TRABZON’UN ONURLA İMTİHANI!

Çok yanlış yerlere çekilip, cemaat, zümre ya da parti çıkarları için kullanılabileceğine tanık olduğumuz için bir uyarı ile başlayalım;

Bu yazı bu ülkenin Başbakanının şahsını hedef alan bir yazı değildir; bilakis bu satırların sahibi Başbakanın bir çok özelliğinin diğer lider ya da lider adaylarından çok daha ileride olduğuna inanır. Lakin konumuz bu değil.

Bu yazı bu ülkenin Başbakanının 28 yıldır şampiyonluk özlemiyle kavrulan milyonlarca Trabzonsporlunun anasının ak sütü gibi hak ettiği şampiyonluğunun elinden “çalınmasında” dolaylı ya da direkt olarak etki etmesine duyulan bir tepki yazısıdır.

Bu yazı şu ya da bu parti, Trabzonsporun çalınan şampiyonluğu sonrası ortaya çıkan durumdan “siyasi rant” çıkarsın diye de yazılmadı, kim ki Trabzonspor aidiyeti ve sevgisi üzerinden rant yaratmaya çalışır, dünyanın laneti üzerine olsun! Tıpkı malum takım üzerinden yaratanlar gibi!

Yaşanan büyük haksızlıklar zincirini ve bu zincirin son halkasının adı her türlü şaibeye karışmış bir takımın boynuna şampiyonluk halkası olarak takılmasını vicdan sahibi hiç kimse kabul edememiş, “halkalı takım”ın çalıntı ürünü şampiyonluğuna kendilerinden başka kimse saygı göstermemiş, ülkenin pek çok köşesinde tarihte eşi görülmemiş şekilde kutlamalar tepki toplamış ve şiddet olayları yaşanmıştır. Bunun anlamı şudur; herkes her şeyin farkındadır!

İktidar partisinin kurmayları, Trabzon ve diğer şehirlerdeki göstericiler arasında hiç de azımsanmayacak ölçüde başörtülü – türbanlı kardeşimizin olduğunu görerek, Trabzonspor algısının ne tür bir “değer” taşıdığını da yeniden değerlendirerek muhtemel bir seçim yenilgisinin nedenleri hakkında fikir sahibi olabilirler.

Trabzonspor üzerinden siyaset yapanlar ve bu uğurda Trabzonspor’u bile “harcamayı” göze alanlar bu şehre bunun hesabını vermek zorundadır.

Dinle Trabzon; Bugün şehrinize gelen lider bu ülkenin Başbakanıdır. Bu anlamıyla asgari bir saygıyı hak ettiğini , geçmişte ve gelecekte Trabzon yararına pek çok yatırıma imza attığını ve atacağını da rahatça söyleyebiliriz.

Ama işte, adı şaibelerle anılan, en çirkef oyuncusunun şaibeli ilişkileri daha iki gün önce açığa çıkan, neredeyse her maçında lehte hakem hatalarıyla! Maçı kazanması sağlanan , rakibin en etkili oyuncusunun kendilerine karşı oynatılmamasını “sağlayan” ve bunun karşılığında “her şey dahil 9 milyon”a transfer ederek utanmazlığın kitabına yeni baskı yapan, cumhuriyet içinde cumhuriyet olduğu komedisine sıkı sıkıya bağlanan, oyuncularının kırmızı ve sarı kart görmelerine yasak getirilen, istediği kadar penaltı kazanan, başkanlarının bir telefonuyla gazetecileri işinden edebilen takımın, evet o malum takımın “ 1 numaralı koruyucusu Trabzon’a geliyor!!

Evet futbol sadece futbol değildir, biliyoruz. Bunu bir Trabzonsporluya hatırlatmak zaten yeteri kadar komik, özürle, ama şuraya geleceğim;

Trabzon’da Trabzonspor’a “karşı” her duruşun, tavrın eylemin hesabı sorulur. Önemli olan bu tepkiyi demokratik sınırlar içinde verebilme iradesini hakim kılmak ve bu talihsiz ve sahipsiz kente tek vücut olarak sahip çıkabilmektir.

Bu şampiyonluk mücadelesinden çok daha fazlasıdır, bu bir şehrin onuruna sahip çıkma mücadelesidir.

Kötülüğün çeşmesine su taşıyanları gör Trabzon;

Siyasetçi kimliğiyle Trabzonspor’u harcayanları gör Trabzon Taraftar kisvesiyle şehri satan beslemeleri gör Trabzon

Fırsattan istifade siyasi çıkar peşindekileri gör Trabzon

Yereli ulusalı medyanın nasıl üç maymuna dönüştüğünü gör Trabzon

Yalnızlığını gör Trabzon Ve bu karanlık tablonun sonundaki ışığı…

Çare sende Trabzon. Daha önce yüzlerce kez olduğu gibi bir kez daha onuruna sahip çıkacak, bu asalaklar ve dükalar düzenini yerle bir edeceksin, zira herkes bilir ki bu şehrin damarlarında kan yerine haksızlığa isyan dolaşır…

Reklamlar

GERÇEK TRABZONSPORLU! SÖZÜM SANADIR!

Belki birçok Trabzonsporlu bile, Trabzon’un ne anlama geldiğini bilmiyor, olayları ve gündemi sadece içinde yaşanılan dönem ve gündem üzerinden değerlendiriyordur.

Kısa bir özet geçelim;

Trabzon tavırdır;

Trabzon gücü haksız kullananlara isyandır;

Trabzon memleket söz konusu olduğunda “hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin şarkı söyler gibi ölebilmektir”;

Trabzon kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyebilmektir, Trabzon dükalığın kalbine hakkın sancağını saplamaktır,

Trabzon pamuk tarlasında ırgat, amele pazarında emek, taş fırında pişen ekmek kokusu, aniden bastıran yağmurda ıslanmanın çocuksu coşkusudur, deli poyrazdır, ak kanatlı zinostur;

Trabzon kırılan ama eğilmeyen baştır, bir yanağı tokatlanınca belki sabreden ama öteki yanağını asla dönmeyendir;

Trabzon nalıncı keserini lanetleyendir;

Trabzon omurgasını dik durmak için kullanandır; Trabzon, hıyara hıyar, adama adam, madama madam diyedir

Tavırdır Trabzon;

4000 bin yıllık geçmişinden bugüne süzülüp gelen en belirgin özelliği, haksızlığa karşı duruşu, inanmadığı her ne olursa olsun onun karşısına tüm benliğiyle çıkabilme ve gerekirse bu uğurda ölenimle iradesidir.

Tarih bu anlatılanların binlerce örneği ile doludur, bilen bilir, bilmeyen zamanı geldiğinde öğrenir…

Şimdi öğretme zamanıdır;

Bu şehrin en üst kimliği olan Trabzonspor Futbol Takımı; dükalığın baronları, medyası, hükümeti ve leşkerleri tarafından katledilmiş, aşağılanmış ve ötekileştirilmiştir!

Bu şehrin üst kimliği , eşi görülmemiş bir şerefsiz suskunluğun tanıklığında yerle yeksan edilmiş, tarihte sayısız kez olduğu gibi bir kez daha hakkı gasp edilmiştir.

Trabzonsporlu kardeşim;

Bu şehir uğradığı her haksızlığın diyetini ödetmiş ve bu asi duruşunu hiçbir zaman kaybetmemiştir.

Trabzonspor’un katledilişini organize edenlerin en büyük güvenceleri, maalesef;

Fenerbahçeli olduğunu her fırsatta dile getiren;

Şampiyonluk mücadelesinin en kritik evresinde tüm medyanın önünde “Aziz Başkanına” Bakanı aracılığıyla sarı –lacivert kalem yollayan,

En kritik evrede Fenerbahçe Başkanı ve Kaptanının makamında sarı-lacivert formalarla ağırlayan,

En kritik evrede makam koltuğuna oturttuğu minik yavrumuzu bile sarı – lacivert emellere bilerek – bilmeyerek hizmet ettiren Başbakan Recep Tayip Erdoğan olmuştur!

Kişisel olarak Başbakan’ın bu kadar akıl almaz adaletsizliği ve politik olarak da yadsınamayacak yanlışı planlayamayacağına, çevresindeki danışmanlar kadrosunun Başbakanı yanılttığına inansam da, bu süreç her şeyiyle namuslu ve masum bir mücadele veren Trabzon şehrini ve onun takımına gönül verenleri derinden yaralamış ve iktidar eliyle sırtına saplanmış bir bıçak yarası hissettirmiştir.

Bu şehir sırtına saplanan bu bıçağı çıkaracaktır. Bunun için en büyük fırsat 12 Haziran’dır.

Bu bıçak Akyazı ve benzeri “yatırımlarla” çıkarılamaz.

Bu bıçak onura, duruşa ve adamlığa saplanmıştır. Milyar dolarlık yatırımlarınız ve “ikincilik de iyidir” züğürtlükleri, ancak o düzeydeki insanları mutlu eder.

Trabzonsporlu anasının ak sütü gibi hak ettiği şampiyonluğunun çalındığına inanıyor, şeref sahibi Fenerbahçeliler dahil olmak üzere, tüm Türkiye’nin inandığı şeye yani…

Milyar dolarlarınız o bıçağı oradan çıkarmaya yetmez O bıçak 12 Haziran’da çıkacaktır…

Son söz;

Bu asla şu parti bu parti meselesi değil, bu bir şehrin şeref ve haysiyet mücadelesidir.

Sıkı bir iktidar partisi sevdalısı olan annem ve babam dahil tüm sevdiklerimden istediğim şudur; Onurunuza sahip çıkın ve kötülüğün çeşmesine su taşımayın!

Ama bu şu demek değildir; gidin şu partiye bu partiye oy verin! Asla! CHP’nin Fenerbahçeli Genel Başkanı Trabzon’a geldi, Trabzonspor’un uğradığı açık haksızlığa karşı tek bir kelime etmedi! Ne kadar da birbirlerine benziyorlar değil mi?  Başbakan hiç olmazsa şehre yatırımlar yapıyor, sizin bir sözünüz de mi yok duruma dair?  Sizin de farkındayız, yolunuz açık olsun ama mümkünse bizden uzak olsun!

Bizim tek derdimiz bu şehir ve onun haysiyetidir! Cüzdanında ve kalbinde taşıdığı en değerli kimliği Trabzonspor olan, şehri üzerinden “hesap” yapmayı utanç sayan Gerçek Trabzonsporlu!

Sözüm sanadır!!!

(VİCDANİ BİR EKLEME: Bu yazıda en çok eleştiriye hedef olan kişi, yani Başbakan RTE, 3 Temmuz şoku sonrası bizden koskoca ve taa içten bir teşekkürü hak etmiştir. Tüm okurların huzurunda bu temizlik operasyonu için tüm namuslu vatandaşalr adına kendisine alkışlarımı gönderiyorum. Bu Başbakanın çok mu umrunda diyenler olacaktır, bhence de değildir, ama benim umurumda…)

BİR KEZ DAHA SATILDIN TRABZON! HÜRRİYET OKUYUP LİG TV İZLEMEYE DEVAM ET TRABZON!

Şenol Güneş’in görüntülü basın toplantısını canlı yayınlamayan Lig Tv ve onun başındaki Şansal Büyüka kaç paralık kurum ve adam olduklarını taraflı tarafsız herkese bir kez daha belgelediler.

Lig boyunca Şenol Güneş’in açıklamalarını övgüyle ekrana getiren Lig Tv ve Şansal Büyüka, belli ki Şenol Güneş “markasının” kamuoyu nezdindeki inandırıcılığından korkmuş ve  her hırsız gibi kendi rezilliklerinin afişe olmasına aracılık etmemişlerdir. Kendileri açısından bir sorun yok elbette,  sorun şu ki Trabzonsporluyum diyen  yüzbinlerce kişi bu Lig Tv ve onun başındaki Şansal Büyüka’ya maddi destek vermeye devam etmektedir. 

Şenol Güneş’in,  malum takımın yayın organı gibi yayın yapmakla itham ettiği gazetenin, halen Trabzon sınırları içinde en çok satan gazete olması da Trabzon açısından utanç verici bir durumdur. Alenen katledilen bir takım ve onun teknik direktörüne,  en demokratik yollardan biri olarak bu gazeteyi de boykot ederek   bile destek veremeyen Trabzon  halkının kimseden şikayet etmeye hakkı yoktur.  Lafın tamamı aptala söylenir.

 Şenol Güneş gibi bir değerin, eleştiri veya övgü konusunda Hürriyet gazetesi seviyesine düşmesini bekleyemeyiz, ancak mesaj çok açıktır;

EY TRABZONSPORLULAR;

İSTANBUL YEREL MEDYASININ EN ÇİRKEF TEMSİLCİSİ HÜRRİYET SPOR SAYFASI GÜCE TAPICILIĞI BIRAKANA KADAR BU GAZETEYİ ALANLARIN ŞANSAL BÜYÜKA’DAN FARKI YOKTUR, KÖTÜLÜĞÜN ÇEŞMESİNE SU TAŞIMAYIN!

EY TRABZONSPORLULAR;

VAROLUŞUNU İSTANBUL TAKIMLARININ UŞAĞI OLMAYA ADAMIŞ LİG TV  VE ONUN BAŞINDAKİ BEYAZ TÜRKLERİN  UTANILASI DURUŞLARINA DESTEK OLMAYIN VE LİG TV ABONELİKLERİNİ İPTAL ETTİRİN!

EY TRABZONSPORLULAR;

BU KÖTÜLÜĞE KARŞI İYİLİĞİN,

BU GÜNAHA KARŞI SEVABIN

BU OMURGASIZA KARŞI ADAMIN,

BU GÜCE TAPANA KARŞI HAKKA TAPANIN,

BU NAMUSSUZLUĞA  KARŞI NAMUSUN,

BU SINIRLARI BELLİ ÇAKMA DEMOKRASİYE KARŞI HARBİ ADALETİN,

BU ŞEREFSİZLİĞE KARŞI ŞEREFİN MÜCADELESİDİR.

Sedat Tunalı lig tv aboneliğini iptal ettireli çok oldu, zira onları maskeleri gerçek yüzlerini saklamaya yetmiyordu, artık tüm Trabzonsporlular bu orta oyununa bir kez daha tanık olarak, umar ve dilerim ki Sedat Tunalı ile aynı noktaya gelmiştir.

Hala anlamayanlar için;

Şansal ve İstanbul Yerel Basını için Trabzonspor bu ligin “ renklerinden” biri olarak kaldıkları müddetçe ondan iyisi yoktur, ama iş ciddiye bindiğinde işte böyle maskeleri düşer ve burada sıralamaktan utanç duyduğumuzu çukurlaşmaların özneleri olarak çıkarlar karşınıza

Üvertür olmayı içine sindirenler Hürriyet te okuyabilir, Lig Tv de izleyebilir.

Seçim sizin. Ama unutmadan, her seçiş bir vazgeçiş doğurur.

“SANA GİTME DEMEYECEĞİM…AMA GİTME LAVİNİA”

“SANA GİTME DEMEYECEĞİM…AMA GİTME LAVİNİA”

(Bir Selçuk İnan ve Egemen Korkmaz yazısı)

Hayat hepimize sunulmuş tanrısal bir armağan.

Tarifsiz bir coşku  ve  çığlık senfonisiyle selamlayıp dünyayı, bize “sebep” olanların ve onları sevenlerin yüzlerinde tebessüm çiçekleri, sevinç kahkahaları  ve vakur bir gurur oluruz. 

Büyürüz sonra… En başta annemiz ve babamız olmak üzere,  hamurumuzu yoğurup bize emek ve sevgi katanlar bizi hayata hazırlar, iyi insan olmanın, merhametin ve adaletin tohumlarını ekerler içimize, etrafımızdaki kötülük çiçeklerini bize hissettirmeden ayıklarlar bir yandan…  Hepimiz biliriz ki, iyi insan olmanın ilk şartı adil ve merhametli olmaktır.

Elleri öpülesi öğretmenlerimize teslim edilme vakti geldiğinde, bir bayram yeri havası veren ilk sınıfımızda toplaşırız, yeni arkadaşlar, karakterler, hayata dair yeni gerçeklikler ve belki ilk tohumları aşkın sevmek nedir bilmeden, belli belirsiz…

Delikanlıyız artık! Sevgilimiz için de kavga etmeye hazırız, sevdiğimiz her şey için de…

Ailemizin ve sevenlerimizin içimize ektiği adalet, merhamet ve cesaret çiçekleri de bizimle birlikte büyümüştür.  Hayat önümüzden akıp giderken ve biz her yaşadığımız günün sonunda bu gerçeği biraz daha fark ederken “bu hayatta ben de varım, ben de bu filmde oynadım” güdüsü kaptan köşkümüzün ya da ne bileyim şoför mahallimizin en belirgin temasına dönüşür.

Kimimiz öğretmen oluruz, kimimiz eczacı; kimimiz bir devlet kapısında işlenir, kimimiz sanata yöneliriz; kimimiz de doğuştan gelen tanrısal yeteneklerine göre şekillendirir geleceğini. Futbolcu oluruz mesela.

Selçuk İnan oluruz, Egemen Korkmaz oluruz

Trabzonspor gibi emeğin, haysiyetin ve sadece hak ederek kazandığında mutlu olanların takımında buluşup, ülkenin tüm kaynaklarına hakim olanların iktidarına karşı omuz omuza savaşmaya başlarız. Emeği, özveriyi ve alın terini temsil ettiğimizi bir an olsun unutmadan her türden ahlakdışı saldırıyı birlikte omuzlarız.

Karaağaçların bol olduğu İskenderun’un Karaağaç’ından çıkıp Karadeniz’e ulaşan bir ahlak ve başarı öyküsü oluruz Selçuk İnan’la

Ve Balıkesir’den Trabzon’a uzanan  emek ve özveri savaşçısı  oluruz, Egemen Korkmaz’la

Üç yıl boyunca bizler için her şeyden kıymetli olan o bordo-mavi formayı taşıdınız, onurla.

Elbet size kızdığımız haksız yere eleştirdiğimiz oldu, ama siz de biliyorsunuz her şeyin daha iyi olabilmesi içindi bunlar da…

Bu üç yıl içinde, Trabzonsporun İstanbul dükalığına karşı nasıl mücadele verdiğini, hangi tür haksızlıklara ve alçakça saldırılara uğradığını en iyi siz gördünüz, yaşadınız.  Saha içinde verdiğiniz onurlu mücadelenin ödülünün nasıl elinizden çalındığını, adalet dağıtmakla görevli olanları gücün karşısında nasıl boyun eğerek sizlerin elini kolunu bağladığını da acınızı içinize atarak yaşadınız, biliyoruz.

Sanılmasınki bu şehir ve onun sevdalıları İstanbul düşmanıdır! Asla!

Bu şehir ve onun sevdalıları haksızlığa, gücün iktidarına ve haysiyetsizliğe düşmandır. 

Bu satırları iyi okuyun lütfen.

Balkan Savaşı sırasında işgal tehlikesi yaşayan İstanbul’un imdadına bu şehrin “uşakları” yetişmiştir. Yıl 1912’dir, ülke yorgun, ülke bitik…İstanbul’un kapısındaki tehlike üzerine Trabzon meydanında kendiliğinden oluşan bir grup Trabzonlu İstanbul’u kurtarmak için harekete geçer. Zamanın genel kurmayına baş vurarak silah isterler ve tam 501 Trabzon evladı İstanbul’un yarımına koşar ve sadece 2 si hayatta kalabilir, 499 şehit verilir İstanbul uğruna.  Trabzon Gönüllü alayıdır anlattığımız, yani memlekete olan sevdamız, yani ülke için beklentisiz ölüme koşma irademiz… Bu şehrin çocukları hiç İstanbul^’a düşman olabilir mi kardeşlerim…

Bu futbol sezonunda en büyük mücadeleyi siz veridniz, karanlık ellerin müdahaleleriyle ortaya çıkan tablodan en çok acı çekenlerden ikisi de sizsiniz, biliyoruz.

Bu şehrin varoluş gerekçesi haksızlığa isyan ve gücün iktidarına baş kaldırıdır.  Haksızlık ırmağı nereden dıoğar, gücün iktidarı nerededir sizden iyi kim bilebilir..

Yine de hayat bir armağan, özel hayatlarınız planlarınız olacaktır elbet

İşte bu yüzden size gitme diyemeyiz.

Ama bu şehri ve kendinizi terk etmeyin..

GİTMEYİN!

ŞAMPİYONLUĞUN UTANCI

UTAN TÜRKİYE! GÜNAHLARIN TAKIMI ŞAMPİYON OLDU

Türkiye liginin şampiyonunun Eskişehir – Trabzon ve Buca – Fenerbahçe maçlarında Bülent Yıldırım ve Bünyamin Gezer marifetleriyle belirlendiğini, kalan maçların sadece formalite olduğunu ve Fenerbahçe’nin puan kaybına izin verilmeyerek ligin şampiyonu olarak tescil edildiğini yazmıştım.

Zira bu ülkenin Başbakanı  şampiyonluk mücadelesine müdahil olarak Fenerbahçe lehine tavrını belli etmiş ve ilgili tüm çevrelere (siz MHK ve Fenerasyon olarak anlayın işte) gerekli mesajı vermişti. Bu mesaja rağmen hala Trabzon’un şampiyonluk şansı olduğunu düşünen saf Trabzonsporlular da bu gece gerçekle geç de olsa yüzleştiler.

Trabzonspor futbol takımı saha içinde onurlu bir mücadele vermiş ve rekor puan toplamasına rağmen, başbakanı, merkez hakem kurulunu, federasyonu ve beceriksiz yöneticilerinin yarattığı boşluğa takılmıştır. Rakip takımın başkanı şampiyonlukların sahada kazanılmadığını itiraf edip, tarafsız gözlemcilere göre en az 7 maçta sahadaki takımını mağlubiyetten kurtarırken, Trabzon yönetimi tek bir maçta bile sahada onuru ve ahlakıyla mücadele veren ekibine yardım edememiştir.

Ligimizin ve futbolumuzun tüm günahlarını elbette Fenerbahçe’ye yükleyerek kendimize bir teselli aramayacağız, ama biliyoruz ki Fenerbahçe takımı bu ligin günahı en bol ve şampiyonluğu kendilerinden başka kimse tarafından saygı görmeyen takımıdır.

EMRE BELÖZOĞLU NAM ÇİRKEF

Futbol sahaların görüp görebileceği en çirkef oyunculardan biri, ayak izini düşürdüğü her platformda “iyi” insanlar tarafından dışlanan ve saha içinde meslektaşlarına insanlık sınırlarını zorlayan bir saldırganlıkla küfürler savuran, haklı olsun olmasın bir iddia karşısında yemin ederken 45 günlük masum yavrusunu kullanmaktan bile çekinmeyen bu arkadaş, “futbol sahada kalmalı” demiş!  İnsana sormazlar mı; centilmenlik liderliği hakemler marifetiyle ele geçirdikten sonra mı aklına geldi?  Kendini çok mu akıllı sanıyorsun ki, her tarafından dökülen bu samimiyetsizliği etrafa saçıyorsun.  Emre Belözoğlu gibi futbolcuların sahalardan bir an evvel çekilmesi en insani dileğimdir…Oynadığı iki maçtan biri şaibeli olan bir takım başbakan desteğiyle şampiyon oluyorsa,  bu takıma en çok yakışan oyuncu da hiç şüphesiz Emre Belözoğlu’dur, tıksırıncaya kadar yiyin!!!

FENERBAHÇE ŞAMPİYONLUK KUTLAMALARI

Nerede nasıl yaparlar bilmiyorum. Ama şampiyonluğa en büyük katkıyı veren Başbakan, Merkez Hakem Kurulu ve Federasyon yetkilileri de baş köşedeki yerlerini mutlaka almalılar. Özellikle Bünyamin Gezer ve Büloların her ikisi şeref konuğu olmalı, Aziz  Yıldırım da saha dışında şampiyonluk kazanmanın yolları adlı kısa filmini piyonları eşliğinde herkesle paylaşmalı.  Sadri Şener’in çağrılmaması da ayıp olur şimdi…

EY TRABZONSPORLU!

Elbette içerde birçok hata yapıldı, bunları konuşmamak olmaz.ve fakat sizin takımınız insan üstü bir çaba göstermesine rağmen bu ülkenin dükaları tarafından katledilmiş  ve anasının ak sütü gibi hak ettikleri şampiyonluk davul zurnalar eşliğinde elinden çalınmıştır.Maalesef basiretsiz yönetim markayı taşımaktan aciz kalarak bu katliama müdahil olamamıştır.

Size düşen takımı ve teknik ekibi bağrınıza basarak bu utanç şampiyonluğunu reddederek onura ve ahlaka sahip çıkmaktır. Bu ülkenin vicdanı Trabzon’dur ve Trabzonsporlular bu ahlaksızlığın hesabını soracaktır. Sahada kazandığı şampiyonluğu saha dışı etkenlerle kaybeden Trabzonsporlular , markanın geleceği adına da çok tarihi bir sınav vereceklerdir. 12 Haziran seçimleri Trabzonspor ruhunun varoluş ya da yok oluşunun miladı olacaktır.

Dervişin fikri neyse…

Hürriyet gazetesinin 20 Mayıs tarihli nüshasının spor sayfasında  ortalama zekaya sahip spor seyircisine hakaret sayılabilecek bir haber yer aldı. Çok yakın arkadaşım ve Trabzon’da annemin sofrasında o güzel elleriyle yaptığı bol tereyağlı kuymağı birlikte  kaşıklayacak kadar yakınım olan Feridun Niğdelioğlu imzalı bu haberi ilk okuduğumda “oha” türü bir çıkış yapıp üzerinde de pek durmamıştım. (Feridun kardeşimle bu konuyu elbette yüz yüze de görüşeceğiz, ve fakat yazının bekleyecek zamanı yok ve ben uzaklardayım)

Oysa haberin üzerinde durulması gerektiğini hemen ertesi gün anladım!

Birkaç yıl önce yine Fenerbahçe – Trabzon arasındaki şampiyonluk mücadelesinin en kritik maçına “sınıf arkadaşı Cem Papila’nın” atanmasını sağlayan Fenerbahçe yöneticisi Şekip Mosturoğlu bu atamanın karşılığını almış ve günümüzün hakem eskisi Metin Tokat, gözlerinin önünde Fatih Tekke’nin ceza sahasında  Appiah tarafından tekme tokat yere indirilişini “gör-e-meyerek” şampiyonu belirlemişti.

İşte aynı Şekip Mosturoğlu, bir gün önce Hürriyet Spor Sayfasında yayınlanan bu haberi ihbar kabul ederek Futbol Federasyonuna “önlem alın” uyarısında bulunmuş.

Trabzon camiasını iyi tanırım.  Tıpkı bu yıl olduğu gibi şampiyonluğun sahada kazanılabileceğine inanıyor ya da en iyimser tahminle böyle olmasını diliyorlar. (Şenol hocam kulakların çınlasın) Haberde senaryolaştırılan türden bir girişimi asla kendilerine yakıştıramaz ve bu tür şampiyonlukların en güçlü temizleyiciler tarafından bile çıkarılamayacak lekeler oluşturacağını bilirler. Örnekleri kanlı canlı hayatın içindeler işte…

96’nın Fenerbahçe Başkanı Ali Şen, Aygün nam oyuncularının başına sardığı bez parçasıyla şampiyonluğu Trabzon’dan “çalıp” İstanbul’a getirdiğini kendi ağzıyla itiraf etmiş ve ahlaklı insanlar bunu not etmişti. Not defterine düşen ikinci kayıt Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın sezon başındaki açıklamalarından; “ Ben şampiyonluğun sahada kazanılmadığını öğrendim” 

Aziz Yıldırım’ın bu açıklaması aslında kendi içinde müthiş bir ironi taşıyor ve strateji değişikliğinin ilamı anlamına geliyordu. Zira bu açıklamayı ciddiye almak, Fenerbahçe’nin daha önceki bütün şampiyonluklarını saha içinde kazandığı gibi bir büyük yanılgıyı da ortak olmak demekti.  Sadece Ali Şen’in açıklaması bile, Fenerbahçe’nin saha dışında da çok iyi oynadığının birinci elden itirafı iken, Yıldırım’ın bu açıklaması herkese gözdağı vermekten başka ne anlam taşıyabilirdi?

Aziz Yıldırım’ın en has yöneticilerinden Şekip  Mosturoğlu’nun, olmayan bir şeyden ve uydurma bir haberden “vazife” çıkararak  ilgilileri göreve çağırması da bu stratejik değişimin ve vites artırmanın bir sonucudur.  Haberciliğin 5 n 1 k ilkesini yerle bir eden  ve “ısmarlama” hissi uyandıran bu haber ve sonrasındaki Şekip Mosturoğlu hamlesi, aslında “Fenerbahçe neden Fenerbahçelilerden başka kimse tarafından sevilmiyor ve saygı görmüyor?” sorusunun da yanıtını içinde saklıyor. Kendi cumhuriyetinizin içinde başarıya giden her yol mübah sayılıyor olabilir, ve fakat hayatın denizine akan başka yüzlerce, binlerce ırmak daha var…

Aygün’ün başına bez parçası sararak,  Başbakan’a şampiyonluk mücadelesinin en kritik evresinde Fenerbahçe forması giydirerek, hakemleri inanılmaz bir baskı ve korku imparatorluğunun köleleri haline dönüştürerek ya da  ısmarlama haberlerle suni gündem yaratarak şampiyon olabilirsiniz,  iyi ama zaten kimse size şampiyon olamazsınız demiyor ki..

KOCA BİR DÜŞ KIRIKLIĞI OLARAK AYKUT KOCAMAN

Bu ülkenin tatlı su aydınlarını ve entelektüellerini “tavlamanın” en kolay yolu, emek-devrim-yenilik gibi sihirli kelimeleri kullanmaktır. “Adam”lığı konusunda sayfalar dolusu yazılar yazdığım Kocaman bir adamın, ikbal gemisinin yelkenlerini doldurmak için hangi sahte rüzgarları estirip, hangi küçük hesaplara dahlolabildiğini gördükten sonra insanlığınızdan utanmamanız olanaksız. Hangi tarafının erozyonundan bahsetmem gerek bilmiyorum, ama misal 1 Mayıs Emek ve İşçi Bayramını içinde emek geçen cümlelerle kutlarken, emeğin ve özverinin sembolü bir takımı camiası , başbakanı, hakemleri ve fenerasyonu ile el ele vererek nasıl katlettiğini her tatlı su kurnazı gibi es geçiyor.

Bu türden karakter değişimi geçiren kişiliklere karşı “adam” olanları yapabileceği tek şey, mide bulantısına karşı tedbir almaktır. Emekmiş, adamlıkmış, hadi ordan Aykut Küçümen!!

Merkez Hakem Kurulu

Merkez Hakem Kurulu’na önerim, isim değişikliğine giderek kendi gerçekliklerini toplumla paylaşmalarıdır. Bir ülkenin Başbakan’ı açık açık tarafı olduğu takım lehine açıklamalar yaparken, tutup da olmayacak bir beklentiye girip, hakemlerin adil olmasını beklemeyecek kadar içindeyiz bu ülkenin. Türk hakemliği ligin geride kalan maçlarındaki güce tapıcılıklarını bir yana bırakırsak, sadece 3 Fenerbahçe maçında “gereğini” yaparak, güce taptığını bir kez daha belgelemiştir.  Bu Trabzonsporluların bilmediği bir şey değildir, onlar için sürpriz olan bir Başbakan’ın alenen şampiyonu belirlemesidir. Kimse kendini kandırmasın,  bu ülkenin Başbakanı bir takımı işaret ettiğinde, ona karşı çıkacak hakem kimliğine maalesef sahip değiliz.

Trabzon Yerel Basını İle İstanbul Yerel Basını Arasında Fark Var Mıdır?

Zerre fark yoktur. Her ikisi de kendi çıkarları doğrultusunda pozisyon alırlar, İstanbul’un farkı kendini Ulusal Basın olarak yutturabilmesi ve daha geniş kitleleri kendi ağına çekebilmesidir.

Yoksa her iki basınımız da, kurum ve şahsi çıkarlar neyi gerektiriyorsa onu yaparlar. Misal, Hürriyet veya Fotomaç’ın idarecileri büyük ihalelerden patronlarına daha büyük pay koparabilmek için Başbakan’a her türden yalakalanmayı yaparken, Trabzon’daki yayın organlarının ağırlıklı kesimi de misal, Spordan Sorumlu bakanımıza yalakalanmaktadır.  Bu cümlelerimin, bir iki yazımı kullanan çok meşhur bir haber sitesinin Faruk Özak’a yönelik eleştirilerimden sonra yazılarımı kullanmamasıyla bir ilgisi yoktur!! Bu durumun Sedat Tunalı’nın aslan yeğeni Yiğit’in liligası kadar değeri de yoktur elbette, ama Trabzon basını da o masum halkı kandırmasın, yemezler…