M.Yıldız B.Yılmaz ve Necip Fazıl’ı anmak..

29 Mayıs 2008 Perşembe

Ceyhun, Giray, Egemen, Colman, Cale, Buğra, İsmail, Sami, Selçuk, Burak.

Trabzonspor”un �işini bitirdiği� 10 futbolcunun ortak özelliği defans ve orta saha oyuncuları olması. İçinizden �Ama Burak� diyenleriniz oldu biliyorum, Burak da nihayetinde hücuma dönük bir orta sahadır.

Bu giriş bir eleştiri habercisi değil, birlikte yapacağımız bir tespitin öncülüdür.

Bir kere, �yoksa bunlar da mı hava cıva!� kuşkusu yaşatmaya hazırlanırken ard arda transferler yapan Trabzonspor yönetimini kutlamalıyız. Zira, transfer denen �Yedi Kocalı Hürmüz�ün ne menem bir şey olduğunu bilmeyen yok.

Şimdiye kadar yapılan transferlerden anlıyoruz ki; Trabzonspor yönetimi ve teknik ekip, �arkayı sağlama aldıktan sonra�, ki arka sağlama alınmıştır, bir iki flaş transferle yeni sezona �mutlak yarışmacı� bir takımla girmeye kararlıdır. Sayın Sadri Şener ve Mahmut Aksu başta olmak üzere; markaya yakışan bu duruş için de Trabzon yönetimine ayrıca teşekkür etmeliyiz.

Gelelim ayrıntılara;

SELÇUK � BURAK

Trabzonspor geçen sezonun ortasından beri Selçuk İnan”la ilgiliydi zaten. Zemin oluşan her ortamda Trabzonspor yöneticileriyle Selçuk”un menajeri ve Manisa idarecileri arasında bu konu konuşuluyordu. Kısmet Sadri beyinmiş, çok hayırlı bir işe imza koyarak önemli bir boşluğun doldurulmasını sağlamıştır. Selçuk gerek oyunculuk yetenekleri gerek saha içindeki tavırları gerekse de hırsıyla bordo mavi formaya layık olabilecek ve takımın şiddetle ihtiyaç duyduğu bir isimdi. Ersun Yanal”ın da ısrarıyla artık Trabzonsporlu olmuştur ve futbolu bıraktığında da �Trabzonsporlu Selçuk� olarak anılma potansiyeline sahiptir.

Burak Yılmaz hakkındaki görüşlerimi beni sıkı takip edenler bilir.

Trabzonspor gibi; varoluş gerekçesini �haksızlığa isyan� olarak gelenekselleştirmiş bir �misyon� takımının formasını en son giyecek oyuncular; rakibine saygı duymayan, �ne olursa olsun ben kazanayım�cılar , arkadaşının emeğinden çalanlardır. Bir oyuna getirildiğine inandığımız kendi evladımız Gökdeniz Karadeniz”e bile �lütfen git� diyebilen biri için, Burak Yılmaz”ın ne büyük sıkıntı olduğunu az çok tahmin edebilirsiniz.

Burak Yılmaz”ın transferi için yönetimi acımasızca eleştirmeyi de gerekli görmüyorum. Zira yönetim içinde de �tereddütlü� isimlerin olduğunu biliyorum. Hatta daha fazlasını paylaşalım; Trabzonspor yönetimi sadece Selçuk”u transfer etmek istemesine rağmen, Manisa cephesi �Selçuk”u alırsanız 3.250 bonservis, ikisini birden alırsanız 4.000� diyerek , Trabzon yönetimini, neredeyse, bu transfere mahkum kıldı. Yani Burak Yılmaz”ın Trabzon”a maliyeti 750. bin avro gibi görece uygun bir fiyat oldu.

Bir futbolcuyu tek bir yanlışıyla idam sehpasına gönderme heveslisi değilim, bu yanlış �her şeyi özetleyebilecek kadar sarih� de olsa, üstelik.

Ama Burak Yılmaz şunu aklından hiç çıkarmamalı;

Beşiktaş”ta oynarken eliyle gol attığında “kimse sesini çıkarmadı nasıl olsa�dan beslenerek, (Başta Erdoğan Aktaş ve Ulvi Yanardağ olmak üzere “baba hakkı” geleneğinden haberdar birçok BJK’lının olmaz olsun isyanını da ekleyelim. Tabi 12 Eylül sürecini “insanca” anlatmayı becerebilen ender isimlerden “eski gomonist” Hilmi Alişanoğlu’na da uyarısı için teşekkür ederek kapamalı parantezi) aynı işi sakın ola Trabzon formasıyla da yapmaya kalkmamalı. Bu forma bordo mavi. Bu forma önce kendine güven, sonra da rakibe ve emeğe saygının sembolüdür. Bu forma Kazım Koyuncu, bu forma şehit Mehmedim, bu forma Tatar Ramazan”dır..

MEHMET YILDIZ TRABZON”A UYAR MI?

Oyunculuk özellikleri açısından bakalım önce

Evet, �Yaylaların Yiğidi� Mehmet Yıldız”ın oyunculuk özellikleri ve partneri olarak düşündüğümüz Umut Bulut”un özellikleriyle buluştuğunda, ortaya şöyle bir tablo çıkar;

Forveti Mehmet ve Umut olan takımın rakibi kim olursa olsun kendi sahasından çıkmakta büyük sıkıntı yaşar. Yani Trabzonspor, biri çok iyi top saklayan (�Yiğit�), diğeri de tay gibi süratli ve güçlü (Umut) gibi birbirini tamamlayan, ortak özelikleri de �manda gibi güçlü� olan bu iki forvetle lige başlarsa, şampiyonluğun en büyük adayı olur. Adaylarından biri demedim farkındaysanız, adayı olur! Hasılı oyunculuk değerleri bakımından fotoğraf budur.

Gelelim işin ahlak ve karakter boyutuna;

Mehmet Yıldız”ın olaylı maçtaki tavrını en ağır eleştirenlerden biri de bendim ve halen bu eleştirimin de arkasındayım. Ama kendim dahil, ortaya şöyle bir soru soruyorum; Mehmet Yıldız”ın yerinde olsaydık kaçımız aynı tepkiyi vermezdik?? Kıvırmayalım; hiçbirimiz..

Maç sonrası �baltalı adamlar vardı� türü Mehmet Yıldız açıklamalarının, �dolduruş� olduğunu, ve o psikolojideki birinin kolayca �dolacağını� da unutmamalı. O maçtan bana kalan en büyük üzüntü; Sivas teknik heyeti ve yönetiminin �arap-israil savaşı� çukurlaşmasıdır,ki unutulmaz..

Bu panoramik fotoğraftan sonra finali şöyle yapalım;

Trabzonspor Umut”un yanına Mehmet Yıldız”ı �makul bir fiyata� koyarsa şampiyonlar ligine gider,

Mehmet Yıldız olaylı maçta birçok Trabzonsporlunun öfkesini çekmiştir, doğru..Ama;

Trabzonspor büyüktür, affeder�

İHSAN ÖKSÜZ”E GEÇMİŞ OLA..
Geç de olsa tanıdığım ve tanımaktan �kardeşi� olmaktan büyük keyif aldığım gazeteci ağabeyimiz İhsan Öksüz geçtiğimiz günlerde �anjiyo� oldu. Doktorların büyük �gazı� ve yakın arkadaşı Nevzat Şakar”ın samimiyetle sarmalanmış kuşkulu �oğlum ne oliy?� masumiyetiyle apar topar hastaneye koşan Öksüz, boşuna telaşlanmış. Damarlar tertemiz, hiçbir sorun yok. Eh daha yaşın ne başın ne İhsan Abi..Geçmiş ola.

HÜSEYİN, HASAN, ÇAĞDAŞ, KEÇELİ..
Bu dört isim de gidici. Çağdaş ve Keçeli’nin menajerleri harıl harıl kulüp arıyor. Çağdaş önerilen rakamı kabul etmemiş ve dostça ayrılmış. Keçelî’ye ve Hasan’a “kulüp bul” denmiş. Hasan Üçüncü ile Rize ilgileniyormuş ve resmi talep olursa “özel fiyattan” bonservisi verilecekmiş.
Kaptan Hüseyin’le dün (Çarşamba) konuştum. Hüseyin her tür gelişmeye karşı hazır bekliyor. Yunan AEK takımı bir adım önce, ama tarihi bir Rus kentine de ayak izi düşebilir. Bir de hatırlatma;
Kaptan isterse bu yıl bonservisini bedava eline alma hakkına sahipti, ama o sezon içinde takımla sözleşme yenileyerek, giderken de kulübe para kazandırma yolunu seçti. Bu arada Ersun Yanal’ın da yönetime “Hüseyin’i ille de göndereceğiz diye birşey yok, kalırsa ondan da yararlanırım” dediğini iletelim ve bu faslı da kapatalım.

NECİP FAZIL’I ANMAK..
Elbet başka büyük şairleirmiz de var, ama Nazım Hikmet’le Necip Fazıl’ın şairlikleri kıyas kabul etmez bir zirvedir bana göre.
İçinde bulunduğumuz hafta Necip Fazıl’ın doğum (26 Mayıs 1904) ve ölüm (25 Mayıs 1983) haftasıydı. Batıni yönü ölçülemeyecek kadar derin bir şair olan Kısakürek, 1941 yılında Sultanahmet Cezaevi’nde hapis yatmakta olan bir başka “büyük” şairi, Nazım Hikmet’i ziyaret eder. Ve bu ziyaretten şu iki beyit çıkar..İkisini de şükranla anıyorum..İyi ki “bizden” çıkmışlar..

NECİP FAZIL: “Nâzım, benim rejimim olsa seni asardım. fakat bu hiçlik rejiminde (İsmet İnönü faşizmi egemendir) fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmesinden müteessirim. onun için ziyaretine geldim.”

NAZIM HİKMET: “Benim de rejimim olsa, ben de seni asardım. sonra da darağacının başında ağlardım. seni anlıyorum. bil ki bu soylu tarafının daima takdircisi kalacağım.”

Ne demişti Ahmet Arif; “Erkekçe olsun isterim dostluk da düşmanlık da”

Reklamlar

BJK’lı Gordon Olayının İçyüzü! Ve Yıldıray Baştürk

25 Mayıs 2008 Pazar
YILDIRAY BAŞTÜRK DE YOK!!
Bir teknik adama şunu neden aldın diye soracak halimiz yok, haddimiz de değil. Sonuçta teknik adam “en iyilerden” bir kadro oluşturur ve oraya çağrılan her oyuncu bizim için de değerlidir. Ama teknik adam en iyileri seçerken adil olmak gibi bir zorunluluk da taşımalıdır.
Malum; Fatih Terim’in milli takımına “layık” görülmeyenler kervanının son kurbanları Yıldıray, Halil ve İbrahim Kaş oldu.
Yıldıray Baştürk, son yılların en yetenekli “Türk” oyuuncularından biridir, malum. Fatih Tekke ve Mehmet Topuz gibi..
Futbolu oynayanların çok iyi anlayabileceği bir çok “oyun içi” özelliğe sahip olmaısnın yanında, uyumlu kişiliği ve disiplini de ile de örnek olabilecek bu “gurbetçi” oyuncumuzun elbet bazı eksikleri de var;
Mesela kendini eleştiren medyaya kol-dirsek-sıvazlama üçlüsünü çekemeyecek kadar korkak; Mesela askerlik yapmamak için 40 bin takla atmayacak kadar yurtsever,
Mesela maç içinde rakipleirne ve hakeme “aşağılık mahluklar” gibi bakmayacak kadar pasif olması da Yıldıray’ın eksikleri olarak öne çıkıyor. Milli maçlarda talimatla adam sakatlama ve yumruklama eksikliklerine hiç girmeyelim zaten.
Oyunculuk yetenekleri bakımından, kadroda kalan 23 futbolcunun 23’ünden de fazlası var, eksiği yoktur Yıldıray’ın. Tıpkı Fatih Tekke ve Mehmet Topuz gibi..Oyun disiplini ve uyum konusunda da hiç kimseden eksiği yok fazlası vardır Baştürk’ün, tıpkı Mehmet Yıldız gibi..
Ama işte belli ki olmayan şeyleri de var.
Başından beri söyledim, bu milli takım halkın milli takımı değildir. Bu milli takım Fatih Terim’in milli takımıdır.
Halkın Milli Takımında Yıldıray Baştürk de oynuyor sayın Terim. Herşeye rağmen, bu güzel ülkeye olan sevdamızdan dolayı yurda başınızın dik dönmesini dileriz. Tesellimiz, son elemelerinizi oynayacak olmanızdır..
============================================================

Beşiktaş’ın Dinamo Zagreb’ten transfer ettiği Gordon Schildenfeld hakkındaki “görme özürlü” olduğuna dair haberi bugünkü (27 Mayıs) Sabah’ta okudunuz..
Önce şunu belirtmeli, haber eksik ve yanlış..Ben bu konuyu 3 ay öncesinden biliyordum, eh biliyordun da neden yazmadın diyenlere bunun nedenini ve hastalığın ne olduğunu kısaca anlatayım.
Ben bu bilgiyi Gordon’un tedavi gördüğü Acıbadem Hastanesi’nde görevli çok yakın doktor arkadaşım Şafak Çakmakçı’dan öğrenmiş ve öğrendiğimde de cidden çok mutsuz olmuştum. Zira Gordon da kendisinde böyle bir hastalık olduğunu ilk kez Türkiye’deki bu kontrolde öğreniyordu.. Hastalığın adı Multiplskleroz şüphesi, yani kısaca görme ve güç kaybına yol açabilecek bir hastalık..
Kendi alanındaki en yetkin uzmanlardan biri olan Çakmakçı; kontroller sonrası ortaya çıkan bu sorunu gidermek için kortizon tedavisi uyguladığını ve Gordon’un da bu tedaviye başarıyla yanıt verdiğini , dolayısıyla da görmeyle ilgili hiç bir sorununun kalmadığını söylemişti. Şafak Çakmakçı ile bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşmanın ne kadar doğru olduğunu tartıştık, somuçta hem etik kaygı hem de o dönem şampiyonluk mücadelesi veren Beşiktaş’ın konsantrasyonuna zarar vermeme düşüncesiyle bunu yazmamaya karar vermiştik.
Haber üzerine Dr. Şafak Çakmakçı ile bir kez daha görüştüm. Çakmakçı, söz konusu haberin doğru olmadığını, Gordon’un görme yeteneklerinin uygulanan çok başarılı tedavi sonrası herhangi bir sağlıklı insandan farkı olmadığını ifade etti.

Bu haberden anladığım şudur;
Gordon bir sağlık sorunu yaşadı, doğru doktorun elinde doğru tedaviyle sağlığına kavuştu. Sonrası bir Horasan öyküsü.

Hürriyet Spor servisinde çalışırken müdürlüğümüzü yapan güzel insan Nezih Alkış, kaynağı belli olmayan haberler ve durumlar için şu sözü kullanırdı sık sık: HORASAN’DA HALI DOKUNDUĞUNU DUYMUŞ AMA ENİNE Mİ BOYUNA MI BİLMİYOR!
Evet, haberi yazanların penceresinden bakıldığında evet, Gordon kardeşimizde de bir sorun vardı, ama ne enine ne de boyuna..

MİLLİ TAKIMI İZLEMEK..

Lamı cimi yok, herkes kendi çevresinden de gözlüyordur sanırım, kimsede milli heyecan kalmamış! Sürekli oturduğum, gazeteci arkadaşlarla sıkça buluşup hasbıhal eylediğimiz kulüpde tek bir kişi Uruguay’la milli maçımız olduğunu söylemedi, zira bilen yoktu!? Bir arkadaşımız haber kanalı ararken birden maçla karşılaştık!? Dakika 11’di ve biz de maçı izlemeye başladık. Skor her ne olursa olsun aslolan şu; ne yaptılar ettiler bu halkı milli takımdan soğuttular! Buna halkın şaşmaz sağ duyusu mu demeli bilmiyorum ama, İsviçre rezaletinin baş aktörü ve uygulayıcısının beni de temsil ediyor olmasından feci derecede rahatsızım.
Maça gelince; bireysel olarak hakikaten çok değerli oyuncularımız var. Ve topu yere indirdiğimizde başını döndüremeyeceğimiz rakibimiz de yok. Lakin kötü ötesi bir defans anlayışımız ve vasat altı savunma oyuncularımız var. Bu defans yapısıyla 3 ten az gol yediğimiz her maçı başarı hanesine kaydetmeye razıyım..
Gökhan Gönül’ün sakatlığı sağ tarafımıza dair umutlarımı Sabri’ye mahkum kılarken, sol defans hattını da Uğur Boral yerine Hakan Balta’ya teslim edecek teknik adam duruşundan da hiç bir beklentim yok.
Uruguay çok iyi bir takım. Fatih Terim, şampiyonadan Türkiye’ye dönüşü mümkün olduğu kadar geç yapmak istediklerini söyledi, malum. Gruptaki son maç sonrası en geç uçağa rezervasyon yapmayı kasdetmemiştir, umalım ki..Zira bu halimizle bu hiç de şaşırtıcı olmaz. Baksanıza, yumurta kapıya dayanmış biz hala yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan aşamasındayız..Daha 11’imiz belli değil..Hala arıyoruz, da..Neyi??
=======================================

Burası bir spor sitesi ve haliyle önceliğimiz spor. Ama geçmişime dair yazdıklarımı �sol propaganda� olarak algılayan algı ve kavrayış sorunlular başta olmak üzere tüm okurlarımın şunu bilmesini isterim;

Hiçbir cümlemde ya da söylemimde hiç kimseyi bir yöne doğru �iteleme� küçüklüğüne girmedim, girmem, buna tenezzül etmem. Klavye kullanabilecek bir �aşamaya� gelmiş kişilerin de bir özgüven sorunu yaşayarak �bize siyaset yapma Tunalı� türü yanılgılara saplanmamalarını tavsiye ederim. Zira ben , okurlarımın asgari bir zeka ve düzey tutturduklarına inanıyorum. �Siyaset Yapma� diyenlere şunu sormalı; Cem Papila nam ikbal plancısının CHP”den adaylığını yerden yere vururken de ikebana çiçekçilik sanatını anlatmıyor, bas bayağı siyaset yapıyordum? Neymiş; işinize geldiğine suskun kalacağız, işinize gelmediğinde saldırganlaşacağız öyle mi!?

Ben sizleri aldatmadım, sizlere yalan söylemedim, bu yollar benim ayak izlerimi düşürmeye tenezzül edeceğim yollar değildir. Lütfen biraz izan, biraz saygı..

Yargıtay ve Danıştay

Her iki kurum da yaptığı açıklamalarda, siyasi iktidarı, �siyaseten� eleştirerek hadlerini aşmıştır. Hem ahlaken hem de hukuken olmuştur bu üstelik. Türk siyasi hayatının tarihini yazanlar; Yargıtay ve Danıştay”ın, bir siyasi �duruş�un ileri karakolları gibi kendi işlerini bir yana bırakarak, adı konulmamış bir �savaşın� tarafı olarak ortaya çıktıklarını ve adalet duygusuna büyük bir �kılıç yarası� indirdiklerinin kaydını düşeceklerdir.

AKP”ye karşı olmak, varoluş gerekçelerinizi sıfırlayabilecek bir nefretten besleniyorsa, aklın sınırları aşılmış ve �cinnet gemisinin� kontrolünü kaybetmiş yolcularından biri olmuşsunuz demektir.

AKP”yi tehlike olarak görmek başka bir şeydir, halkın oylarıyla gelmiş bir iktidarı �silah ve bürokrasi� ile yok etmeye çalışmak başka bir şey.

Hiçbir politika üretmeden, toplumsal dinamikleri harekete geçirecek, dönüşüm ve değişimleri hızlandıracak tek bir proje üretemeyen, sözde sol bir muhalefetten daha fazlasını beklemek de safdillik, bilirim..
Gerçek �sol�, bu darbeci-bürokrasi işbirliğine karşı durur ve AKP ile mücadelesini demokratik yolardan yapar. Lütfen CHP”yi sol tanımının içine yerleştirdiğimi sanmayınız. ÖDP Genel Başkanı Sayın Ufuk Uras”ı da bu çalkantılı dönemde daha fazla insiyatif almaya çağırıyorum.

FELUKA YENİ MELEK’TE

Yeni Melek’te en son Kazım Koyuncu’yu izlemiş olan yüzlerce kişiden biri olarak ben de, Kazım sonrası ilk kez gideceğim oraya. Biliyorum ki; Kazım’da oradadır ve bizimle horona duracak..Zaten öyle hissetmesem, Trabzon küme düşecek olsa gidemezdim. İşte davetiyeniz..

DENİZ DURDU HORONA
Yeni Melek 31 Mayıs 2008, Cumartesi akşamı, Karadeniz müziğinin tüm zenginliğini sergileyecek bir konser ziyafetine ev sahipliği yapıyor.Denizin, hırçın dalgaların, coşkunun, paylaşımın, horonun ve özünü bozmamış Karadeniz müziğinin buluşacağı gecede, birbirinden önemli grup ve isimler sahne alıyor.

Biletler: 20 YTL (Biletix)

KUZEY YILDIZI SİZİ ÇAĞIRIYOR!
Kuzeyyıldızı Trabzonsporlular Derneği’nin gelenekselleşmeye doğru yol alan halı saha turnuvasının finali 1 Haziran Pazar saat 17’de Çağlayan Motor Meslek Lisesi sahasında oynanacak. Final öncesi Karadeniz’e dair sayısız güzelliğin “sayılı” ünlünün de katılımıyla festival coşkusuyla paylaşılacağını söylemeye lüzum var mı?

Şenol Güneş’e mektup(Eşref hocaya selam)

“Şenol Hocama mektup”

Hocam ben bu yazıyı yazarken siz binlerce kilometre uzakta kimbilir nasıl bir sabaha “merhaba” demek üzere olacaksınız. Belki pencereden Seul kentini seyrediyor, çok sevdiğiniz ülkeniz ve şehrinizle buluşuyordur hayalleriniz, belki çocuklarınızı ve ailenizi düşünüyorsunuzdur, belki sadece yaşıyor olmanın saf tadını yudumluyorsunuzdur, belki de …

Mutluluğu başarıya muhtaç etmiş bir kültüre mahkum edildiğimizden, bu yazıyı kaleme almak için görece “iyi” günlerinizi değil de yine görece “kötü” günlerinizi, saha sonuçlarınızın çok da iyi olmadığı bir zamanı seçtim.

İletişim teknolojisi sayesinde elbet siz de ülkenizdeki ve dünyadaki gelişmeleri, hasılı gündemi izliyorsunuzdur.

Belki gözünüzden kaçan bazı fotoğrafları, hiç rötuşlamadan sizinle paylaşmak istiyorum

Trabzonspor bildiğiniz gibi hocam. Siz bırakıp gittikten sonra hiçbir oyunun hükmeden tarafı olamadı ve her oyunun mahkumu oldu Trabzon. İçinizden acı acı gülüyorsunuz biliyorum, ama gerçek maalesef budur. Değil süper lig, ikinci lig takımlarıyla oynadığı kupa mücadelelerinde bile rakibe “mahkum” edilen Trabzonspor, Pirüs zaferleriyle avunmaya hazır yönetim ve taraftar gruplarının elinde günden güne eriyor sevgili hocam. Sizin döneminizde takım galip oynarken bile sizi ıslıklayan ve istifaya davet eden “besleme güruhları”nın sessizliğine alıştık, asıl korkutucu olan şehirdeki “kanıksamışlık fotoğrafıdır”

Biz çocukluğumuzun Trabzon’unda sizleri tanrısal bir saygı ve sevgiyle izlerdik hocam. Trabzon sokaklarında sizlere rastladığımız zaman göz göze gelmeye bile korkar ve önümüzü iliklerdik. Çocuk sezgilerimizle bilirdik ki; sizler bu şehrin , “ötekilerin” ve bizlerin kimliği ve onuruydunuz.

Bu şehrin mayasında entrikalar var hocam. Fransız İhtilali’nin en önemli portresi olan Robespierre , çok yakın dostu Danton’u idam sehpasına gönderen kararı imzalarken “devrim kendi evlatlarını yiyor” demiştir, bilirsiniz. Bu “hesap adamı” en yakın dava arkadaşını giyotine yollayışını kendince rasyonalize ederek günü kurtarmış ama sırası geldiğinde kendi kellesinin de giyotine gitmesine engel olamamıştır, bilirsiniz..

Futbol literatürüne “ihtilal” kavramıyla birlikte adım atan Trabzon kendi evlatlarını yiyor hocam. Maalesef her ağaç kendi kurdunu gövdesinde taşıyor ve Trabzon efsanesi günden güne erirken siz binlerce kilometre ötede, muhtemeldir ki ötelenmiş bir hayatı “yaşıyorsunuz”

Siz yokken Milli takımımız çok önemli iki maç oynadı hocam, biliyorsunuz. Yunanistan’a aynı skorla yenilecek bir performansı, şansımızın ve Nikopolidis’in büyük yardımlaıyla 4-1 lik galibiyete dönüştürdük. İki gün sonra da yanımızdaydı şans tanrımız. Bu kez adı değişikti ve mucizevi bir beraberlik daha alarak işi epey kolayladık.
Takımın başında siz yoktunuz hocam, İmparator Fatih Terim vardı . Bilseniz ne güzel takım elbiseleri vardı Fatih hocanın, ve ne afili saçları..Bu yüzden kimseler kalkıp eleştiremedi Terim’i. Gülüyorsunuz biliyorum.

Nazım Hikmet 1935 de Kemal Ahmet adıyla bir şiir yayınlar hocam. Birkaç dizesini paylaşmak istiyorum sizinle; adı geçen kişi, bir gazeteciydi ve yoksulluk içinde 30 yaşında ölmüştü.

Kafası
yüzde yüz uygun muydu kafama
bilmiyorum, ama
o benim soyumdandı.

Tutunmak istedi, kaçtılar;
çalıştı, kırbaçladılar;
susadı, kendi kanını içti o!
Parça parça insan kafası satılan,
kaldırımlarında aç yatılan
bir caddeden
mukaddes bir ıstırap şarkısı gibi gelip
geçti o!..

Ne Dramatize ne de idealize etmektir amacım hocam. Orhan Selim’in tam 72 yıl önce resmettiği “kokuşmuş” Bab-ı Ali fotoğrafı fotoğrafı bugün de mekan değişimi ve yeni teknikler dışında aynen süregitmektedir.

Şunu bilmelisiniz ; duruşunuz, söylemlerinizle ve asla biat etmeyen karakterinizle hakim medya için bir ızdırap şarkısı olsanız da; gelip geçen bir şarkı olmanıza asla razı olmayacak milyonlarca insan yaşıyor bu ülkede. Ve sanmayınız ki bu milyonlarca yürek sadece bordo mavice yüreklerdir. Bu ülkede öyle bir damar var ki hocam, sanal adamlarla gerçek adamları kolayca ayırıp herkesi layık olduğunca resmediyor .

Hocam, o uzak ellerde saçınızla urbanızla değil de sadece yaptığınız işle gündeme gelirseniz bize haber edin ki “hasetinden prangalar eskiten” meslektaşlarımızı uyaralım. Kendi çukurlarına kurulup saçınızdan girer ayakkabınızdan çıkarlar, ezilmeyi göze alabilirlerse elbet.. Böcek Çin’de de olsa eziniz hocam!

Cem Papila CHP’den Adaymışşşş!

Tarih: 22.05.2007
NTV Gece Görüşü programında hakem eskilerinden tv yorumcusu yenilerinden Cem Papila’nın CHP’den milletvekili aday adayı olacağı haberi verildi.
İktidar olmak için seçime giren bir partinin, Cem Papila gibi sürekli tartışılan ve uğruna reddiyeler yazılan bir ismi milletvekili adayı olarak öne süreceğine ihtimal vermiyorum.

Cem Papila bu kararı verirken, Türk halkının bildik hafıza zayıflığına güveniyor olabilir, hatta kendisini pek! seven Beşiktaş camiası katledilişlerini çoktan unutmuş olabilir, ama Trabzonlu unutmaz. Ağlamaz sızlamaz Trabzonlu, ama Cem Papila’nın yaptığını asla unutmaz ve unutmayacaktır. Siyasete gireceği için olsa gerek ısınma ve gaz alma turlarına da başlayan Papila bakın ne demiş:
”Ben Trabzonluyum. Bırakın annemin ve eşimin Trabzonlu olmasını, ben Zonguldak’ta Trabzon kültürüyle büyümüş biriyim. Ben o yörenin insanıyım, benim memleketim orası, kendimi Trabzonlu olarak görüyorum. Babam Hopalı.”
Babası Hopalı kendisi Trabzonluymuş.! Bu bir hissediştir buna dair söyleyecek sözümüz olamaz. Ama Cem Papila madem Trabzonludur şunu iyi bilmelidir: Orta zeka ürünü siyasi manevralarla bu zeki insanları kandıramazsınz sayın Papila! Başka kapıya!
Gaz almaya devam ediyor ve üzüntüsünü yaşadığı maçları sıralıyor:
“Yine Fenerbahçe-Trabzonspor maçında yardımcının yanlış tespit edip ofsayttan gol verdiğimiz bir pozisyon var. Keşke yaşanmasaydı dediğim kararlardı bunlar”
Bak şu konuşana! Yani minicik bir hata yapmış, eh Trabzonlular da saf, yediler!
Yemezler!
Trabzon’da herkes Cem Papila’nın o yıl yönettiği her maçta Trabzonspor’u “biçtiğini” bilir. Şükrü Saraçoğlu’ndaki son Papila darbesi, pisliğe dikilen tüydü sadece.
Bizler O Fenerbahçe maçından önceki Gaziantep deplasmanında Trabzon takımını nasıl “ezdirdiğini” ve futbolun efendilerini memnun etmek için tarihe nasıl bir leke düşürdüğünü unutmadık Papila! Simkovyak’ın ayağını kırdılar gözünün önünde, faul bile vermedin, Trabzon takımı sıra dayağı yedi sesini çıkarmadın? Ne adınaydı bu sessizlikler? Tüm bu katkılarınıza rağmen Trabzon takımını durduramayacağını anlayanlar acaba sizi bir tesadüf eseri mi Şükrü Saraçoğlu’na gönderdiler!?. Şekip Mosturoğlu ile olan samimiyetiniz ve Zonguldak’tan Ankara’ya “atanmanızın” bu olaylarla hiçbir ilgisi yoktur. Millet kötü niyetli, siz tertemizsiniz aslında.
Sahi biz Trabzonlular sizin oralardan bu kadar saf mı görünüyoruz??
Cem Papila CHP’den, ya da herhangi bir partiden aday olarak listelere girdiği an; CHP veya söz konusu partiye oy verecek olan Trabzonluların en az yüzde 50 si bu partiye bir çizgi çekeceklerdir.
Parti yönetimlerine duyurulur.
Son olarak da hazretin lig tahminini hatırlayalım
“Bu sene şampiyonluğun Fenerbahçe, Galatasaray ve Vestel Manisaspor arasında geçeceğini, Beşiktaş ve Trabzonspor’un şansı olmadığını belirten Papila, ”Çünkü Beşiktaş takım olamadı. Bu konuda çok önemli zaafları var. Kayseri Erciyesspor maçı sonrası yaşananları televizyondan izledim, arkadaşlığın olmadığı yerde başarı olmaz. Galatasaray’ı geçen sezon şampiyon yapan en önemli faktör takım olmaktı. Ama Beşiktaş takım olamadı”
Bildiğiniz gibi BJK ayağına gelen şampiyonluğu İnönü’de teslim etti Fenerbahçe’ye. Trabzon’un elinden hakemlerce bir kez daha “alınan” Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu tahmin etmek çok büyük bir öngörü, saygı duyar eğiliriz. Galatasaray çok önceden el salladı güzelgeline, Manisa ise hala ligde kalamadı. İster gül ister ağla. Papila’nın BJK ve Trabzon’la harbi bir sorunu mu var nedir? (Şaka şaka..Ama bişe var.)

Bir Trabzonspor Hikayesi..Ve Terry’nin Gözyaşları…

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Üniversite Yıllarım. İstanbul Hasanpaşa’da, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan �sahipsiz� bir ahşap evde yaşayan, yaşamaya çalışan bazen 3 bazen 4 arkadaşız. Şu sıralar Yeni Şafak Gazetesi”nde Yazı İşleri Müdürü olan Sedat Bakıcı, meslek hayatına İngiltere’de devam eden ve bir Türk kökenli milletvekiliyle evli olan Mustafa Çetinkaya ve ben evin demirbaşlarıyız. Bir odamız, bir salonumuz derme çatma bir mutfağımız ve derli toplu bir tuvalet-banyomuz var. Evin tüm yükünü Mustafa çekiyor. Ben sabah ilk ışıkla evi terk eden bir sokak gezginiyim, Sedat akşam 19’da uykuya dalıp ertesi akşam 21 de uyandığında � ulan daha iki saat uyumuşum� pişmanlığında yeniden yatağa gömülen ve horuldayarak yeniden uyumaya devam eden, edebilen uyku manyağı.. Mustafa’ya kalan ise, bu iki Karadenizli arkadaşına bir anlamda �dadılık� etmek. Kayserili kardeşim Mustafa’ya ne kadar teşekkür etsek, yetersiz kalır, bugünden bakınca..

Okulumuz bir vapur uzaklığında.. Hasanpaşa’dan yürüyerek Kadıköy iskelesine iniyor ve oradan vapurla Eminönü’ne, oradan da Mahmutpaşa cenahından okula çıkıyoruz. Okul hayatımız çok renkli, az çok siyasete bulaşmışlığımız var, öğrenci derneği çalışmaları, fraksiyonlar arası fikir çatışmaları, faşistlerle! zaman zaman taşlı sopalı kavgalar, ufak tefek korsanlar ve şaire…Bu ufak tefek tanımının sınırlarını zorlayan eylemlerimiz de oldu elbet, okul işgali ve DGM mahkemelerine kadar sürüklendiğimiz de..Bu fasıl uzun, anlatmak istediğimiz bu değil, bir ara bunu da yazarız belki..

Hasanpaşa’daki bu �vakıf malı� ahşap evimizin iki odasından biri benimdi. Sedat ve Mustafa salonda yatar, tv orada çünkü, ben yalnızlığı seçerdim. Yalnızlık derken hüzünlü bir yalnızlık değildi benimki. Zira baş ucumda Pink Floyd’un bana göre en başarılı albüm kapak tasarımı olan, ayaküstü sohbet ederken üzerlerindeki elbiseleri alev almış iki adam figürlü dev afişi vardı. Hollanda’da yaşayan �dünyanın en güzel ablası� Pembe ablamın armağanı olan volkmenimde de kulaklık marifetiyle aklıma ruhuma işleyen �Wish You Vere Here�, ki saplantı derecesinde kapılmışım..Hele �Shine on you crazy diamond� kulaklarıma dolmaya başlayınca bir tür transa geçerdim ki, halen bu halim devam eder. Pink Floyd”un tam karşı duvarında da �Costa Gavras”ın �Z� filminin afişinden bana her bakışımda göz kırpan bir Yves Montand sıcaklığı.. Gördünüz mü, kim yalnızmış! Pöh..

Ömür defterimizin sayfalarını işte yukarda anlatmaya çalıştığımız şekilde yaşanmışlıklar bölümüne devrettiğimiz günler. Bir yanımız devrimci ama her yanımız Trabzonspor. �Devrimci� olup da Trabzonspor”dan başka takım tutan arkadaşlarımla çoğun sertleşen bir üslupla tartışıyor ve gerekçelerini asla kabul etmiyorum. Bugün de etmem, �forma aşkı renk aşkı� tiradı; �iktidarı� desteklemek için, hele devrimci olduğunu iddia eden biri için, asla kabul edilesi değildir. Bir devrimci, �İktidar�ın temsilcilerine gönül veremez, verirse devrimci olmazdı benim gözümde. Hem devrimci olup hem de üç hacimliden birine gönül vermek o gün de bugün de yaman bir çelişkidir, hasılı..Ben demiyrum kitap yazay!!!..

Uzattık;

Bir eylem ya da ihbar sonrası yakayı ele vermişiz. Gayrettepe zindanındayız birkaç arkadaş..Herkes �ne yapacaklar bize” telaşında, öldürecek halleri yok diyoruz, abartmayalım arkadaşlar bu da geçer, diyorum, bizi �aldıklarını� çok kişi gördü sadece gözümüzü korkutmak istiyorlar, suç üstümüz yok, rahat olun..

Arkadaşlardan biri ailesine haber verme telaşında, diğeri tam tersi inşallah duymazlar diyor, ben susuyorum, ama donuklaşmış bir ifadem var, tırnaklarımı yiyormuşum farkında olmadan.

�Ne o Selo� dedi arkadaşlardan biri � Karadeniz”de gemilerin mi battı oğlum, bize rahat olun diyorsun kendin durgunlaştın, nedir?�

�Yok bir şey� dedim dışımdan, �birazdan öğrenirsiniz�i, içimden..

Kısa bir süre sonra bize su ve şeker getiren şivesinden Karadenizli olduğu açıkça belli olan sivil polisin kulağına bir şey söyledim, � tamam hallederiz� dedi. �Ne zaman geri gelirsin� dedim, � çok sürmez� dedi.

Arkadaşlar, suratlarında binbir surat, � ne oluyor Selo sattın mı bizi oğlum� şakalamaları, elbet içinde kuşku payı da var, �Kebap mı ısmarladın yoksa, tabi burada da buldun Trabzonlu bir polis hemen ayrıcalık, sendeki bu konformist sapma sorgulanmaya muhtaç Selo� dedi diğeri, Maocu Teko. Az sabredin, öğrenirsiniz ne olduğunu dedim, tırnaklarımı yer çene sakallarımı tek tek yolarken..

Neyse, çok sürmedi bizim Karadenizli sivilin dönüşü, yüzünde bir tebessüm..Uzandığım yerden fırladım..

�Ne olmuş?�, gözlerim faltaşı irisi..Diğer arkadaşlarım da parmaklıklara yapıştı, hepimizin gözü sivil polisin dudaklarına kilitlenmiş..

�3-2� dedi..

�eee� dedim, çatlatacak beni..

�3-2 Trabzon kazandı� dedi, �Hami 2 tane atmış�

Nasıl bağırdıysam artık, diğer sivil polisler de koştular, sonra iş anlaşıldı polisler çekip gittiler. Arkadaşlarım şaşkın, ikisi de Fenerbahçeliydi. Ama onların Fenerbahçe”si dışarıda kalmıştı, akıllarında bile yoktu içerde, benim Trabzon’um ise her yerde, her yerimde..Trabzon’dan tanıdığım, Trabzon Yıldızlar Ligin de bilmem kaç kez karşılıklı oynadığım ve halen görüşmeye devam ettiğim Hami Mandıralı bir bilse benim için neler ifade ettiğini..

Benim Trabzonsporluluğumu sorgulamaya cesaret eden, kendi kişisel beklentilerine karşı beni bir �tehlike� olarak gören tüm besleme, kiralık kalem, internet sitesi, mevki makam ve “köşe” sahibi �hesap� adamlarına duyurulur..

Benim memleket ve Trabzonspor sevgim, çakal ve sırtlan ulumalarına papuç bırakası değildir, hasılı budur..
(Adım Hıdır olsa son cümle daha afili olurdu. Ulan aslında bir Hıdır da vardı bizim grupta ama o şimdi New York’ta yepisyeni bir hayata “atladı”)

MANU BİR KEZ DAHA CHELSEA BAŞKA BAHARA..
Şampiyonlar Ligi finalinden size ne kaldı bilmiyorum ama benim payıma Terry’nin gözyaşları düştü..
Tam 14 futbolcu beyaz noktanın başına geldi ve sadece birinin, Chelsea’nın fedakar kaptanı Terry’nin ayağı tam vuruş anında kaydı ve Terry topu istemeden dışarı attı…Üstelik bu penaltı Chelsea’yi ve Terry’i rüyalarına kavuşturacak olanıydı. Olmadı, ben zemin izin vermedi diyeyim siz ise Tanrı istemedi diyin..
Terry’nin gözyaşları benim de gözyaşlarımdır..İngilizlerle hiçbir duygusal bağım yoktur, yanlış anlaşılmasın, lakin bu duyguyu yaşayan her insan benim kardeşimdir..
Boşver Terry, inşallah seneye..

Bu Milli Takım Kimin? Platini’nin Tekke Sevgisi ve Es Es

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Milli Takım Sevgisi Neden Azalır!

Çok basit;

Milli Takımı, temsilcisi olduğunuz camianın vitrini ve egoların tatmin makamı olarak kullanırsanız halkla bağınız kopar ve sokaktaki 10 kişiye, mesela, milli takımın gruptaki rakiplerini sorduğunuzda yarısının ilgisiz ve bilgisiz olduğunu görürsünüz..

Mesela bir önceki �finalinizde� rakip takımı havaalanından stada kadar her tür vandalizmle aşağılar ve aslında kendini aşağılarken; bu rezilliğin hamisi ve uygulayıcıları bir dönem sonra Federasyon Başkanı ve Teknik Direktör olarak, hala, sizi temsil edebiliyorlarsa, halkla bağınız kopar, sizi destekleyenlerin sayısı medyadaki yalakalar ve �bizden olsun çamurdan olsun�cu zavallılarla sınırlı kalır..

Mesela;

Kayseri, Sivas ve Trabzon gibi bu ülkenin �çimentosu� sayılabilecek şehirlerin futbolumuza sunduğu Mehmet Topuz, Mehmet Yıldız, Fatih Tekke ve adını sayamadığım için özür dilediğim onlarca futbolcu hiçbir dönem üst bir organizasyon için Milli Takım”a çağrılmazken; kişiliklerine asla laf etmeyeceğimiz, sevdiğimiz saydığımız, ama futbol yetenekleri olarak adı geçen üç oyuncunun yarı performansına bile ulaşamamış kişileri �abi� kontenjanından milli yaparsanız, sadece kendinizi değil, milli duyguyu da yaralar, o milli vitrini kişiselleştirir ve giderek zavallılaştırırsınız.

Mehmet Yıldız gibi tüm sezon üst düzey bir performans sergileyip sezonun yıldızı olmanıza rağmen milli takıma alınmazken; Ayhan Akman”ın sadece 3 �iyi� maç çıkararak milli takıma alındığına tanık olduğunuzda, ne milli takıma inanç kalır ne de kadrolarına..

Mehmet Topuz gibi, son üç sezonun istatistiki olarak en verimli ve üretken orta saha oyuncusunu, ihtimal vermek istemediğimiz ama çok sık duyar olduğumuz şekliyle, sırf İstanbul”a transfer olmadı diye �cezalandırılarak� milli takıma alınmaması, Mehmet Topuz”u değil ülkeyi cezalandırmaktır.

Kayseri ve Sivas camiaların da bu �seçimi� sessizce kabul edişleri, neden �büyük� olamayacaklarının da acı belgesidir. Herkes bilir ki, Yıldız ve Topuz herhangi bir İstanbul takımı hatta Trabzon”da oynuyor olsalardı sayın Terim tarafından seve seve çağrılırlardı.

Ve Fatih Tekke;

Bu ülkede taraflı tarafsız herkesin büyük beğeniyle izlediği; görüşlerine ve sportif duruşlarına büyük değer verdiğim, Rıdvan Dilmen, Haşmet Babaoğlu , İbrahim Altınsay ve Erdoğan Aktaş gibi �marka� isimlerin özel hayranlık beslediği; oyunculuk yetenekleri kadar saha içindeki lider duruşu ve sportmenliğiyle rakiplerinin de saygı duyduğu; leblebi gibi ve neredeyse her �uzvuyla� gol atabilen bir yeteneği milli takıma çağırmazsanız ne saygı kalır ortada ne de sevgi..

Şu anda Türk Milli Takımı’nda Fatih Tekke kararında ve kalitesinde bir santrfor yoktur!

�Oyun sistemime uymuyor, kaşının üstünde gözü var� gibi �kült kara filmlere replik� olabilecek bahaneler de kimseye inandırıcı gelmiyor.

Mümtaz ve yalaka Türk medyasınca Galatasaray kazanınca dünyanın en önemli kupası, Fatih Tekke’li Zenit kazanınca gazoz kapağı muamelesi yapılan UEFA Kupası finalinin �en değerli oyuncusu� Türk Milli Takımı’na alınmıyorsa, aklın sınırları içinde kalarak izah edilebilecek bir durum yok demektir. Aklımıızn sınırlarının dışına çıktığımızda karşımıza çıkan ilk soru da şu: Sayın Terim’in Tekke ile bizim bilemediğimiz bir sorunu mu var?? Fatih Tekke “Trabzonsporlu oluşumun cezasını çekiyorum” derken haksız mı, böyle birşey yoksa Terim’in bu ağır suçlamaya bir yanıtı olmayacak mı? Dünya futbolunun patronu ve gelmiş geçmiş en önemli yıldızlarından biri olan Platini UEFA finalkinde izleyip hayran kaldığı Fatih Tekke’yi neden kadroya almadınız diye sorarsa verecek yanıtınız var mı sayın Terim?

Hepsi bir yana
Şu sorunun yanıtını toplum olarak vermeliyiz;

Milli Takım kimin takımıdır?

Biliniz ki;

Halkın Milli Takımında Topuz da Yıldız da Tekke”de oynuyor sayın Terim.

Bu takım halkın takımı değildir. Kimseyi kandırmayın..

HOŞGELDİN ESKİŞEHİR İYİ Kİ GELDİN

(Bugünkü finalin galibi kim olursa olsun, kalbimizin bir yanı onlarla olacaktır. Yani bugün kalbimin yarısı Eskişehir’deyse yarısı da Bolu’dadır.
Şehir ve futbol geleneğine sahip bu iki saygıdeğer takımımızdan hangisi kazanırsa kazansın, bir yanımızla ona sevinirken diğer yanımızla da kaybedene ağlayacağız. Diyar ve Sakarya’ya ağladığımız gibi..
Mertçe olsun isteriz mücadele, ki öyle de olacaktır. Ve daha çok hakeden kazansın. Ne denebilir ki başka..) Demişiz maçtan önce…

Maç Boluspor’un hakemin işini kolaylaştıran bir oyuncu yanlışıyla başladı. Kemal Unakıtan gölgesi düşmüş bu güzel takım, rakip Bolu’nun da Selçuk Dereli’ye kolay bir kımızı kartın davetiyesini göndermesiyle daha 3. dakikada süper lig kapısını araladı..Sanıldığı ve beklendiği gibi kolay olmadı bu elbette. Bolu dağının oksijeniyle dolmuş kırmız beyaz ciğerler, 10 kişi kalmalarına rağmen son düdüğe kadar oyundan hiç kopmadı, 3 kez direğe takıldı.

Eskişehir sempatim yakın çevremden bilinir, ama bu maçta izlediğim Bolu takımına da en az kırmızı şimşekler kadar yakındım, hatta eksik kalmaları nedeniyle olsa gerek, daha da yakın..
Bu yıl 5. kez izlediğim Eskişehirspor’u, bu finaldeki kadar kötü hiç görmemiştim. Boluspor daha oyunun başında 10 kişi kalmasaydı, süper lig biletini rakiplerine kaptıracaklarını rahatça söyleyebilirdik.

İsimler üzerinde durmak istemiyorum, ama bu dörtlü finalin en gözde oyuncusu bana göre Diyarbakır takımının 10 numarası Sinan’dı. Eskişehir’den Doğa, Bolu’dan Ömer ve İbrahim Parlayan da dikkat çekici bir performans sundular.

Eskişehir, Antalya ve Kocaeli ile birlikte süper lige yükselen 3. şehir takımı oldu. Sevincimizin merkezine bunu yerleştirip bir çift laf da Selçuk Dereli’ye edelim..Dereli’nin yönettiği maçların genel karakteristiği şudur; allem olur kallem olur “genel favori” kazanır. Eh bu maçın favorisi de, malum, kırmızı şimşeklerdi, demek ki herşey yolunda!

http://www.turkelli.com lütfen bu siteye girin ve sonra da bana teşekkür edin. Hesapla kirlenmemiş ruhlar bakın nasıl bir pastoral senfoni yaratabiliyor..

19 Mayıs 1919
Kurtuluş ateşinin yandığı gün, emperyalistlerin defterleirnin dürülme sürecinin başlangıcı. keyfini çıkaralım.

Bu arada sultanlığa veda edip tutsaklığa geçiş yapan Hüseyin ve Adnan kardeşlerimize de mutluluklar dileyelim.

BOLU’NUN İSYANI

“Bolu’lu bir spor yazarı kardeşimizin yazısını sizlerin de dikkatine sunuyorum.”

19MAYIS2008 TARİHLİ KÖŞE YAZIM
DÜN GECE RAHAT UYUYABİLDİNİZ Mİ?
YER:
İSTANBUL İNÖNÜ STADI
TARİH VE SAAT:
18 MAYIS 2008 20:30 VE 22.30 ARASI
TRİBÜNLER:

15 BİN BOLULU ÇOŞKULU DOKSAN DAKİKA HAKKI YENMİŞ YÜREK, �GÖRMEDİK DUYMADIK, SÖYLEMEYİZ� DİYEN 15 BİN �KAZANMAK İÇİN HER YOL MÜBAHTIRCI� ES ES”Lİ ARKADAŞLAR

TOP: 3 KEZ DİREKTEN DÖNEN BİZİ SEVMEYEN �YUVARLAK ŞEY�

YAYINCI KURULUŞ VE SUNUCUSU:

YARI FİNAL İLK MAÇIYLA BAŞLAYAN, CEPHEDEN GÖRÜNTÜ ALDIĞI TAKIMI ÖNCE SAKARYA, SONRA FİNALDE BOLUSPOR OLARAK BELİRLENEN SAHA OTURMA DÜZENİ NE HİKMETSE SON GÜN ESKİŞEHİR SEYİRCİSİNİ ÇEKECEK ŞEKİLDE DÖNÜŞTÜRÜLEN TRİBÜNLER, MAÇ BOYUNCA ES ES TRİBÜN ŞOVLARINA İLGİ GÖSTEREN, BOLUSPOR TARAFTARLARINA YOKMUŞ MUAMELESİ YAPAN YAYINCI KURULUŞ, FİNAL MAÇINI SUNAN �ÇOK DEĞERLİ� VE TARAFSIZ ESKİŞEHİRSPOR ANLATIMIYLA BİZLERE SUNAN ARKADAŞA DA BİR ÇİFT LAFIMIZ OLACAK, �ESKİŞEHİR GOL ATTIĞINDA SANDALYENİN ALTINDA RAPTİYE Mİ VARDI DA, CANHIRAŞ BAĞIRMANA SEBEB ACEP O MUDUR? YOKSA ANLATTIĞIN TÜRKİYE-YUNANİSTAN AVRUPA KUPASI FİNAL MAÇI DEĞİLDİ!�

DEVLET BÜYÜKLERİMİZ:

SEZON BAŞINDA VE SEZON SONUNDA �TÜM TAKIMLARIMIZA� MADDİ MANEVİ DESTEKLERİNİ EKSİK ETMEDİLER TÜM TAKIMLARIMIZA SAHİP ÇIKTILAR, SAĞ OLSUNLAR. MAÇ SONU KUPA TÖRENİNDE EL ÖPENLER GÖZÜMÜZE ÇARPTI �EL ÖPENLERİNİZ ÇOK OLSUN�

HAKEM:

�DAKKİKA İKİ İTİBARİYLE RENGİNİ BELLİ EDEN� FİFA KOKARTLI GURURUMUZ

SONUÇ:

BUNCA DESTEK VE DİREK ŞANSIYLA şampiyon TABİ Kİ eskişehirspor

KAHRAMANLAR:

UNUTTUM SANMAYIN ON KİŞİ HATTA DOKUZ KİŞİ KALDIKLARINDA BİLE RAKİBİNİ SAHASINDA BOĞAN, TERİNİN SON DAMLASINA KADAR SAHADA MÜCADELE EDEN FUTBOLCULARIMIZ, SESİNİN SON HADDİNE KADAR TAKIMINI DESTEKLEYEN TARAFTARLARIMIZ VE DİĞER ADINI SAYAMADIĞIM KAHRAMANLAR, BOLUSPOR ADINI YILLAR SONRA SÜPER LİGLE YANYANA DUYURMANIZ BİLE BAŞARIDIR. VARSIN SÜPER LİGE ADI YAZILAN BAŞKA TAKIM OLSUN. �ES GEÇİVERİN� AMA YAZIN BİR KÖŞEYE �SENEYE ONLAR BANK ASYA”YA GELİRKEN, BİZ HAK ETTİĞİMİZ LİGE ÇIKMIŞ OLACAĞIZ.�

SON SÖZ:

LAFIMIZ ELBET KAZANILAN BAŞARIYA, KİŞİLERE VE TAKIMLARA DEĞİL, HAK EDENİN DEĞİLDE, HAK ETTİRİLENİN BAŞARI DEMEYELİM GALİBİYETE ULAŞMASINA. AKŞAM YATAĞINIZA YATTIĞINIZDA �HAKKIMIZLA SÜPER LİGE ÇIKTIK� DİYEBİLEN VARSA �İYİ UYKULAR�

Fatih Tekke’li Zenit UEFA Şampiyonu!!

15 Mayıs 2008 Perşembe

Avrupa Şampiyonu”nun Santrforu Milli Takım”da YOK!

Bu takım bu ülkenin milli takımıysa, Fatih Tekke ve Mehmet Topuz bu takımda oynar!

Rus takımı Zenit, büyük bir çıkış yaparak Avrupa”nın iki numaralı kupasını müzesine taşırken Petersburg kentinin takımının santrforu Fatih Tekke’ydi ve Türk oyuncu 90 dakika boyunca çok başarılı bir performans sergileyip 2. golün de asistini yaparken, tarihe de kaydını düştü.

İlk yapmamız gereken Zenit takımını �yaratan� Hollandalı Teknik Direktör Dick Adcovat”ı hararetle kutlamak olacaktır. Rus takımı 90 dakika boyunca futbol oynamaya çalışan, her tür saha içi kombinasyonu deneyerek izleyenlere keyif veren bir felsefeyi taşıdı Manchaster çimlerine. Bir futbolsever olarak kendisine teşekkür borçluyuz..

Sorumuz şudur;

Avrupa Şampiyonası”nda mücadele edecek olan milli takımımızda; kişisel yetenekleri ve �büyük� karatındaki futbolcu duruşuna bir de UEFA Finali tecrübesi eklemiş kaç futbolcumuz vardır ki Fatih Tekke kadroda düşünülmemiştir??

Maçı izleyen herkes tanık olmuştur ki, Fatih Tekke gerçek bir lider gibi takımını yönetmiş ve maçın son dakikalarında enfes bir gol pasıyla da başarılı oyununu taçlandırmıştır.

Fatih Tekke”yi milli takıma almamak, ya da milli takımı Fatih Tekke”siz bırakmak kimsenin hakkı değildir, olamaz. Milli takım kişilerin deneme tahtası, egoların tatmin makamı ya da hesaplaşma zirvesi değil, bu ülkenin vitrinidir. Bu vitrini en değerli markadan yoksun bırakmak, başta bırakan olmak üzere kimseye bir yarar sağlamayacaktır. Milli takımın 28 kişilik kadrosunda UEFA Şampiyonunun santrforu yer bulamıyorsa, bu takımın en kötü derecesi yarı final olmalıdır.

MEHMET TOPUZ GALATASARAYLI YA DA FENERLİ OLSAYDI�

En az Fatih Tekke kadar, hatta ondan daha çok hakkı yenmiş, yok sayılmış bir başka futbolcu da Kayserisporlu Mehmet Topuz”dur.

Pastırmacıların son yıllardaki çıkışını sürükleyen iki isimden biri olan Topuz; medyanın ve çeşitli kulislerin onca oyununa rağmen Galatasaray özelinde İstanbul”a transfer yapmayıp takımlarında kalmayı seçince bir �bedel� ödeyeceklerini ben de beler olmuştum. Gökhan Ünal, bir anda sıfırlanan motivasyonuyla bu bedeli öderken, Mehmet Topuz yuvasına hep sadık kalıp her tür �oyuna� direnmeyi başardı. İşte bu ilkeli tavrın bir şekilde cezalandırılması gerekiyordu, ve maalesef Topuz”la birlikte milli takım ve dolayısıyla tüm Türkiye cezalandırılmıştır. Milli takımın 28 kişilik kadrosunda bu ligin en yaratıcı, en dayanıklı, en şutör ve güçlü orta saha oyuncusu yer bulamıyorsa, bu takımın en kötü derecesi yarı final olmalıdır..

Bir diğer �Mehmetçik� Mehmet Yıldız”ı milli takıma layık görmeyen teknik adam felsefesi, aslında Yıldız özelinde şunu da söylüyor: Ağzınızla kuş tutsanız �camianın adamı� değilseniz milli forma size yasak! Kendimi Yıldız”ın yerine koyuyorum, İstanbul dükalığına karşı mütevazı bir kadroyu sırtına alıp son haftaya kadar şampiyonluk adayı olarak taşıyorsun ama yüzüne bakan yok! Eh olmaz tabi, hele İstanbul”a bir kapağı at, sonra bakarız..

UEFA FİNALİNİ BANTTAN İZLEMEK VE SANER AYAR

Sağlıklı düşünen her birey, futbolsever; Türkiye’de futbol taraftarlığı değil kulüp aidiyeti üzerinden kimlik arayışının egemen olduğunu görüyor. UEFA Finalinin onlarca “ulusal” kanalın hiç birinden canlı olarak yayınlanmayışı, Türk medyasını nda bu “taraftar-kulüp-aidiyet” oyunundan memnun olduğunun utanç belgesiydi aslında.
UEFA Finalini “canlı” izleyemeyen bir toplumun, Avrupa şampiyonasında ne işi var!? İşi varsa da, göstermeliktir ve ilk postada aynen geri iade olacağından kuşku duyulmasın. Ayıptır..Ayıp.
Bir cümlemiz de Trabzonspor yöneticisi ve Şovtivi Genel Müdürü Saner Ayar’a;
Sayın Ayar; gönülden Trabzonsporlu ve gerçek futbolseverlerin tümü Fatih Tekke’yi finalde “canlı” izlemek isterken, sizin banta çekilmiş ve neredeyse her akşam yayınlanan bir yarışmayı yayınlamanız beni değil ama çoklarını düş kırıklığına uğrattı.Kartvizitte Trabzonspor Yöneticisi sıfatını taşımak güzel de, geçtim Trabzonsporlu olmanızı, sadece futbolsever olarak bile canlı yayınlamanız gereken bir finali berbat ederek kurumunuza ne kazandırdınız merak ediyorum ve soruyorum sayın Saner Ayar;
Gerçekten; Var mısınız yok musunuz?

İBRAHİM ALTINSAY’A BİR HATIRLATMA

Herşeyden önce çok değerli bir “insan” olarak gördüğüm, spor görünümlü hayat yazılarını büyük keyifle okuduğum Beşiktaşlı İbrahim Altınsay, Raduşkoda (Radikal) yayınlalan son yazısında, İngiliz takımı Fulham’ın kümede kalma mücadelesini, elbet çok keyifli bir üslupla, anlatmış. Ancak yazısının bir yerinde, BJK’lı olarak hep şampiyonluk mücadelesine ortak oldukları için, hiç tanışmadıkları kümede kalma sevincine ayrıca anlamlar yüklemiş.
Altınsay muhtemeldir ki 40 lı yaşlarını çoktan devirmiştir. Ve yine kuvvetle ihtimaldir ki, Beşiktaşlılığı da çocukluğundan başlar.
Bu durumda, BJK’nın 1978 (ya da 79) de, ligin son maçında Trabzon deplasmanında mağlup olması durumunda küme düşeceğini de mutlaka hatırlayacaktır.
Sayın Altınsay, acaba söz konusu sezonda hangi heyecanı yaşamıştı? Ya da o dönem bir başka takıma mı gönül kaydırmıştı? (Maç berabere biter ve BJK ligde kalır, o ayrı)

SOYUNMA ODASINDA MESCİT BULUNAN KULÜBÜMÜZ..

Başlığı okur okumaz tahminde bulunan okurlarımızın kahır ekseriyetinin aklına düşen fotoğrafı da renk kombinasyonunu da biliyoruz. Futbolcular da elbette namaz kılabilir, buna itiraz edenin ilk muhalifi de benim. Lakin 15 günde bir “oyun” oynanan bir sportif mekanda futbolculara “özel” bir mescit açmanın ne mantıkta yeri var ne de etik te..Belli ki, hedef başka.
15 günde bir maça çıkılan, zaman zaman program nedeniyle haftada bir maç oynama “sıklığına” sahne olan ve çevresinde 5 cami bulunan bu stadımızı ve “sahibini” doğru tahmin eden 5 okurumuzu, islamiyetin koruyucucu ve hamisi ABD’ye üç günlük tatile göndereceğim.
Bu yazıdan din düşmanlığı yumurtlayanlar aynaya iyi baksın, çünkü orada gördükleri yüz, Tom Braks’ın “Binbir Surat”ına bile rahmet okutur. Belli ki niyet başka..
EK: Kimi okurlarım, mescit konusundaki düşüncelerimi “anlama”maktan beslenen bir küskünlüğe, kırgınlığa ve kızgınlığa kapılmış.
Bir konuda anlaşalım; benim için camiler ve yayla yollarında çok sık rastladığım mescitler insana huzur veren ve “bize” ait olan “değerlerdir.” Namazını kılan bir müslümana, kılmak isteyen birine yardımcı olmayan adam değildir!
Lakin, bizim derdimiz müslümanlarla değil ki, nasıl olur bu!? Sağım solum anam babam dostum arkadaşım ezici çoğunluk müslümanken ben akıl sağlığımı mı yitirdim ki böyle bir derdim olsun
Derdimiz şudur; ABD’nin kucağında islama yol çizmeye çalışanların iki yüzlülüğü ve sinsiliği. Eğer bu iki yüzlülük sizi rahatsız etmiyorsa, zaten yanlış yerdesiniz..Son bir cümle de Hİghlaz nikli kardeşime;
Bi yere gidemesun zaten, hiç niyet etma!