“Trabzon” yazmanın derin sızısı..

“Trabzon” yazmanın derin sızısı..

27 Haziran 2008 Cuma
Ne İsa’ya ne Musa’ya modundayım bir zamandır..
Trabzon’dan “çıkarak” yazdığım spor, futbol ve memleket yazılarının işe yaradığına dair kuşkularım, umutlarımdan çok artık.
Trabzon ve Trabzonsporluların önemli bir kısmında, alıklık derecesinde “bizden olmayana en küçük olumlu bir işarette alayı valaya varan “hayran budalalığı”, bizden olanı ise bir kaşık suda boğma ve yok sayma budalalığı” var. Ayrıntıya girmeyeceğim, zira gereksiz bir yorgunluk olacak bu da, eminim..

Ben yazı yazmaya İnternet ortamında başlayanlardan değilim üstelik. Trabzon’dan yola çıkıp, tek başına ayakta kalan, bu ülkenin görece en büyük ve saygın! kurumlarında onuruyla çalışmış; haberciliğin her aşamasında başarıyla iz bırakmış kaç kişi çıkardı Trabzon? Bu soruya yanıt aramayın boşuna, 18 yıldır İstanbul medyasının içindeyim ve benim gibi 5 kişi bulamazsınız..Uzatmayalım, bu fasıl da sıkıcı olmaya başladı zira.

Benim Trabzon özelinde tüm ülkem için tek beklentim; sportif mücadeleyi eğlenceli bir taşlamaya dönüştürürken, rakibine de saygı duyabilen bir insan tipinin inşasına katkı yapabilmektir. Zico’ya olan sevgimin kaynağı da bu duygudur, Nobre’ye ya da Song’a koyduğum mesafenin de, bu duygu..

Bazen aklın sınırlarını sıfırlayan aşağılık iftiralara da uğradım, ama bu iftiralardan çok, buna tanık olanların sessiz kalışı sıfırladı umutlarımı. Evlerine girecek kadar yakınlaştığım insanların sessiziliği, bu işte bir yanlışlık varın ilk ip uçlarıydı aslında. Çok geç oldu bunu fark etmem. Demek ki ben, göz göre göre iftira atan insanların peşinden koşanlar için yazıyordum ve böylesi bir kitleden “olmayacak şeyler” bekliyordum?

Beni bir süre affedin. Ruhumun efendisi olarak kalabilmem için buna şiddetle ihtiyacım var. Memleket ve renk sevdasını, kişisel ya da kurumsal! gelecek hesaplarının aleti yapanların yarattığı kirlilik, ruh sağlığımı fena halde tehdit ediyor, dayanılası değil.
Yoruldum, çok yoruldum..
İçinizde beni anlayanlarınız var, bir kişi bile olsa üstelik, biliyorum. Tek tesellim de budur.

Yine bir memleket türküsü ile bitirelim..

“Oy Tirabzan Tirabzan
senden ayrilacağum
sen aklıma gelende
düşüp bayilacağum”

Reklamlar

Almanya’yı Yeneceğiz!/Ve eze eze yenilmek..

internetspor.com “Sporun Doğru Adresi” [ Yazar : Sedat TUNALI ]

Almanya’yı Yeneceğiz!/Ve eze eze yenilmek..
25 Haziran 2008 Çarşamba

Bu şampiyona süresince hiçbir maça bu kadar umutlu bakmadım. En kötü dönemimizde üstelik ve Almanlar çıkış yakalamışken..

Oyuncu yapımız ve rakibin oyun sistemi, umudumun yegane kaynağıdır. Kontrollü oynayan ve �gücü�yle maç kazanan Almanlara karşı şansımızın önceki tüm maçlardan fazla olduğuna inanıyorum.

Kazım Koyuncu”yu kaybettiğimiz bu uğursuz günü, hatırlanası bir güne dönüştürmek için de bundan daha güzel fırsat olamaz. Haydi çocuklar!

Kalkıp 11 dizecek, hocaya akıl verecek de değilim. Hem, şimdiye kadar �başardıklarımızın hiçbirini� aklın sınırları içinde kalarak izah edemezken, ne diye akıl vermeye kalkalım ki..

Tek bir dileğim olabilir ancak; hocam lütfen Semih’le başlama. Olur da Al-a-manlar bize bir yanlış yaparlarsa, mahallenin abisi olarak görüntüye sonradan dahlolup şımarık zengin çocuğuna tokadı basacak elemanımz olarak alesta beklesin Semih. Biz Semih’i böyle sevdik hocam, sonradan gelecek ve mahalleye racon kesen şımarıkları iki osmanlı tokadıyla yerle yeksan edecek..

�Bizim çocuklar� en kolay bu maçı kazanacaklardır. Göreceksiniz../ Maalesef göremedik. İlk cümlemiz şu olmalı: Çocuklar siz bizim çocuklarımızsınız ve biz sizinle gurur duyuyoruz, sakın ola gereğinden fazla üzülmeyin.

Maç yazım yukarda, kazanacağımıza olan inancım cümlelerimde saklı.
Maçın tüm istatistiklerinde ezip geçtiğimiz, oyunun hiç bir bölümünde boyun eğmediğimiz, aksine boyun eğdirdiğimiz Almanya’ya kaybetmek ayıp birşey değil elbette, ama böylesi bir performans sonrası kaybetmek elbette acı. Ama bu acı gururla sarmalanmış bir acıdır ve çok sevinçten daha değerlidir bu .

Oyuncuları tek tek övmek, sakatlık ve cezaları nedeniyle oynayamayan diğer oyuncularımıza haksızlık olur. Hataları ve sevaplarıyla tüm oyuncularımıza bir kez daha teşekkür ederim.

Fatih Terim’in kadro seçimi ve Ayhan tercihini hep birlikte alkışmamaız gerek. Ama şunu sormalı; hocam Colin Kazım’ın daha 60. dakikada ayakta duracak hali kalmamışken Uğur Boral yerine Kazım’ı çıkarsaydınız, son golü yemeyebilirdik, ne dersiniz?
Son dakika frikiğini Tümer yerine Hamit kullansaydı, şimdi neler konuşurduk neler, konuşacak halimiz kalsaydı..
Almanları hiç bu kadar aciz görmemiştim…Artık Arshavin’li Rusya’yı alkışlamak istiyorum.
Son cümlemiz de Hasan Doğan’a olsun: Sayın Doğan siz eşinizle sarmaş dolaş gol sevinci yaşarken arkanızda duran ve sevincini paylaşmak için çocukça bir “tanıdık” arayan kişi bu ülkenin Cumhurbaşkanı. Eşinize elbette sarılacaksınız, lakin Cumhurbaşkanının olduğu yerde biraz daha özen ve nezaket lütfen. Adam sevinecek kimse bulamadı yahu, bir ara elini uzattı eli havada kaldı. Ayıptır!
*****************************************************************

KAZIM…KAZIM..

Fenerbahçeli Colin Kazım’a daha “başka” bir sevgi duymamım nedeni, adı her anıldığında, başta Trabzonsporlular olmak üzere, futbolu “güçlülerin iktidarına karşı bir başkaldırı” olarak görenlerin asla unutmaması gereken Kazım Koyuncu’yu hatırlatmasıdır..

Kazım; bizi bırakıp gideli 3 yıl olmuş. Hatırlar mısın bilmem, biz üniversitede solculuk eder, ezilenlerin lehine düzen değiştirme hayalleri kurarken , siz bizden bir iki yaş küçük 3-4 arkadaş Zuğaşi Berepe adını verdiğiniz fidana su veriyordunuz. Sizin grubun lideri, bugünün sıkı avukatı Mehmet Ali Beşli’lerini Haznedar taraflarındaki evinde bir kahvaltıda tanışmıştık ilk..

Mehmet Ali’nin, ve elbet can arkadaşımız ablasının, türkçe konuşamayan dünya tatlısı “nene”leriyle, nenemizle birlikte bir kahvaltı sofrasının mahcup çocukları olmuştuk. Hepimiz, doğru dürüst karnı doymayan çileli üniversitelilerdik, saklamaya çalıştığımız bir iştahla sofrada ne var ne yok bitirmiştik, “Memedali”nin annesinin gözlerinde sevinçti bizim iştahımız, “nene”nin kollarında ise bize daha sıkı sarılma dermanı..

Kazım; o kahvaltıdan sonra da görüştük zaman zaman bilirsin. Ben profesyonel bir gazeteci oldum, profesyonel devrimci olmayı düşlerken. Hep haberdardık birbirimizden aslında. Gittiğin her yere yüreğimi de götürüyordun Kazım, gittiğim her yere o gururla sarmalanmış sevgi bakışlarını götürmem gibi..Göteborg limanına kaydınızı bile düştüm 96 yılında Kazım. “Gün gelecek Volkan ve Kazım bu limanda konser verecekler, aha da buraya yazıyorum”

Bir ağaçtan, o ağacın bir dalından, bir yaprağından; ya da ne bileyim Kazım, tüm dünyası orman olan sevimli bir sincaptan ya da “denizlerin sokak çocukları” martlardan farklı değil bizim hayatımız da.. Hepimizi bir şekilde parçalarıyız tabiatın. Geldik ve gideceğiz; kimimiz zamanlı, zamansız kimimiz..

Ama işte Kazım; bunca şeyi yaşayıp yürekleri yorduktan, kendi ruhumuzun efendisi olarak kalma mücadelemizi inadınma diri tuttuktan sonra, şöyle geriye dönüp bakınca insan, “neler yaşamışım”a yanıt arayarak…Yaşarken çok önemsediğim, ama şimdi hatırlamakta zorlandığım çoook şeyler yaşadım Kazım..Ama o kahvaltı sofrasını hiç unutmadım.

Tüm ruhum, bedenim o yer sofrasında Kazım.

Yirmi yıl sonra anlıyorum ki; o sofradan hiç kalkamamışım Kazım. Ama sen bıraktın gittin..

(*AANET’ten Metin Aytaç Şahinler gönüldeşim, bu yıl da Trabzonsporluların Kazım’i ziyarete gideceği bilgisini verdi. İyi ki varsınız çocuklar..)

“BİZİM” ÇOCUKLAR “BİZİM” KAZIM’A GİTTİLER..
Kazım Koyuncu”yu ölümünün 3. yılında yalnız bırakmayan gönüldeşlerime
Kardeşlerim;
İnsanı insan yapan ve diğer canlılardan farklı kılan değerler adına ordaydınız biliyorum, Vefa”nın bir semt, �güçlülerin iktidarına karşı duruş�un içi boş bir laf, Trabzonspor”u oluşturan değerlerin günlük gel-geç söylem, Karadeniz �delikanlısı�nın duygusuz ve vefasız olmadığını bir kez daha kanıtladınız.
Ahmet Hamzaçebi,Şenol Yazıcı, Savaş Özlü, Tarık Var , Guru Osman, İbrahim Uzunosmanoğlu, Ali Kemal Demiral, Can Eyüboğlu, Oğuzhan Altun, Emre Akbulut, Recep Dönmez, Nurhak Zıvalıoğu, Sefa Akın, Kutay Kalaycı, Enes Bıyıklı, Salih Kudaş, Çağrı Karali, Ozan Karagöz, Oskay Beşyıldız, Can Eyüboğlu, Hasan Cenk Uğur, Eray Öğütcen, Uğur Demirbaş, Özer Ünal, Mehmet Çam, Tayfun Aykanat, Sadullah Verep, Serkan Sevim, Sinan Gedikli , Ferhat Gedikli, Metin Aytaç sahinler , Murat birinci, Mehmet Murat Kurt, Melih Kibar Şahinler, Kadir Nohut , Ugur Aksu, Muhammed Aykut Kargı , Mustafa Çiçek, İlker Sungur , Emre Akçay, Can Canaydin, Emre Demir, Tayfun Kara, Sercan Tuna, Osman Doğan, Emre Altınsoy ve Mikail Kargı’ya bin selam olsun..

VOLKAN KONAK’TAN EĞİTİME VE TRİBÜNE DESTEK!

Trabzonspor’un “tribün tarihini” yazacak olanlar, 2007 yılına dair bir “utanç zirvesi”ni de kaleme alma acısını yaşayacaklar, maalesef. Volkan Konak ve Kartal’daki Karayemiş Tesisleri başlıklı “bel altı” çalışmasının sorumluları dahil, tüm kentin, neresinden bakılsa Trabzon kültürüyle zerrece bağı olmayan bu aşağılık fotoğrafı unutmak istediğini biliyorum. Zira Konak’ı küçük düşürmek isteyenler toplumun tepkisiyle ziyadesiyle küçülmüş ve sanar ve umarum ki hatalarını anlamışlardır. Camianın bütünleşmeye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, böylesi bir “parçalama-bölme” çalışmasını yapmak Trabzonsporluların yapacağı şey değildir. Trabzonsporlu olmanın ölçütü, Trabzonsporluyum demek değildir, olamaz. Markayı besleyen, büyüten ve her olumsuzluğa ve travmaya karşı koruyan değerlere sahip çıkabildiğiniz ölçüde Trabzonsporlu olursunuz. Trabzonspor üzerinden ikbal hesapları yapanlar, kül yutmayacağımızı ve hep burada olacağımızı hatırlatırız..

Kazımım Koyuncum sonrasında ” şimdi buraya bir de Volkan Konak’la ilgili birşeyler yazmalı” düşüncesiyle açılmadı bu başlık. Bilakis; Kazım’ın son dönemlerinde ortaya koyduğu “insan performansıyla” kendisine duyduğum sevgiyi katlayıp saygıyı katmerleyen Volkan Konak’ı, hiç olmazsa bu yazıda rahat bırakmayı düşünüyordum. Zira, sizlerin bilmediği Volkan’ın da bilinmesini istemediği o kadar çok “insan” yanı var ki, yazmaya yürek ister..O denizde kulaç atmamaya kararlıydım hasılı. Ama olmadı, neden olmadı derseniz;

Rize-Çayeli Çataldere’ye inşa edilmek istenen HES (Hidroelektriksantrali)’in, çevreye ve dünyanın eşsiz ormanlarına verdiği zarara dikkat çekmek için harekete geçmiş sivil bir inisiyatif var. Bu inisiyatifin sözcüsü Rizeliler Kültür Derneği Başkanı Hayati Aksu, benden, Volkan’ın da yapılacak bir protestoya katılımını sağlamak için yardım istedi.

Aradım Volkan’ı, sağolsun her zamanki insan ve “aşmış” rengiyle dinledi,

“Sen tarihi ayarla, seve seve gelirim Selo” dedi, “Hayati beye de selam et benden, herşeyden haberdarım ve ben de yanlarındayım” diye bitirmedi, “Selo bi dakka bak ne diycem” dedi..

Bakın ne dedi:

“Oğlum Karayemiş Tesisleri’nde Kombine kart satışları başladı, taraftarı ve Trabzon Fikir Kulübünü bilgilendirelim de kulübe katkımız olsun. Sen bakma bana yaptıklarına, iyi şeyler de yapıyorlar ve imama kızıp camiye gitmemezlik yapamayız. Kişiler gider kurumlar kalır, bizim gönlümüzün tahtının ebedi sahibidir Trabzon. Sevgilimizdir, kızkardeşimiz, nenemiz, dedemiz, torunumuz…Boğucu yaz sıcağının sabah serinliği, kış hapisliğinde yuvarlak saç sobada yanan fındık kabuğunun çat-çut senfonisidir, “ula Sefer az daha boğuliydum, boğulsaydım bobam beni eldurirdu dayaktan” dere arkadaşlığı, bir kemençe sesiyle anında kurulan horon koludur memleketim. Onu “hesap adamlarına” bırakır da kirlettirir miyiz biz”

“Bi dur Volkan coştun yine”

“Bak bişe daha diyeceğim; ben Volkan Konak olarak 50 kombine bilet alıp Trabzon’da arkadaşlarıma gönderdim, şimdi 25 tane daha alıp göndereceğim, onları da Okul Birincisi öğrencilere armağan edeceğim. Nasıl fikir sence?”

“Harika elbet. Hem başarılı öğrenciyi teşvik hem takıma destek. Daha ne olsun”

“Sen de bi tane al da Emrullah’a yolla Trabzon’a”

“Tamamdır. Sen o bedene o ruhu nasıl sğdırıyorsun Volkan”

“Ne dedin? Trafikteyim anlamadım Selo”

“Ne dediğimi kendim anladım da sana anlatmam kaldı. Boşver sonra devam ederiz”

“Tamam. ama sakın unutma bak bu kombine ve okul birincileri işini. Belki başkaları da yapar, örnek olalım”

“Meraklanma.”

İşte Volkan Konak bu..

Söz almak isteyen!?

İstanbul’da Kombine almak isteyenler için

Karayemiş Tesisleri Kartal-Dragos Sahil Yolu

0216 517 19 67(direkt)

0216 473 17 92 (Kombinelere beklenen ilgi olmamış, bilmiyorduk demeyin)

SONG NE OLACAK?

Bence de çok başarılı bir savunma oyuncusu olan ama kariyerinin sonlarına yelken açan, geçen yıl birçok maçta para ve sair sebeplerle takımını yalnız bırakmış, piyasası düşünce ve İstanb ul’da “kalamayacağı” anlaşılınca TRabzon’a göz kırpan Song konusunda yönetimi uyarmak isterim.

Ceyhun ve Giray gibi gelecek vaad eden iki genç, Egemen gibi Trabzon’a ikinci Necati olabilecek bir son adam ve Tayfun gibi geçen yılı zirvede bir performansla noktalayan oyunculara sahipken; Song adı ne diye dolanır durur?

Song’a Trabzon’dan başka yıllık 500 bin avrodan fazla para verecek bir başka takjım var mıdır?

İstanbul takımlarında tutunamayanlar mezarlığının kapısına kilit vurulmadı mı?

Yoksa, hepsi hayal ve “eldeki maldan son bir vurgun yapmak isteyen” tüccar-terzi menejer oyunu mudur, ki dileriz böyledir.

Yönetim akıllı olsun, bu oyuna gelmesin. Song’un Trabzonspor’da yeri yoktur.

(Yazımızın mürekkebi kurumadan Song imza attı. Kendinizi bir an Giray, Egemen, Tayfun ya da Ceyhun’un yerine koyun. Nedir ortak payda: Demek ki biz yeterli görülmüyoruz. Sonuç: Daha baştan güveni sarsılmış ve üstelik bu ülkenin en iyi defans oyuncuları..

Yönetim kanımca büyük bir hata yaptı. İstanbul artığı olması başka mesela, tersinden düşünelim bir de: Galatasaray istese Song’u bırakır mıydı? Yazık olmuştur..Yanılan biz olalım, keşke..)

AKÇAABATLI SALİH CİHAN”IN ÖĞRETTİĞİ

Volkan Konak”ın başarılı öğrencilere yönelik �yol gösterici hamlesini� yazıp yayınladıktan sonra cep telefonum hiç susmadı. İstanbul Üsküdar”da bulunan �Akçaabatlılar Derneği Başkanı” İsmail kendi gibi Şirin kardeşim, Ukrayna”da iş yapan Trabzonlu iş adamı Salih Cihan”ın örnek tavrını anlattı.

Salih Cihan, çocukluğunda köyleri Ahanda”dan yürüyerek 4 arkadaş maçlara gittiklerini, 4 arkadaş ortak tek bir bilet alabildiklerini, sonra birbirlerinin üstüne binerek, biletle stada giren diğer arkadaşın �içerden � desteğiyle maçlara gittiklerini anlatarak, geçmiş günlerin hatırasına saygı göstermiş..Ne yapmış derseniz;

Maraton kombinelerinden 200 adet satın alarak dernek başkanı İsmail Şirin ve Akçaabat Milli Eğitim Müdürlüğü kanalıyla başarılı öğrencilere dağıtılması gibi bir örnek güzelliğe imza koymuş. Vefalı iş adamı, 200 adet biletten 30 tanesini ise, doğduğu Ahanda köyünün okuduğu okuluna ayırmış.. Hasan İzzettin Dinamo boşuna Ahanda”dan çıkmamış işte. Salih Cihan özelinde, bu şehri karşılıksız seven herkese bin selam edelim..

TRABZONLU DAVRANIŞI PART ONE

Serdar Bali”yi seven var sevmeyen var. Anlaşılmaz bir şey değil,

Serdar Bali”yi �Trabzonspor üzerinden mevki ve makam sahibi oldu, kulübün yakasından düşmedi� veya �Ulusal medyada Trabzon”un haklarını ondan daha iyi savunan yok, tam bir Trabzon delikanlısıdır� diyenler de var.

Bir söz söylemek için meydana çıkan herkes eleştirilmeyi göze alıyor demektir. �Ortaya çıkanın� beni neden eleştiriyorlar demeye hakkı yok.

Beni şaşırtan, Trabzonluların özellikle kendi insanlarına karşı eleştiri yaparken kantarın topuzunu serbest bırakması ve eleştiriyi anlaşılmaz bir vahşi iştahla yapmasıdır

Ama mesela Mehmet Demirkol 6 yıl sonra bir Şenol Güneş yazısı yazar, ki yazı çok başarılıdır o apayrı bir konu, neredeyse biat edecek bir hayranlık budalalığına tanık oluruz. Kimsenin aklına, Güneş”in hakkını teslim etmek için neden 6 yıl beklediğini, bu hak tesliminin tam da Emre Belözoğu”yla başlayan �dalaşma� ve Fatih Terim”in de bu dalaşmanın tarafı olduğu bir döneme �rastlamasını� sorgulamaz..

Serdar Bali elbette eleştirilebilir. Ama haddini bilerek ve üslub-u beyana dikkat ederek.

Bali olmasaydı, Rukovina 4.5 milyon avroya Trabzon”a �kakalanmıştı�, şimdi 1.5″a alan yok..

Bunları da görelim ve fotoğrafı bütünüyle yorumlayalım.

KAZIM KAZIM..VOLKAN KONAK’IN FARKI..VE SONG!??

21 Haziran 2008 Cumartesi
KAZIM…KAZIM..
Fenerbahçeli Colin Kazım’a daha “başka” bir sevgi duymamım nedeni, adı her anıldığında, başta Trabzonsporlular olmak üzere, futbolu “güçlülerin iktidarına karşı bir başkaldırı” olarak görenlerin asla unutmaması gereken Kazım Koyuncu’yu hatırlatmasıdır..

Kazım; bizi bırakıp gideli 3 yıl olmuş. Hatırlar mısın bilmem, biz üniversitede solculuk eder, ezilenlerin lehine düzen değiştirme hayalleri kurarken , siz bizden bir iki yaş küçük 3-4 arkadaş Zuğaşi Berepe adını verdiğiniz fidana su veriyordunuz. Sizin grubun lideri, bugünün sıkı avukatı Mehmet Ali Beşli’lerini Haznedar taraflarındaki evinde bir kahvaltıda tanışmıştık ilk..
Mehmet Ali’nin, ve elbet can arkadaşımız ablasının, türkçe konuşamayan dünya tatlısı “nene”leriyle, nenemizle birlikte bir kahvaltı sofrasının mahcup çocukları olmuştuk. Hepimiz, doğru dürüst karnı doymayan çileli üniversitelilerdik, saklamaya çalıştığımız bir iştahla sofrada ne var ne yok bitirmiştik, “Memedali”nin annesinin gözlerinde sevinçti bizim iştahımız, “nene”nin kollarında ise bize daha sıkı sarılma dermanı..

Kazım; o kahvaltıdan sonra da görüştük zaman zaman bilirsin. Ben profesyonel bir gazeteci oldum, profesyonel devrimci olmayı düşlerken. Hep haberdardık birbirimizden aslında. Gittiğin her yere yüreğimi de götürüyordun Kazım, gittiğim her yere o gururla sarmalanmış sevgi bakışlarını götürmem gibi..Göteborg limanına kaydınızı bile düştüm 96 yılında Kazım. “Gün gelecek Volkan ve Kazım bu limanda konser verecekler, aha da buraya yazıyorum”

Bir ağaçtan, o ağacın bir dalından, bir yaprağından; ya da ne bileyim Kazım, tüm dünyası orman olan sevimli bir sincaptan ya da “denizlerin sokak çocukları” martlardan farklı değil bizim hayatımız da.. Hepimizi bir şekilde parçalarıyız tabiatın. Geldik ve gideceğiz; kimimiz zamanlı, zamansız kimimiz..

Ama işte Kazım; bunca şeyi yaşayıp yürekleri yorduktan, kendi ruhumuzun efendisi olarak kalma mücadelemizi inadınma diri tuttuktan sonra, şöyle geriye dönüp bakınca insan, “neler yaşamışım”a yanıt arayarak…Yaşarken çok önemsediğim, ama şimdi hatırlamakta zorlandığım çoook şeyler yaşadım Kazım..Ama o kahvaltı sofrasını hiç unutmadım.
Tüm ruhum, bedenim o yer sofrasında Kazım.
Yirmi yıl sonra anlıyorum ki; o sofradan hiç kalkamamışım Kazım. Ama sen bıraktın gittin..

(*AANET’ten Metin Aytaç Şahinler gönüldeşim, bu yıl da Trabzonsporluların Kazım’i ziyarete gideceği bilgisini verdi. İyi ki varsınız çocuklar..)

VOLKAN KONAK’TAN EĞİTİME VE TRİBÜNE DESTEK!
Trabzonspor’un “tribün tarihini” yazacak olanlar, 2007 yılına dair bir “utanç zirvesi”ni de kaleme alma acısını yaşayacaklar, maalesef. Volkan Konak ve Kartal’daki Karayemiş Tesisleri başlıklı “bel altı” çalışmasının sorumluları dahil, tüm kentin, neresinden bakılsa Trabzon kültürüyle zerrece bağı olmayan bu aşağılık fotoğrafı unutmak istediğini biliyorum. Zira Konak’ı küçük düşürmek isteyenler toplumun tepkisiyle ziyadesiyle küçülmüş ve sanar ve umarum ki hatalarını anlamışlardır. Camianın bütünleşmeye en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde, böylesi bir “parçalama-bölme” çalışmasını yapmak Trabzonsporluların yapacağı şey değildir. Trabzonsporlu olmanın ölçütü, Trabzonsporluyum demek değildir, olamaz. Markayı besleyen, büyüten ve her olumsuzluğa ve travmaya karşı koruyan değerlere sahip çıkabildiğiniz ölçüde Trabzonsporlu olursunuz. Trabzonspor üzerinden ikbal hesapları yapanlar, kül yutmayacağımızı ve hep burada olacağımızı hatırlatırız..

Kazımım Koyuncum sonrasında ” şimdi buraya bir de Volkan Konak’la ilgili birşeyler yazmalı” düşüncesiyle açılmadı bu başlık. Bilakis; Kazım’ın son dönemlerinde ortaya koyduğu “insan performansıyla” kendisine duyduğum sevgiyi katlayıp saygıyı katmerleyen Volkan Konak’ı, hiç olmazsa bu yazıda rahat bırakmayı düşünüyordum. Zira, sizlerin bilmediği Volkan’ın da bilinmesini istemediği o kadar çok “insan” yanı var ki, yazmaya yürek ister..O denizde kulaç atmamaya kararlıydım hasılı. Ama olmadı, neden olmadı derseniz;

Rize-Çayeli Çataldere’ye inşa edilmek istenen HES (Hidroelektriksantrali)’in, çevreye ve dünyanın eşsiz ormanlarına verdiği zarara dikkat çekmek için harekete geçmiş sivil bir inisiyatif var. Bu inisiyatifin sözcüsü Rizeliler Kültür Derneği Başkanı Hayati Aksu, benden, Volkan’ın da yapılacak bir protestoya katılımını sağlamak için yardım istedi.

Aradım Volkan’ı, sağolsun her zamanki insan ve “aşmış” rengiyle dinledi,
“Sen tarihi ayarla, seve seve gelirim Selo” dedi, “Hayati beye de selam et benden, herşeyden haberdarım ve ben de yanlarındayım” diye bitirmedi, “Selo bi dakka bak ne diycem” dedi..

Bakın ne dedi:

“Oğlum Karayemiş Tesisleri’nde Kombine kart satışları başladı, taraftarı ve Trabzon Fikir Kulübünü bilgilendirelim de kulübe katkımız olsun. Sen bakma bana yaptıklarına, iyi şeyler de yapıyorlar ve imama kızıp camiye gitmemezlik yapamayız. Kişiler gider kurumlar kalır, bizim gönlümüzün tahtının ebedi sahibidir Trabzon. Sevgilimizdir, kızkardeşimiz, nenemiz, dedemiz, torunumuz…Boğucu yaz sıcağının sabah serinliği, kış hapisliğinde yuvarlak saç sobada yanan fındık kabuğunun çat-çut senfonisidir, “ula Sefer az daha boğuliydum, boğulsaydım bobam beni eldurirdu dayaktan” dere arkadaşlığı, bir kemençe sesiyle anında kurulan horon koludur memleketim. Onu “hesap adamlarına” bırakır da kirlettirir miyiz biz”

“Bi dur Volkan coştun yine”
“Bak bişe daha diyeceğim; ben Volkan Konak olarak 50 kombine bilet alıp Trabzon’da arkadaşlarıma gönderdim, şimdi 25 tane daha alıp göndereceğim, onları da Okul Birincisi öğrencilere armağan edeceğim. Nasıl fikir sence?”
“Harika elbet. Hem başarılı öğrenciyi teşvik hem takıma destek. Daha ne olsun”
“Sen de bi tane al da Emrullah’a yolla Trabzon’a”
“Tamamdır. Sen o bedene o ruhu nasıl sğdırıyorsun Volkan”
“Ne dedin? Trafikteyim anlamadım Selo”
“Ne dediğimi kendim anladım da sana anlatmam kaldı. Boşver sonra devam ederiz”
“Tamam. ama sakın unutma bak bu kombine ve okul birincileri işini. Belki başkaları da yapar, örnek olalım”
“Meraklanma.”

İşte Volkan Konak bu..
Söz almak isteyen!?

İstanbul’da Kombine almak isteyenler için
Karayemiş Tesisleri Kartal-Dragos Sahil Yolu
0216 517 19 67(direkt)
0216 473 17 92 (Kombinelere beklenen ilgi olmamış, bilmiyorduk demeyin)

SONG NE OLACAK?
Bence de çok başarılı bir savunma oyuncusu olan ama kariyerinin sonlarına yelken açan, geçen yıl birçok maçta para ve sair sebeplerle takımını yalnız bırakmış, piyasası düşünce ve İstanb ul’da “kalamayacağı” anlaşılınca TRabzon’a göz kırpan Song konusunda yönetimi uyarmak isterim.

Ceyhun ve Giray gibi gelecek vaad eden iki genç, Egemen gibi Trabzon’a ikinci Necati olabilecek bir son adam ve Tayfun gibi geçen yılı zirvede bir performansla noktalayan oyunculara sahipken; Song adı ne diye dolanır durur?

Song’a Trabzon’dan başka yıllık 500 bin avrodan fazla para verecek bir başka takjım var mıdır?

İstanbul takımlarında tutunamayanlar mezarlığının kapısına kilit vurulmadı mı?

Yoksa, hepsi hayal ve “eldeki maldan son bir vurgun yapmak isteyen” tüccar-terzi menejer oyunu mudur, ki dileriz böyledir.

Yönetim akıllı olsun, bu oyuna gelmesin. Song’un Trabzonspor’da yeri yoktur.
(Yazımızın mürekkebi kurumadan Song imza attı. Kendinizi bir an Giray, Egemen, Tayfun ya da Ceyhun’un yerine koyun. Nedir ortak payda: Demek ki biz yeterli görülmüyoruz. Sonuç: Daha baştan güveni sarsılmış ve üstelik bu ülkenin en iyi defans oyuncuları..
Yönetim kanımca büyük bir hata yaptı. İstanbul artığı olması başka mesela, tersinden düşünelim bir de: Galatasaray istese Song’u bırakır mıydı? Yazık olmuştur..Yanılan biz olalım, keşke..)

*********************************************************************
Türk Milli Takımı”nın Norveç maçıyla başlayan gösterisi aslında yepyeni bir futbol ekolunun de doğuşunun belgeleri olmuştur.

Bu ekolü kısaca, yumurta kapıya dayanmadan harekete geçememe sendromu olarak tanımlayabiliriz. Ama yumurta bir kez kapıya dayanmayagörsün, ne oluyorsa artık, bilinmez, milli takımı tutana aşk olsun. Bu noktadan sonra kimin oynadığı nasıl oynadığı hiç önemli olmuyor, sanki bir merkezden emir almışçasına tek bir kütle gibi hareket etmeye başlayan milli takım, gereğini yapıyor.

Fatih Terim”e; eleştirilere eleştiriyle yanıt verme yanlışından bugünkü �lider� duruşuna geçiş yaptığı ve Türk halkının önemli bir bölümünün daha desteğini alarak Viyana”ya pozitif enerji olarak yansıttığı için çok teşekkür ederim.

Semih Şentürk”ün soyadını değiştirmeyi öneriyorum. Artık Semih”in soyadı İptenalır olsun. Bu çocuğu bu ülkede sevmeyen tek bir kişi bile varsa, aynayla yüzleşsin. Seni farklı seviyoruz Semih, iyi ki kulübemizde sen varsın

Hep eleştirdiğim, ama insanlığına ve sportif kimliğine de büyük saygı duyduğum Hakan Balta, bu maçtaki performansıyla en başta beni olmak üzere, çoklarını mahcup etmiştir, iyi etmiştir. Bu maçın gizli kahramanıdır.

Arda ve Nihat çok iyi bir maç çıkarmadılar belki ama, son maçlardaki performanslarıyla rakibin gözünü öylesine korkutmuşlar ki, varlıkları bile büyük yarar sağladı.

Siz Tuncay”ın oyunda çok görünmediğine bakmayın. Öylesine yararlı işler ve koşular yaptı ki, Hırvat direncini ve inancını kıran isimlerden biri oldu.

Mehmet Topal varken Mehmet Aureillo”yu oynatmanın hiçbir gereği yok. Belki 200 maçını izlediğimiz Marco”nun, Topal”ın enfes şutundan kaç tane attığını bir düşünün..Bravo MEHMETİM, devam..

Sabri oyunun başlarında çok hata yaptı, ama çabukluğu ve direnciyle çabuk toparlandı ve ikinci yarı çok yararlı işler yaptı.

Gökhan Zan ve Emre Aşık, herkesler gibi beni de yanılttı. Ne kadar teşekkür etsek azdır..

Rüştü”nün en azından bir penaltı kurtaracağına emindim. Yediğimiz golde hatalı olduğu söylenebilir, ama çizgi kaleciliği konusunda öylesine önemli kurtarışlar yaptı ki, büyük kaleci böyle olur dedirtti. Oyun olarak krize girdiğimiz anlarda da tecrübesiyle takımı ayakta tuttu. İyi ki varsın kaptan..

Ve Hamit Altıntop..

Bana göre takımımızın en total oyuncusu. Kendine güveni, sportmenliği, gücü ve sorumluluk alma bilinciyle Türk Milli Takımının en değerli oyuncusu. Orta sahada oynamasının da verdiği moralle, o çok şişirilen Hırvat takımını kendi kabuğuna çekilmeye zorladı..

Bu maç, Türk Futbol tarihinin en zevkli değil belki ama, en çok keyif veren maçı olmuştur. 10 güne 3 mucize sığdıran Türk Milli Takımı”nın, uluslar arası patent enstitüsüne başvurarak bu yeni Türk Ekolünün patentini alma vakti gelmiştir.

Fatih Terim ve �bizim çocuklar�; tüm kalbimiz sizinle, lütfen durmayın ve kaybetmekten korkmayın

HAMİT – GÖKDENİZ – RÜŞTÜ –
Maçı Kanlıca Mihrabat Koru’sundaki bir organizasyonda izledik. Atmamız için gereken golü yedikten sonra, haliyle son dakika, bir anda alan boşaldı, davetliler merdivenle çıkılan otoparka doğru yöneldiler. Başlar önde ama öyle çok büyük üzüntü, millilerimize bir tepki filan da yok..
Sonra ne olduysa, hadi biz unuttuk Semih’i, siz nasıl unutursunuz Hırvat kardeşler, ahan da işte unutursanız adamı Semih çarpar!!

Sonra ne mi oldu? O merdivenlerden yukarı çıkmakta olan yorgun kitle vardı ya hani; nasıl bir dönüş yaptılarsa artık, kadın erkek çoluk çocuk koşarak diyemeyeceğim, yüzerek dev ekranın başına döndüler. Türkiye Gazetesi Genel yayın Yönetmeni Nuh Albayrak’ın, tecrübeli Televizyon programcısı Emin Demirel’in usta bir rapçi , Tekin Küçükali’nin horon başı olarak meğer ne eskizlere sahip olduğunu, 70 lik bir ninenin “çok hastayım çocuklar, oram buram ağrıyor” nazlanmalarıyla ilgi toplama sevdasının artık hiçbir geçerliliğinin kalmadığının, şaşkın ördek göle kıçtan dalar tanıkları olduk. Kuşkusuz 20 Haziran gecesi tüm Türklerin tarihine altın bir sayfa olarak kydını düşmüştür artık.

Asıl söylemek istediğim şu;
Dakika 118 ve bizim takımın 8 oyuncusu tüm Türklerle birlikte yatağı sermiş, perişanları oynuyor. Pilot kameraya yansımadığı için göremiyorduk ama, o sırada üç Türk futbolcu hala inançlarını koruyor ve arkadaşlarını serildikleri çimlerden adeta “kopararak” ayağa kaldırıyor..
Bu isimlerin başında Gökdeniz Karadeniz geliyor, Gökdeniz’i kaptan ve Hamit izliyor ve tüm takımı elinden tutup ayağa kaldırıyorlar, eh sonra da tüm Türkiye’yi..
Fatrih Terim’in, yarı finali getiren hamlesinin, Gökdeniz’i oyuna almak oldu desem, biliyorum “hadi canım sende” diyenleriniz çok olacaktır. Ama işte bazen oyuncuların oyunculuk yetenekleri değil, beslendiği değerler çok daha belirleyici olur.
Gökdeniz Karadeniz, biliyorsun sana malum nedenlerden dolayı kızgınım, kızgındım..Dün geceki fotoğrafın, seni gönlüme yeniden soktu. Umarım bir daha çıkmazsın..
Bana Hamit demeyin. Bu çocuğun hakkını verecek cümleler yok klavyemde. Rüştü, zaten Rüştü işte, daha ne diyim ki….

VE CAHİL BİR OKUR ELEŞTİRİSİ
Gece maç sonrası, Rüştü – Hamit – Gökdeniz başlıklı kısımın olmadığı yazıyı yazdım. Sonra bu yazıya bir okur eleştiris geldi. İşte o eleştiri;

“eziklik..
Yazında Trabzonun ezikliğini yansıtmışsın….
balak
81.214.156.177
21 Haziran 2008 Cumartesi 03:01″

Yukardaki yazıdan Trabzon ezikliği çıkarabilmek için insana iki “şey ” gereklidir

1- Psikolojiye konu olabilecek bir kavrayışi ve algı budalalığı
2 -Tanımlanması güç, bilinçaltına işlemiş bir aşağılık travması, ki biz buna ülkemizde yaklaşık 20 yıl boyunca şamaroğlanına dönmekten kaynaklanan Trabzon Kompleksi diyoruz.

Çaresi var mı? Var. Ama bende değil. Benim yapabileceğim tek şey, bunca zavallılaşabilen bir insana, ziyadesiyle üzülmek…

MURAT TAŞKIN’IN BAŞI SAĞOLSUN
Trabzon’daki tecrübeli gazeteci ağabeylerimizden Murat Taşkın annesini kaybetti. Merhumeye rahmet sevenlerine sabır dileriz

RUSYA HAKEMİ DE..
Bu turnuvanın mucize takımı ne kadar Türkiye ise, en iyi futbol oynayan takımı da o kadar Rusya’dır. Umarım ve dilerim ki; bir Rusya – Türkiye finali yaşarız, zira yakışanı budur artık.
Ruslar Arshavin önderliğinde öylesine serseme çevirdi ki portakalları, daha ne olduğunu anladıklarını sanmıyorum.. Bariz hakem desteğine rağmen rakibine diş geçiremeyen Hollanda, kötü oynadığı tek maçı da kaybederek futbolun cilve tarihine eşsiz bir katkıda bulundu.
Arshavin, sadece turnuvanın değil, yıldız futbolcu yetişmiyor feryatlarının da ilacı olacak gibi.. Bilmeyenler için, kendisi Fatih Tekke’nin Zenith’ten takım arkadaşıdır.

AHA DA BİR CEHALET ÇEŞMESİ DAHA..
Bazı okurlar var, benim oğlum bina okur gezici şubeleri. Aha da eleştirisi;
“Burası spor sitesi mi, siyasi site mi?
Her yazınızda ideolojik görüşlerinizi açığa vuruyorsunuz. Unutmayın ki burası bir spor sitesi. Sizin siyasi görüşleriniz kimsenin umrunda değil. Buradan İnternetspor yönetimine de sesleniyorum. Sedat Bey’e müdahale edin. Ya spor yapsın ya da siyasetini başka bir siyasi sitede yapsın
ebuyusuf
84.173.51.97
23 Haziran 2008 Pazartesi 11:34″

Şebelek dedim düşmedi yakamdan, inceden dokundum, ııı ıhh tık yok. Durmadan beni ihbar ediyor. Zannediyor ki herkes bir şekilde birinin kölesi, kapı bekçisi..Kişi kendi gibi bilirmiş vakıası..
İnternetspor’un bazı alık editörleri var, onlar da gelene gidene bakmadan okumadan onay veriyorlar. Kaç kez uyardımsa, tık yok, gözden kaçıyor.
Özgürlük nedir, ruhuna efendilik etmek nedir haberleri olmamış ki, beni tehdit etmenin zavallılığını kavrayabilsin..Ne demiş Fikret:
“Kimseden ümmid-i feyz etmem….”

Ballack’ın Elleri? Tandoğan Başkan Trabzon Şampiyon!

17 Haziran 2008 Salı
Akşam tv haber bültenleri, sabah radyo programları, kulağımda binbir hayal, Hırvatistan’a ikiden aşağı atan yok maşallah! Hoş iki hatta daha fazlasını da atabiliriz, ama yiyeceklerimizi kimse hesaba katmıyor.

Evet bizim takımımız her rakibine 2-3 gol atabilecek hücum ve yetenek zenginidir, bunun herkes farkında, en çok da rakiplerimiz. Ama herkesin farkında olduğu ama bizlerin nedense çok da önemsemeidği bir şey daha var; Türk Milli Takımının defansı turnuvanın en kötü defansıdır ve üstelik bu kez rakip bu yeteneksiz hattımızı en fazla zorlayacak bir mental yapının temsilcisidir; ayağa yerden kısa pas, bel hizası sert orta-paslar ve direk kaleye yönelen ara paslar!.

Nasıl derseniz;
Zan, Servet, Emre Aşık ve Hakan Balta’yı gözünüzün önüne getirin; Ne görüyorsunuz? Ortak bir “ağırlık”
Bir de Hırvat forvetine bakalım şimdi, ne görüyoruz: Ayağa çabuk ve kısa paslar
Sonuç: Baş dönmesine tutulmuş bir defans, gerisini siz tahmin edin.
Evet Milli takımımız her maçta gol atar, ama kazanmak için yediğinden fazlasını atmak zorundasınız
Forvetimiz Nihatımız Ardamız Tuncayımız Semihimiz, arkadakilerin yediğinden fazlasını atma becerisi gösterirse, evet bu maçı kazanırız. Kişisel görüşüm, lafı yuvarlayanlardan olmadığım için, yetişemeyecekleridir..
Bu maçı kaybettik diye de Fatih Terim’e yüklenecek değilim. Eldeki oyuncular bunlarsa, hocaya söylenecek çok fazal şey olamaz. BU maçta işe yarayabilecke tek defans oyuncumuz Emre Güngör’ün sakatlığı da başka bir olumsuzluk. Hayırlısı olsun, bizim olsun diyelim.

*******************************************************************

BALLACK’IN ELLERİ
Tutup da Portekiz’in yarı finali hakettiğini, hakemin oyunu ve Portekizi katlettiğini yazmayacağım, o işi yapacak olan çok kişi var. Ama Ballack kalitesindeki bir futbol oyuncusunun, kendi parlak kariyerine böyle bir “ucuz” gol kaydı düştüğü için, en azından onur duymaması gerektiğini söylemek lazım.
Portekiz, futbolun temaşa tarafına yaptığı katkıyla, bir kez daha alkışlarla, erkenden, veda ediyor. Teknik Direktör Scolari’nin kulübedeki “insan” görüntüsü bilmiyorum kaçınızın hafızasında iz bırakacak ama, ben kaydımı yaptım.
Almanlar, her zaman olduğu gibi temaşa değil, gereğini yaptılar. Bir de Ballack’ın elleri olmasaydı..
Türkiye – Hırvat maçının galibinin Almanya karşısında ne kadar şansı olur kestirmek güç. Hırvatların gruptan bir Almanya galibiyeti çıkardıklarını biliyoruz, ama bu galibiyet sonrası abartılı Hırvat sevincinin, bu sevincin öyle sık sık, üst üste iki defa üstelik, yaşanacak bir sevinç olmadığını da belgeliyordu. Yani Hırvat – Alman eşleşmesinin galibi Almanya olacaktır. Türkiye olursa ne olur derseniz, hele bir olalım, gerisi kolay, diyelim.
**********************************************************************

Avrupa Şampiyonası ve son yılların en başarılı transfer çalışmalarının perdelediği, ya da şöyle diyelim; bu iki başarılı organizasyonun ister istemez ikinci plana ittiği bir çalışma daha yürütülüyor Trabzon’da. Trabzonspor Tüzüğü �İyileştirme� taslağı. Bu iyileştirmenin kimlerin yararına olduğunu da yazının sonunda anlayacağız, zira bu yazı da diğerleri gibi interaktif bir klavye çalışmasıdır.

TFK”(Trabzon Fikir Kulübü)nın bu konuda tartışma grubunda bu taslak metne dair konuşmalar olmuş ve doğrusu ben çok fazla ciddiye almamıştım. Nihayetinde ortada bir dernek ve Dernekler Kanunu vardı ve sınırların aşılacağı da yoktu..

Sonra mail kutuma taslak metin düştü! Ama ne düşüş!! Değiştirilmesi ve �tadil edilmesi� gereken maddeleri görünce, kan beynime Sergei Bubka!

Daha metni okumayı bitirmeden, sezginin keşfedici rehberliğinde, aslında yapılmak istenenin ne olduğuna dair ilk Edison çakıldı beynime ve aklıma meşhur Ankara Valisi Nevzat Tandoğan geldi. Merhum Tandoğan, Ankara Valiliği sırasında , tarihe meşhur �Ankara Cinayeti� olarak geçen bir vakıaya, cinayet sanığı lehine müdahil olurken suçüstü olmuş ve bu utanca dayanamayarak intihar etmişti. Allah günahlarını affetmiştir inşallah diyelim ve devam edelim.

Bu ünlü siyasal figürümüzün bizim konumuzla ilgili anekdotu ile devam edelim.

Yıl 1944. İktidarda bu ülke topraklarının görüp görebileceği en büyük faşist diktatör İsmet İnönü var. Hani şu Atatürk’ün ölümünün üzerinden daha bir yıl geçmeden paralardan O”nun resmini silerek kendi fotolarını basan �demokrat� İnönü. Ankara Valisi ve Belediye Başkanı da Nevzat Tandoğan’dır.

Nihal Atsız, Alparslan Türkeş ve Osman Yüksel Serdengeçti, �Türkçülük� şüphesiyle göz altına alınmış ve Tandoğan’ın karşısına getirilmiştir.

Tandoğan; Serdengeçti’yi karşısına alır ve bağırmaya başlar;

�Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız! Komunizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, ikincisi askere çağırdığımızda askere gelmek�

Yeni tüzük �katakullisinin� Nevzat Tandoğan”dan referans aldığını �henüz� söylemiyoruz elbette, lakin; bu takım ve bu kentle �hesapsız ve beklentisiz sevgi� dışında hiçbir ilişkisi olmayan, ve en az bu taslağı hazırlayanlar kadar akıl ve bilgi sahibi olan taraftarın, �Tandoğani� bir anlayışla yok sayılması, �Trabzon� kimliğine hakarettir.

Trabzon Lisesi’nde okurken, okuldan çıkar yürüye yürüye meydana kadar gelirdik. �Hergele� grubu diyebileceğiniz bu arkadaş grubuyla yolda türlü şaklabanlıklar yapar, yaşadığımız günü, hiç farkında olmadan belleğimize kaydederdik. Tabakhane Köprüsü’nü geçip, Şenol Güneş’lerin dükkanı sağda bırakıp yokuşa vurunca içimdeki merak duygusu zirve yapardı. Zira 300 metre ilerde sağdaki sokaklardan biri Ziya Bey sahasına giderdi, bu sokağın girişinde hemen soldaki bir mekan ise, adını koyamadığım bir duyguyla Ziya Bey sıcaklığını sıfırlardı. Biz liselilerin bu mekana değil girmeleri, kapısından bakmaları bile yasaktı.

Ziya Bey”de katıldığımız bir turnuva maçı sonrası, Uzun Sokak’a doğru giderken, �su içmek� için bile içeri alınmayışım, bu taş binanın temel dolgu malzemesi olarak içindeki insanların kullanıldığı fikrini uyandırmıştı, kızgınlıkla elbet..

İki sihirli kelimeden ibaretti bu soğukluk: �Şehir Kulübü�

Bugünden bakınca, o şehir kulübünde oturanların hepsinin bir taraflarıyla Nevzat Tandoğan olduğunu anlıyorum. Ve bu taslağı hazırlayanların da aslında, Trabzonspor”u �şehir kulübü�ne dönüştürmeye çalışan çağdaş! Nevzat Tandoğan’lar olduğunu..

Mesela paranız çoksa, üç hacimliden birinin üyesi de olsanız kapılar açık size.

Ama diyelim ki paranız yok, minik kardeşimiz �Mehmetimiz� gibi tepeden tırnağa �sevgisiniz�; yetmiyor, giremezsiniz!!

�Tasarıdır henüz, genel kuruldan geçecek, bu kadar peşin hükümlü olmayın� vesaire türü savunma cümlelerine itibar etmeyecek kadar akıl ve sezgi sahibiyiz, şükür.

Tandoğan olan sizsiniz, hadi kulübe taraftar alın, şampiyonluk getirin! Biz köylüler, mahsul yetiştirip asker olmaya hazırız.!!

Kerameti kendinden menkul heveskarlara ve kifayetsiz muhterislere duyurulur;

Trabzonspor’u o şehir kulübüne sığdıramazsınız..Sığmaz..

YÜKSEK DAĞLARIN FATİH’İ
İnsanlara görece “zayıf” anlarında vuranlara hep kuşkuyla baktım, bu yüzdendirki şampiyona öncesi kıyasıya eleştirdiğimiz Sayın Fatih Terim’i, Portekiz yenilgisi sonrası şehvetle eleştirenlerden olmadım, olmam. Yazım arşivde duruyor, okuyabilir ve herşeye rağmen Terim’e olan desteğime tanıklık edebilirsiniz..

Lakin kazın ayağı “parmaksız zeki”. İsviçre galibiyeti sonrası zirve yapan Terim egosu, Çek zaferi sonrası Nirvana’ya rahmet okuttu. Eleştirilerden ziyadesiyle bunaldığını biliyoruz, Çek maçındaki hakem hatalarının vicdan sınırlarını aştığını da biliyoruz..

Ama hocam; “ders almam ders veririm” tanımlamanıza bile sempatiyle bakmış birini bile gerdiniz, bu nasıl üslup bu nasıl bir duruş?

Onu yaparım, bunu yaparım, şöyleyiz, böyleyiz demenin bu kadar ucuz olmamaıs gerektiğini, futbolun içinden gelen sizden iyi kim bilebilir ki? İlk maçta Emre uğruna yedek bıraktığınız Arda’nın İsviçre’ye attığı mucizevi gol olmasa, hadi onu bırakalım; Çek kaleci elindeki topu komikçe kaçırmasa, o basın toplantısına hangi dilde yapacaktınız? Futbolun bir oyun olduğu gerçeğini kabul etmek bu kadar zor mu hocam? Yaşadığınız stresi elbette tahmin ediyoruz, ama hocam, böylesi bir galibiyet sonrası bile kendinize yeni düşmanlar üretme yolunu neden seçiyorsunuz?
Karizma denen şeyin, takım elbise ve saç şekliyle ilintili olduğunu öğrenmiştik, zavallılaşan öğretmenlerimiz sayesinde. Yoksa karizma dediğimiz sihirli sıfat; kompleks ve kapristen beslenir de biz mi habersiziz..
“Nihat’ı çıkarsam hanginiz kaşı gelirdiniz” diye soruyor ve kendinize pay çıkarıyorsunuz. Hocam, Semih’le başlayıp çıkaran sizsiniz, Tekke’yi, Ünal’ı, Karan’ı almayan, Yıldıray’ı gönderen de siz. Nihat’ı çıkarınca sahaya sürecek başka gokcümüz mü var ki bundan bile kendinize pay çıkarıyorsunuz? Hocam gerçekten o kadar salak mı görünüyoruz??
Tamam elbet eleştirilecek çok yönünjüz var, ama hocam bırakın şu basını masını, eldeki malzemeden en iyisini çıkarın ve sadece Hırvatistan maçını konuşun, konuşturun. Lütfen. Bakmayın sizi eleştirdiğimize, ve inanın ki tüm kalbimiz sizinle..

http://www.avniaker.net

Facebook’tan arkadaşım Metin Aytaç Şahinler , üyesi olduğu avniaker sitesi bünyesinde kendi aralarında para toplayarak forma satın aldıklarını söyledi. Taraftar fotoğrafı nasıl olurun yanıtını arıyorsanız, doğru adreslerden biri de Avni aker net.

MUCİZE ADNAN ABİNİN OĞLU ARDA VE PETR CECH

13 Haziran 2008 Cuma
Arda sen başarılı olunca Sedat abin nasıl keyifleniyor bir bilsen.
Sen “Şoför” Adnan abimizin oğlu, kenar mahallenin gururusun..Unutma..

Öyle bir maç ki, neye değinelim, neyi anlatalım şaşırdık.
Milli
referansımız “Macaristan galibiyeti” artık ikincil plana atılmıştır.
Böyle bir milli maçımız daha önce olmadı, umarız bundan sonra
sıradanlaşır..

Bir ilk yarı oynadık, rezil ötesi,

İkinci yarı öyle bir Arda izledik ki, tüm Türkleri, Türkiye”yi değil dikkat lütfen tüm Türkleri sırtına alıp taşıdı..

Sabri
ikinci yediğimiz golde yaptığı büyük kademe hatasını, oyunu bize
çeviren ilk Arda golünde Hamit”e verdiği enfes ara pasıyla affettirdi.
Bu golün psikolojik etkisi çeyrek final demekti , hissedenler
için..Sabri sadece kendi başarılı performansıyla değil, Hamit’i gerçek
kimliğiyle buluşturarak da takıma 4 kişilik katkı yapmıştır.

O kadar çook teknik adam yanlışı var ki, bunları sıralayıp kimsenin keyfine limon olmayalım.

Arda”yı kalbimizin tahtına oturtalım mı önce..

Sonra �Hızlı Joe� Nihat”ın takipçiliğine ve ikinci goldeki vuruş ustalığına tüm şapkalarımızı fırlatalım

Sonra yerinde oynamamasına rağmen ikinci yarıda insan üstü bir çabayla bu

yenilgiyi kabul etmeyen Hamit”e,
(Şu Hamit’ten sağ bek yaratmaya çalışan kim olursa olsun akıl ya da kapris tutulması yaşıyordur..)

Tüm eleştitilerilere rağmen üst düzey oyuncu olduğuna inandığım Sabri”nin performansına

İyi de olsa kötü de olsa içten çabası ve mücadele gücüyle Tuncay Şanlı”ya

Dünya”nın tüm çiçeklerini gönderelim;

Colin
Kazım”ın rakibin sağ kanadını nasıl çökerttiğini, rakiplerinin öz
güvenini nasıl sıfırladığını futbol oynayan bilir, büyük katkısı
olmuştur.

Dünya”nın
en güzel kalecisi bir takımın kaderini nasıl değiştirebiliyor, Cezh”in
kötü talihine kendisi adına ne kadar üzüldüysek, kendi adımıza elbet o
kadar sevindik. Fakat, tarihin kaydedeceği bu golden gerekli dersleri
çıkarmamız gerek..

Özeti şudur;

2
Farklı geriye düşen Türkiye, tüm zincirlerini kırıp atan bir isyan
ateşi yakmış, isyanın ilk kıvılcımını Arda ateşlemiş ve Nihat bu ateşe
körükle katkı sağlamıştır.

Volkan kardeşimiz gördüğü kırmızı kartla bizlerin yüreğini hoplatsa da, aslında kendini yakmıştır.
Cezalı oyuncularımzı var, Tuncay, Hakan vb..
Arda cezalı mı; hayır: Nema Problema

Şimdi eğlence vakti.
Viyana’yı üçüncü kez kuşatacağız..Bakalım bu kez olacak mı, ne dersiniz:)
Çeklerin centilmenliğini alkışlamayı da unutmayalım, derim. Darısı başımıza..
*******************************************************************
BURUNLU FORD
Sahil boyu yol alıyor minibüsünüz. Belki İskefiye”dir istikamet belki Sürmene, Of..

Bir yanınızda �Deli İbrahim”in� torunu, haylaz ve afacan çocuklar gibi Karadeniz, diğer yanınız hanidir yeşilin doğayla dansı..

Çok
sürmez bu pastoral senfoni..Bir yoldan içeri kıvrılır köy yoluna
vurursunuz..Belki �Arsen� yukarıdır yolunuz, belki yolları taşlı Maçka.

İlçe merkezinden; köydeki
teyze � amca � gugar parmaklı nene ve köyün sevimli delisi �Dayooon
deli Halit� için, sevindiren birkaç şey, diyelim ekmek, diyelim sarı
kurabiye, alınmış ve dere yukarı vurulmuştur artık.

Yaşı
bana yakın olanların yareni burunlu forddayız, en arka sırada, cam
kenarı..Yukarı çıkıp köye yaklaştıkça o tanımlanamaz sevginin yüzümüzle
buluşturduğu tebessümün derecesi artarda farkında olmazsın.

Başın
cama yaslanmış, aşağıda kah kıvrıla kıvrıla kah deli deli, ama hep
arkadaş akan �köyün deresi� işmar edip seni çağırıyor.. �İşte derenin
içindeki şu tümseğin üstünde şölendira (*) kurup yakaladığı �buyikli�
balıklarla ekşili yapmıştı Seyfettin amcan �diyor bir ses, gözlerinde
bin buğu.

Dünyalar
güzeli yengenle birlikte trafik kazasında öleceğini bilsen, doyamadığın
amcana o dünyanın en tatlı ekşilisini kendin yapıp saçlarını okşaması
için sebep yaratmaz mıydın�

Cama
dayalı ve dereye odaklanmış başın ani bir fren darbesiyle sarsılıyor.
�Piriağanun Sari”dan şofor olursa, aşşa (dereye) inmeduğumuze şukredun�
der, bir ses..Magavla”nun en güzek kızının kızı, annemdir kendisi, sese
döner; � Sari”ya laf edene bak, iki yük odun edene kadar uç ay geçiy�

Adam bir şey demedi, Piriağanın Sarı da �kabuklukurbağayı(*)� ezmemek için basmış frene, iyi ki basmış hoş.

Günlerden
Cuma”dır, okul çıkışı anneye arkadaş olarak düşmüşsündür
yola..Büyükanne”ye uğramışsın önce, gugar ellerine sarılıp, � hau
direniye(*) çik bakayim ne var orda� yı duyar duymaz, üçer beşer atlamışın merdivenleri. Sonra badila(*) dolusu kirazlar, senin için toplanmış..

Sonra;

Ağzın
gözün kırmızıya kesmiş, teyze kızlarının yanaklarına nazire, çıkmışız
dünyanın en güzel teyzesinin evine..Kim demiş teyze anne yarısıdır
diye, senin teyzelerin düpedüz annedir işte, görüyorsun.. Hangi teyze,
sen geleceksin diye yaşlı ayaklarına ve gugar gibi eğilmiş beline
rağmen geceden tandır vurup en sevdiğin keteyi hazırlar..

Ormandan
yükselip baş ucuna bir dost sıcağı olarak konan ciğayit(*) sesleriyle
uyanmışsın sabaha. Heyecanın yavaş yavaş artıyor mu ne? Garifta”dan
gelmesi gereken burunlu forddan hala haber yok. Çok önemli bir gün oysa
yaşadığın..Trabzon”a inmelisin mutlaka, gün öğleyi sırt üstü yatırmadan.

Şu
virajlara girip çıktıkça alçalıp yükselen, şu derenin türküsünden
fırsat buldukça araya kendi repliklerini salvolayan makine sesi, meğer
ne güzel bir memleket türküsüne dönüşebilirmiş, şaşarsın..

Yine
en arkada, sol taraftasın bu kez, başın cama dayalı, çukurlara girip
çıktıkça camın ve başının mukavemetini ölçen gelgitler..

�Ya
yetişemezsem� korkusu içinde, dillenmemiş belki henüz, ama tohumlamış
kuşku bahçemde. Dereyle aynı zaviyeye gelince kısmi bir rahatlama, ama
ya Ali Osman”ın �Hayde Tiraddan! tiraddaaan� minibüslerinden biri hazır
değilse??

Hazırmış
şükür, ağır aksak kalktı işte Magirus, hiç devrilmez mi bu minibüs,
kurcalar bir yandan, sonra Kalecik virajları, annemin sesi bir ara
�Ahan halanun gaynatasunun evi�, sonra balıkçıları ve sahiliyle
Samayer, Yanbolu, Falgoz, ne bitmez yolmuş, Arsin, Yomra, Havaalanı,
Değirmendere..Annem iniyor, ben Çömlekçi”ye kadar devam edip, ordan
devam edeceğim..Nereye mi?

Sevgiliyle buluşmak mı?

Eh, haklılık payınız yok değil, evet sevgiliyle buluşulacak

Zira, Trabzonspor”un maçı var!

Kiminle mi?

Ne önemi var ki, Trabzon”un maçı var dedim, daha ne denebilir??

20 yıl önceki delikanlı yüreğim nasıl kıpır kıpırsa, bugün de öyle yüreğim.

Sebep olan sağolsun�
ŞAMPİYONADA LALE DEVRİ VE HOLLANDA’YI İZLEMEK
İtalya
ile oynadıkları ilk maçta çok daha “komplike” bir takım fotoğrafı veren
portakallar, can havlindeki Fransa karşısında zaman zaman çok güç
durumlara düştü. Gemisini kurtaran kaptan- kaleci Van Der Saar’ın
tecrübesiyle ayakta kalan Hollanda, Robben’in hazırlayıp Van Persie ile
biten ilk gol, ardından iğne deliğinden geçen 3. gol, ki en önemli
golüydü gecenin Fransa’nın gardını düşürdü. Uzatmalarda gelen
jeneriklik Schneider golü lale devrinin sosuydu
Horozlarda
mağlubiyeti asla kabul etmeyen bir direnişçi vardı ki, sanırım Fransa
Fransa olalı Danton’dan sonra böyle bir dirence tanık olmamıştır belki
de..
Ribery’den
söz ediyorum. Onlarca tekme yemesine rağmen asla çirkefleşmeyen ve
üzerine ölü toprağı serpilmiş Fransa’yı ısrarla ayağa kaldırmak isteyen
Ribery’den.
Hani, üç otuz paraya “bize” gelen ve 4 otuz paraya kıyamadığımız için elimizden uçup giden şu karayel..
Selam
olsun Ribery’ye..30. dakikadan sonra oyuna ağırlığını koyan ve
üstünlüğünü kabul ettiren Fransa’ya da alkışlarımızı gönderelim elbet.
Evet, çok iyi oynadılar ama 4-1 kaybettiler.
Hollanda
– İtalya maçından sonra, fikstür aziziliği olmazsa bu iki takımın
finalde de karşılaşabilecğini söylemiştim. İtalya, Fransa engeline
takılmazsa, hala bu iddiadayım.
BİR OKUR ELEŞTİRİSİ
Eleştiri şu;
“adını
verdiğiniz sitenin ana sayfasında konuyla ilgili tek bir haber bile
yok. :)) bu kadar da kolbastı olmaz ha sayın tunalı :))
Sayın
tunalı kasdırmayla yüceltmek istediğiniz siteleri anladık da şu yavuz
siteler dediğiniz hangi siteler yiğitçe bir söyleseniz
?
Eyüboğlu
88.240.28.172
15 Haziran 2008 Pazar 13:33″
Önceki
yazımı biraz geç okumuş bir kardeşim, 6t1s isimli siteden
alıntıladığım bir yazının, söz konusu sitede yayınlanmadığını,
saklayamadığı bir keyifle, eleştirmiş. Allah keyfini daim etsin bu
kardeşimin, ama ben hesap adamı değilim, onun bunun kalemi, şunun
bunun neferi, çapsız kalelerin bekçisi ya da ikbal köprülerinin
dumrul’u da olamam. İster yayınlarlar, ister yayınlamazlar, demek ki
daha önemli konuları var ilgili kardeşlerin, sizi neden gerdi bu iş onu
anlayamadım. En iyisi siz bu paragrafın girişini bir daha okuyun,
olmadı bir daha, bir daha..Yine birşey anlayamazsanız abilerinize
gidin, onlar size izah ederler.
Beni sadece, kendi ruhuna efendilik edenler okusun, sizler mümkünse başka kapıya..
Uğurlar ola Eyüpoğlu kardeşim.
KARADENİZ KAPLANI KOMEDİSİ
Güdük,
çapsız ve “yerel” spor medyasının, manşet atarken zorlanmamak ve zeka
düzeyi düşük okurdan “meta” yaratabilmek için sık başvurduğu
yöntemlerden biri de simgeler marifetiyle suni sloganlar üretmektir.
Bilmem
kaç yıldır, Trabzonspor için “Karadeniz Kaplanları” gibi güdük bir
benzetme yapılageliyor. Akıl zaviyesi orta sikletin pek de altına
düşmeyen birçokları gibi benim de “amaan sende” diyerek boşladığım,
üzerinde durmaya bile gerek görmediğim bu uydurukçuluğun,
Trabzonspor’un “resmi” kanallarında da kabul gördüğüne tanıklık etmek
gibi bir garabeti yaşadık.
Behey akılsızlar;
Diyelim ki medya dolduruşuna geldiniz, yahu sizin zerre kadar coğrafi bilginiz de mi yok?
Tarihin
hiç bir döneminde Trabzon ve hinterlandında tek bir kaplan
yaşamamışken, nasıl olur da bu kentin takımı “kaplan” olur. Akli
zavallılaşmanızı ve cehaletinizi de yanınıza alıp, gidin bu uydurukçu
şebeleklerle aynı gazetede çalışın siz. Zira, iki çıplak bir hamama
yakışır, malum.
Hay sizin kurumsal anlayışınıza…
İSTANBUL’DA SEZON AÇILIŞI
Yaklaşık
bir ay önce, başarılı trasnfer çalışmalarını taçlandırmak ve
İstanbul’daki taraftarımıza bir armağan olarak sunmak; bunu yaparken de
rakip olarak Avrupa sahalarındaki ilk rakibimiz olan İzlandalı
Akranes’i İstanbul’a getirmekten bahsetmiştim. Trabzon yönetiminden 2
isimle de görüştüm hatta. Üstüme vazife bilip Akranes kulübünü arayıp
telefon görüşmesi bile yaptım..
Üstelik;
Şükrü Saraçoğlu’nda gerçekleştirmeyi planladığımız bu “güç gösterisi
gecesi” için, stadın “ücretsiz” olarak ayarlanması işini de üzerimize
aldık.
Lakin
yönetimden tek bir ses çıkmadı. Onlar şu sıralar; Avrupa şampiyonasının
ve transferlerin gölgesinde kulübü “şehir kulübüne” dönüştürme
çabasındalar..Hade bakalım..

Semih, Arda ve Volkan’a bin selam!! VE SKANDAL

09 Haziran 2008 Pazartesi
(ARDA VE GÖKDENİZ’LE BAŞLA(ma) HOCAM
Futbol terazisinin bir gözüne İsviçre’yi diğerine Türkiye’yi koysak, İsviçre alçak basınç-yüksek basınç uzmanı olur bulutlarla arkadaşlık eder hocam. Belli ki ilk maçta düşündüklerinizin hiç biri olmadı. Eleştirmek en kolayı biliriz, ama özeleştiri en zorudur hocam, hele sizin için bu daha da zor bunu da biliriz. Keşke arkanızda Metin Tekin, Oğuz Çetin ve Müfit Erkasap gibi “hınk deyiciler ve büyüksün abi”ciler değil de, Ünal Karaman gibi bir “adam” olsaydı, ama artık çok geç. Hocam, gördünüz işte ilk maçta, bu oyuncu yapısı ve oyun anlayışıyla olmuyor. Lütfen işinize karışmak gibi algılamayın ama, dar alanda rakibi oyundan düşürecek bir yetenek ve belki de tek özel adamımız Arda ve rakip kaleye direk gidebilecek tek oyuncumuz Gökdeniz’le başlayın hocam, Hamit’i de bu iki ismin ortasına koyun, siz de rahat edin biz de hocam..Lütfen.
Ha bu arada hocam, Emre Belözoğlu gerçekten sakat mı? )
/ Dedik (maçtan önce)ama, öylesine bir yağmur başladı ki, saha koşulları bu iki dar alan ustasını da sıfırladı. Sol kanatta Balta Hakan’ın alkışlanası duruşu ve kişiliğine rağmen zavallılığı, milli umut Servet’in acizliği, usta ayak Tümer’in halı saha topçusu görüntüsüyle ilk yarıyı bitirdik. Kulübeye bakıyorsun, Semih dışında golcü, Kazım dışında bu saha koşullarının aradığı ikinci bir adamın yok. Kusura bakma da hocam, bu ülkeyle kimse böyle alay etmemişti.

SEMİH VE ARDA’YA DUA EDELİM
İkinci yarıyla birlikte yağmur durunca Arda sahne aldı. Bu yüzden Arda’nın oyundan alınmayışı (iyi ki Tümer uyurgezer gibi oynuyordu da o çıktı) büyük şans oldu ve Arda sazı ele aldı. Sonrasında Semih’in oyuna ağırlığını koyuşuyla oyun üstünlüğü tamamen bize geçti. Semih’in takıma ve oyuna katkısını attığı golle ölçmeye kalkanların futbol bilgisinden şüphe ederim. Defans hattımızın akıl almaz hatalarına rağmen kaleci Volkan, Semih ve Arda’nın muhteşem performansları gitti denilen maçı bize çevirdi. Maçı birlikte izlediğim efradıma, oyun 1-1 iken ve Volkan yüzde yüz bir topu çıkardıktan hemen sonra, “biz bu maçı 90 artı 1 de Arda’nın atacağı golle kazanacağız” dedim, desem, kaçınız inanır? Sadece Kadir inanır demeyin, en az 10 müridim var şu anda:))
Ganyan arkadaşım Semih; Arda ve Volkan başta olmak üzere tüm arkadaşlarını topla ve şu Çek’i de nakde çevir. Terim’den değil, sizlerdendir beklentimiz..

SKANDAL!

Gelelim gecenin en düşündürücü anına. Dakika 80 küsür, oyun 1-1 devam ediyor ve milliler Nihat’la bir serbest atış kullanıyor. Tüm uzunlarımızı rakip ceza sahasına yığılıyor ve Nihat’ın ortası rakip defanstan sekiyor, Hamit topu kaptırıyor kontratak yiyoruz. Defansımızda sadece garibim Mehmet Topal 3 İsviçreliyle baş başa kalıyor. Atak gelişiyor ve Hakan Yakın’ın görece “kötü”şutunu da, ardından gelen ikinci şutu da Volkan’ın mucize kabilinden kurtarışına tanık oluyoruz.
Soruyorum;
Bu harika kurtarış olmasaydı şu an neyi konuşuyor olacaktık?
Milli Takımımız için beraberliğin (Ve belki galibiyetin), son maçta Çek Cumhuriyeti’ni yenmek zorunda oluşumuz gerçeğini değiştirmediğini teknik kadro bilmiyor muydu?
Şayet Biliyordular ise; milli takımı ailece hücuma çıkaran emir kimden geldi?

Özetliyorum ve Fatih Terim’e soruyorum;

Hocam oyunun bitmesine birkaç dakika kala, rakibe 3’e 1 yakalanma ve şampiyonaya veda etme pahasına tüm takımı hücuma göndermek kimin fikriydi? Yoksa, beraberlikle (belki de galibiyetin- şaibe var) aslında aynı sonucu doğuracağını, yani her iki olasılıkda da Çek’leri yenmek zorunda olabileceğimizi, teknik kadronun çok büyük satreteji hatasıyla 84. dakikada 2. golü yiyerek maçı kaybetseydik turnuvaya veda edeceğimizi bilmiyor muydunuz?

Bu bomba elinizde sayın Terim..Lütfen akılcı bir yanıt bulun!!!

TERİM’İN BASIN TOPLANTISI
Sayın Terim’in şakülünün kaydığını, adalet terazisinin ayar tutmadığının son örneğini basın toplantısında izledik. Dahi hocamız, oyuncuların performansından söz ederken, benim de karakterine çok gücenip, sevdiğim Tuncay Şanlı’dan, berbat performansına rağmen, övgüyle söz edip, Hamit için “eksik” demesi çok manidar ve bilinçaltının ifşasıdır aslında. HERKES EKSİK BİR SEN TAMAMSIN HOCAM! Bu oyuncuların hocalarına inancı kalır mı bilmiyorum, ama benim kalmamıştır artık. Dramatik bir finale koşar adım gidiyorsunuz..

FEDERASYON BAŞKANININ GAFI
Maç sonrası röportajlarda Federasyon Başkanımız görüş belirtiyor ve yukarda değindiğimiz son maç berabere biterse ihtimaline hazır olmadığınıu belgeleyen açıklamasını bir de cehaletle taçlandırıyor. Diyor ki; ” Son maçımızda Çekoslavakya’yı yenmek zorundayız”

Çekoslavakya değil sayın Başkan, Çek Cumhuriyeti. 10 yıl oldu neredeyse, siz nerede yaşıyorsunuz??

******************************************************************

Fatih Terim eleştirilerinin pek çoğunun, en zayıf anı kollayan sinsilik çukurundan beslendiğini elbet biliyoruz. Sayın Terim”e; �görece� en güçlü olduğu anlarda bile eleştiriler getirmiş ve mümtaz Türk medyası dudak kenarında izler bırakan �yalama� dizeleri kurarken de Terim”e dair düşüncelerini �hür ve hesapsız�ca paylaşan biri olarak içim çok rahat.

Bu yüzdendir ki; gardı düştüğü an bir anda Terim düşmanı kesilen ve karşısına dikilen �usta gazatacılar�ın gözümde zerrece değeri yoktur. Eğer ben de birçokları gibi Terim başarılıyken �imparator, en büyük, var mı yaw daha büyüğü� diyenlerden ve en zayıf anında başına çullananlardan olsaydım, zaten Trabzonsporlu ol-a-mazdım.

Bizim kişilerle işimiz olmaz, bizim misyonumuz kişiler üzerinden yürütülen �benim adamım iyidir, ötekiler tu kaka� vandalizminin topluma verdiği zararı aklımızın yettiğince tüm toplumla paylaşmak ve insanların bozuk para gibi harcandığı düzene son vermektir.

Şenol Güneş”e karşı yürütülen �linç ve yok sayma� kampanyasının hangi kompleks bataklığından beslendiğini elbet biliyoruz. Ve bu �çirkinliği� yaşamış acısını içinde hissetmiş kişiler olarak sayın Terim”e yönelik acımasız eleştirileri göğüslemek de, korkarım, yine bize düşecek. Zira Türk medyasının ahlak çizgisi ayar tutmaz bir zigzag eğrisine dönüşeli çok olmuştur.

Sanırım hiç kimse, Fatih Terim”in başarısız olmak üzere bir takım kurduğunu düşünmüyordur. Yıldıray, Fatih Tekke, Mehmet Topuz, Mehmet Yıldız ve Ümit Karan gibi üst düzey form ve yetenek sahibi isimleri milli takıma almadığı için benden fazla eleştiri getiren oldu mu onu da bilmiyorum. Hatta yazmaktan imtina ettiğim şeyler de olmuştur, ama hiç biri, eleştiri sınırlarını aşıp hakaret etme hakkını vermez..

Bu takımın Türk Milli Takımı değil, Fatih Terim”in milli takımı olduğunu sayısız kez yazdım. Maalesef bu düşüncem güçlenerek sürmekte ve Fatih Terim fotoğrafı yara almaya devam etmektedir. Sayın Terim”in kafasında elbette ki bir oyun planı ve strateji vardı. Portekiz maçında bu planlar tutmamış olabilir, bizlere düşen İsviçre ve Çek maçlarında Terim özelinde Milli takımımıza pozitif enerjimizi hissettirmektir. Kaldı ki, Sayın Terim”in en büyük şanssızlığı; İstanbul basını gibi anında �satan� bir medyaya sırtını yaslaması ve ekibinde sözünü dinleyebileceği ikinci bir ismin olmamasıdır. Tek adamlar, kaçınılmaz olarak yalnızlaşır..Ve Terim yalnızlığı, paylaşılası türden de değildir, maalesef.

�TRABZON TARAFTARI NASIL OLMALI”

Beklenenin ve alışılmışın aksine bu yılın transfer şampiyonluğunu Fenerbahçe”den devralan Trabzonspor yönetiminin başarılı çalışmaları taraftarı da ateşledi. Lig Tv de �Öteki Trabzon� programını yapan çok değerli araştırmacı arkadaşım Yavuz Saltık, bazı taraftarların transfer kampanyası başlattığını ve bu kampanyaya neden destek vermediğimi söyleyerek katkı yapmamı, yani buraya yazmamı, istedi. Doğrusu haberim yoktu, Yavuz taraftar sitelerinde konuyla ilgili haberi bulabileceğimi söyledi. Adını verdiği sitelerden birine girmemeye yemin edecek kadar �yalan-iftira� tiksintisinde olduğum için, karakterlerine güvendiğim kardeşlerimin öncülük ettiği http://www.6t1s.com sitesine girdim. Sitede gördüğüm bir yazı-haber üzerine öyle sevindim ki, anlatılası değil. Recep Balta nam kardeşimiz, bir otobus yoılculuğu sırasında bordo � mavi formalı 13-14 yaşlarındaki bir delikanlıya rastlamış ve cep teliyle fotoğrafını çekmiş. Ve sormuş bu �delikanlı�ya;
– Takım bunca başarısızken bordo � mavi formayla nasıl okula gidiyorsun?�

Şu yanıtı; �adam�lığı , geride bırakılan yaşla, banka hesabındaki para veya kartvizitindekİ sıfatlarla edinilebilecek bir şey zannedenlere gönderiyorum. Balta Recep bu çocuğun telefon numarasını almadıysan yedim seniJ

Dikkatli okuyun şimdi;

�”Trabzonspor’u başarılı olsun diye tutmuyorum, başarılıyız diye ortalarda gezinen takımların başarılarından yaşayalım istemem, bizim yıldızımız alınteri onlarınki gibi değil, birde mümküse herkes Trabzonsporlu olmasın, bizim farkımız belli olsun”

Ula uşak yerum senun ballaruni. İşte Sedat Tunalı işinden gücünden olma pahasına yazılar yazıyorsa, senin içindir �girmizi yanakli ballim� benim..Senin sayende Robbie (Robert Bernard) Fowler”lar yaratacak ve bu ülkenin �spor� iklimini hep birlikte temizleyeceğiz..

HOLLANDA – İTALYA: FİNAL GİBİYDİ
Bir futbolsever olarak Van Basten ve Donadoni’ye teşekkür borcum var. Ödeyelim..
Maç öncesi tipik bir “italya” sıkıcılığına hazırlamıştım kendimi, ama maç başlayıp portakal şöleni herkesi sarmaya başladığında, mavilerin de rakiplerinden hiç aşağı kalmadığını gördük. Donadoni’ye, son yılların en keyifli İtalya’sını izlettirdiği için ayrı bir teşekkür daha etmeli,sırası gelmişken.
Hollanda, yıldızlar topluluğundan nasıl bir “takım” yaratılabileceğini müthiş performansıyla akıllaraq kazırken, bu turnuvanın bir numaralı şampiyon adayı olmuştur artık. 3 farklı yenilgiye rağmen İtalyan takımı da modern futboldan örnekler verdi. Umarım ki, final maçı da bu denli keyifli ve unutulmaz olsun. Bu grubun diğer iki takımı Fransa ve Romanya’nın, maviler ve turuncuların yanında hiç şansı olmaz, kimse kusura bakmasın.
Bir kez daha; teşekkürler Hollanda, iyi ki varsın İtalya..

TARAFTAR DEDİĞİN…
Trabzon yönetiminin övgüye değer performansıyla yıllar sonra “ayağa kalkan” Trabzonspor taraftarı, çorbada tuzumuz bulunsun şiarıyla “Takımına bir yıldız da sen kazandır” kampanyası başlattı. Trabzon ve Trabzonsporun hesapsız gönüldeşlerinden tv programcısı Mustafa Kahraman ve arkadaşlarının öncülük ettiği kampanyadan elde edilen gelirle Trabzonspor’a bir “yıldız” oyuncu transferi hedefleniyor. Trabzonspor’la organik bir ilgisi olmayan ve tamamen sivil inisiyatifle gelişen bu hareket desteklerinizi bekliyor.

TRABZONSPOR KULÜBÜ DERNEĞİ

BANKA HESAP BİLGİLERİ

BANKA ADI ŞUBE ADI ŞUBE KODU HESAP NO HESAP CİNSİ

DENİZBANK TRABZON 9035 459211-485 YTL

DENİZBANK TRABZON 9035 459211-392 EUR

DENİZBANK TRABZON 9035 459211-391 USD

TEB TRABZON 91 254188 YTL

TEB TRABZON 91 102153 EUR

TEB TRABZON 91 102152 USD

GARANTİ TRABZON 158 6297843 YTL

GARANTİ TRABZON 158 9093410 EUR

GARANTİ TRABZON 158 9095000 USD

ÖNEMLİ NOT
BU HESAP NUMARALARI TRABZONSPOR KULÜBÜNE AİTTİR.KİŞİ VEYA BAŞKA KURULUŞLARLA ALAKASI YOKTUR. TRABZONSPOR”UN BİLGİSİ DOĞRULTUSUNDA KULÜPTEN ALINMIŞTIR

ZİCO DA GİDERSE…
Teknik adamlığını tartışacak değilim, yetersiz olabilir kimilerine göre, kimilerine göre de bir dahi sayılabilir, mümkündür.
Lakin, Zico’nun “adam”lığı ve insanlığını çok ararız..Şu yoksul ülkemize izi düşmüş ender güzel adamlardan biriydi Zico ve elbet çok daha uzun bir yazıyı hakediyor.

Şampiyona Başladı: Maalesef rastgelmedi: 0-2

07 Haziran 2008 Cumartesi
KAYBEDEN TÜRK MİLLİ TAKIMI DEĞİL FATİH TERİM’İN TAKIMIDIR, KARIŞMASIN..
Çoğunluk gibi benim de iyimser bir beklentim yoktu. 2 gol yedik 3 top direklerimizle buluştu. Girdiğimiz pozisyonlar üzerinde durmaya değmez..

Bizim maçımızdan önceki İsviçre – Çek maçını izledikten ve futbol kalitesindeki düşük zaviyeden sonra az da olsa umutlanmış ve bu gruptan çıkmanın çok da zor olmadığını düşünmüştüm. Sanırım, birçokları gibi..

Ama saatleri 21.45 yapıp turquaz formalı takımımızı izlemeye başlayınca, az da olsa yeşeren umutlarım yine poyraza tutulmuş yaprağa dönüştü.

90 dakika boyunca “çabalayan”, ama orta sahadaki birkaç paslaşmanın ve rakibi karşılamanın dışında hiç bir şey üretemeyen bir milli takım izledik. Emre’nin gününde olmayışını, rakibin en etkin silahları Ronaldo ve Deco’nun da benzer kötü performanslarıyla dengeleyebiliyorduk ama, oyuna “karakter” katabilecek ikinci bir isme sahip olmayışımız, bizi puansızlığa mahkum kılan en önemli faktördü.

Terim’in Mevlüt- Sabri değişikliğini anlamak mümkün olabilir, ama haklı olarak oyuna golcü Semih’i sokarken, takımın neredeyse en iyisi olan ve turnuvanın yıldızı olarak kabul gören Ronaldo’yu adeta kilitleyen Hamit’i oyundan alması affedilmez bir teknik adam yanlışıydı. Ki ikinci Portekiz golü, bir teknik adam yanlışının nelere mal olabileceği konusunda büyük bir ders olabilir.

Portekiz rakibimiz değildi zaten, bu mağlubiyete fazla deruni anlamlar yüklemeden asıl rakibimiz olan İsviçre maçına odaklanmalıyız. Maçı tek orta yapmadan bitiren Hakan Balta, her araya atılan topta şaşkına dönen 520 Man ağırlığındaki Servet ve Gökhan Zan’lı defansla nereye kadar gidebilirsek, kazanç hanemize kaydedip kendi gerçeklerimizle yüzleşmeliyiz.

Fatih Terim’in oyun planı olarak Avrupa sahnesindeki Fenerbahçe ve Zico’yu taklid ettiğini söylesem, kaçınız itiraz eder!? Kontrollü oyna, tempoyu düşük tutu, orta sahada top dolaştır ve ani çıkışlarla gol ara. İmparator farkını takımın en iyisini çıkararak gösterdi, fark bu kadardı işte..Ah Cengizhan ah..
Okurumuz Cengizhan alternatif bir milli takım oluşturmuş, siz karar verin hangisi daha “iyi”
Serdar – Abdurrahman / Egemen / Giray / Hayrettin – Yıldıray/ Gökdeniz/ Mehmet Topuz/ Selçuk Şahin- Fatih Tekke/ Mehmet Yıldız..