Chelsea mi Fener mi?

31 Mart 2008 Pazartesi
İçimden bu ligi yazmak gelmiyor. BJK’lılar uçakta yenilginin nedenlerinden biri olarak gördükleri hakemi taciz etmiş, Galatasaraylılar Kalli’yle dalga geçme dozunu diplere indirmişler, Trabzon Victor Hugo’ya rahmet okutuyor, favori takımım Kayseri evinde kaybolmuş..Neyini yazayım?? Yazılmaya değer tek takım olarak Sivasspor kalıyor, “Korkunç İvan” 4×4 Çetkov’un performansına alkış tutmamak hainlik olur, O’nun özelinde Sivas camiasına bin selam gönderip içimizdeki Sivas sevgisini “dondurucuya tıkayan” Bülent Uygun’a da bir çift laf edelim: Sayın Uygun son “Trabzon’a teşekkür” kurnazlığınız, yani, bu kadar köylülük biraz fazla olmadı mı? Acaba bu açıklama ligin son maçında Fenerbahçe’yi konuk edecek olan Trabzon’a şimdiden gaz verme amacı taşıyor olabilir mi? İnanın bunlara hiç gerek yok. Siz bir futbol maçından Arap- İsrail savaşı çıkaracak kadar çukurlaşsanız da, bu şehir son maçında Fenerbahçe’yi yenmek için elinden geleni yapacaktır, çünkü bu şehri var eden değerler sizin kavrayış evreninize sığmaz..Keselim..

Şimdi kendimize şu soruyu soralım.
Çok değil sadece 2 yıl önce böyle bir eşleşme ile yüzleşseydik kaçımız bu soruyu sorabilir ve “Chelsea mi Fener mi?” diyebilirdik? Aziz Yıldırım ve renk körü olmuş en fanatik Fenerbahçeliler dahil hiç bir akıl sahibi bu soruyu soramazdı, zira herkes bilirdi ki ortada bir retorik var ve bu eşleşmenin sonucu bellidir.

Şimdi de elbette favori olan temsilcimiz değil adalı mavilerdir. Zaten herhangi bir maça “favori” olarak çıkamadığınız müddetçe gerçekten büyük olmanız da imkansızdır. Yani Fenerbahçe mavileri 2 maçta da sürklase etse eğer üçünü maçın favorisi yine rakibiniz çıkıyorsa, ki çıkar, büyük olan rakibinizdir siz değil. Bu pencereden bakınca Türk takımlarının önünde çoook uzun yıllar olduğunu söyleyebiliriz. Bu faslı fazla uzatmadan gündeme dönelim yine..

Fenerbahçe, iyi konsantre olduğunda her rakibiyle boy ölçüşebileceğini birçok kez gösterdi. Bana göre takımın “gizli beyni” olan Deiwid’in yokluğunda bile en önemli rakiplerinden birini güle oynaya saf dışı bırakabilecek bir performansı pilav üstü birbuçuk rahatlığında yaşattılar. Annemizin ligi için yeterli olsa da, Şampiyonlar Liginde bu rahatlığı bulamayacağımız, pilav üstü derken patlıcan oturtmaya gelebileceğimiz de büyük bir olasılık.

Benim için Fenerbahçe – Chelsea maç terazisinin bir kefesinde dirhem dirhem de olsa “Fener eleyebilir” görmek bugün için ziyadesiyle keyif vericidir. Bu saatten sonra Fenerbahçe elense de bize şunu göstermiştir: Bugün elenebiliriz ama birgün Chelsea maçına mutlaka favori olarak çıkacağız! Olay budur!
Buraya bir arkadaşımın gönderdiği bir “dua”yı ekleyelim şimdi;
Fenerbahçe taraftar sitelerinden birinde, sanırım antu.com, Chelsea maçıyla ilgili “dua forumu” açılmış, işte o güzelim dualardan biri:
Chelsea MaÇı Dua Topiği

allahım chelsea li defans oyuncularının hücüm oyuncularımızın karşısına geçince ayaklarının titremesini� kademelere girememelirini� hava toplarına çıkamamalarını nasip eyle� kalecilerininde kaleye çektiğimiz şutlarda topu kaleye girdikten sonra görmesini nasip eyle� orta saha oyuncularının ayaklarında ki dermanı alki pres yapamasınlar� alexi rahat bıraksınlar ki nefis ara topları atsın yarabbim. Rakip takım forvetlerinin kaleye şut atarken ayaklarının çimlere takılmasını nasip eyle allahım. Bu müslüman kullarının dualarını kabul eyle yarabbim. Amin.
Tarihten bir alıntı ile bitirelim ve soralım; bu cümlenin sahibini değilse de tarif edilen dar sokakların sahibi kulüpleri bileniniz var mı?
“Bundan sonra teknik direktörlük yaparsam dört duvarı dar sokaklara açılan bir kulübün takımını seçeceğim. Çünkü bu oyunun geleceği sokak ve dar arsa futboludur”

Bir cümle de spor yazarı Mehmet Demirkol’a edelim. Demirkol kardeş BJK tribünlerinden Alex’e yönelik şiddeti yorumlarken; ” Birkaç kendini bilmezin hareketini tüm tribünlere mal edemeyiz” türü beylik cümleler kurmuş, duyduğumca, yanlışsa şimdiden özür..
Adama şunu sorarlar; 3-5 kişinin şiddetini tüm camiaya mal etmeme doğrunuz, Trabzon – Sivas maçında nerelere kaybolmuştu!? Bunun adına ne demeli şimdi, bilmiyorum…

Reklamlar

Fener hakkıyla..Bu Nasıl Trabzon!?

27 Mart 2008 Perşembe
Fenerbahçe bu maçla şunu gösterdi aslında.
Hani Fenerbahçeliler sık sık dile getiriyor, biz “Fenerbahçeli olmayanların” da ” abartmayın, kuzguna yavrusu şahin görünür durumları bunlar, kendinizi kandırmayın” gibi cümlelerle küçümsediğimiz sarı lacivert bir tesbit vardır: Fenerbahçe Futbol Takımı Türkiye Ligini aştı!
Kendi adıma, İnönü Cehennemi diye yutturulan ve aslında ev sahibi takım oyuncuları için cehennemden de beter olan deplsamandan, bir halı saha rahatlığında 3 puan çıkaran Fenerbahçe, artık benim için de, ülke standartlarını aştığını, aşabildiğini göstermiştir! Lamı cimi yok, şampiyonluktaki en büyük rakiplerinden birini, kendi evinde, bu kadar rahat yenebilen bir takıma belden aşağı vurmak yerine hakkını teslim etmek daha “erkekçe” olmaz mı, ne dersiniz?
Önce Sivas sonra da BJK deplasmanları, Fenerbahçe’nin konsantre olabildiğinde tüm rakiplerini zorlanmadan ve halı saha maçı rahatlığında al aşağı edebildiğinin belgeleri olarak istatistiklere kayıt düştü. Kimse kusura bakmasın, buna 2 hafta önceki ben de dahilim, Fenerbahçe bu maçta şunu kanıtladı; bu ligin şampiyonu ben olurum, ama eğer istersem!!
BJK, hazırlanış olarak derslik beraberlik golünden sonra kısa bir süre oyuna hükmetti. Ancak bu kısa süre, bazı siyah beyaz kramponların ukalalık-sorumsuzluk sınırlarını çok zorlamasıyla çabuk harcandı ve Fenerbahçe yeniden üstünlüğü ele aldı. Haftaya Sivas deplasmanındna çıkarılacak 3 puan şampiyonlar ligi mücadelesine devam, kaybedilen her puan da elveda demek olacaktır. Ertuğrul Sağlam’a ben de üzüldüm ama, Trabzonspor kadar değil elbet..

ANKARA İSTEDİĞİNİ ALDI!
İlk cümlemiz şu olsun ki, yanlış anlamaların önüne geçelim: Bu takımı Ersun Yanal kurmadı, eleştirilerimiz de ona değil haliyle.
Trabzon takımını izlemek futbolseverler için hatrı sayılır bir işkence, malum. Bu işkencenin bordo mavi renklerle gönül bağı kuranlar için katmerlendiğini söylemeye lüzum yok, o da malum..Hele Yattara da yoksa keçiboynuzu mübarek, yala dur ama nafile, hoş keçiboynuzunun da bir tadı var..Neyse..
Hayat yeterince “sorun” ürettiği için olsa gerek, Yattara nın da oynamaycak olması nedeniyle, belki de tüm hayatım boyunca 2. veya 3. kez canlı yayınlanan bir Trabzon maçını izlemedim, içimden gelmedi. Emeği geçenleri kutlar adreslerine yeter niktarda kına gönderdiğimi de müjdelerim.
Bir maç kazanılır, kaybedilebilir, eyvallah!
Bir takım istikrarsız bir görüntü de çizebilir, eyvallah!
Futbolcu kadronuz “ilkel tarım aletleri gezici sergisi” de olabilir, mümküni görüldüğü üzre, eyvallah!
Teknik kadronuz, arkalarında durmayan yönetimden kaynaklanan güvensizlik nedeniyle performans diplemesi yapabilir, eyvallah!
Hepsine eyvallah!
Da;
Yahu bir takımı oluşturan 11 muhterem, ligde kalma mücadelesi veren bir rakibe karşı tek pozisyonuna uzatma dakikalarında girme utancıyla nasıl yaşar? Hadi onlar yaşıyor, alıştılar diyelim, bu takımın adı nasıl olur da Trabzon olur!!!Bu arada Tolga ve Umut’a yönelik eleştirilerime komik karşı eleştiriler geliyor. Hüseyin’i korurken Trabzonlu olduğumu dile getiren kimi okurlar, Tolga’nın nereli olduğundan elbette haberleri var, ama belli ki birilerinden akıl alanlar da var içlerinde. Umut’un iyi niyetinden asla kuşkum yok, her yazımda da belirtmişimdir, ama Trabzonspor’da oynamak için iyi niyetten fazlası da gerekir. Hüseyin’in aldığı parada gözüm yok, ama o kadar da değil elbet!
Şehir her geçen gün küçülürken, şehri ve takımı idare edenler daha teknik direktör kaosunu bile önleyemeyecek bir yetersizlik içindeler.
Takım sıradan bile değil, yönetim umutları boşa çıkarmanın provalarını yapıyor, taraftar umutsuz, Sedat Tunalı bile maç izlemez olmuş..
“Atanı Umut sektireni Tolga, ne olacak ki başka” diyenler oldu biliyorum..İnanın başka söze gerek yok. O tünelin ucunda bir ışık görünüyor ya hani, korkarım ki o “güçlü” ışık, farlarını halojenleştirmiş trenin ışığı..
=============================================================
Lig Radyo’da sevgili Yavuz Saltık’ı dinlerken öğrendim. Trabzonspor’un herşeyi! Bayındırlık Ve İskan Bakanı Sayın Faruk Özak “İşler çok kötüye gidiyordu, ben olmasam Trabzon olmayacaktı” buyurmuş. Trabzon’da yayınlanan İlk Haber gazetesinden Cevat Ocak imzasıyla yayınlanan habere bir yalanlama gelmediğine göre bu açıklama, maalesef, doğru. Bir camia, ki Trabzon gibi bu ülkenin en büyük lobisi olabilecek bir camia, bu açıklamaya sessiz kalıyor ve bu golü yiyorsa, kimse kusura bakmasın ve Fenerliye, Sivaslıya Çorumluya kızmasın; Trabzon büyük filan değildir!!

Sayın Özak’ın Trabzonsporla ilgili kaygı duyması, her koşulda ve yerde görüş belirtmesi, görüşlerinin alınmasını son derece doğal ve hatta gerekli görenlerdeniz. Kendisinin şehre ve takıma yönelik kaygılarının, siyasi hesaplarından önde geldiğine de inananlardanız hatta. Ancak bir camianın varlığını kendi varlığına “mahkum” kılmak, bilerek veya bilmeyerek, sadece kendisini değil camiayı da küçük düşürür. Maksadı aşan bir açıklamadır diyelim ve daha fazla irdelemeyelim..

Trabzonsporlu “hesapsız gönüldeşler birliği” 6T1S sitesinin kurucularından, Trabzonspor ve Trabzon aşığı olan “Antalyalı Emre” kardeşim, telefonla sitemlerini bildirdi, ki ziyadesiyle haklıdır. Kimi taraftar sitelerini “idare eden” ve bana bile komikçe iftiralar yönelten zevat yüzünden buralardan olabildiğince uzak kalmaya çalıştığımdan haberdar olamadığım bir güzellikten söz etti Emre kardeşim. İzmirli bir kardeşimizin öncülük ettiği ve Muş’taki bir ilk öğretim okuluna” bordo mavi” yardımı amaçlayan bu organizasyona tüm Trabzonsporluların omuz vermesini ve işin manevi boyutunun farkına varmalarını istiyorlar.

Alparslan Yatılı İlköğretim Bölge Okulu Müdürü Mehmet Güneş; çeşitli branşlarda faaliyet gösteren okulu için tüm Trabzonsporluları forma yardımına çağırıyor. YİBO’ları bu ülkenin yoksul çocuklarının kurtuluş ve memleket sevgilerinin nakış nakış işlenip ülkeye hizmete dönüşünün üniversiteleri olarak gören biri olarak, bizi bu durumdan haberdar eden Emre kardeşime ve programında yayınlayan Yavuz Saltık’a kalbimin derinliklerinden kocaman bir teşekkür gönderiyorum.(Geniş bilgi için http://www.6t1s.com..)

ERSUN YANAL BU ŞEHRİN UMUDUDUR, KIRMAYIN, KIRILMAYIN!
Sadri Şener yönetiminin Ersun Yanal konusunda dik bir duruş sergileyemediğini, kısık sesle çıkan destek cümlelerinin de kimseleri ikna etmediğini, edemediğini biliyoruz, görüyoruz.
Kimi zaman söylenmeyen şeyler söylenenlerden çok daha fazla anlam taşır ve gerçek niyeti görmek isteyen akıllara fısıldar. Trabzonspor yönetimi, bilinmez hangi nedenlerle, Ersun hocayla çalışmamak için bahane arayan bir görüntü vermekte ve bu hal neredeyse taraftarların tamamınca “hadi canım, bu kadar da olmaz, adama bir şans bile vermeden gönderecek kadar aklısız olamazlar” görüşü dillendirilmektedir. Sayın Şener’in akıl hocaları kimlerdir veya bu konuda tüm inisiyatif kendi elinde midir bilemem, ama bildiğim bir şey var;

Eğer Sadri Şener yönetimi yeni sezon hazırlıklarını Ersun Yanal’la yapmaya bir an önce başlamaz ve sezona Yanal’la girmez ise; alternatif hoca kim olursa olsun tartışılacak, Ersun Yanal gölgesi yönetimin üzerinden hiç kalkmayacak ve olası başarısızlıklar yeni yönetimin ömrünü kelebeklere eş tutacaktır. Nuri Albayrak yönetiminin belki de elle tutulur tek “teknik” icraatı olan Ersun Yanal’ı, “para” bahanesiyle dışlamak, kenti ve kendini dışlamaktan başka birşey olmayacaktır. Trabzon sokaklarında ya da gurbet ellerde aklı başında tek bir Trabzonsporlu bile Ersun Yanal’a “bir şans verilmeden gönderilemeyeceğini” biliyor sayın Şener. Yanal’ı bir şekilde “göndermek” ne ahlaki ne de sportif olarak bu şehrin gelenekleriyle örtüşmez. Lütfen hocamızı da yanınıza alın ve çıkın basının karşısına, elele ve dimdik!!
Son cümlemiz “ağlamak” üzerine olsun. Sadri başkan, Trabzonspor Teknik Direktörü’nün yenilgi sonrası “ağlayacak kadar Trabzonsporlu” olmasını arzu ettiklerini söylemiş. Duygusal pencerelerimizden bakıldığında rahatlıkla onaylanabilecek bir düşüncedir bu, ancak ne zamanı ne de yeri uygun düşmemiştir. Siz; Ersun Yanal’ı da Trabzonspor kaybettiğinde ağlayabilecek kadar üzülecek bir noktaya taşımak yerine daha en baştan dışlayarak neyi hedefliyorsunuz bilemem. Lakin bu durumda “en çok ağlayan en Trabzonsporlu” olacak ki, böylesi bir yarışmanın bölge insanının karakteristiği ile hiç de uzlaşmayacağını, söylemeye gerek yok, herkes bilir, Şener de bilir. Ama işte birazcık Eric From okuyan her akıl sahibi, bu açıklamayı besleyen bilinçaltı kendini ele verişini görmektedir. Trabzonspor yönetimi perhizi bıraksın, lahana turşuları yola çıktı bile! Komik bile değil artık fotoğrafınız, bilesiniz..Hem ağlama yeteneği sadece insana mahsus değil, malum bazı sürüngenler de çok zorlanınca ağlayabiliyor.