WİLLİAM WALLACE DÖNÜYOR MU!?

Monday, September 29, 2008

“Hukuklu” arkadaşlarımın çokluğundan olsa gerek, okul yıllarımda İletişim Fakültesi dışında İstanbul Hukuk’un koridorlarında da sık bulurdum kendimi.

Sahne şu;

Şu sıralar Kadıköy Adliyesi’nde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan ele avuca sığmaz Trabzonlu ve Trabzonsporlulardan tek vuruş üstadı Selahattin Aydoğdu ile birlikteyiz ve panoya asılan sınav sonuç çizelgesinden “Selo”nun aldığı notu öğrenmeye çalışıyoruz. Ama ne mümkün.. Selo sağdan yanaştı olmadı, soldan iskele verdi olmadı, bir yandan da kapanma saati yaklaşmış yemekhaneye yetişme telaşımız var. Günümüzün çok başarılı savcısı “Yomralı” arkadaşım baktı olacak gibi değil, ” zor durumlarda başvurulacak genetik ve yöresel özellikler kitapçığı”nı açtı ve gürledi;

“Bakanlar çekilsin, başbakan geldiii”

Talimatla yönetilmeye alışmış bir efrad olduğumuzdan olsa gerek, sihirli bir yol açıldı, Selo, efendi efendi gitti notunu öğrendi ve yemeğe de yetiştik.
(Tas kebabı vardı, çok iyi hatırlıyorum, kaçar mı?)

Randall Wallace’nin senaryosundan Mel Gibson’un yönetmen-oyunculuğu önderliğinde sinemalaştırılan “Braveheart” -Cesur Yürek- filminin en etkili sahnelerinden birindeyiz şimdi.

William Wallace; köylerini basıp müstakbel karısını öldüren İngiliz askerlerinin elinden kurtulmuş ve izini kaybettirmiştir. Katil İngilizler köyde eğlenmekte ve iğrenç zaferlerinin Vandal tadını çıkarmaktadır. Tam bu sırada, filmin görüntü yönetmeni John Toll’un “muhteşem işi” devreye girer ve ağır çekimde bir atın, üzerindeki bir adamla birlikte yavaş yavaş köye girdiğini görürüz. Sinema tarihinin en etkileyici sahnelerinden birini yaşarız o birkaç dakikalık süre içinde, belki de farkında olmadan..

Mesaj açıktır;

William Wallace geri dönmüştür..Sonrasını filmi izleyenler biliyor, izlemeyenler de mutlak izlesin, baş yapıttır..

Baştan alırsak;

“Bakanlar çekilsin Başbakan geldi”

Ya da

“William Wallace geri dönüyor”.

Haberiniz olsun…

*PANORAMA*

*Sivasspor’un *Fenerbahçe’yi geriden gelip alta almasınınü, futbolun yalın gerçekleri penceresinden bakıldığında anlaşılmaz bir yanı yoktu. Sivasspor ve Bülent Uygun’un iki yıldır yapageldiği şey, Amerika’nın yeniden keşfi değil, basit oynadıkça başarı düzeyinin artacağı ve sıradanlaşacağı gerçeğiydi. Yiğidolar çıktıkları her maçı aynı ciddiyet ve basitlikte oynayıp, hak ettikleri yere gelmiştir, kimse afili cümleler kurmasın ya da bilgisayar demesin. Sivas çok iyi bir takım ve hali hazırda ligin en hazırlıksız takımlarından *Fenerbahçe’yi* yenmesi de olağan sonuçtur. Deivid’in yokluğu İstanbul takımında sanıldığından da çok hissediliyor. Guiza yalnızlığını üretime dönüştürecek tek oyuncu Deivid’dir, Fenerbahçe Deivid’i ne kadar çabuk iyi ederse, toparlanışı da o kadar hızlı olabilecektir.

*Galatasaray*’ın Konya gösterisi gerçekten keyifliydi. Sıkıcı ilk yarı sonrası hem faul hem ofsayt kokan bir golle öne geçen sarı kırmızılılar, Lincoln ve Kewel önderliğinde gardı “düşürülen” rakipleriyle adeta eğlendi ve tribünlere keyif yaşattı. Diğer şampiyonluk adaylarının hakem hatalarından şikayetçi olduğu bir haftada; Yunus Yıldırım’ın suflörlüğü doğrusu bu güzel gecenin tek çirkinliği oldu. Yunus Yıldırım için “gördüğünü çalıyor” denir futbol dünyasında. Ama 2. Galatasaray golündeki Milan Baroş faulünü göremeyen orta, ofasytı süzemeyen yan hakem kimseye masal anlatmasın, bu hakemlik performansı hepimizi düşündürmeli. *Konyaspor*, Galatasaray orta sahsındaki büyük boşlukları değerlendirecek bir üretim yapamadıysa, istemediğinden değil, forvet hattının sıradanlığındandı. Kimse kusura bakmasın, santrfor olarak hala Veysel’den medet uman bir takım çok fazla beklenti içinde olmamalı.

*BJK’*nın Belediye ile bir sorunu olduğu çok açık. Bir türlü gerekli adımı atıp bu sorunu çözemiyor siyah beyazlılar.Her takımın bir belalısı olur hani, adı konmasa da, İBB de BJK’nın belalısı oldu artık. Delgado’nun kendi performansının altına düşmesi belki en büyük etkendi, ve ben Delgado’daki bu ani düşüşün bir sanatçı alınganlığı olduğunu düşünüyorum. Boş tribünler, yetenek sergileme heveslisi “sanatçıların” performansını, haliyle, negatif olarak etkiler. Hakem yorumlarına girmeyeceğim, ama Nobre’nin yalancı çoban muamelesi gördüğünü söylememiz de yanlış olmaz. İBB, geçen yıldan izler verdiği bu maç performansını gelecek haftalara da taşırsa ligde kalıcı olabilir. Aksi halde, kahır ekseriyetin istediği olur ve “Belediye” takımlarından biri gerçek yerine, ikinci ve hatta mümkünse amatör lige devam eder..

*Bursa ve* Gaziantep’in çıkışları da dikkate değer. Samet Aybaba farkı Bursa çıkışını az biraz anlaşılır kılsa da, Gaziantep hepimizi şaşırtmaya devam
ediyor. 5 maçlık periyodun tek ciddi sınavını kaybetmiş olsalar da, alkışı hak eden bir performans sergilediklerini söylememiz gerek.

Fenerbahçe galibiyeti sonrası kendine gelemeyen* Hacettepe* ve Kocaeli acil müdahaleler istiyor. Oldukça “enteresan” isimleri kadrosuna katan Körfez’in
toparlanmaması için bir neden yok, lakin Hacettepe için çanlar oldukça erken çalmaya başladı. Çok sevimli teknik direktörleri ve saygıdeğer başkanlarının
bu 5 haftalık fotoğrafı doğru yorumlamalarını dilerim.

Tolunay Kafkas’lı *Kayseri*’nin nedense çok daha “şık” skorlar üretmesini bekliyorum. Bizi bu beklentiye sürükleyen de bizzat Kayseri takımının kendisi zaten. *Eskişehirspor*, kendi mazisine yakışmayan bir yönetim ve takım kimliğiyle belki bu lige tutunur, ama içimizdeki EsEs fotoğrafı da hayli sararır. “Trabzon’un bir futbolcuya verdiği parayla bir takım kurduk” cümlesini artık duymak istemiyoruz Rıza hocam. En fazla söylersiniz Unakıtan’a gereğini yapar! Bursaspor da çok para harcamadı ama 12 puan topladı derler adama..

Reklamlar

ESKİ GÜNLERDEN ESİNTİLER!

Sunday, September 28, 2008

Trabzonspor “büyük” olmanın gereklerini taşıdı Avni Aker çimlerine.

Önce yüzde yüzlük 3 pozisyonu kaçırdı bordo-mavili takım. Sonra örneği az görülen bir şans golüyle geri düştüler.

Ama oyunu yenik götürdüğü dakikalarda bile bu maçı asla bırakmayacağını ve liderlik fırsatını tepmeyeceğini dosta düşmana gösteren bir hırs ve arzu sanki elle tutulur gibi çökmüştü Avni Aker çimlerine. Colman’la gelen beraberlik golünden sonra Antalya’nın mahkumiyeti Trabzon’un da liderlik iştahı zirve yaptı.

İkinci yarıda da benzer sahne yaşanıyordu. İkili mücadele sonrası yerde kalan Antalyalı oyuncunun feryatları Erdoğdu sırtlarına vurup dönmemişti ki, aynı oyuncunun Trabzon sol kanadını çökertip Tolga’yı çaresiz bırakan vuruşunu izledik. Ama Trabzon’un bu maçı bırakmaya niyeti yoktu ve bordo-mavililerin temposunun Antalya’yı teslim alacağı dakikaydı sadece merak edilen. Önce Umut Bulut’un kaval kemiğiyle attığı golle beraberliği yakalayan ev sahibi, vurdukça göğü döğen Gökhan Ünal’ın ‘itelemesiyle’ hak ettiği 3 puanı aldı ve liderlik koltuğuna oturdu.

Yattara’sız ilk maçında ‘eski günlerden esintiler’ sunan Karadeniz Fırtınası, belli ki bu yıl yarışı sonuna dek sürdürecek bir inanç ve iradeyi büyütüyor. Yarıdan fazlası henüz formunu bulmamış bir kadronun liderliği yakalaması, gelecek adına elbette umut verici, ama asıl sevindirici olan , ‘maç gibi bir maçın’ hakkıyla kazananı olmaktır.

Antalyaspor, sahnelediği oyunun karşılığı olan gişe başarısını gösterememiş bir Anadolu kumpanyası gibiydi. Sürekli kontrollü oynamaları ve biri şans biri bal golüyle iki kez öne geçmelerine rağmen Trabzon’un hırsına direnemediler. Akdenizliler’in gol sevinçleri de mükemmeldi, lakin son gülen Karadeniz Fırtınası oldu, ki son gülen olmak her zaman tercih edilir..

Fırat Aydınus, hakemlik yorumuna saygı duyduğum bir hakem. Bir de kendi klasına yakın yan hakemler seçerse, tam olacak.

BÜYÜK OLMANIN GEREKLERİ

Trabzonspor “büyük” olmanın gereklerini taşıdı Avni Aker çimlerine..
Önce yüzde yüzlük 3 pozisyonu kaçırdı bordo mavili takım.
Sonra örneği az görülen bir şans golüyle geri düştüler.

Ama oyunu yenik götürdüğü dakikalarda bile bu maçı asla bırakmayacağını ve liderlik fırsatını tepmeyeceğini dosta düşmana gösteren bir hırs ve arzu sanki elle tutulur gibi çökmüştü Avni Aker çimlerine. Colman’la gelen beraberlik golünden sonra Antalya’nın mahkumiyeti Trabzon’un da liderlik iştahı zirve yaptı.

İkinci yarıda da benzer sahne yaşanıyordu yine.

İkili mücadele sonrası yerde kalan Antalyalı oyuncunun feryatları Erdoğdu sırtlarına vurup dönmemişti ki, aynı oyuncunun Trabzon sol kanadını çökertip Tolga’yı çaresiz bırakan vuruşunu izledik. Ama Trabzon’un bu maçı bırakmaya niyeti yoktu ve bordo-mavililerin temposunun Antalya’yı teslim alacağı dakikaydı sadece merak edilen. Önce Umut Bulut’un kaval kemiğiyle attığı golle beraberliği yakalayan ev sahibi, vurdukça göğü döğen Gökhan Ünal’ın “itelemesiyle” hak ettiği 3 puanı aldı ve liderlik koltuğuna oturdu.

Yattara’sız ilk maçında “eski günlerden esintiler” sunan Karadeniz Fırtınası, belli ki bu yıl yarışı sonuna dek sürdürecek bir inanç ve iradeyi büyütüyor. Yarıdan fazlası henüz formunu bulmamış bir kadronun liderliği yakalaması, gelecek adına elbette umut verici, ama asıl sevindirici olan, “maç gibi bir maçın” hakkıyla kazananı olmaktır.

Antalyaspor, sahnelediği oyunun karşılığı olan gişe başarısını gösterememiş bir Anadolu kumpanyası gibiydi. Sürekli kontrollü oynamaları ve biri şans biri bal golüyle iki kez öne geçmelerine rağmen Trabzon’un hırsına direnemediler. Akdenizlilerin gol sevinçleri de mükemmeldi, lakin son gülen Karadeniz Fırtınası oldu, ki son gülen olmak her zaman tercih edilir..

Fırat Aydınus, hakemlik yorumuna saygı duyduğum bir hakem. Bir de kendi klasına yakın yan hakemler seçerse, tam olacak..

SİVAS SÖKE SÖKE!

26 Eylül 2008 Cuma

Bu yazı bir Fenerbahçe ya da futbol maçı analizi amacıyla değil, taş gibi bir Anadolu takımına hakkını teslim etmek için yazıldı. Biliyoruz ki gazete manşetlerini Fenerbahçe’nin nasıl kaybettiğine dair hazımsızlıklar dolduracak.

Sivasspor’un geçen yılki Trabzonspor maçıyla başlayan çıkışı, gönlü memleketle dolup taşan benim gibilerde derin acılar bırakmış olsa da, Yiğidolar’ın çıkışından haz alma, her tür ulusal kaynağı sömüren iktidara baş kaldıran herkesi ve her oluşumu desteklediğim gibi Sivas’ı da desteklemem olağan hallerimdi. Bu geceki Sivasspor fotoğrafı, bu hazzın yeni sezonda da sürebileceğinin işaretleriyle doluydu.

Yenik durma düşmelerine rağmen oyunun hiçbir bölümünde rakibin üstünklüğünü kabul etmeyen ve tatlı-sert oyunuyla tüm sahayı parselleyen Sivasspor; kenar yönetimin teknik adam doğrularıyla oyunu lehine çevirmeyi başardıysa, bu takım külliyen alkışı hak ediyor demektir.

Teknik adam becerisini alkışlayıp, açıklamalarındaki ‘siyaseti’ ve çelişkileri eleştirdiğimiz Bülen Uygun’a bir hatırlatma yaparak bu faslı kapatalım: Sayın Uygun esame listesindeki bir yanlışlık nedeniyle hükmen mağlubiyetiniz söz konusu olduğunda “Biz sahaya çıktık aslanlar gibi kazandık, hükmen mağlubiyetimiz çok büyük haksızlık ve yanlışlık olur” diye açıklama yaptınız. Geçen yıl hükmen kazandığınız Trabzonspor maçını sahada kazanan kimdi, unutmuş gibi. Evet toplumsal hafızamız zayıf, ama kişisel olarak bu kadar ‘zayıflık’ sırıttı biraz..

Fenerbahçe sakat Alex ve potansiyel sakat Emre ile başladığı bir maçı, Maldonado-Selçuk ikilisi gibi ileri oynama özürlü iki ön liberoyla ne kadar oynanabilirse o kadar oynadı. Şu olsaydı, bu olsaydıların zamanı değil. Ama belli oldu ki, Fenerbahçe’nin Gökdeniz Karadeniz gibi direk kaleye inen hızlı bir orta saha oyuncusuna ihtiyacı var. Sivasspor’a kaybetmediler, ezim ezim ezildiler.

KAZIM..KAZIM..KAZIM..

25 Eylül 2008 Perşembe

Yattara olayı bunca sıcakken, Kazım Kazım nereden çıktı diyenleriniz olacaksa, onlar için yazı burada bitti.

Onca karşıt görüşlerimize, “Trabzon Stadı’ndan tel örgüleri kaldırmak yerine tellere elektrik verilmeli” şekline bürünen kılıç yarasına ve her fırsatta yok saymak için özel cümleler kurmak zorunda hissettiği Şenol Güneş başlıklı “yaralamalı saldırılarına rağmen”, Kazım Kanat’ın ölümü bin Yattara’dan daha önemlidir.

Zira Kazım Kanat kabul etsek de etmesek de bir gönül adamıydı;

Zira Kazım Kanat arkadaş toplantılarının neşe kaynağı ve genç meslektaşlarının moral kaynağıydı

Kazım Kanat; kendi üslubunu yaratabilmiş ender yazarlardan biriydi

BJK’lıların Cesur Yüreği; muhataplarını eleştirirken bile son derece açık ve dürüst kalmayı başarmıştı

O illete karşı verdiği ve büyük zaferler kazandığı savaşını sürdürürken, milyonlarca hastanın moral kaynağı olduğunu bir saniye bile aklından çıkarmadan yürüyen bir moral anıtı olarak belleklere kazıdı kendini.

Ve bir sabah, bir Bodrum sıcağı kaçışında sığındığı klima, soğuğu odaya ölümün soğuk yüzünü de yüreklerimize taşıdı. Çekti gitti Kazım Ağabey, yoksullaştırıp yazar iklimimizi.

İlk kez stajyer muhabir olarak çalıştığım Hürriyet’in Cağaloğlu’ndaki binasının en üst katındaki yemekhanede görmüştüm Kanat’ı. Neşeli, umarsız ve fena halde Beşiktaşlı bir duruşu vardı. O sıralarda sanırım Meydan gazetesinde çalışıyordu ve Faik Gürses ve Oğuz Tongsir’e mutat ziyaretlerinden birini yapıyordu. Tongsir, bizim spor servisinin şefi ve beni muhabirliğe heveslendiren, Hürriyet’te kalmamı isteyen, sonra ne olduysa İdare Müdürü Erkan Göksel kanalıyla kovulmama da sesini çıkarmayan spor şefimizdi. Nedenini soracak olduğumda, Oğuz ağabeyin yanıt veremeyişine ondan çok üzülmüş ve neden kovuldum sorusunun yanıtının Üniversite hayatımdan uydurmuştum. Konu bu değil, dağılmayalım..

Kazım Kanat’ın ölümünün beni bu kadar sarsacağını ummuyordum. Lakin, o illete karşı verdiği mücadele sürecinde topluma öyle mesajlar verdi ki, içten içe benim gönlüme de sızdı ve ölümüyle bir parçamızı da aldı gitti..

Önce İslam Çupi’yi bul orada Kazım Abi. İhtimal cennet erkanına yepyeni cennetlerin müjdelerini veriyordur, masasında üç kardeşler.. Namık Sevik ağabeye uğra demeyeceğim, eminim ki kapıda karşılamıştır seni, kucaklayıp insanca..

Sonra “Bizim Kazım”ı bul Kazım ağabey. Sözcüklere kanat takıp, mavilikleri gitarının tellerine işleyen Koyuncu’muza bir hal hatır sor. Sakın ola Trabzon ve Trabzonsporlulara ilişkin eleştirilerin yüzünden sana soğuk davranacağını düşünme. Önce Kazım, sonra da Trabzonsporluların insan yüreği; senin gibi her düşündüğünü dürüstçe söyleyenlere kızar belki ama, asla kin tutmaz ve sever üstelik.. Kazım’a Trabzon’unu bu yıl lige iyi başladığını söyle. Defansın aynı Şenol-Turgay-Necati-Kadir-Dozer Cemil gibi rakibe gol attırmadığını söyle, ama sakın Yattara’yı sattığımızı söyleme Kazım abi. Biz bu Dünya’da anlayamadık neden satıldığını, o garibim orada hiç anlayamaz, karışmasın kafası.

O’na de ki Kazım Abi; Sedat Tunalı 3 Kazım’ı çok sevmiş. Biri sensin, biri ben, biri Kartallı Kazım’mış de. Kurtuluş Savaşı öncesi Kartal’da bahçıvan, savaş sırasında onlarca yara alan cengaver savaşçı, savaş sonrası da Kartal’da bahçıvan olan Kartallı Kazım.

Kartallı Kazım uzun yaşadı sayılır, anısı bu ülkenin çocuklarına bırakılmış en namuslu hayatlardan biri olarak yaşıyor..

Kazım’ımız çok genç gitti, içimizde akar durur çeşmesi..

Ve sen Kazım Ağabey, zamansız bir yolculuğa çıktın işte apansız, nasıl yoksullaştığımızı tarife Nabi gerek.. Denizaltı ehliyetini alırsan bir şekilde haber vermeyi de unutma tabi ha!

TRABZON’UN FUTBOLCU BELEDİYE BAŞKANI ‘VOLKAN ABİ’

23 Eylül 2008 Salı

Hanidir Trabzonspor’un siyasi hesapların içine çekilmek istendiğine dair kuşkular taşıyorum. Her ne kadar Sadri Şener’in kendine özgü ‘dik duruşu’ bu kuşku bulutunu dağıtsa da, zaman zaman umutsuzluğa kapılmak, ‘ulan yoksa..’ dememek de elde değil. Bu yazının nedeni, Trabzonspor üzerinden ikbal hesabı yapanlara bir hatırlatmadır ve hayattandır, hayalden değil.

İstanbul ve iş keşmekeşinden fırsat buldukça kendimi attığım; sıkışınca Oflu kibarlaşınca Samsunlu olduğunu söyleyen muhasebeci Mustafa ve Rizeli fırıncı Sefer abi gibi ‘halk’ kokan insanlarla hasbıhal eylediğimiz bir mekanımız var.. Yine oradayız..

Masalarından birinde TCDD Ankara Ekspresi personelinin keyifli atışmalı iskambil partisi var, bir diğerinde tepeden tırnağa ‘Trabzon’
kokan Mehmet Küçük’ün önderliğinde iddialı bir king partisi sürüyor.
Mehmet Küçük demişken, kendisinin otobanda ters yola giren ve buna rağmen karşıdan gelen yüzlerce aracı ters yola girmekle suçlayan ‘Temel’ olduğu konusunda ciddi verilere sahibim, onu da söyleyelim. Bu arada kendisi rakiplerini ‘halaşura’ eder ve ‘Hımbıl’ diye hitap etmekten de vahşi bir zevk duyar.

Cam kenarındaki masada oturuyorum, hem Mehmet abiye kılçık atıyorum hem de sokağın serininden payıma düşenin müşterisiyim. Fırıncı Sefer abi Trabzonlu olduğumu bildiği için yanıma geldi oturdu, ‘bişe diyeceğim sana’ dedi, Rizeye has dar harflerle ‘Nedu?’ dedim..

‘Geçen günlerden birinde bir yakınımızın çenazesi içün memlekete
(Rize) gitmiş iduk. Sonra orda başka bir hastamızı hastaneye gotürmek icap etti’

‘Şans işte’

‘Hee. Sora Rize Devlet Hastanesi dedi ki, alun buni goturun Trabzon’a, Farabi’de bi baksunlar. Biz da aldık hastayı gittuk Trabzon’a’

‘Hastayı Rize’de unutmamanız büyük gelişme abi”

“Ne dedun?”

“Yok abi, sonra ne oldu?”

“He oni diyrum işte, alduk hastayı götürdük, yatacak dedi doktor, yaturduk, biz da deduk sabaha kadar bekleyelum bari, bakalum doktor ne diycek”

“Ne dedi doktor?”

“Yav pirak doktoru. Biz orada hastanenin kapisinda oturmuş bekliyorduk, çay may içiyruk, vakit geçsun felan işte. İşte biz otururken içerden kel bi adam çikti, geldi yanumuza. ‘Arkadaşlar” dedi, “burada olduğunuza göre hastanuz vardır, hepinize geçmiş olsun. Bi sikintunuz var mı?”

Biz da şaşurduk tabi, ‘kimdur bu’ diye. Geldi hepumuzi tek tek öptü, durumunu sordu hastamuzun, anlattık işte. ‘Rize’den gelduk’ diye. Oturdi bi da çay içti bizlan, ‘Rizespor’un durumuna çok uzulduğuni’ dedi, sohbet ettuk işte, sora da herkesle vedalaşıp kakti gitti adam

“Ben anladım o adamın kim olduğunu”

“Biz da anladuk ama sorduktan sonra anladuk”

“Gene iyi anlamışsınız..”

“Hee, oyle oldi. Sorduk sora ordakilere, kimdur bu adam diye, dediler ki Trabzon Belediye Başkanıymış”

“Volkan Canalioğlu”

“Doğru diysun. Saa bişe diyim mi, şimdiye gada hayatumda sola oy vermedum, ben boyle sicak adam daha görmedum, haşindi Trabzon’da olsam da o adam komonist partisinden aday olsa gene ona oy verurum. Ne insan adam imiş yaw, Trabzon’dan boyle adam da çikaymiş demek ki”

“Trabzon’dan hep böyle adam çıkardı Sefer abi, bakma göçlerle desteklenmiş ekonomik çözülmenin yarattığı kirliliğe sen”

“Neye bakmayim neye, anlamadum!”

Bundan sonrası özel..

Anlatmak istediğim şu;

Trabzon’da Belediye Başkanlığı için Volkan Canalioğlu’na ‘rakip’
arayanlar sakın ola seçtikleri-seçecekleri adayın sivisine (CV) çok güvenmesinler. Zira hiçbir CV, hastane kapısında bekleşen insanlara uzanmış hesapsız ve dost insan sıcağını yazmaz, yazamaz..

Sanılmasın ki, CHP’nin ‘adam'” ya da ‘adayıdır’ Volkan Canalioğlu.

O, nesli tükenmekte olan bir ‘insan’ tipinin partiler üstü fotoğrafıdır.

Daha ‘iyisini’ bulamayacaksanız, boşa kürek çekmeyin.

Bu şehrin önceliği ‘adam’dır, parti değil.

Yattara’yla konuştum. Yattara, “Ben gitmek istemiyor” dedi.

Yorumsuz…

AZİZ YILDIRIM’I YALNIZLAŞTIRMANIN HAZZI!

21 Eylül 2008 Pazar
Kendine özgü özellikleri olan biri. Ve kendine özgü yöntemleri, haliyle…

Mesela sevmediği medya mensuplarını çok rahatça aşağılayabiliyor. Aşağılama eylemine tenezzül etmek aşağılayanın, Yıldırım’ın, eksiği olarak sırıtmaya devam etse de, aşağılanan gazetecilerin sessizliği asıl garabet aslında. Ve beni profesyonel bir gazeteci olarak meslektaşlarımın aşağılanmayı kabullenişi, haliyle, daha çok ilgilendirir.

Fenerbahçe Tv’den başka yere demeç vermeme geleneğini ısrarla sürdüren Aziz Yıldırım, geçen hafta Akşam’dan Alaattin Metin’in belirlediği “hissi verilen” bir grup gazeteciyle birlikte bir açık oturuma katıldı. Çok şey söyledi, gereğince yankı bulmadı sözleri. Emre Belözoğlu dışındaki görüşlerinin çoğuna katıldığımı da ifade ederek, benim için asıl vurucu olan konuya geçmek istiyorum.

Aziz Yıldırım’la bir grup Fenerbahçeli taraftar arasında süregelen bir tartışma var, malum. Gençlerbirliği maçı sırasında yeni tezahürlerini de yaşadık. Yıldırım; kulüpten beslendiğini iddia ettiği tribün liderlerini epeydir kontrol altına almayı başarmış ve bu yönüyle Türk futboluna çok büyük bir iyiliğin de temelini atmıştı. Ama Aziz Yıldırım ne yaparsa yapsın otomatiğe bağlanmış gibi “tu kaka”layan geri kalan zevat, maalesef Yıldırım’a gerekli desteği vermedi. Bu “zevat” başlığının içinde malum kulüplerin dışında medyanın da çok büyük bir
hissesi var ve tarih bunu da kaydediyor. Tıpkı bugünün doğrusu Aziz Yıldırım’ın ve “mümtaz medyamızın” yıllar önce Özkan Sümer’i yalnız bırakması gibi.. İki yanlıştan bir doğru çıkaramayacağımıza göre, Yıldırım’a destek vermek her “namuslu ve hesapsız” kişinin sorumluluğu olmalıdır. Namusluyum şükür ve hesapsızım..

Trabzonspor’da Mahmut Aksu önderliğinde başlatılan benzer bir uygulamanın ne sonuç vereceğini henüz bilemiyoruz. Dileriz ve bekleriz ki; Aksu başarılı olur ve “beslemeler” kulübün yakasından düşer.

İşte Yıldırım, “taraftar grupları” başlıklı açıklamalarının bir yerinde, mealen, şöyle diyordu:

“Bunlar kendi grupları adına tişörtler, şapkalar, formalar bastırıp satıyor, yıllık 300 milyarlara varan gelirlerini de ceplerine koyuyorlar. Fenerbahçe tribününde sadece Fenerbahçe markası olur, uzantıları değil. Bu mudur takım sevgisi yani!?”

Fenerbahçe Kulüp Başkanıyla aynı “doğru” tespitin ortak öznesi olmaktan onur duyacak değilim. Ama böylesine büyük bir camianın bir numaralı isminin “her şeyin farkında olması” da beni ziyadesiyle mutlu etmeye yetti.

Rahmetli Kazım Koyuncu’yu mezarında ziyaret eden taraftar gruplarının, kendi gruplarının isimleri yazılı çeşitli “ürünlerini” göze sokarcasına öne çıkarması ve bu ürünleri kendi sitelerinde “pazarlaması” nasıl beni rahatsız ettiyse, Fenerbahçeli grubun sevgi kutucuğuyla gizlenmiş ticaret hesabı da Yıldırım’ı öyle rahatsız etmiş, belli ki.. Ve Yıldırım kendi kurallarını işletecek güce sahip olduğu için sonuç almayı ve kendi markasını “kirlenmekten korumayı” nispeten de olsa başarmış..

Kulüpler lisanslı ürünlerini zaten satıyorlar ve bunun vergisini de veriyorlar. Bir taraftar, takımına olan sevgisini lisanslı ürünleri alarak gösterebilir, doğru olanı da budur. Ama kimi “tatlı su çakalları” şehre ve takıma duyulan güveni banka hesaplarına havale edebiliyorlar. Elbette ki, bu işi sadece iyi niyetle yapan yüzlerce taraftar da var, vardır. Ama kişisel olarak taraftar gruplarının hacimlerinin, iştahlarıyla birlikte büyüdüğüne inanıyorum.

Türk futbolunu kanser gibi saran yeni virüsün adı “rant kaygılı taraftar gruplarıdır”. Bunu yazdı diye Sedat Tunalı’ya ilk saldıracak çapsız sazan için akvaryumumuz da hazır, merakla bekliyoruz.

Fenerbahçe dışında kalan “ötekilerin” de sayın Yıldırım’ı takip edip renk sevdasının suistimalini ve ranta dönüşmesini engellemeye çağırıyorum. Trabzon’dan Mahmut Aksu’ya bu kutsal mücadelesinde başarılar dileyip diğer iki hacimliye; Galatasaray ve Beşiktaş’a seslenelim şimdi:

Sayın Demirören, sayın Polat; sesimiz geliyor mu? Façanız yiyor mu?

Hadi siz de Aziz Yıldırım ve sözünü tutacağına inandığımız Mahmut Aksu gibi tribün gruplarının nemalarını kesin de Türk futbolu biraz nefes alsın..

Tribün terörünü sona erdirmeye;
Mertçe mücadeleye zemin hazırlamaya;
Gerçek futbolseverleri tribünlere çekmeye;
Futbolumuzu rant pisliğinden arındırmaya;

Cesaretiniz var mı?

GÖZTEPE EA HASTANE İSE ÇAPA TIP FAKÜLTESİ NE..?

Herhangi bir yakınınızı tedavi olmak amacıyla hastaneye götürmeniz gerekirse ve bu hastane Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi olmak zorundaysa , bilime değil de allaha sığınmanızı tavsiye ederim. Geçen hafta bu hastanede yaşadıklarımızı ve tanık olduklarımızı yazmaya kalksam bilime ve insanlığa olan inancınız sıfırlanır ve ülkemizdeki çarpık sağlık sistemine isyan edersiniz. Yakın çevremi uyardım siz okurlarımı uyarmayı da insanlık görevi sayıyorum; sakın ola çok zorunlu olmadıkça yakınlarınızı bu hastaneye götürmeyin! Bunu söylerken, o kokuşmuş sistemin içinde bile bir şeyler yapmaya çalışan ve içindeki “insanı” her şeye karşın ayakta tutmaya çabalayan Dr. Yasemin Kandi ve onun özelinde tüm “iyi” insanları ayrı bir yere koyduğumuzu da ekleyelim.

Göztepe’deki sağlık sistemi trajedisinden sonra gittiğimiz Çapa Tıp Fakültesi’nde, bir hastanenin nasıl olması gerektiğinin yanıtlarını gördük ve ülkemiz adına bir nebze olsun teselli bulduk. Çapa Tıp Fakültesi’nin kendi içindeki işleyişi ve uygulamalarını, tüm fiziki olanaksızlıklara ve kaostan beslendiği hissi veren iç dinamiğine rağmen üstelik, Göztepe EA Hastanesi ile karşılaştırmak gibi bir abesle iştigal niyetinde değilim. Çapa Tıp
Fakültesi’nde de yolunda gitmeyen birçok şey var, ama sonuçta bir “hastanede” olduğunuzu hissediyor ve gerçekten “araştıran-sorgulayan” tıp adamlarına emanet olduğunuzu yaşayarak görüyorsunuz. Devlet Hastanelerini “adres” olarak kullanıp vatandaşın “ayağını alıştıran” sağlık personeli sayımızı, Çapa örneğindeki “bilim adamı” sayısının altına çekemediğimiz sürece; ne sağlık sistemimizi ne de toplumsal dönüşümlerimizi çağdaş düzeye taşıyabiliriz. Göztepe’de insanlık ve sağlık sistemine dair yaşadığımız büyük hayal kırıklığını Çapa’da yeniden yeşerten, başta Prof. Dr. Ali Akyüz ve Prof. Dr. Yener Temelli olmak üzere; Prof. Dr. Cemalettin Ertekin, Prof. M Taviloğlu, Uzman Ali Fuat Kaan Gök ve Dr Cemal Cevheroğlu’na “insanlık” adına, sevgilerimi sunuyorum.Bu kişisel bir şey değil, lütfen “derdimizi” doğru okuyun.. Bu arada gece muhabirliği yaptığım ve Çapa’da nöbet beklediğim 15 yıl öncesinden bu yana tanıdığım, Acil Cerrahi Servisi’ni “çekip çeviren” ve gelen her acil vakayı “insanca” karşılamayı büyük bir özveriyle sürdüregelen Erol Sarı ve sağ kolu Serkan Alfak’a da selamlarımız gönderelim..

YÜZYILIN SOYGUN HAREKETİ; DURMAK YOK YOLA DEVAM!

Deniz Feneri odaklı utanç vesikaları her gün medya da yazılıyor, anlatılıyor, söyleniyor..En az bilgi sahibi olanımız, en iyi niyetlimiz bile, ortada “Allah ile aldatmak” olduğunu kavradı artık. RTÜK Başkanı olan şahsın tüm iddia, belge ve kanaate rağmen hala orada kalabiliyor olması, insana dair umutlarımızı biraz daha zayıflatıyor.

Belli olmuştur ki; merhamet avcılığıyla elde edilen ve resmi kayıtlara göre 41, gayri resmi hesaplara göre 250-300 milyon avroyu bulan “merhamet hortumu” , Armada olarak, gemi olarak, villa olarak, taksi filosu olarak birkaç kişinin doymak bilmez iştahlarına kurban olmuştur. Ne diyordu yanar dönerciler; “İyilik hareketimiz son yoksula ulaşıncaya kadar devam edecektir” Yani siz bu sloganı şöyle okuyun;

Kurtarılmış Yoksullar Listesi
1-K.Z
2-A.Z
3-M.K
4-M.G
5-M.T

Mızrağı çuvala sığdırabilirsek size de sıra gelecek! Amin!!
Bu arada, malum soyguncularla ilgili en doğru ve özel haberleri veren Habertürk’ten Ali Gülen’e de bir meslektaşı olarak teşekkürlerimizi iletelim