LİGİN SEYİR DEFTERİ!

Bu haftanın maç skorları, deplasmanda 2 puan bırakmasına rağmen, tamamıyla Trabzonspor’a hizmet etmiştir.
Lider Sivasspor Bursa deplasmanında sadece iki puan değil, “artık yeter, bu hakemler hep mi Sivas lehine hata yapar, bu kadar lehte hataya artık tesadüf denemez” cümlesini de bırakmıştır.

Beşiktaş, şimdinin liderlik paydaşı Trabzonspor’u sahaya çıktığına pişman eden bir iştahı İnönü çimlerine taşımış, ancak bu taşıma işini puan cetveline 3 puanlık katkıya dönüştürememiştir. Bu skorun Trabzon açısından meali şudur; Olası bir mağlubiyetle liderin 9 puan gerisine düşerek şampiyonluk mücadelesinden kopacakn BJK, diğer iddialı takımlar için kolay lokma olabilirdi. Oysa bu skor siyah beyazlıları, yalandan da olsa, mücadelenin içinde tutmuş ve BJK ile maçlarını tamamlamış Trabzon açısından en ideal fotoğraf oluşmuştur.

Galatasaray, beraberliğin bile sürpriz sayılacağı Antalya deplasmanından puansız dönmüş ve bu çok zorlu haftada kapanması muhtemel olan puan farkı aksine açılmıştır. Potansiyel olarak Trabzonspor’un en güçlü rakibi olan sarı – kırmızılılara karşı bir maç kaybetme lüksü elde edilmiştir.

Sezon başından beri istikrarsız bir fotoğraf veren Fenerbahçe, yedilik galibiyetle yeniden moral bulmuş ve yarışın içinde kalarak, Trabzonspor’un önünü açacak oyunlara imza koyma zorunluluğuna devam demiştir. Sarı – lacivertlilerin Şampiyonlar Ligi’ne kalabilmek adına Trabzonspor’un önünü açacak 3 puanlık oyunlar çıkarması bir zorunluluktur. Umar ve dilerim ki, sezonun son maçında şampiyonluğu garantilemiş Trabzonspor’un coşkusunu paylaşmaya bir gemi dolusu Fenerbahçeli de eşlik eder 🙂

Hasılı;
Kazanamamasına rağmen arkada bıraktığımız haftanın Trabzon açısından sezonun en kazançlı haftası olduğuna inanıyorum. Sezon sonunda bu öngörümüzün karşılığını birlikte göreceğiz..

TAKA meselesi

Trabzon’daki kimi yerel gazetelerin, yazılarımı isim ve kaynak vermeden “kullanmalarını” eleştiren yazım, başlık nedeniyle yanlış anlamalara neden olmuş.
Şu iyi bilinmeli ki, bu eleştirilerin hedefi yazılarımı 3 yıla yakındır kullanan Taka değildir. Habertürk’teki özel durum nedeniyle yazılarıma son vermek zorundaydım ve istemeden de olsa kullanılan 1-2 yazım biraz can sıktı. Ama bu yazılarda da imza kullanıldığı için, dikkatli okur “asıl” eleştirilenin Taka olmadığını anladığını sanıyorum. Yine de hatırlatmakta yarar görüyorum, o eleştiri Taka’ya değildi. Aksine, Marmara’ya açılan Taka’ya daha fazla destek verilmesinden yanayım. Ben işe, bulunduğum ofise hergün bir Taka aldırmakla başladım, buna değer.

Gazanfer Özcan…

Kendine özgü cümleleri ve eşsiz vücut diliyle yarım asra yakındır bu ülke insanlarına hizmet etti, hayatlarına renk kattı Gazanfer Özcan. Kendisiyle en son bir Başbakan takibi haberinde Sakarya’da görüşmüş ve yanında bulunan Nejat Uygur’la olan dostluğuna keyifle tanıklık etmiştik. Hatta, bir ara çok susadığını hissetmiş ve bulduğum bir bardak suyu kendisine verdiğimde, gözlerindeki ışığı görmüştüm, içten teşekkürünü kazanç haneme ekleyerek.
Mekanın cennet olsun. Sen oraya yakışırsın Gazanfer baba, bizlere hakkını helal etmişsindir, biliyorum.

Reklamlar

TRABZON HÜSEYİN’E RAĞMEN YENİLMEDİ!

Üstad Nihat Genç, yakın zamanda Hakan Kulaçoğlu’na verdiği bir röportajı şöyle bitirmişti;

“Takımı çok beğendim, herkes kenara çekilsin Alemin Kralı Geliyoor” demişti. Maç yazısı bir yana da, alemin kralı harbi harbi geliyor!

Trabzon takımında kaptan Hüseyin oyuna öyle bir başlangıç yaptı ki, Trabzon savunması rakibi bırakıp bir de Hüseyin’i kollamaya başladı. Hayatının en kötü oyunlarından birini çıkaran Hüseyin, siyah beyaz formayı giyse sanırız rakibe bu kadar katkı sağlayamazdı.

Hüseyin desteğini arkasına alarak üst üste ataklar geliştiren siyah beyazlılar 25 dakikalık bölümden gol çıkaramayınca Trabzon ilk etkili atağında golü buldu. Solbek Çale’nin Alex’i anımsatan ara pasını tamamlayan Gökhan Ünal, futbolda önemli olanın topa sahip olmak değil gol atmak olduğunu bir kez daha “öğretti”.

Golden sonraki şuursuz BJK baskısı tek bir “net” gol pozisyonu üretemediyse bunda Trabzon defansının başarısı kadar, Beşiktaş forvetlerinin savrukluğu ve aceleciliğinin de etkisi vardı. 29. Dakikadan sonra yediği baskıyı kırabilecek bir saha için reorganizasyonu gerçekleştiremeyen bordo mavili Karadenizliler, Umut ve Gökhan’ın ilerde top tutamayışı ve çok kolay top kayıplarıyla ilk yarının sonun zor getirdi denebilir. Bu dönemin konuk takım açısından tek tesellisi Hüseyin’in en azından “tarafsız” oynamaya başlamasıydı. Ancak ilk yarının sonlarına doğru defans hattını orta sahaya kadar çıkaran ev sahibine karşı, bordo mavi kulübeden Alanzinho kartı düşünüldü mü, düşünmedik değil..

Bizim düşündüğümüzü Ersun Yanal da düşünmüş ki, ikinci yarıya Brezilyalıyla başladı, ama hep beraber gördük ki istediği verimi alamadı. Sezonun en kötü oyunlarından birini çıkaran Trabzon, İnönü’den başı önde ayrılmadıysa, başta Egemen olmak üzere tüm takıma hakim olan üstün mücadele gücü sayesindedir. En kötü oyunuyla en zorlu deplasmandan puan çıkaran bordo mavililer amaçlarına bir adım daha yaklaştı, bu gecenin özeti budur.

Mustafa Denizli BJK’nın başına geldiğinde ilk basın toplantısında “Türkiye Ligi için bu kadro yeterli transfer istemiyorum” efelenmesinde bulunmuştu, biz tebessüm etmiştik o gün, bugün ise başta karak artala gönül verenler olmak üzere herkesin yüzünde bir tebessüm, ama acı olanından. Transfere gerek yok açıklamasının ardındna kaç adam alındı hesabını tutmadım, o da ironimiz olsun.

Sanılmasın ki eleştirimiz bugüne dairdir.Aksine BJK, çok kötü gününde yakaladığı Trabzon’u köşeye sıkıştırmış ama indirici yumruğu indirememiştir. Can havliyle yapılan saldırı 1 puan dan fazlasını getirmeye yetmediyse, bunun için bu akşamın oyununu mahkum etmeye hakkımız yok. Ama belli olmuştur ki, Kartal için lig mücadelesi her geçen hafta anlamını yitirmektedir. Kanımca bu beraberlik, olası bir mağlubiyetle yeniden başlatılması gereken bir süreci ertelemekten başka anlam taşımıyor.

Kamil Abitoğlu ne yapmak istedi?

Antalya – Galatasaray maçını bana göre vasatın üstünde bir performansla yöneten Kamil Abitoğlu, oyunun sonlarına yakın Ali Zituni’ye öyle bir sarı kart çıkardı ki; hem kart gösterimindeki iştahı hem de hatalı kararı düşündürücüydü. Zannederim ki; Baros’un Ömer tarafından kurnazca düşürülmesini “atlayınca”, kendince bir ayar vermek istedi . Ama öyle kötü bir pozisyon seçti ki, yan hakemi müdahil olmasa büyük bir skandalın kahramanı olarak haftaya damgasını vuracaktı. Antalya’nın sayılmayan nizami golünün kesicisi yan hakemin, tıpatıp aynı pozisyonda Galatasaray atağına izin vermesi, kendisi adına hiç hoş bir fotoğraf olmadı.

Ayhan Akman’ın kaptanı olduğu takım Trabzonspor olsa, yenilgiye üzülmem, zira ben bir Atatürk sevdalısıyım.. Daha fazlasına gerek var mı? Arda ve Servet varken Ayhan’dan kaptan yaratanlar, ancak hakemlere ve federasyona sallarlar!

ERSUN YALAN FENERBAHÇE’DE!’

Sivasspor’un İsrailli forveti Fini Balili’ye karşı içimde “özel” bir sevgi besliyor değilim. Kendisi benim için, kendine has özellikleri olan başarılı bir forvet oyuncusudur ve her insana gösterdiğim saygıyı kendisine de gösteririm. Hatta biraz kazırsak, sempatik bulduğumu bile söyleyebilirim.

Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’e karşı içimde “özel” antipati besliyor değilim. Kendisi benim için, hasbelkader oturtulduğu bir koltukta başarısız bir temsil yeteneği ve kavrayış sorunu yaşayan biridir. Her insana gösterdiğim saygıyı elbette kendisine de gösteririm. Hatta biraz kazırsak, kendisinin gizli gündemlere sahip olduğunu da düşünebilirim.

Fini Balili, son kupa maçında Galatasaray’a golünü attıktan sonra, çok ağır tezahüratların muhatabı oldu. Hepimiz biliyoruz ki, sarı-kımızı tribünlerden yükselen bu aşağılık tezahüratın felsefi bir alt yapısı yoktur. Zira, en başta bu ırkçı söylemi ıslıklarıyla mahkum eden Galatasaraylılar olmak üzere, Türk halkının genlerinde “ırkçılık” barınamıyor. Bu ülkenin en “baba” ırkçısı bile, ırk temelinde siyaset yapmaz.

Bana göre olan şudur;

Üç gün öncesinin 2-0 lık yenilgiyle biten maçından başlayan gerginlik ve rakibe “haddini bildirme” motivasyonu; Balili golüyle yerle yeksan olunca bir kızgınlık hali oluşmuş ve Balili’nin ırkına yönelik kısa süreli bir vandalizme dönüşmüştür. Gazze’de İsrail tarafından öldürülen mini mini bebeklerin hesabını Balili’den soracak değiliz elbette. Hatta İsrailli oyuncuya, kendi hükümetinin politikalarına yönelik herhangi bir eleştirisi olup olmadığını da sormayacağım, ki aslında sorulması gerekir ve nihayet her şeye rağmen ben bu tezahürat için bir Türk olarak Fini Balili’den özür diliyorum.

Gelelim Sayın Özgöner’e;

Sayın Başkan;

Bir kısım Trabzonspor taraftarının federasyonunuza yönelik eylemi sırasında, birkaç aklıevvelin faşizan söylemli kartonu ve sloganı için “Beni en çok ürküten şey” tanımlamasında bulunmuş ve tüm medya bu açıklamanıza mal bulmuş mağrip gibi saldırmıştı, malumunuz.

Galatasaray tribünlerinden yükselen ve bize göre de sarı-kırmızı gelenekte yeri olmayan tezahüratları, 5 kişilik Trabzon taraftarının aynı değerdeki kartondan söylemi kadar da mı önemsemediniz ki, bu konuyla ilgili tek bir açıklamanızı duymadık? Türk futbolunun “başkanı” olarak, bu yaşananları kınamaya cesaretiniz yok mu?

Siz kimin Federasyon Başkanısınız sayın Özgener?

“Trabzonlular ne yaparsa karşı dur, aynı hareketin bin katını bir hacimli yaparsa (bir maymun)”

“Trabzonlular yaparsa ürkütücü hedef gösterisine gir, hacimlilerden biri bin katını yaparsa, (iki maymun)”

“Trabzonlular yaparsa vur abalıya hacimliler aferin der, hacimliler yaparsa kapa gözünü, (üç maymun)”

Verdiğiniz fotoğraf budur. (Bir maymun, iki maymun, üç maymun.)

ERSUN YANAL FENERBAHÇE’DE!

Şampiyonluğun en büyük adaylarından biri olan Trabzonspor’un Teknik Direktörü Ersun Yanal Fenerbahçe’de!

İsminin açıklanmasını istemeyen bir spor işleri yetkilisinden alınan habere göre, Trabzonspor’un Teknik Direktörü Ersun Yanal, geçen hafta oynanan ve 0-0 biten Fenerbahçe-Trabzonspor maçının hemen ardından kayıplara karıştı. Yanal’ın nereye gittiği konusunda sağlıklı bir bilgi edinilemezken, Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’in konuyla ilgili sorulara, “Valla ben grip oldum o yüzden kendisine eşlik edemedim” şeklindeki gizemli yanıtları, doğrunun peşinde bir ömür tüketen bazı muhabirleri daha da meraklandırdı. Hatta bazı muhabirlerin şeflerini arayarak, “Abi, Yattara’yı Real Madrid’e gönderemezseniz, Colman’ın karısını Yattara’nın evine baskına gönderelim, o da olmadı diyelim, c planımızın peşindeyiz, sen raat ola abi, ne yapıp edip bi pislik yaparız biz” dediği duyuldu.

Ser verip ilkeli habercilikten taviz vermeyen haberciliğimiz gereği zor da olsa ulaştığımız Ersun Yanal’a iddiaların kaynağını sorduk. Yanal olayı doğrulayarak; “Evet maç sonrası Fenerbahçe’deydim. Hatta Sadri Bey’le birlikte gidecektik, ancak kendisi grip olduğu için Fenerbahçe Burnu’ndaki cafede çay içme teklifimizi kabul etmedi ve evine gitti. Ben ve iki arkadaşım maçın stresini atmak için sahilde çay içmeye gittik, hatta ben ıhlamur içtim” diyerek haberi doğruladı. Yanal, Fenerbahçe’ye gittiği günün ertesi günü de Beşiktaş’a geçtiğini ve teyze oğlunun seçmen kağıdını Abbasağa muhtarına elden teslim ettiğini vurguladı. Başarılı teknik adam, teklif gelmesi halinde veya canı çok isterse Kanlıca’ya veya Beykoz’a da gidebileceğini ifade ederek açık kapı bırakmayı da ihmal etmedi. Yanal, fiuatta anlaşılması halinde Yattara’yı pişmesi için Real Mardin’e kiralayabileceklerini de sözlerine ekledi.

TOLUNAY KAFKAS VE BÜLENT UYGUN

Bülent Uygun’un, her kesime şirin görünme çabalarından rahatsız olanlardan biri de benim. Buna rağmen, Kayseri maçı sonrası Tolunay Kafkas’a yönelik sözlerinin de yanlış anlaşıldığı kanısındayım. Olan şudur, Bülent hoca ilk defa bir maç sonrası serzenişte bulunmaya kalktı ve maalesef bu ilk denemesinde en sert kayaya çarptı. Tolunay Kafkas, futbolumuzun en çok okuyan, araştıran ve en az “eyvallah” eden adamıdır, dikkatli olmakta yarar olduğu fikrindeyim.

HAFTAYA BAKIŞ

Bu Trabzon şampiyon olur. Çok kısa bir bakış oldu ama, gerçek “dağ” gibi ortada.