Nereye Emenike ? Daha Karpuz Keseceğidik!

Nereye Emenike ? Daha Karpuz Keseceğidik!
 
Yılın “karanlık” adamlarından biri olan Karabülspor’un “Fenerbahçeli olamayan” oyuncusu Emmanuel Emenike, Rusya’nın Spartak Moskova takımına transfer oldu. Şaşıranlar çok olmuştur elbette, ama ben şaşırmayanlar tarafındayım. Hatta  daha fazlası, Emenike’yi yeni “transferler” izleyebilir.  İstanbul Adliyesi’nin koridorlarına “kulak kabartanlar”  Fenerbahçe yönetiminin adli makamlardan eldeki yabancıların satılabilmesi için “zaman” rica ettiklerine dair duyumlardan söz ediyordu, bu transfer de bu tabloyla anlaşılır olmuştur.
 
Emenike demişken, bu oyuncu her türden tartışmanın ve savcı sandalyesinin konuğu olurken kendisine “başkanlık” yapan Feridun Tankut nerelerde, haberi olan var mı? Keşke usta bir gazeteci kendisine sorulması gerekenleri sorabilse…
 
 
Sinan Engin Haber Yaptırmaya Devam Ediyor mu?
 
Dinlemelere takıldığı iddia edilen kimi konuşmalarda Beşiktaş’ın Trabzon kökenli eski futbolcusu Sinan Engin’in de adı geçiyor ve Engin’in, isimlerini yazmaktan hicap duyduğum kimi gazetecilere “ısmarlama” haber yaptırdığı belirtiliyordu.  (BU konuyla ilgili 21 Mayıs tarihli yazımdan küçük bir alıntı şart oldu: (Hürriyet gazetesinin 20 Mayıs tarihli nüshasının spor sayfasında  ortalama zekaya sahip spor seyircisine hakaret sayılabilecek bir haber yer aldı. Çok yakın arkadaşım ve Trabzon’da annemin sofrasında o güzel elleriyle yaptığı bol tereyağlı kuymağı birlikte  kaşıklayacak kadar yakınım olan F.N  imzalı bu haberi ilk okuduğumda “oha” türü bir çıkış yapıp üzerinde de pek durmamıştım. (F. kardeşimle bu konuyu elbette yüz yüze de görüşeceğiz, ve fakat yazının bekleyecek zamanı yok ve ben uzaklardayım

Şekip Mosturoğlu, bir gün önce Hürriyet Spor Sayfasında yayınlanan bu haberi ihbar kabul ederek Futbol Federasyonuna “önlem alın” uyarısında bulunmuş….Aziz Yıldırım’ın en has yöneticilerinden Şekip  Mosturoğlu’nun, olmayan bir şeyden ve uydurma bir haberden “vazife” çıkararak  ilgilileri göreve çağırması da bu stratejik değişimin ve vites artırmanın bir sonucudur.  Haberciliğin 5 n 1 k ilkesini yerle bir eden  ve “ısmarlama” hissi uyandıran bu haber ve sonrasındaki Şekip Mosturoğlu hamlesi, aslında “Fenerbahçe neden Fenerbahçelilerden başka kimse tarafından sevilmiyor ve saygı görmüyor?” sorusunun da yanıtını içinde saklıyor. Kendi cumhuriyetinizin içinde başarıya giden her yol mübah sayılıyor olabilir, ve fakat hayatın denizine akan başka yüzlerce, binlerce ırmak daha var…)
Yazının ortalama zekaya hakaret odluğunu belirtmişim, savcı hakaret unsurunu değil de bir başka yönünü ciddiye almış olacak ki, senaryo deşifre oldu. F. N kardeşimle henüz yüz yüze görüşme şansım olmadı. Ismarlama hissine boşuna kapılmamış, gazetecilik sezgisinin bazen gerçeklerden daha güçlü olabileceğine kendim de tanıklık etmişim. Helal bana!
 
Yıllar önce Beşiktaş’ın farklı galibiyetiyle biten bir BJK- Trabzonspor maçı sonrası kendisine uzatılan mikrofona “Aslında Trabzon’a çok daha fazla atabilirdik ama, acıdık” mealinde bir röportaj veren Sinan Engin’e karşı içimde var olan sempati o anda sıfırlanmış ve böylesi algı ve söylem sahibi bir kişiyle “hemşehri” olmaktan hicap duymuştum.  O gün galibiyetin sarhoşlaması ile dip yapan Sinan Engin’in, bugün çete soruşturmasına takılan “ayarlamaları ve ağabeye yaranma durumları”, acınacak olanın kim olduğu sorusuna tarihi ve acınası bir tebessümdür artık. 
 
TRABZON’DA OLİMPİYAT!  SANDALLI KONSER
 
Olimpiyat fikri bile başlı başına bir heyecan kaynağı olmaya yetiyor.  4 Bin yıllık bir tarih kentinin olimpiyatla buluşması kent tarihi açısından muhteşem bir zenginlik halkasıdır elbette.
 
Ve fakat;
 
Bu muhteşem organizasyonun şehre alınmasında çok büyük katkıları olan Mehmet Atalay ve Volkan Canalioğlu’nun seremonilerde olmayışı, bunun yanı sıra kentin Belediye Başkanı Orhan Gümrükçüoğlu’nun açılıştaki yerini almayışı sportif ruh açısından skandaldır. Organizasyon sürecinde yaşanan sorunları ve tarafımıza ulaşan ihbar mektuplarını kimseyle paylaşmadıysak, şehrimize duyduğumuz sevgidendir. Ama başta bu organizasyonu yapanlar ve bu işin başındaki kişiler olmak üzere pek çok kişinin önceliğinin şehir olmadığını anladık.
 
Açılış konserine yörenin yetiştirdiği ve evrensellik denizini kucaklayan en büyük sanatçı Volkan Konak yerine, düşüşe geçmiş ve kentle duygu bağı olmayan birini getiren zihniyeti de eleştirmeden geçemeyiz.  Biliyorum onlarca bahanesi vardır sorumluların, ama benim kulağım boş lafları duymuyor, organizasyonu yapan Konak’ı her ne olursa olsun oraya getirecek!
 
Bir sorunu çözmek içim önce anlamak gerekir madem…
 
 
Bu yazıyla gidecek şarkı:
 
-Dersini almış da ediyor ezber : Ali Ekber Çiçek
 
– Unut Beni                              :  Cem Karaca
 
– Eşeği Saldım Çayıra              :  Ruhi Su

Reklamlar

BİR TRABZON TÜRKÜSÜ: YA ADALET YA İSYAN!

BİR TRABZON TÜRKÜSÜ: YA ADALET YA İSYAN!
Trabzon’daki Gençlik Olimpiyatları öncesi Trabzon’a giden ve gözlemlerini okurlarıyla paylaşan usta gazeteci Yavuz Donat,  kendisinden önceki yüzlerce, binlerce ziyaretçinin tespit ettiği gibi Trabzonlular için üç şeyin yaşamın vazgeçilmezleri olduğu gözlemini paylaşmış;

Din, Vatan ve Trabzonspor!

Hürriyet Gazetesinin tüm çabalarına rağmen “şike soruşturmasına” dahil edilemeyen Trabzonspor ve taraftarları açısından tarihin en “sessiz ve gergin” bekleyişi yaşanıyor. Tarihiyle nanikleşen Hürriyet Spor Servisi’nden bir muhabir, “ çok sağlam yerden öğrendim Trabzon’da ligden düşürülecek” haberiyle yemeğe konan kara sinek rolüne devam ederken, misal ben de “Çok sağlam yerden öğrendim, Aziz Yıldırım Hürriyet Spor Servisine ödediği maaşları gereken etkiyi yaratamadıkları için yarı yarıya azalttı” diyerek sivrisinek olsam ne olur?  Hiçbir şey olmaz, ikimizin de yalan söylediği çok belli oluyor…

Hürriyet’in durumunu en güzel bir Nazım Hikmet dizesi anlatıyor aslında.  “Memleketimden İnsan Manzaraları”nda , Haydarpaşa Garı’ndan trene binmeye hazırlanan koca şair, kendisini izleyen sivil polisleri şöyle tarif eder;
“O kadar belli olmamak istiyorlardı ki, derhal belli oluyorlardı”

Niyetin çok belli oluyor Hürriyet, çok…

Trabzon ve Trabzonsporlular hamsiyi çok severler evet, ama hamsi hafızalı değillerdir ve habercilik kuralları bir yana,  asgari bir ahlaki duruş adına tüm “militarize eylemleriniz” kaydediliyor…

Bir gözlemle devam edelim.

Trabzonsporluların suskunluğunu, “ulan acaba bizden de karışan mı oldu” sessizliği olarak yorumlayanlar büyük yanılgı içindedir.  Bu sessizlik, yangın yerine dönen futbolumuzun orta yerine elde benzin bidonuyla dalmama sağ duyusu ve adaletin tecellisine dair umudun diriliğidir.

Hiçbir yöneticisi göz altında olmayan ve adalet tarafından serbest bırakılan Trabzonsporlu yöneticiler, biraz olsun vicdan barındıran herkese şunu da söylemiştir; Trabzonspor ve yöneticileri masumdur ve bu kirli oyunun tarafı olmamıştır!

Mevcut durum bu iken yapılması gereken tek şey;  şampiyonluk kupasının suçüstü yapılan kişilerden alınarak esas sahibine teslimidir. Futbol Federasyonu bu adımı atamayacaksa topluca istifa etmeli ya da Trabzonspor bu kirli ligin parçası olmaktan vazgeçmelidir.

Ey Federasyon iki yolun var;

Ya adalet ya istifa!!

Ey Trabzon yol ayrımındasın;

Ya adalet ya özgün isyan!

BU FEDERASYON ADALET DAĞITABİLİR Mİ?

Her fırsatta sorumluluğu atacak birilerini arayan, önce savcılık ve mahkeme, olmadı UEFa ve FİFA, o da olmadı en son tutunulacak dal olarak da kendi içlerinden beslenen Etik Kurul’a sarıldılar!! Aman ne etik ne etik, yapılar gotik gotik…

Trabzon sokaklarında sık sık “iki katlı kedilere” rastlardık, özellikle malum ayda, ve bu iki katlı kedilerin üst katta oturanı hem istediği gibi koşturur hem de avazı çıktığı kadar bağırırdı. Biz bu üst kat  sakini hem öpen hem bağıran kedilere  Margo derdik.  Ne yaptığından utanacak kadar ahlak sahibiydi bu margolar, ne de çevrelerindeki “şero” ağabeylerine kulak asarlardı. Hatta işi zaman zaman öyle azıtırlardı ki,  mahalledeki tüm margolar toplanır ve toplu gösteri yaparlardı.  Sonunda mahalleli dayanamadı ve bir gün bütün margoları alıp belediye marifetiyle kısırlaştırdı. O gün bugündür margoların sadece sesi çıkıyor artık, yazık oldu Süleyman efendiye…

Ne diyorduk? Bu Federasyon adalet dağıtabilir mi?

Kişisel kanaatim mesir macunu bile dağıtamayacaklarıdır. Çünkü ne şanssızlıktır ki her armudun bir sapı her üzümün de bir çöpü var, ne yapsın adamlar!! Sapsız armut ya da çöpsüz üzüm üretildiği dakka Federasyon da aklın, vicdanın ve adaletin gereğini yerine getirecektir. Böyle de ilkelidirler yazmadı demeyin!.  Baksanıza ligler sıcak yüzünden ertelenmiş, e tabi Nijerya’daki şike ve çete skandalından Türkiye’nin de “bi şekilde” etkilenmesi doğaldı.

PARİS’TE OROSPULUK GÜZEL SANATLARIN SEKİZİNCİSİDİR

“PARİS’TE OROSPULUK GÜZEL SANATLARIN SEKİZİNCİSİDİR”

Bıraktığı boşluk dolmayan, dolamayan ve muhtemeldir ki dolamayacak olan büyük yazar ve şair Attila İlhan “Zenciler Birbirine Benzemez” adlı kitabında, esas oğlan Yankoviç’in ağzında şu cümleyi savurur okurlarına: Paris’te orospuluk güzel sanatların sekizincisidir!

Konumuz Taraf’ta Neşe Düzel imzasıyla yayınlanan bir avukat , mesleki jargonla bakınca da “kiralık vicdan”  röportajı. Avukatın adı Faik Işık. Şimdilerde Şike ve Çete soruşturması kapsamında tutuklu bulunan Aziz Yıldırım’ın, geçmişinde ise başta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere pek çok ünlünün avukatı.

Bir avukat olarak müvekkilini savunmak için “her yolu” denemesi kadar anlaşılır bir şey olamaz. Nitekim savunduğu kişi de şampiyon olabilmek için “her yolu” denediği için bir duygu ikizliğinden de  söz edebiliriz.
Neşe Düzel’in  “ince” sorularını avukat hazırcevaplığı ile geçiştirmeye çalışan Işık’ın, sıkıştığı yerlerde topu taca atmasını da hoşgörü ile karşılamak, çaresizliğin ve hakkında güçlü deliller olan müvekkilini kurtarma planlarının karmakarışık ettiği bilgi ve yöntem kaosunu da anlayabiliriz.

Anlayamadığımız şu;

Avukat Faik Işık, röportajın son cümlesinde, “ bu cümleyi iyi dinleyin” diyerek şu cümleyi salvolamış;
“Bu ülkeye şikeyi öğreten kulüpler henüz şike soruşturmasında değiller”

Biraz nefes alalım,  obus  gibi sallamış zira…

Bu ülkenin neredeyse her stadında “Para, şike işte fener işte”  toplumsal uzlaşısı normalleşmişken,  bu ülkeye şikeyi öğreten kulüpler kimler olabilir diye düşünmeden edemiyoruz.  Fenerbahçe dışında BJK ve Trabzon da soruşturmaya dahil olduğuna göre geriye bir ihtimal kalıyor, o da Şereflikoçhisarspor!! 

İronisi bir yana, bu cümlenin hedefin olan Galatasaray (diğerleri kim bilemedik, zira Işık’ın iddiası çoğuldu, belki Yeni Foçaspor, belki Tarsus İdman Yurdu, belki  Kelkit Gençlerbirliği felandır diğerleri bilemen!!)

“Paris’te orospuluk güzel sanatların sekizincisi” midir yaşayarak test edemedik henüz, ama 25 yıldır İstanbul’da  ve sözde ulusal özde yerel İstanbul basınının içinde biri olarak şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim; 

Türkiye’ye şike virüsü Fenerbahçe ve diğer hacimliler  marifetiyle bulaşmıştır!

Faik Işık ve çevresi, yaratmaya çalıştıkları suni kaos ortamı yoluyla  davayı bulandırmak  için sağa sola oklar çıkararak bir metodoloji denemesi yapıyor olabilirler. Ama bilmeliler ki bu yöntemler daha önce de binlerce kez denenmiş ve gerçeği saklamaya yetmemiştir.  Hakim ve savcılara bedava bilet verildiği iması ile “aba altında sopa” gösterme cesaretine diyecek sözümüz yok, ama en basitinden bedava bilet vermenin de suç olduğunu, savunmaya çalıştığı müvekkilini “ihbar ettiğini” de birileri kendisine söylese fena olmayacak.

Beşiktaş Çarşı Grubuna yönelik “ sanki maçlara para vererek mi giriyorlar, deplasmanlara kimin otobüsüyle gidiyorlar” mealinde  özünde doğru şeyler söylüyor ama şunu unutuyor; Çarşı grubu ortada bir şike vb varsa ligden düşelim diye açıklama yaptı, ya savunduklarınız!? 

Tribün esnaflığı konusunda da bir devrim ihtiyacı olduğu, yönetimler eliyle “beslenen” taraftarlık anlayışının futbolun masumiyetini kirlettiğini elimizden geldiğince yazıyor, çiziyoruz. Ama avukat Işık’ın amacının Çarşı grubunun ıslah etmek olmadığı da malumu alileri olarak tebessüm ettirmiyor değil haniJ

BÜLENT ATAMAN , İBRAHİM AKIN VE GÖKSEL GÜMÜŞDAĞ ÜZERİNE…

Karabükspor’un “Trabzonlu ve Trabzonsporlu” olduğunu saklamayacak kadar cesur “Eşkıya” lakaplı kalecisi Bülent Ataman (Muhtemelen yeni sezonda Göztepe kalesini koruyacak) , Karabükspor- Fenerbahçe maçı sonrası yaptığı açıklamalarla bir anda gündeme bomba gibi düşmüş , “Fenerbahçe saha içinde de saha dışında da iyi oynuyor” salvosu sonrası harekete geçen Aziz Yıldırım medyası Ataman’ı linç kampanyası başlatmıştı. Bu kampanyanın “önde gideni” olan Hürriyet, Fenerbahçe muhabirleri imzasıyla “Fener Ataman’a dava açıyor” haberiyle de üzerine düşen görevi yerine getirmişti.! Haberi yapan Hürriyet Spor Servisi olunca çok üzerinde durmuyoruz, İletişim Fakültelerinin “Basın Ahlakı” dersine malzeme çıkarma konusunda harıl harıl çalışmaya devam ediyorlar, yakışıyor da üstelik…İlk fırsatta Şeftaliyi yarıp Skip ayrılacaklarından da kuşkunuz olmasın..

Bülent Ataman’ı yakından olmasa da “iyi” tanırım, kendisi kardeşimin sınıf arkadaşı ve kankasıdır, haliyle karakteri hakkında da bilgi sahibiyim, kardeşimle “kanka” olan onun birçok özelliğini de taşır, haliyle…Yürüyen trafodur misal; meydanı boş bulunca sallayan ya da klavye marifetiyle “adam” olmaya çalışan sanal güruhun bini bir araya gelse Bülent Ataman’ın yanına yaklaşamazlar, zira yel kayadan toz alır ancak…

Farkında mısınız bilmem, Bülent Ataman hiçbir yerde Trabzonsporlu olduğunu saklamadı, saklamaz, ben de ciddi bir gazetenin köşesinde kendisine duyduğum güveni ve “yakınlığı” saklamadan ve kelime oyunlarına girmeden ilan ettim. Çünkü namuslu insanların tek mahkemeleri vicdanlarıdır ve Ataman da ben de “bu ülkede namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdır” şiarına inanırız.

Sorumuz şudur;

Hürriyet Gazetesi Fenerbahçe’nin Bülent Ataman’ı “mahkemeye vereceğini” haber olarak duyurmuştu, acaba gazeteciliğin gereği olan fikri takip kuralını işleterek bu mahkeme sürecini okuyucularına duyurmak zahmetinde bulunurlar mı? Bir de hatırlatma; Bülent Ataman söz konusu gazete haberine imza koyan muhabirleri mahkemeye verdi, mahkeme sonucuna göre bir tazminat kazanırsa bu parayı garip gurebaya dağıtması için Kızılay’a bağışlayacak.

İBRAHİM AKIN; ELE YÜZE BULAŞTIRILAN MASUMİYET

İBB’nin çocuk yüzü masumiyetini hiç kaybetmeyen çehresiyle sevilen-bilinen futbolcusu İbrahim Akın da , çete operasyonuyla göz altına alınarak tutuklanan 31 kişiden biri olarak Metris Günlüğü tutan kişilerden biri oldu.

İşin Beşiktaş’ı ilgilendiren boyutundan bakarsak,; Serdar Adalı’nın yerinde hangimiz olsak yapabileceğimiz bir “yanlış”a düşülmüş ve yeni yasaya göre suç işlenmiş, bu suçun taraflarından biri de İbrahim Akın olmuştur. Herkesin sorduğu soruyu biz de sormasak olmaz; Bu nasıl bir “oynamama” teşvikidir ki, bir gol bir asist ve bir de penaltı gollü bir performansın yanına “bilerek oynamadı” notu düşülebilsin? İddianamenin hazırlanmasından sonra belki mantıklı bir yanıt bulunabilir, bilmiyoruz henüz.

Ancak;

Kendisine teklif edilen “teşvik” parasının helal mi haram mı olduğunu bir imama sorduğu iddia edilen ve imamın muhtemelen “caizdir” yanıtıyla parayı alabilen bir safiyane duruşla karşı karşıyayız.

Kim ne derse desin, benim için İbrahim Akın’ın yıllardır hiç değişmeyen yüzü bir masumiyet ifadesidir. Yasa elbette uygulanacaktır, ama başta bu ülkenin psikologları olmak üzere, “insan” üzerine kafa yoran herkesin bir “İbrahim Akın” analizi borcu vardır. Bu işi Oray Eğin’e yıkamayız!

İBB BAŞKANI VE TFF ÜYESİ GÖKSEL GÜMÜŞDAĞ!

Şike soruşturmasında adı en sık kullanılan takımlardan biri de İstanbul Büyükşehir Belediye spor. Ve bu takımın Başkanı da Futbol Federasyonu Başkan Yardımcısı Göksel Gümüşdağ! Aynı Gümüşdağ çete soruşturmasının lideri olduğu iddia edilen Aziz Yıldırım’ın en yakın dostlarından biri olarak biliniyor, malum.

Dikkatle okuyun lütfen;

İBB’nin tutuklu futbolcuları İbrahim Akın ve İskender İnal bir yanda,

Dinlemelere takılan bir diğer İBB oyuncusu Can Arat’ın 2-0 kaybettikleri Fenerbahçe maçı için “ yahu bize bir yatın demedikleri kaldı” bir yanda,

İBB’nin Başkanı Göksel Gümüşdağ’ın Aziz Yıldırım’la olan “dostluğu” bir yanda dursun;

Siz bu soruşturmayı yürüten savcının yerinde olsanız, bu “gizli” dosyayı, üç oyuncusu bu kirliliğe karışmış İBB!’nin (Kaldı ki başka birkaç İBB’li oyuncu Can Arat’la aynı doğrultuda konuşmuştur) birkaç hafta öncesine kadar başkanlığını yapan bir kişiye teslim eder miydiniz? Futbol Federasyonu , huuu , orada mısınız??? Bu ülkeden en az namussuzlar kadar cesareti olan namuslu insanlar da yaşıyor, haberiniz olsun!

DEVEKUŞU FUTBOL FEDERASYONU

Hikayeyi herkes bilir;

İki devekuşu ordusu çarpışıyormuş, savaşı kaybedeceğini anlayan ordunun komutanı askerlerine ricat emri vermiş ve karşı tepenin ardına kadar kaçarak  kafalarını kuma görerek saklanmışlar! 

Kaçan orduyu takip eden komutan ve kurmay heyeti tepenin ardına ulaştıklarında binlerce devekuşunu mabadları gökyüzüne bakar ve kafalarını kuma gömmüş halde bulurlar ve komutan hiddetle bağırır:  Nereye kayboldu bu  korkaklarrrr!!!

Futbolumuzda yaşanan çirkin ilişkileri yaklaşık bir yıllık takip sonucu belgeleriyle ortaya çıkarıp başta Fenerbahçe Başkanı ve yöneticileri olmak üzere birçok şüpheliyi delilleriyle birlikte önce savcı sonra da hakim karşısına oradan da cezaevine yollayan operasyon,  yıllardır süregelen “pisliklerin”  sona erdirilmesi için tarihi bir eşikti. 

Ancak Aziz Yıldırım ve ekibinin delilleriyle birlikte cezaevine gönderilmesi sonrası Fenerbahçe camiasının karşı harekatı başlamakta gecikmedi ve başta “marka değeri ve cukka kaybı” olmak üzere, ahlağa ve namusa dair tek kelimeye tahammül göstermeyen cümleler kuruldu. Üstelik bu cümlelerin pek çoğunu ülke meseleleri hakkında her akşam ekranlardan ve köşelerinden halka akıl veren  figürler   yaptı.
İtalya’nın ve dünyanın futbol devi Juventus’u ligden düşüren delilleri ve İtalya’daki mevcut yasayı, bizdeki tablonun yanına koysanız İtalyanlar komplekse girer.  Ve fakat o düşürme kararını veren İtalyan yetkililerin yanına bizim Federasyon üyelerini koyarsak nereye girerler?  siz karar verin.

Trabzonspor ve Beşiktaş’ın da bir taraflarıyla bu soruşturmaya dahledilerek, Fenerbahçe’nin  ligde tutulması için politik bir adım atıldığını görmek için akşamları evi bulacak kadar akıl yeterlidir. Trabzon ve BJK lılar hakkında ciddi deliller olsaydı Aziz Yıldırım ile birlikte onların da göz altına alınması beklenirdi, hukuk ve emniyet  teamulleri böyle söylüyor.  Ancak son iki camiaya ölüm gösterilerek bayılmaya razı olmaları sağlanmış ve Türk futbolunun kirlerinden arınma şansı  Federasyon marifetiyle heba edilmiştir. 
Trabzonspor camiasından Sadri Şener’in gözaltına alınması sonrası tek bir ses yükseldi; Eğer bu tür pis işlere bulaştıysa cezasını çeksin ve gerekirse Trabzon da Fenerbahçe ile birlikte küme düşsün! Beşiktaş camiasından da benzer bir tepkinin yükseleceğini sokaktaki insandan anlıyorsunuz.

Aynı konuda Fener camiasından yükselen sesi de özetleyelim de arşive hizmet olsun:  Bu bir komplodur, Aziz Yıldırım büyük başkandır, herkes yapıyor ne vardır!  ( Kalabalıktan ayrılan Fenerbahçeli dostlarımız elbette vardır)

Farkı görebiliyorsanız, rezilliği de gördünüz demektir.  
***
Adeta kucağına  bomba süsü verilmiş çocuk bırakılan yeni Futbol Federasyonu, maalesef Fenerbahçeli Başkanı ve çoğunluğu oligarşi beslemesi Kulüp başkanlarının dediğini yapmış ve Türk Futbolunun kirlerinden arınma şansını zay etmiş ve tarihe kara bir leke düşürmüştür. 
Federasyon Başkanının “ kulüplerin bu işten en az zararla çıkması için çalıştık” açıklamasını “Fenerbahçe nin bu işten en az zararla kurtarılması için çalıştık” diye okumanızda hiçbir mahzur yok. Hatta hedefi Fenerbahçe Başkanlığı olan bir Federasyon Başkanı’nın, kendi kişisel geleceği için Türk Futbolunu feda ettiğini de söyleyebilirsiniz. 

Yeni futbol yasası  masanın üzerinde “ben buradayım” diye bas bas bağırmasına rağmen yasayı hiçe sayan Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu , bu adımıyla yasayı da karşısına almış ve yaratılmış çakma bir toplumsal soruna dayanarak hırsızlığı legalize etmiştir. Ve fakat yasaya rağmen karar alanlar bir gün bunun bedelini de ödemek zorunda kalabilirler.

Trabzonsporlular herhangi bir yöneticileri bu şike lağımına düştüyse ne şampiyonluğu ne de süper ligi istemediklerini, Türk futbolunun bu pislikten ebedi olarak temizlenmesi için ele geçen bu fırsatın kaçırılmaması için her bedeli ödemeye hazır olduklarını bas bas bağırıyorlar. Bu “duruşu” Fenerbahçe’den beklemek, anlaşılmıştır ki, tatlı bir tebessüm malzemesi olmaktan öteye gidemeyecek.  Zavallı Türk futbolu görünümlü İstanbul tiyatrosu…

Koca koca adamlar ekranlara çıkıp “yahu öyle ama bilmem şu kadar milyon dolar havaya uçacak” diyor ve akıllarına ahlak, onur, haysiyet  gelmiyorsa, biz futbolseverlerin  yolunacak tavuk ve üstelik de salak yerine konulmasına itirazımız var. Hayır Fenerbahçe TV’den çuvalla para alan tipleri  el mecbur anladık da, diğerlerini nasıl açıklayacağız,  şu zavallı aklımıza ve vicdanımıza…

Gülengül Altınsay her şeyi özetleyen enfes bir  yazı yazmış ve tarihe enfes bir kayıt düşmüştü.  Ancak Federasyonun  umutları bitiren açıklaması sonrası biz futbolseverlere düşen  o  lağımdan uzak durmak.

Alın o pis liginizi kendi aranızda oynayın!

Şansal Büyüka Okuma Kılavuzu!

Şansal Büyüka’nın kim olduğunu soranlar için yazı başlamadan bitmiş demektir, burada bıraksınlar biz bilenlerle devam edelim klavyeden kayığımızla, viya viya…

Kendisi meslekten büyüğüm sayılır, mesleğe spor muhabiri olarak başlamıştım ve daha 90’lı yılların başında Şansal Büyüka ismi kendi çapında bir efsaneydi. Fenerbahçeli ve çalışanlarına karşı hep “iyi” olduğu ortak görüş olarak öne çıkardı.

Son skandalımız sonrası ortalık toz duman içinde ve herkes bir şekilde görüş beyan ederken, futbol puzzelımızın en önemli legolarından biri olarak Büyüka’nın sesinin hiç çıkmaması benim de dikkatimi çekti. Zira Şansal Büyüka’nın görüşleri gerçekten çok önemliydi.

Kısa bir arşiv turu yaptım, şampiyonluk mücadelesinin en ateşli son iki ayında (Nisan-Mayıs) Akşam gazetesindeki köşesindeki yazılarını bir kez daha okudum

BÜYÜKA’DAN SEÇMELER

1- “Fenerbahçe, Gaziantepspor’u da, hakem Hüseyin Göçek’i de yendi…”

2- “Fenerbahçe için, bu kadar dağınık, bu kadar isteksiz futbolun ardından 3-1’den yaşama dönmek bazılarınca ‘destansı bir galibiyet ‘ olarak yorumlanırsa, bu Fenerbahçe’yi kandırmış olur… Gerçekçi olalım… Bu dönüş, bir faciadan, bir hezimetten dönüştür… Dönüşün başladığı penaltıyı soruyorsanız, herkes bir yorum yapacaktır… Yani gri bölgenin penaltısı gibi… Verse de olur, vermese de olur penaltısı…”

 3- “Futbol terörü bağıra bağıra geldi. Resmen rüzgar ektik, fırtına biçiyoruz. Kini, nefreti, öfkeyi yeşertmek için tarlaya gübre atanlar, umarım hiç olmazsa bundan sonrası için ders almış olurlar. Duymuyorlar mı, ortalık ‘pislik’ kokuyor!”

 4- “Elbette bu ‘İnanılmaz geri dönüşte’ Aykut Hoca’nın inkar edilemez katkıları var. Ancak ben ‘Aslan Payı’nı gene de Başkan’a veriyorum… Devre arasından başlayarak, bir başka tanımlama ile kupadaki Yeni Malatya maçı sonrası ‘Dozu artırılmış bir Azizsilin’ uygulamasına geçti. .. Başkan bir menajer gibi çalıştı. Kadro sorumluluk aldı

5- “Şenol Hoca’nın dediği gibi ‘Para, emeği yendi’ derseniz, işi sadece para olarak görmek, Fenerbahçe’nin alınterini ve emeğini görmezden gelmek olur… Eğer ‘Para emeği yenebiliyorsa’ aynı şeyler ligin ilk yarısı için de geçerli olurdu… Ama şu oldu… Fenerbahçe ligin ikinci yarısında, daha fazla çalıştı, daha fazla inandı, daha fazla alınteri akıttı, emek harcadı, en önemlisi daha fazla, üstelik dozu artırılmış ‘Azizsilin’ aldı…

 6- “Ancak şampiyon şunu görmeli… ‘Biz bize yeteriz’ diye tişört bastırıp giyiyorlarsa zaten görüyorlar demektir… Bu yarış süresince Fenerbahçelinin dışında kimse Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istemedi… Hadi koyu taraftarlar, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar Fenerbahçe’nin şampiyon olmasını istemezler. Bu son derece doğal… Ama en ılımlı futbolseverler bile ‘Fenerbahçe mi, Trabzonspor mu’ dendiğinde hep Trabzonspor’dan yana tavır koydular… Fenerbahçe yönetimi bundan ders çıkarmalı… Başarı elbette kıskanılır ama, burada kıskançlıktan öte bir şey var… “

1’den başlayalım;

Sayın Büyüka, Fenerbahçe- Gaziantepspor maçında Gaziantep’in maça asılmasından hiç hoşnut olmayan ve saklamaya gerek duymadığı bir fanatizmle maçın hakemini ve genel olarak MHK’yi hedef alan bu cümleyi kurmaktan çekinmemiş ve maç sonrası ettiği “iyi ki Andre Santos golü attı yoksa kan gövdeyi götürürdü” cümlesiyle de bilinçaltını deşifre etmiştir.

Kaldı ki bu maçta hakkı yenen takımın Fenerbahçe olduğuna Fenerbahçeliler dışında kimse inanmamış, orta hakem ev sahibi oyuncular tarafında itilip kakılmıştır, futbol oyun kuralları atmosfere göre yeniden yazılıp yorumlanmıştır.

Usta gazeteci diğer bir yazısında da Buca – Fenerbahçe maçına değiniyor. Bu yazıda da Fenerbahçe’yi “ipten” alan penaltı pozisyonuna “öylesine” değinip geçen Büyüka, ne yan hakemin şaşırtan iştahlı koşusuna, ne Gökhan Gönül’ün oyun dışına çıkarması gereken harekete hiç değinmeyerek, bilinçaltını bir kez daha ele veriyor.

Alıntı yaptığımız 3 numaralı cümle aslında en ilginç olanı. Sanki bu günlerin şifrelerini de veriyor sayın Büyüka. Tarlaya gübre atmalar, yeşertmeler ve pislikle dolu cümleler size bir şey hatırlatmadı mı? Savcılık iddianamesinden basına sızan şifreleri hatırlayanınız oldu mu? Elbette ki tesadüftür, ancak ortak aidiyetin insanları teşbihte birleştiriyor olması da bir inceleme konusu olmaya değer..

4 numaralı cümlemiz naat niteliğinde. “İnanılmaz geri dönüşte Aykut K’nın da inkar edilemez katkıları var” düşüncesi Aslan payının Aziz Yıldırım’a ayrılmasıyla bitirilmiş. Ve araya şöyle de bir cümle sızıvermiş; “Başkan bir menejer gibi çalıştı”. Yorum size kalsın.

Alıntıladığımız beşinci cümlede çok belli olan bir Şenol Güneş kompleksi kendini ele veriyor. Büyüka Güneş’in “ Para emeği yendi” açıklamasından çok rahatsız olmuş olmalı ki, bu konuya değinmeden geçememiş ve Fenerbahçeli oyuncuların alın terinden dem vurmuş. Anlaşılan Büyüka için Fenerbahçeli oyuncuların akıttığı alın teri iken Trabzon, Bursa ya da Buca’nın akıttıkları dizanteriden öteye geçemiyor.

Yarım asra yakın bir tecrübe olan Şansal Büyüka’nın en çarpıcı ve Fenerbahçeliler tarafından da en çok dikkate alınması gereken tespiti ise son cümlesinde. Büyüka, Fenerbahçeliler dışındaki neredeyse herkesin Trabzon’un şampiyonluğunu istemesinin nedenini yorumlarken şöyle bitirmiş: Başarı elbette kıskanılır, ama burada kıskançlıktan öte bir şey var!

Haklıymış Şansal Büyüka! Kıskançlıktan öte şeyler varmış!!

Beklentimiz, yıllardır futbola yön veren en önemli figürlerden biri olan Sayın Şansal Büyüka’nın, içine düşülen çukur hakkındaki görüşlerini dile getirmesidir.

HÜRRİYET GAZETESİNİN TELAŞI!

Yıllardır Türk sporuna ve özellikle futbola istediği gibi yön veren İstanbul Spor Basını, Namık Sevik gibi İslam Çupi gibi meslek, ahlak ve kalem erbabının da sahadan çekilmeleriyle gemi azıya almış ve ilk iş olarak “rakip” kavramını iğdiş ederek “düşman” a dönüştürmüştür. Türk gençliğine ve sportif rekabete vurulmuş en ağır darbedir.

Fenerbahçe Başkanının da gözaltına alınmasıyla başlatılan temizlig operasyonu sonrası bir şok dalgasının ve bunun sonucu olarak da bir algı tutukluğunun yaşanması normal karşılanabilir. Söz konusu olan bu ülkenin en “hacimli” gazetesi bile olsa, insani ilişkiler referansından bakarak mesleki zafiyet görmezden gelinebilirdi.

Ancak Hürriyet gazetesinin “ne istediğini” anlamak en azından benim tarafımdan mümkün olamıyor. Operasyonun başladığı gün gazetenin en afili sayfasında, Altan Tanrıkulu imzasıyla operasyonda gözaltına alınan Sezer Öztürk’e türlü övgüler diziliyor, ama yakın geçmişin “en azından ahlaki olarak” sorgulanması gereken bu sporcusuna yönelik tek bir eleştiri cümlesi veya “ama şunu da yapmasa iyi olurdu” türü bir serzeniş bile okunamıyordu. Muhteşem kabulleniş!

Hayata vicdan ve adalet ekseninden baktığını iddia eden, ama aidiyet hissi kurduğu kulüp ya da yöneticilere “her ne olursa olsun bağlı kalarak” başka insanların hakkının gaspına sesisz kalmak” çukuruna düşenleri o çukurdan çıkarmaya kimsenin gücü yetmeyecektir.

Aynı gazetenin diğer kulüpleri ve özellikle de Trabzonspor’u gündemin en yoğun döneminde “işin içine çekme çabası da” bir Hürriyet ayrıcalığı olarak arşivlere taşındı. Spor sayfasını hazırlayanların, haberleri sayfalara yerleştirdikleri yerlere göre “okuyabilen” herkes, o sayfanın sorumlularının hedefinin ne olduğunu kolayca anlar. Şike görüşmeleri ortalığa saçılmış ve kamu vicdanı “Fenerbahçe şike yaparak şampiyon yapıldı” başlığında uzlaşmışken, eksik kalmış bir teşvik iddiasını Trabzon başlığıyla sayfanın en okunur yerine taşımak, mesleğin güdüye ve hesaba kurban edilmesinden başka bir şey değildir. O sayfaları hazırlayanlara düşen görev, bu skandalın portrelerini ve nedenlerini mercek altına almak ve pisliği deşifre etmek olmalıdır. Dikkat! Dünyanın en büyük vidanjörü olsanız kar etmeyebilir!

Ortada çok ciddi şike belgeleri ve şike tutuklamaları varken ve Fenerbahçe’nin devletin resmi evraklarına “şike yapan takım” olarak düşme ihtimali küçümsenemeyecek boyutta iken bu tür yayınlar yapmak akılları karıştırmaktan başka işe yaramayacaktır.

Gazetecilik ciddi iştir, böylesi tarihi bir olaya “duyguları” karıştırmanın topluma bir faydası olmayacağı gibi, kişileri de zan altında bırakır.

\\\\\

Muhteşem bir tespit. Fenerbahçeli bir kardeşimizden, ekşi sözlük ten…

  • başında ve dışarda olanlarının midemi bulandırdığı takımım. şike yapılmıştır veya yapılmamıştır bunu sürecin sonunda hep beraber göreceğiz eğer suçluysak da alacağımız cezaya da razıyız. suçsuzsak ise bunun da hesabını elbet bir şekilde soracağız. galatasarayın bugün ki açıklamasından sonra rekabet ne olursa olsun kara gün dostu olduğunu da gösterdi. ancak kendi yöneticilerimiz en kofti taraftarları kadar dik ve onurlu duracakları yerde tffnin kapısına aman dilenmeye gidiyorlar. neymiş “başkan başka fenerbahçe başka”ymış. aziz başkan şike yaptıysa bunu kendi hakkında yanlış da olsa olumlu haber yapsın diye gazetecilere mi para yedirdi? hala böyle birşeyin olmadığına dair bir umutla eğer diyorum şike varsa bu kulübün şampiyon olması için yapılmıştır ve başkalarına karşı bir haksızlık vardır. bunun bedeli de ödenir. bunun yanında aklı selim hiç bir insanın reddedemeyeceği bir emek vardır takımın sergilediği. bir ayıp yapıldıysa eğer bu ayıbın en büyüğü bu renkler için emek harcayan ve o renklere gönül verenlere yapılmıştır. ayrıca “biz olmazsak ligin ekonomisi çöker hafız” kıvamında bir yorumu en troll fenerli bile yapmaz. bunu dile getirmek hele tff ile pazarlık için dillendirmenin tek bir manası vardır: “evet biz bu boku yedik ama bak biz olmazsak böyle olacak” demektir. bir de “maçları beraber izleyelim bak valla bişey yok” demeleri konusuna hiç mi hiç dokunmuyorum bile… sizin hakkınızda nihai hükmü verecek kurumun karşısında sonucu başı dik bekleyeceğinize el etek öpüp yaltaklanırsanız sizin umudunuzun olmadığı ortaya çıkan bir tabloda bizim niye arkanızda durmamızı bekliyorsunuz?