ALKIŞLAR ERSUN YANAL’A!

Fenerbahçe’yi Şükrü Saraçoğlu’nda “mahkum” eden bir performansın ardından Ankara deplasmanında alınacak sonuç, Trabzon açısından şampiyonluk yolculuğunun seyrini belirleyecekti denebilir. Kadıköy’den 1 puan yüklenerek şampiyonluk seyrüseferine başlayan Trabzon gemisinin, ambarına 3 puan daha eklemesi camiayı “bütünüyle” şampiyonluk havasına sokmuştur artık.

Maça geçelim;
Geronimo’yu sezon başında Brugge ile oynanan hazırlık maçında sadece 15 dakika izlemiş ve bu safkan Kızılderili için ne düşündüğümü okurlarla paylaşmıştım. Türk futbolunun hızına uyum sağlayamamak ve fizik olarak biraz eksik olmak gibi iki eksiği vardı Colman’ın, ama “giderilebilir” bu iki eksiğinin yanında “müthiş” fazlaları vardı. Geronimo’nun oyun zekası ve sahayı bütünüyle yorumlayabilme gücü, ortalamanın çok üzerindeydi. Bu klasına rağmen başka bir artısı da oyundan kopmaması ve maç başına 2 “lokumla” oynamasıdır. Geronimo faslı bu kadar.

Trabzonspor artık “erkek gibi bir takımdır” ve takımın yaratıcısı da Ersun Yanal’dır. Tek bir haram puanı olmayan bu “erkek” takım, ağlaklara örnek olsun.

Trabzon takımında Sylva’dan Yattara’ya vasatın altında tek bir oyuncu yoktu. Ancak Geronimo’nun dışında Senegalli kaleci ve Serkan’a da ayrı bir alkış tutmalıyız yoksa eciş bücüş oluruz.

Ankaraspor, belli ki gizli gizli şampiyonluk hesabı içinde. Saygı duyulası ve gıpta edilesidir bu hedef. Trabzon karşısında asla bir puan için oynamadılar ve belki de bunun bedelini ödediler. Maç öncesi puan tablosu, olası bir Ankara galibiyetinde iki takımın yerini değiştirecekti. Ama Aykut hocanın bu planı son Argonot’un takasına direnemedi.

Alanzinho mu?

Tepeden tırnağa futbolcu. Özellikle iç saha maçları pas tutmuş çok kilidi açacak bir çilingir almış Trabzon.

Ya; Selçuk, Çale, Egemen, Song, ve Umut’a ayrı bir parantez açmayarak hata mı ettim, ne dersiniz?

Reklamlar

BİR EFSANENİN AYAK İZLERİNE TAKILDIM, DÜŞTÜM….

Yaklaşık iki ay önceydi.
Herkesin başına gelebilecek bir derde derman ararken birkaç haftalığına Çapa mahkumu olmuştuk. Kuzey’in sevgilisi hastane odasında kontrol altında tutulurken, ben de, lokanta ve gazete bayi gibi çevresel turlar atmaktayım fırsat buldukça.

Yine o anı yaşıyorum işte, hastane odasından çıkıp, Çapa’nın üst girişi olan Millet Caddesi’ne doğru düşünceli ve aheste bir salıntı içindeyim. Güneşli bir gün ve sabahın Ekim’i fazlasıyla ışıltılı, rahatsız edici bir güneş, yukardan gelenleri görmekte zorlanıyorsunuz.

Ama bu geleni, güneşin tüm muhalefetine rağmen hemen tanıdım. Yürüyüşü de aynıydı, efendiliği ve tevazusu da.. Sırtında alelade bir mont, başı önde..Ağır adımlarla hastane içine doğru ilerliyor. Bakakaldım ardından bir zaman. Araç otopark giriş tuzağına basıyormuşum meğer, kornayla hafif kendime gelip, çekildim, oturdum, ayaklarımın beni taşıyamayacağını düşünmüş olmalıyım..
Sonra kendimi bir anda Efendi’nin Hacı Seyfi’nin omzunda buldum, yaşım 7…Evet, eski adıyla Trabzon Şehir Stadı’ndayım, Trabzonspor sahaya çıkıyor ve işte o da Kaptan’ın ardında, sırım gibi, zargana gibi, ladin ağacı gibi..
Bir ömür başımızı dik tutan efsane takımın mütevazı neferi, o işte.. Biraz çökmüş omuzları, ama yine dimdik! Söylenmekten bıkılmayan bir memleket türküsü o, asla başa kakılmayan bir devrimin Danton’u, Marat’sı..

“Acaba neden burada?, Gidip sorabilecek cesaretim yok, “ya kötü bir şey söylerse, dayanır mısın kalbim?”, “söz veremem diyor”, bir kas tutulması yaşadığım, iç boşalması..

Seni herkes unutsa, ben unutmam! Bu baş, bu omuz üstünde durdukça, izleyip ayak izlerini, seni bulur ve belki bir yudum su verebilirim diye gözlerine bakarım..İnan.

TARAFTAR ÖZELİNDE ‘ZİHNİYET’ YERGİSİ

Alanzinho’nun Trabzon’a geleceğini dün geceden adıma kayıtlı blogcudan duyurmuş ama bu tansferi yine de Habertürk sayfalarına taşımamıştık. Bu taşımama kararını, HTSPOR.COM’un değerli Spor Müdürü Can Birsay’la birlikte, yakın geçmişteki Yusuf Şimşek kakafonisinin sürpriz finalinin de etkisiyle almış ve okuyucu nezdindeki “güvenilirliği” “tıklanma” kaygısının önüne koymuştuk.

Durum böyleyken, İHA ve yakından tanıyıp Trabzonsporluluğundan kuşku duymadığım Haluk Ayyıldız imzalı iki haber düştü gündeme.

İHA kaynaklı habere göre; Alanzinho birkaç ay önce sadece 1.250 bin avroymuş , oysa şimdi Trabzonspor bu adama 3.900 avro vererek büyük bir zarara uğramış.

Soru 1: Bu haberi servise koyan İHA görevlisi arkadaş, diyelim ki haberiniz baştan aşağı doğru, bu durumda bir Türk takımı olan Trabzonspor’un yöneticilerini neden uyarmadınız da , taraflar el sıkıştıktan sonra “patlattınız”

Soru 2: Fenerbahçe’nin 17 Milyon Avroya malettiği Guiza’nın, transferden 6 ay önceki fiyatını biliyor musunuz mesela? Ya da, daha basiti, geçen yıl 1 milyon Euroya “müşteri” bulamayan Özer Hurmacı şimdi kaç para? Futbolcuların, bazen üst üste oynadıkları iki başarılı maç sonrası bile fiyatlarını ikiye katladıklaırnı herkes bilirken, sizin bilgisizliğinizi neye yormalıyız?

Soru 3: Burda soru yok , ilk iki madde ve devamları kafi, anlayana..

Tüm okurlar şunu bilmeli ki; gazeteci haberini yazar ve gönderir. Yani “Karı”lı başlığın Ayyıldız’ın fikri olduğunu düşünmüyorum, editöryal bir seçimdir.

Yattara, Colman, “Yenge” ve Trabzonspor isimlerinin “içine karıştığı” haberin doğruluk derecesi nedir bilemem, ama bütünüyle yanlış bir haber olduğu görüşünde de değilim. Bu görüşümün temelinde de haberi yapan arkadaşımızın tecrübesine olan güvenim ve haylaz Yattara yatıyor.

“BAŞKALAŞMIŞ” TARAFTAR VE HİTAP KÜLTÜRÜ

Kulübe ve markaya sahip çıkmayı; algısı ve kavrayış gücüyle sınırlı kalmaya mahkum öneri ve eleştirileriyle, muhataplarına asgari bir saygı bile göstermeden dile getirmenin adı, epeydir, “bilinçli taraftar” olarak yutturulmaya çalışılıyor, hatta yutturuluyor. İletişim çağının sunduğu sınırsız olanaklardan biri de, herhangi bir yorum, haber ya da söyleşi hakkında kendi görüşlerinizi yazarak dile getirme şansıdır. Ve kabul etmeliyiz ki,bu yöntem, her evinde asgari 2 şair ve “şerefsizim ben daha iyisini yapardım”cı bulunan ülkemizde, bulunur hint kumaşına dönüşmeye mahkumdu, şimdi dört duvar arasındadır bilgi, bedel ödüyor..

Taka gazetesindeki yazılarıma tamamen ilkesel ve batıni nedenlerle son vermiş, yazılarımı Habertürk ve kendi adıma kayıtlı blogcu adresinyle sınırlı tutmuştum. Taka’nın çok değerli spor müdürü Hamza Mısır, Kasımpaşalı Erhan Küçük’le iligli yazımı, iznimle, kullanmak istediğini, zira efsane Trabzonspor kadrsosundna 5 ismin önerdiği bir ismin haber değeri olduğunu söyledi. Elbette Mısır’ı kıramazdık, yazı yayınlandı.

Dün gece bu yazıya gelen eleştirilere bakınca; Trabzonsporluların asıl ihtiyaç duydukları şeyin, bir kısım “çok bilmiş ve ukala bilinçli taraftar!”ca temsil edilen ahlaki zafiyet, orta malı zihniyet ve cehaletten kurtuluş olduğunu anladım.

Bu yazıya yorum getiren ve gerçek ismini yazacak cesareti olmayan bir “zavallı”, bakın ne yazmış;

Gönderen: Abuzer Mabuzer

Tarih: 24.01.2009 16:23:33

Şehir: Ankara

Erhan küçük akraban galiba. Trabzonspor şampiyon olacaksa kaliteli topçu alacak. 2. lig topcusu değil. Aferin yönetime o efsanelerin önerdiği çok oyuncu kulübün başına bela oldu.tarihi karıştırırsan görürsün. Ayrıca Ts taraftalarının hepsi efsanedir. Hadi erhanı al başka kapıya…

Trabzonspor sevdası maskesiyle ikbal hesabı yapan kimi zıpırlar internet sitelerinde, yukardaki iğrenç mantığa yakın laflar etmişti, gençtirler dedim, gülüp geçtim. Ama aynı iğrençlik Taka sayfalarına da yansıyınca bu zavallı zihniyeti sizlerle de paylaşmak istedim artık.

Abuzer mabuzer,ya da algılanan haliyle ehil cehil her ne ise benimle aynı adı taşıyan ve Trabzonspor’da da forma giyen akrabam hakkında tek kelime yazmadığımı bilemez, kabul. Erhan Küçük’le de şu yeryüzünde tek bir telefon konuşması dışında hiç bir irtibatım olmadığını da bilemez, ona da kabul.

Ama bugün bu köşelerde karaladığı şeylerin yayınlanmasının “sebebi” olan efsane kadrodaki oyunculara yönelik saygısızlığı kentin dokularındaki çürümenin “taraftar” adı altındaki kimi “şey”leri nasıl sardığının da acı göstergesi olarak kaydını düşmüştür.

Trabzon markasını ve takımını zirveye taşımanın pek çok yolu olabilir. Ama tüm bu yolların olmazsa olmazı; markaya değer katanlara karşı asgari bir saygı ve vefadır. Taka gazetesine gelen bu “lağım kokusu”na, “yorum” muamelesi yapan arkadaşımızı da ayrıca kutluyorum.

Alanzinho Trabzon’da!

Mahmut Aksu ile Fenerbahçe – Trabzon maçının başlamasına 20 dakika kala konuştum. Kendisi “yalauz” gittiği Norveç’te bir otel odasında okuduğu bir yazım üzerine beri aradı. Yazıya konu olan “sorunu” hal yoluna koyduktan sonra konu transfere geldi.

“taraftarın önemli bir kısmı, Fenerbahçe’ye yenilirsek günden değişimi için transfer yapılacağına inanıyor” dedim;

“tam tersine Fenerbahçe’yi yenersek transfere ihtiyacımız var” dedi. Aynı fikirdeyim.

İkisi de olmadığına göre başladığımız yerdeyiz şimdi.
Aksu, futbolcu ile her konuda anlaştıklarını ve Norveç kulübüne de bir ödeme planı sunduğunu, bu planın kabul edilmesi durumunda futbolcuyla birlikte Çarşamba günü Trabzon’da olacaklarını söyledi.

“Kulübü kabul eder mi sizce” dedim,
“Başka hiç şansları yok, oyuncu hararetle gelmek istiyor” dedi.

Bugünkü son bilgiler, Aksu’yu doğruluyor.
Norveç liginin en flaş oyuncusu, 4 milyon avroya Trabzonspor’da diyebiliriz. Ki bu Alanzinho Saraçoğlu’nda forma giyebilseydi, Trabzon rakibine fark atardı.
“Camiaya hayırlı olsun diyebilir miyiz” dedim
“Diyebiliriz” dedi.
Dedik!

ARAGONES 1 PUAN KAZANDI!

Ülkemize gelen yabancı teknik adamların “ortama intibak” süresi içinde ettiği kimi laflar var ki, iklimimize ters!

İşte Fenerbahçe’nin İspanyol teknik direktörü Aragones, Trabzonspor maçı sonrası canlı yayında yaptığı “1 puan kazandık” açıklaması, bu “intibak”ın henüz devam ettiğini gösterdi.

Zira;

Ülkemizde üç İstanbullu her maçın mutlak favorisidir ve onlar asla 1 puan kazanmaz, aksine 2 puan kaybederler;

Zira;

Ülkemizde üç İstanbullu’nun hiçbir rakibi onları alt etmez, aksine “kendileri” maçı kaybeder!

Zira;

Ülkemizde üç hacimli dışında saygıyı hak eden bir futbol takımı yoktur, es kaza böyle bir tanımlamada bulunan her kim olursa başta medya tarafından tefe konur, şamar oğlanına dönüştürülür!

Böyleyken;

Luis Aragones’in teknik adam becerisi tartışılabilir, ama “1 puan kazandık” gerçekçiliğinden, başta İstanbul medyası olmak üzere, hepimizin öğreneceği çok şey olduğuna inanıyorum. İhtiyar İspanyol, kartvizitine “Avrupa Şampiyonu hoca” sıfatını neden düşürebildiğini de gösterdi aslında. Evet O, rakibine saygıyı da en az kendi egosu kadar önemseyebildiği için Avrupa Şampiyonu oldu.

Maçı özetlersek;

Trabzonspor “usta” bir golcüye sahip olabilseydi Fenerbahçe’yi “rahat” mağlup eden bir takım olarak şampiyonluğun en büyük adayı olurdu. Malum, Galatasaray ve Beşiktaş Saraçoğlu’ndan “başları eğik” ayrılmıştı.

Züpperr ligimizin şampiyonunu belirlemek açısından “Şükrü Saraçoğlu’ndan üç puan çıkaran takım olmak” çok büyük bir fark yaratır, kuşkusuz..

Trabzon, herhangi bir takımın Şükrü Saraçoğlu’nda bulabileceği en fazla sayıda mutlak gol pozisyonundan tek sayı üretememiş ve şampiyonluk umudunu zirveye taşıyacak bir geceyi Umut Bulut’un son vuruş acemiliğiyle, maalesef ışıltılı bir finale dönüştürememiştir.

Fenerbahçe, kalecisi Volkan Demirel’in “dalya” motivasyonuyla ayakta kalmış, rakibinin “takım” direncine aynı iştahla karşı koymuş ve fakat şu gerçekle de yüzleşmiştir: Karşıda bir “takım” varsa, işimiz çok zor! En başarılı oyunculardan biri olarak öne çıkan Gökhan Gönül, elbette hücuma katkı vermelidir, veriyor da..Lakin savunduğunuz bölgeden rakip sayısız kez yüzde yüzlük pozisyon yaratıyorsa, orada bir sorun var demektir. Orası dediğimiz, otoritelerin “en başarılı” bulduğu yer. Anladınız siz, biliyorum.

Hasılı;

Trabzon’a “Trabzon farkını” yaşattığı, Aragones’e “dezenformasyonla kirletilmemiş sağduyusu, Fenerbahçe’ye de kroki duruma düşmesine rağmen büyük takım kimliğine sadık kaldığı için teşekkür edelim..

Ümit Karan’ı atmak!

Haftanın önem sıralamasındaki ikinci maçı Sivas’taydı. Aleyhine yapılmış tek bir “hakem hatası” olmamasıyla dikkatleri üzerine çeken lider Sivasspor, şampiyonluğun en güçlü adaylarından birini, Galatasaray’ı konuk etti ve Fenerbahçe’nin ardından İstanbul takımlarına karşı ikinci iç saha zaferine imza attı. Kutlarız.

Bu maçtan benim payıma düşen, Ümit Karan’ı oyundan attıran yan hakem fotoğrafıydı. Büyük çoğunluğun ortak kanısı; Ümit Karan’ın “kızaracak bir şey yapmadığı”, yan hakemin “durumdan vazife çıkaracak bir alınganlık” gösterdiğiydi. Saha içi atmosferini yaşamadığımız için, neler yaşandığına dair tüm öngörülerimiz bir yanıyla eksik kalacaktır. Herkesin merak ettiği tek kelimelik Ümit Karan “küfrünün”, söz konusu yan hakem tarafından hakaret kabul edilmesine de, son tahlilde, bir şey söyleyemeyiz.

Ama söyleyeceğimiz bir şey var;

Sayın “söz konusu yan hakem”, Ümit Karan’ın size yönelik “küfrü!”ne gösterdiğiniz hassasiyeti mesleğinize de gösterdiğiniz gün, saygıyı hak edersiniz. Sivas’ın ilk golündeki ofsaytı tespit edemediniz ama, Ümit’in ağzından çıkan tek kelimelik küfrü! havada kaptınız! Saygıyı hak ettiğinizi düşünüyor musunuz?

BJK olur mu!?

Mustafa Denizli, Sağlam sonrası ilk basın toplantısında “transfere ihtiyacımız yok, şampiyonluk için bu kadro yeterli” demişti.

Önce Yusuf alındı, belli ki yeterli görünmüyor, başka isimler de gündemde. Bu transferler ve bugünkü Beşiktaş fotoğrafı, Denizli başta olmak üzere, yolunda gitmeyen çok şey olduğunu gösteriyor.

Hep söyledim; iki İbrahim arasındaki kavga sonrası yaşanan “süreç” ve ortaya konamayan irade, Beşiktaş açısından bu yılı “kayıp” hanesine yazdırmaya adaydır. İte kaka alınan 3 puanlar, gerçeğin “görülme sürecini” uzatmaktan başka işe yarayacak gibi durmuyor. Sayın Demirören’le olmadı, olmuyor. Olan şu; Demirören şeref tribününde ana avrat düzlüyor, taraftar tribünden..Uyumsa, alın size uyum!

Kocaeli ligde kalır mı?

Valla kalsa iyi olur.

Taner Gülleri’nin 3.Körfez golü sonrası sevincini seyirciyle sarmaş dolaş olarak kutlaması, her ne kadar “sakıncalar” içeriyorsa da, benim için sakıncadan çok daha fazla “amatörlükle taçlanmış samimiyet” fotoğrafıydı. Teknik adam değişimi sonrası bana göre, ligden düşmeye “karar veren” Hacettepe, belli ki kendini prestij maçlarına hazırlamaya başlamış. Osman Özdemir’in günahı tuttu desek, fazla mı metafizik olur?

Kayseri’nin Gençler’den fark yemesi haftanın sürpriziydi aslında. Adana Kayseri’ye yaramamış belli ki. Bu hafta büyük bir ihtimalle yine Adana’da Sivas’ı ağırlayacak olan ‘pastırmacılar’ bu maçtan da 3 puan çıkaramazsa, kazan fena kaynar. Bu arada, Mehmet Topuz’un maçın son anlarında rakip oyuncu Troisi’ye yönelik hareketinin çok abartıldığını düşünüyorum. Saha içinde buna benzer yüzlerce pozisyon yaşanır ve sahada kalır.

Antalya’nın Mehmet Özdilek sonrası çıkışı saygıyı hak ediyor. İtiraf etmeliyim ki, Şifo’dan çok iyi bir teknik adam çıkacağına inanmadım hiç, ama o tam tersi gıpta edilesi bir çıkışın öncüsü olarak her tür saygıyı hak ediyor. Ünal Karaman’la çıkışa geçen Ankaragücü, Karaman’ı takımda tutmayı başaramayınca, bana göre de en doğru seçimi yapıp Hakan Kutlu’yu yeniden göreve getirdi, ancak tek gol ayağını “satınca” da, hedefler konusunda kafalar karıştı. Yoksa, gerçekten, Ankaragücü’nü “hülle” ile Ankaraspor’a “geçirip”, Kurtuluş Savaşı’nın bu saygıdeğer mirasını Gökçek’e kurban mı verecekler?

Eskişehirspor, rakibe göre oynayan bir takım fotoğrafı vermeye devam ediyor. Güçlü Gaziantepspor’a kendi evinde kaybetmemek de önemliydi ve Batuhan’la buldukları gol, olası bir moral motivasyon erozyonunu da engelledi aslında.

Bursaspor, zorlu fikstürü öncesi “alabildiği kadar çok puan” alarak, kötü rüyalardan olabildiğince uzak durmaya kararlı. Belediye’den alınan 3 puan da, bu anlamda çok önemliydi. Bu moral, kapasitesinin çok altında kalan Bursa’yı daha yukarılara da, taşıyabilir. İBB, her belediye takımı gibi Süper Lig’e “gereksiz” gördüğüm bir takım, Abdullah Avcı sempatim, maalesef toplumsal yarar şartımdan önce gelmiyor.

F.BAHÇE VOLKAN’A DUACI!

Her yiğidin bir yoğurt yiyişi var ve Ersun Yanal’ın da bir “yiğit” olduğundan kuşkumuz yok madem, ne olursa olsun çift santrfordan vazgeçmeyişine de saygı duymak zorundayız. Yanal’ın, Trabzonsporluların ve futbolseverlerin en büyük şanssızlığı bu çift santrfordan birinin Umut Bulut olması. Umut’tan herşey olur ama golcü olmaz, sayın YanalUmut’un adale gücünden azami olarak istifade ediyor olabilir, lakin Trabzonsporluların kelleşme oranı tehlikeli sınırlara dayandı.

Dakika 1; Soldan gelen Fenerbahçe atağında Deivid zor olanı yapıp kaleyi isabet ettiremiyor, aynı dakika Selçuk İnan Umut’a ” al, biraz gez dolaş sonra bir ara da atarsın” dipnotlu pas gönderiyor ve Umut bu pası mundar ediyor. Bu top gol olsa Trabzonspor 25 yıllık şampiyonluk özlemine son verme yolunda büyük bir moral motivasyon kazanırdı. Ama işte golcünüz Umut ise, hüzün kaçınılmaz..

Trabzonspor’u son yıllarda hiç bu kadar başarılı bir büyük maç performansı sergilememiş, herhangi bir İstanbullu rakibini bu kadar mahkum etmemişti. Ama işte bu mahkumiyetin resmiyet kazanması için gol atmanız gerekiyor, golcünüz de asgari bir son vuruş becerisine sahip olmalı. Ersun Yanal’a bir teşekkür borcumuz var, edelim..

Fenerbahçe savunmasının, Arsenal maçları dahil hiç bu kadar yorulduğunu hatırlamıyorum. Elbette burada da, eleştirdiğimiz Umut’un hakkını teslim edeceğiz, ama biz ondan rakip defansı yormasını değil, gol atmasını bekliyoruz. Fenerbahçe’de maçın yıldızının kaleci Volkan Demirel olması, aslında bu maçın da özetiydi. Ev sahibi bu maçı açık farkla kaybetmediyse Volkan’a duacı olmalı. Maçın bir diğer başarılısı olarak öne çıkarılan Gökhan Gönül’ün savunduğu taraftan en az 6 yüzde yüzlük pozisyon verildiğini hatırlatalım.

Bünyamin Gezer kendi kapasitesine yakın bir performans gösterdi. Selçuk Şahin’e gösterdiği haksız kartın aynısını Hüseyin Çimşir’e de göstererek bu alanda da dengeyi sağladı diyebiliriz.

Bu maç Trabzon açısından şunu gösterdi. Kalenizde “kaleci gibi kaleci” ve uyumlu bir defans hattı bu işin temeli. Haftaya Ankara’dan çıkarılacak 3 puan bu takımı şampiyonluğun en büyük adayı olarak “tescil” edecektir.

Fenerbahçe hakkındaki iddiamı dikkatli okurlar hatırlayacaktır. Arsenal hezimeti sonrası Fenerbahçe’nin maç kaybetmeyeceğini ama Trabzon’a kaybedeceklerini ileri sürmüştüm. Trabzon’un 5-2 kazanabileceği bir oyun olsa da, kaybettiğimi kabul ediyorum, Umut faktörünü de hesap etmeliydim halbusam!

Her iki takım oyuncularına teşekkür edelim ve bu yazıyı da noktalayalım..

GERONİMO MU, ALEX Mİ?

Fenerbahçe’yi “iyi” takip edenler, Arsenal adlı 5-2 lik Saraçoğlu depremi sonrası, hatta aynı gece ortaya attığım iddiamı hatırlayacaklardır. Sarı-lacivertlilerin o geceki ağır yenilgisine rağmen, şahsen, bana “ışık “verdiğini ve iç sahada 5 yenen Arsenal deplasmanı dahil, ilk yarının son maçına kadar maç kaybetmeyeceğini yazmıştım. Eh kaybetmediler zaten ve geldi çattı o maç!

Yazımı zahmet edip okuyanlar, ki yazı arşivde duruyor, Fenerbahçe takımının yenilmezliğinin ancak ikinci yarının açılış maçına kadar sürebileceğini, zira bu maçta rakibin sezonın flaş takımı Trabzon olduğunu yazmıştım.

Trabzonspor’un geçen yıldan fazlasının sadece Song-Egemen uyumu ve biraz da Colman olduğunu düşünüyorum. Tabi Galatasaray hezimeti sonrası kaleyi devralan “kaleci” Sylvia’nın da hakkını teslim edelim, cami duvarına işemiş gibi çarpılırız alimallah!

Devre arasında sol kanattan maç başına hiç olmazsa 5 orta yapabilecek bir kenar adamı alınmasını bekledik, alınmadı. Orta sahaya çekip çevirecek ve dikine paslarla rakip defansın dengesini bozarken, Gökhan Ünal’a sevdiği ara paslarını atabilecek bir 10 numara alınmasını bekledik, alınmadı..

İlk yarıdaki Fener-Arsenal maçı sonrası dile getirdiğim iddiamla ilgili son durumum şudur;

Trabzonspor’u idare edenlerin, bu beklenmedik başarılı sonuçlar sonrası ar transfer için daha 5. haftadan itibaren araştırma başlatacak bir “büyük takım yöneticiliği” performansı ile bordo-mavilileri 2. Yarıya hazırlayacaklarını düşündüm, bekledim. Bu düşünce sonrası oluşan beklentimde, şahsen başarılı bulduğum bazı yöneticilerle yaptığım ikili göürşmelerin de etkisi büyük oldu. Ama şu veya bu nedenlerle Trabzonspor Şükrü Saraçoğlu’na ilk yarıdaki kadrosuyla çıkmak zorunda artık.

Dikkatli gözler ve seçici algı; yazının genel seyrinden, bu saatten sonra Trabzon’u çok şanslı görmediğimi anlamıştır.

Trabzon’un tek şansı, Geronimo Colman’ın ayağından çıkacak adrese teslim, uzun-kısa gol pasları olacaktır. Bunun ilk şartı da; Geronimo’yu sol kenara hapsetme yanlışından arınıp forvet arkasına serbest adam oynatma teknik adam doğrusu olacaktır. Bunun dışındaki her teknik adam yorumu, oyunun mutlak favorisi olarak Fenerbahçe’yi işaret edecektir.

Colman’ın sözünü ettiğimiz kurguyla sahaya sürülmesi ve futbol şansıyla harmanlaşmış alışıldık Trabzonspor mücadeleciliği ,Şükrü Saraçoğlu’nda fitili ateşlenmiş bir şampiyonluk füzesini Karadeniz’e doğru uçurabilir.

Ancak galibiyetini birçok alt bileşene bağladığımız Trabzonspor’un; kendi performanslarını yakalayan Alex ve Deivid’in ayaklarıyla hüsrana dönüşebilecek bir kırılgan yapıya sahip olduğunu da kabul etmeliyiz. Futbol öylesine “sade ve anlaşılır” bir oyun ki, duygularınızın esiri olduğunuzda bu sadelik kolayca gerçeği ıskalamanıza neden olabiliyor.

Hasılı;

Dilerim aylar önceki öngörüm doğrulanır ve Dünya’nin iki “şehir” takımından biri olan Trabzon kazanır, ama…

MAHMUT AKSU VE “BİRİLERİ”

Mahmut Aksu ile dostluğumuz yok, yüz yüze hiç görüşmedik, hatta ilk görüşmemiz epeyce de tatsız oldu.

“Besleme taraftarı kulübün yakasından düşüreceğim, bu benim namusumdur” dedi bir gün Aksu, ve bana göre kulübün üzerindeki en büyük tehlikeyi keşfetti. O günden sonra daha başka bir gözle baktım Aksu’ya.

Transfer çalışmalarında aktif olarak rol aldı, iyi işleri de oldu kötü işleri de, ama Brülls transferindeki katkısı ile bile, gelecek nesillere bir “imza” bırakabileceğini düşünüyorum.

Sonra, ara transfer kakafonisi ile buluştu bir kez daha, azat kabul etmez şehir sevdalıları. Transferin, hele ara da yapılanının zorluğunu elbet biliyoruz. Kaldı ki, Trabzon taraftarı “paramız yok transfer filan da planlamıyoruz” türü bir açıklamayı bile anlayışla karşılayabilecek bir bilinç düzeyindedir bize göre. Ama bunu yapmayıp , gündeme her gün bir başka ismi düşürüp beklenti içine sokulan taraftarı “birileri” düzeyine düşürmek, Mahmut Aksu’yu ötekileştirir ve giderek yalnızlaştırır. Kişisel olarak Mahmut Aksu’nun, beklentisizliğin verdiği güçle bu yalnızlaşmadan ve ötekileşmeden üzüntü duyacağını sanmıyorum, ama benim derdim zaten Aksu, Birileri ya da Ötekiler değil; derdimiz Trabzon ve Trabzonspor’dur. Aksu, maksadı aşan bu açıklamasının açtığı yarayı önemseyip Trabzon’a hizmete devam etmelidir.

“PANDORA’NIN KUTUSU” AÇILIYOR..

Bir yanıyla “Trabzon” kokan Yeşim Ustaoğlu’nun son filmi “Pandora’nın Kutusu” 23 Ocak’ta gösterime giriyor. 56. kez düzenlenen San Sebastian Film Festivali’nde “Altın İstiridye” ödülünü alan filmin başrol oyuncusu Tsilla Chelton da festivalde en başarılı kadın oyuncu seçildi, ki kendisi 90 yaşındadır ve bu film için türkçe öğrenmiştir, şaşılası bir kısa zaman diliminde, üstelik..

Yazar Muammer Çakıral’ın da büyük emek verdiği film Altın İstiridye’yi ülkemize getirmeyi başardı, sinemaseverlere düşen de filmdeki “inci”yi keşfetmek olmalı, nasılsa İstiridye elimizde, inanın denemeye değer. Bir istiridyeden bir inci çıkar mı demeyin, o ihtimal olmasa Steinbeck diye bir adam geçmezdi bu dünyadan…