki Sayın Ahmet ve Kerem Altan’ın bana ulaşmadan kestirip attıkları tehditler de olmuştur. Çünkü Altan ailesi yüksek bir ahlaktan besleniyordu ve bazı düşüncelerime katılmasalar da, hakaret unsuru olmamak kaydıyla, düşüncelerimi ifade özgürlüğüme saygı gösteriyorlardı.

Türkiye’de ahlak , adalet ve demokrasi cephesinin Ahmet Altan’a koca bir teşekkür borcu var

Kendisinin “diliyle” konuştuğumuzu varsaydığımızda da ortada acı bir soru yanıtını arayacak;

Sayın Ç, size göre Şükrü Saraçoğlu azılı bir faşist ve varlık vergisiyle en az 25 azınlık vatandaşımızın katili olmuş bir faşist değil de bir barış gönüllüsü, bir demokrat mıdır?

Behey Oral Ç!

Kimseye hakaret etmediğim ortada, Saraçoğlu da bir faşist ise, ki öyle olduğu çok açık, bu durumda siz acınası bir yalancı ve infazcısınız

Trabzonspor Asalakları

Yazmaktan yorulduk, değişen zerre bir şey yok.

Taraftarlığı markayı sömürme çukuruna düşürmüş onlarca taraftar grubu tek bir başlık altında birleşmeden, Trabzon’un kötü bir İstanbul kopyası olmaktan başka şansı yoktur. Şenol Güneş önderliğindeki mucize 82 puan kimseyi yanıltmasın, bu yapıyla tekrarı olmayacaktır.
Trabzonspor kendi kurdunu içinde taşıyan bir ağaçtır. Ve kurtların sayısı o kadar artmıştır ki, ağacın özsuyu kurumak üzeredir. O su kuruduğunda ortada ne ağaç kalır ne de başka bir şey.

Sadri Şener “yapısından”, bu hastalığın tedavisi çıkmaz. Besleme taraftarlık yönetim desteği olmadan yaşayamaz. Besleme taraftar ve yönetim birbirine destek olmadan bu soygun düzeni devam edemez. Daha yazayım mı, anlamadınız mı hala?

Taka’nın sahipleri

Taka gazetesinde zaman zaman yazılarım çıkıyor. Ve şimdiye dek tek bir yazıma sansür koyma talepleri olmadı. Bunda benim karakterimin elbette etkisi var, lakin Sancak ailesinin demokrasi anlayışına ve cesaretlerine teşekkür etmek de bir borç, teşekkür edip ödeyelim.

Taraf yazılarıme neden son verdi

Köydeki amcam ya da Moloz’daki balıkçı Sami’nin anlayacağı dilden kısa yazayım;
Şike çetesi ve kör fanatik Azizbahçeli yazar, çizer güruhunun baskılarıyla yazılarıma son verildi , gerisi “demokratik” teferruat.

Trabzon Küme Düşer mi?

Birkaç hafta önce benzer bir yazıyla bu soruya yanıt aramış ve , paraya endeksli “ahlaksız” sistemin, pastada yüzde 5 gibi ciddiye alınacak bir pay sahibi olan Trabzonspor’un “kirli ellerce” ligde tutulacağını belirten cümleler kurmuştum
Artık emin değilim. Bu takımı kuranlara çok dualar! Edeceğiz, her şey mümkün. Ligde TS’den daha kötü oynayan bir takım daha var mı? E hakemler ve TFF de karşında? Bursa deplasmanından 3 puan çıkarsa ne ala, çıkmazsa mualla!

1461

1461 Trabzon iyi gidince sahip çıkanlar arasında savaş başladı. Kimse kimseyi kandırmasın, Serkan Kılıç denen romantik ve cesur adam olmasaydı bugün böyle bir takım olmayacaktı.
Şu utanç günlerinde bu futbol şehri ayakta durabiliyorsa, hala, Serkan Kılıç , Hayrettin Hacısalihoğlu Mustafa Akçay ve ekibi sayesindedir. Satıp satıp yiyen müflis tüccarlara bakmayın siz, şaşkın haldeler.

Kayıp İlanı!

Birkaç yıl önce kongre tarafından seçilen ve Trabzonspor’u yöneteceği söylenen bir takım insanlardan haber alınamamaktadır.
Gören ya da duyanların insaniyet namına Divan Başkanlığına haber vermeleri önemle rica olunur!

şükrü saraçoğlu okan üniversitesi ve “oral ç yalanları”

Şükrü Saraçoğlu Trabzonlu olsa ne olmasa ne?

Cumhuriyet tarihinin en faşist başbakanlarından biri olarak bilinir kendisi. Fenerbahçe’yi de bir diktatör gibi yönetmiş ve zaman zaman devlet olanaklarını kulübüne akıtmış.Bugünkü kıyakları görünce o zamanki “aktarımları” masum bulduğumu söylemem gerek. Zira o dönemde diğer tüm kulüpler gibi Fenerbahçe de bir “spor”kulübüydü ve sevgi karşılıksızdı.

“Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız” diyen birinin Trabzonlu olması kimi şaşırtır ki zaten?

Bir maçta Fenerbahçe’nin attığı bir golü ofsayt gerekçesiyle iptal eden yan hakemin lisansını bir gecede iptal ettirdiği söylenir. Bugünkü yönetime ne kadar benziyor değil miJ

TBMM’de tek maddelik bir yasa geçirterek İttihadspor’un kullanımında olan sahayı Fenerbahçe’ye devrettirdi. Maddede şu yazıyordu; “Aynı semtin iki takımı varsa saha üye sayısı fazla olana verilir”. Nasıl bir şey hatırlattı mı bu Vandalizm sizeJ

Varlık vergisini çıkartan Başbakan olarak binlerce masumun kanına girmiş olması da eminim çoğunuzu şaşırtmamıştırJ

Sonsöz;

Benim için Şükrü Saraçoğlu’nun yanında Ogün Samast bile masum kalır, ki Samast da tıpkıSaraçoğlu gibi, kendi dilinden ifadeyle Fenerbahçelidir.

Fenerbahçe camiasıSaraçoğlu’nu da Samast’ı da tepe tepe kullansınlar, ama Trabzon’a bulaşmasınlar lütfen.

Bir cümle de Fenerbahçe’ye gönül düşürmüş azınlık kardeşlerime; Stockholm sendromu genetik kodlarınıza mı sızdı, nedir haliniz?

Vakıfay – Volkan Konak Gecesi

Kızılay’ın eski Genel Başkanı Tekin Küçükali kendini sosyal alanın dışında tutamadığından olsa gerek, ve belki çokça da kendi çocukluğunda saklı çaresizliğin etkisiyle, yine yoksul ve başarılı çocuklara el atıyor.

Yoksul çocukların“hamilerinden” biri de kuşkusuz Volkan Konak. Elinden geldiğince elinde-avucunda ne varsa paylaşan ve paylaştıkça mutlu olan bir karakter olan Konak, bu projede Vakıfay’a destek veriyor.

Konser Haliç Kongre Merkezi’nde2 Mart Cumartesi saat 20.00 de.

Emre B’nin küfürleri

Victor Hugo’nun sözüdür hani; “Ey şair! Bana yağmurdan söz etme, yağdır” der büyük yazar.

Emre B, son Kasımpaşa maçında da önüne gelene küfretmişmiş! E bunun haber değeri yok ki artık. Adam köpeği ısırdığında haber olur, köpek adamı ısırınca değil.Hem Zaytung’a göre son maçta beyaz futbolcu ve antrenörlere de küfreden Emre B, herkese eşit mesafede olduğunu ve asla ırkçıolmadığını belgelemişJ

Bu arada Trabzon’un Fenerbahçe hayranı ve kongre Üyesi Valisi sorumuza hala yanıt vermedi, yineleyelim;

Sayın Vali;

Emre B’nin Maçka’ya yaptıracağı okula siyahi çocuklar da kabul edilecek mi!?

Hırsızlığı Meşrulaştıran Okan Üniversitesi!

Okan Üniversitesi halen dosyası Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde olan ve şikeden 6 yıl 3 ay hapis cezası alan Aziz Y’ye onur ödülü vermiş.

Anadolu YakasıHakim ve Savcılarının meşhur Nakkaştepe buluşmasını organize eden kişi de Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Mustafa Koçak’tan başkası değildi,yani şike davası sanığı ve FB Kulübü avukatlarından Talat Emre Koçak’ın babası.

Okan Üniversitesinin sahibi sayın Bekir Okan bu değersizleşmenin ne kadar farkında onu da bilmiyorum haliyle. Ama bu değersizleşme mutlaka etkisini gösterecektir. Ahlaktan yana olup da evladını Okan Üniversitesi’ne yönlendirenler artık birkaç kez düşünseler iyi olacak