MÜSTAKBEL FENERBAHÇE BAŞKANINDAN BÜYÜKLERE MASALLAR

Kamuoyunun Federasyon Başkanı olarak tanıdığı, bildiği, yakın çevresine ve basına yaptığı açıklamaların yakıcı ışığıyla değerlendirildiğinde ise tek  hayalinin Fenerbahçe başkanlığı  olduğu lapin gibi açık olan Mehmet Ali Aydınlar ve onun federasyonu tarihi bir rezalete imza koydu. 
3 Temmuz’da başlayan operasyonun neredeyse  bir buçuk ay sonrasına  “şaşaalı bir basın toplantısı” koymanın,  bu toplantıda uzun uzun konuşup  eyyam  ansiklopedisine önsöz yazmanın , çakma gazetecilerin  önceden ellerine tutuşturulmuş hissi verilen  sorucuklarına  çakma bir heybetle cevap vermenin,  hasılı , yasaların ve toplumsal kanaatin  yarattığı büyük beklentiyi  bir kişinin hayaline heba eden  trajikomik bir tiyatronun ikinci perdesini izlettirmenin tek bir anlamı vardı;

Bekle Türkiye!  Tiyatromuzun 3. Ve son perdesinde Mehmet Ali Aydınlar önce Federasyon Başkanlığından istifa edecek, ardından da o hayalini kurduğu koltuğa, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlık koltuğuna oturacak!

Bundan sonrası  da çok kolay olacaktır kendisi için.  Ne de olsa,  elde nakitle yakalanmadıktan sonra her türden teşvik ve şike  güzide kasacı Federasyonumuz tarafından “tolere edilebilir yaramazlıklar” sınıfına konmuş ve kendileri de bu konuda epeyce bilgi ve  deneyim kazanmışlardır.
Türk futbolunu Fenerbahçe Başkanlık koltuğuna ve Fenerbahçe’ye kurban eden bu Federasyon ne zamana kadar görevde kalır bilemeyiz, ama sonsuza kadar “kötülüğün federasyonlaşmış hali”  olarak anılacağını söylemek mümkün.
 
KEMAL BELGİN …
Kemal Belgin’le hiç yüz yüze gelmedik, hiç konuşmadık kendisiyle, “sevimli ve huysuz ihtiyar” sınıflamasına çok yakışan bir meslek büyüğümüz ve kalem erbabı olarak, içinden geçtiği her yazıyı ve görüntüyü ciddiye aldık,  okuduk, izledik. 
Türkiye Futbol Federasyonu’nun evlere şenlik toplantısının “Basın Toplantısı”  olduğunu da Kemal Belgin’in sorusu üzerine anladık. Zira sıra kendisine gelene dek sorulan soruların hiç birinin “gazeteci” kimliğiyle bir alakası, ilgisi yoktu.  Gazeteci sıralarında oturanlardan birkaç kişi orta yapıyor, Mehmet Ali Aydınlar da gelişine voleyi yapıştırıyordu. Ancak bu volelerin hepsi Türk Futbolunun geleceğinin doksanına takılan obus toplarından öteye geçemiyordu.  Toplantıya katılan genç gazeteci arkadaşlarımız bizi bağışlasın, ama  gazeteciliğin  namusunu kurtarmak yine Kemal Belgin ağabeyimize düştü. Sorduğu soruyla Mehmet Ali Aydınlar’ın “kimyasını”  ve salondaki “ezberi” bozan Kemal Belgin’i saygı ile selamlıyorum.
 
SADRİ ŞENER NE YAPACAK!
Bu çirkin ittifakın ve çetenin tek “gerçek”  mağduru olan Trabzon cephesinde , tarifi zor suskunluk hali bakalım bu noktadan sonra da devam edecek mi?
Hiçbir yöneticisi göz altında olmayan, Başkanı Sadri  Şener’in “teşvik vb” dışındaki bir dinleme gerekçesiyle tutuksuz olarak yargılanma  gereği duyulan, adı geçen diğer yöneticilerinin de 10 ar dakikalık savcılık görüşmelerinden sonra serbest bırakılan, ve elinden şampiyonluğu “çalınan” bir camia, şu veya bu şekilde çamurun içine çekilmeye çalışılıyorsa, bunun bir anlamı olmalı! Trabzon markasını idare edenler karınlarından konuşmayı bir yana bırakıp icraat geçmeli ve hakkın teslimi için kamuoyu baskısı yaratmalıdır.
Trabzon yönetiminin yerinde olsaydım eğer, liglerden çekilir ve İdmanocağı-İdmangücü – Hekimoğlu Doğanspor rekabetinden filizlenecek “yeni” Trabzonspor’un temellerini atar, amatör ruhun ve mahalleler  arası rekabetin naif kokusunu Trabzon üzerinden yeniden tüm ülkeye nakışlardım.  Yapabilirler mi ?  Temel bir gün ağaca çıkmış, felan…
 
AKYAZI KAKAFONİSİ
Trabzon Mimarlar Odası Akyazı projesine karşı çıkıyor, gerekçe malum mimari kaygılar. Aldıkları eğitimin ve varoluşlarının gereği olarak birtakım kaygılar duymaları anlaşılmaz bir şey değil.
Anlaşılmaz olan, Boztepe’den, Havaalanından ya da Limandan bakınca yapısal garabetin  oratoryosunu yazan Trabzon şehrinin mimari yapısı hakkında aynı iştahlı eleştirileri neden yapmadıklarıdır.
Akyazı’ya karşı çıkan bir başka görüşün sahipleri de, Avni Aker’in yerinden koparılmasının şehrin ruhunda yara açabileceği endişesidir. Bu endişeye kısmen  ben de katılıyorum, ve fakat yıllardır Trabzon üzerinden Bakanlık yapan Faruk Özak’ın ardından  bir anlamda nöbeti devralan “harbi ve has”  memleketsever  olduğunu bildiğimiz yeni Bakan Erdoğan Bayraktar’a biraz zaman verilirse, Trabzon çok şey kazanacaktır.  Avni Aker , Yavuz Selim’le birleşip yepyeni bir proje olarak şehrin damarlarına can veren bir proje olarak şehre kazandırılırsa, ki, öyle olacak, fena mı olur?
Şehri sevdiğini söyleyenler, Bakan Erdoğan Bayraktar’ın önüne ışık tutmalı, gözüne değil!

AFRİKA İYİLİKLE AYDINLANIYOR
Taraf Haber Müdürü Tuncer Köseoğlu mesleğimizin “duayen habercilerinden” biri olarak, bulabildiği “ilk kamyona atlayarak” Somali dramına yerinde tanıklık etti. Kalbinde merhameti büyütmeyenlerin anlamakta zorluk çekeceği bu insanlık utancına ve bu utancı yok etmeye çalışan Kızılaycılara ve diğer Türklere dair öyküleri okumak için sabırsızlanıyoruz.

Reklamlar

TRABZON’A ÇAKAL YAĞMURU YAĞDI

TRABZON’A ÇAKAL YAĞMURU YAĞDI
Çocukluğumuzun yağmuruna yakalandım, çocukluğumun yarısını geçirdiğim “gırandaş”ın altından geçiyordum, sağımda en yakın arkadaşımı kaybettiğim  Karadeniz’in Beyaztaş’ı, solumda ablamın dibini boyladığı Temel Araz çukuru, yanımda  bir insan güzeli sevdiğim, Meydan’a doğru gidiyorduk.
Değirmendere Sezai Uzay Sokağın üstüne yüzlerce ayna düşürmüştü yağmur, binlerce çocukluk anısı Mezarlık düzünden el sallıyordu bize doğru, içlerinden geçtiğim anılar  bir çelik çomak oyununa bürünmüş Gugudali Ali’nin çakmak gözleriyle  hatıralar odamın kapısını ardına kadar açmıştı.
Trabzon’a çakal yağmuru yağdı. Her yağmur sonrası Goglis (Şehirlilerin  salyangoz dediği) avına çıkar, topladığımız goglisce şıkırtısı artan bozuk paralarımızla midyeye ekmek katardık. Eğer artan para olursa ya Golden sakıza gidecektir, ya da üst üste geçirdiğimiz lastik toplardan birine.
Trabzon’da çete ve şikeye yönelik bir “adalet” beklentisi yok. Genel kanı, şikeye karışan takımların bir şekiklde affedileceği ve kirliliğin devam edeceği yönünde. Türk Kızılayı’nın Somali Kampamnyasına verilen destek için ziyarette bulunduğum Trabzonspor kulübünde de şehirdekine benzer bir beklenti var. Türk Kızılayı Genel Başkanı’nın fahri danışmanı olan Ünal Karaman’ın bir sözü herşeyi özetliyor aslında; “Elbette herkes işini yapmalı ve işine konsantre olmalı. Ancak herkes gibi futbol dünyasının mensupları da Somali dramının çözümünün parçası olmak zorundadır.  İnsanlığımızı kaybedersek her şeyimizi asıl o zaman kaybederiz”
“MİY VE KARTAL KESİN DÜŞTÜ MÜ ABİ?”
Yukardaki ifade, Taraf’da geçen Çarşamba çıkan yazımız üzerine mail kutumuza gelen Mersin İdman Yurdu ve Kartal taraftarlarının mail mealidir.
Benin haber kaynağım Ofli Hocadur, malum.
Nihat Genç’ten duyduğumuz Bir Ofli Hoca fıkrasıyla konua açıklık getirelim;
Ofli hoca teravih namazından önce vaaz vermektedir. Konu da İslamda cinsel hayat. Tabu boyutundaki bu konuşmalar üzerine  kadınlar kısmından “kikirdemeler” gelir ve hoca sinirlenir
-Ki ki ki da tarağun kaşi, ben mi diyrum kitap yazay!!
Ben demiyorum bunu, maalesef kitap öyle yazıyor ve Federasyon “çok bariz ” belgelere ulaştığı için bu iki takımı iyi günler beklemiyor.,
Şimdi şunu diyenler çıkacaktır;
Yeni yasaya göre başta Fenerbahçe olmak üzere şikeye “bulaşan” her takım küme düşürülmelidir!
Evet yeni yasaya göre öyle olmalı ve son tahlilde olacak olan da odur, bakalım Türkiye Futbol Federasyonu yasayı mı uygulayacak eyyam mı yapacak…
EMRE BELÖZOĞLU ISLIKLANMIŞ!
Yok bir de alkışlanması mı gerekiyordu?
Milli forma hatırına sessiz kalınabilirdi, ki, ben sessiz kalanlardan biri de olmazdım. EB, hiç birt platfotmda beni temsil edemez, Hiddink efendi günü kurtarmak adına EB dahil her şeye sarılabilir, ama kimse bana rağmen beni temsil edemez…
EB’nin Galatasaray’dan ezeli rakibe geçtiği için ıslıklandığını yazan, düşünen, ifade eden her kim ise, ya Mustafa Kemal’in sporcu tarifinden, ya Emre ‘nin futbol sahalarında rakiplerine , hakemlere , basına ve rakip seyircilere takındığı saldırgan tavırdan ya da İngiltere’den hangi suçlama ile “dışlandığından” habersizdir.  Birkaç maç “çakma cici çocuk” olunarak ancak kuyruğunuza takılan gazetecimsileri ve fanatikleri ikna edebilirsiniz. Burak Yılmaz’ı bile tolere edemeyen biri için EB tahammül ötesidir.
SOMALİ SOMALİ
Türk Kızılayı’nın TİKA ile yürüttüğü  Somali kampanyasından ne kadar haberdarsınız bilmiyorum, ama bugüne kadar 3 kargo uçağı dolusu gıda maddesini başkent Mogadişu’ya ulaştıran Türk Kızılayı, bugün de bir gemi dolusu gıda ve acil gereksinim duyulan malzemeyi daha Ambarlı limanından bu ülkeye uğurlayacak.  Turkuvaz grubuyla da işbirliği yapılarak doldurulan “bir gemi dolusu iyilik”in Somali’nin derdine derman olmaya yetmeyeceğini  elbette hepimiz biliyoruz. Ama bildiğimiz bir şey daha var, Türk Devleti, Türk Kızılayı ve Türk halkı nereye yardım eli uzatırsa, oraya er ya da geç huzur da gelecektir.  Mevcut hükümeti bu anlamdaki insani refleksleri nedeniyle takdir etmeyen kişi olsa olsa kompleks sahibidir. 60 dan fazla ülkeye “iyilik” ve proje taşıyan Türk Kızılayı’nın uzman ekipleri daha bugünden kalıcı eserlerin projelerini tepit etmiş ve hayata geçirmek için de harekete geçmiştir. Yardımseverlerin Türk Kızılayı’na dair bilmesi gereken en önemli ayrıntı; bu 144 yıllık kurumun tarihinin hiç bir döneminde insanlar arasında herhangi bir ayrım yapmadan, gizli gündem batağına saplanmadan ve göz yaşının rengi olmaz şiarını hiç unutmadan insanlığın ortak değerlerine omuz verdiğidir.  Türk Kızılayı’nın gittiği her yerde iyiliğin hilali ışığıyla hayatı selamlar, hesapsız, beklentisiz…

ATİLA GÖKÇE’DEN HINCAL ULUÇ’A…

 
Spor yazarlığı yeni yetme muhabirler için bir düş bahçesiyse  eğer,  bu bahçenin her türden çiçeğini tohumlamış bir üstadın, İslam Çupi’nin  lezzet bahçesine düşenlerden biri de ben olmuştum. Staj dönemimim spor müdürü Nezih Alkış’ı  spor şefim Oğuz Tongsir’i , merhum Değer Eraybar’ı ve merhum Tayfun  Gündoğar’ı  sevgi ve özlemle anmadan geçersem , muhabir kelimesindeki  -a- harfini kaybedenlerden farkım kalmaz..
“Şeref’inle oyna Hakkı”nla kazan”  felsefesinin eli kalem tutan öncüsü gibi gördüğümüz,  koca bir camiayı kalemiyle sevdiğimiz,  her koşulda renk  yanılsamasına düşmeden hakkın  ve adaletin şövalyesi olarak her yazısını çocukluğun bayram hediyesini açar gibi okuduğumuz Attila Gökçe, tarif etmekte  zorlandığımız bir esrik rüzgar gibi…

Şike ve çete soruşturması sürecindeki Attila Gökçe duruşu,  tanrının bile değiştiremeyeceği geçmişiyle örtüşmekte fena halde zorlanmakta,  yüz ifad3esindeki Çupivari çizgilerin derinliği kaybolmakta ve düşler bahçemizin en nadide parçası kokusunu kaybetmektedir.

İnsan ilişkileri söz konusu olduğunda elbette kimi gerçekliklerin kabulü zor, üzerine kelam etmek işkence olabilir.  Hatta biraz daha ileri gidip, kalben inanmasanız bile var olan ortak paydanın (suçluluğu ispat edilene kadar herkes masumdur misal)  en bariton sesi bile olabilir, tüm “yayımcılık avantajlarınızı” dostlarınız lehine kullanabiliriniz.  Mesleki olarak değilse de, insani olarak anlaşılmaz haller değildir.

Anlaşılmaz olan;

 Attila Gökçe gibi bir üstadın,  dostlara koltuk çıkma refleksini abartarak geçmişine ve onu bayraklaştıran genç meslektaşlarına  çok ama çok kötü örnek olmasıdır. Bir gazetecinin yaptığı röportajı  (Cemal Ersen- Bir uzman hukukçu ile) ;  yaşanan apaçık kirliliğin çamaşır makinesi olarak kullanmak istemesi  ve saklanmaya çalışılsa da satır aralarında yakalanan  “kurtarma operasyonuna” kılıf yapma iştahıdır.  Attila Gökçe’den beklediğimiz ve ona çok yakıştığını düşündüğümüz  duruş bu duruş değildir.  Bu soruşturmanın  en masumu ve en mağduru olan Trabzonspor’un hakkının teslimi konusunda tek bir  “vurgusu” olmayan Gökçe üstadın ne kendine ne ülkeye ne de kendisine inananlara “ihanet” etmeye hakkı yoktur.

NEREDESİN FİRUZE!

Türkiye’nin demografik reflekslerini öngörebilme yeteneğiyle seven-sevmeyen herkesin takdirini kazanan gazeteci Hıncal Uluç, geride kalan şaibe liginin ilk yarısı sonunda, “Trabzon 9 puana güvenmesin, Fenerbahçe bu şampiyonluğu Trabzon’a yedirmez” dediğinde  kimimiz İsmail Gülgeç kimimiz Cilalı İbo olmuş, külliyen ciddiye almamıştık.  Şimdi o zaman gülenlere gereken cevabı Kemal Sunal’ın versin, anladınız biliyorum…

Korkusuz ve ciddi öngörüleriyle herkesin takdirini kazanan Hıncal Uluç’a, mağdur ve mağrur Trabzon’un  ve çalınan şampiyonluğunun iadesi için tek bir yazı yazdırmayan duygunun, korkunun, varsa kompleksin adı nedir? 

Her konunun bileni olan Hıncal Uluç,  Türk spor tarihinin en büyük skandalına ve mağduruna yönelik olarak bir hak teslimi yazısını neden yazmaz!  Trabzon’a ya da duruma dair bizim bilmediğimiz bilgilere mi sahiptir ki suskunluk limanına sığınmıştır?  Bu dönemde konuşmayan bir duayenin fırtına sonrası söyleyeceklerinin ne kadar anlamı olacaktır?

Yılların içinden süzülüp gelen Hıncal Uluç  fotoğrafı, bu ülke spor tarihinin “vicdanı” olma  sorumluluğu ve şansını elinin tersiyle itemez, itmemelidir.  Uluç’un suskun kaldığı her gün, kendisi açısından Trabzon’un ve vicdanın biraz daha “ötekileştirilmesinden”  başka anlam taşımayacaktır.
 
TRABZON’DAN VEDA

Maçlara göre “takım” yazma huyum pek yok, bilen bilir.  Elinden çalındığı “belgelenen” şampiyonluğun gerektirdiği yere değil de, ön elemeye “sepetlenen” Trabzo takımı, kendinden daha güçlü ve rakibe daha yakın hakemlerin de katkısıyla  cl düşünü görmeye devam kararı aldı.
Henrigue adlı oyuncuyu ilk kez izledim. İddia bu işin keyfidir, ben de iddia ediyorum, fiziğine nanik çeken çabukluğu ve zekasıyla bu Brezilyalı ligin flaş ismi olabilir, gol krallığı dahil…

Bir sözüm de Sadri Şener’e;
Sayın Başkan daha orta yerde hiçbir “işaret” yokken,  Fenerbahçe’nin yönetim marifetiyle en az 20 puan toplayarak saha içindeki takıma katkı yaptığını, Trabzon yönetiminin ise 1 puanlık dahi bir katkı yapmayarak şampiyonluğu göz göre göre “kötülüğe” verdiğini yazmış ve sizi eleştirmiştim, yazılar arşivde duruyor.  Elbette ki meramımız, Sinan Engin, Bülent Uygun ya da Ali Kıratlı gibilerle muhatap olmanız değil, Bülent Yıldırım ya da Bünyamin Gezer gibilerin düdüklerinin kirli kirli ötmemeleri için çaba göstermenizdi.  Bugün anlıyoruz ki tezgah kurulmuştu, Bünyamin’i  doğrultsan, Kamil  eğrilecekti. Size bir özür borcumuz var, eleştiri haklarımız elbet bakidir…

FENERBAHCHE’Lİ KARDEŞLERİME

Dünya’nın tüm çocuklarının masumiyetine inandığım kadar emin olduğum bir şey varsa o da;  Ernesto Che Guevara’nın Dünya denen yerküreye gelmiş en “güzel”  birkaç insandan biri  olduğuna  dair sarsılmaz FenerbahCHEli inancımdır. 

“Bir devrimci başkasına atılan tokadı yüzünde hissedendir”  der CHE, masumiyetin ortak vicdanı olmanın her devrimcinin olmazsa olmazı olduğunu hatırlatarak…

“Hiç şansın yok, bunu kullan!”  diyen de bu efsane devrimci önderdir.  Umutsuzluğun umudun en güçlü kıvılcımını çakan ilk adım olabileceğini fısıldar bilincimize, her türden yenilgiyi reddeden ruhunun sesiyle…

Günümüzün “devrimci söylem esnafı”nın anlayamayacağı ve asla kavrayamayacağı kadar koca bir yürek ve Bakanlık  gibi çok çok az insanın kavuşabileceği Bakanlık makamını elinin tersiyle iterek  hiç tanımadığı insanların uğruna ölebilecek kadar “insan”dı Che. Ve O’na bu kudreti veren de hiç şüphesiz ki  VİCDANI VE  ADALET  duygusuydu.

Böyle olduğuna inanan milyonlarca insanın için de bizler de varız ki, O’nun şerefli adını kendi hayatlarımızın kaptan köşküne yerleştirip ilkelerini bayraklaştırıyoruz.  Zira içten içe hepimiz biliyoruz ki, bu dünyanın “her türden pisliğini” temizleyebilmemiz için pek çok CHE’ye ihtiyacımız var. 

Hayat bir filmden ibaret olsaydı eğer, kimimiz Travis (Robert De Niro-Taxi Driver) kimimiz  John Doe (Kevin Spacey- Se7en) olur çözüm arardık kendimizce, değil ama…

Gelelim günümün iç yakan gerçekliklerine ;   

                                                                                                               
Neredeyse tüm Fenerbahçelilerin ortak kanısı, kendilerine karşı bir komplo kurulduğu ve kurban olarak seçildikleri yönünde.
Soruşturmayı bir cemaat operasyonu olarak gören Fenerbahçelilerden bazıları, Fethullah Gülen’in Galatasaraylı olduğunu iddia ederek korelatif bir bağ kurmaya bile çalıştı. (Üstelik benim bildiğim Fetullah Gülen sıkı bir Erzurumspor  taraftarıdır )
Cemaat ilintisini kuran Fenerbahçelilerin en güçlü argümanları, cemaat ilişkileri herkes tarafından konuşulan kendi futbolcuları Emre Belözoğlu ve  adı şike soruşturmasında Fenerbahçe’den sonra en sık anılan takım olan İBB’nin Başkanı Göksel Gümüşdağ’ın neden bu soruşturmanın dışında kaldığına dair kuşkularıdır.  Bu bakış açısının haksız olduğunu söyleyecek durumda değiliz, ama aksini de iddia edemeyiz.  Unutmayalım ki soruşturma henüz devam etmektedir ve biz fanilere düşen de sonuna kadar beklemektir.

Bir diğer argüman da, “Türkiye’de şike şimdi mi başladı, eskiden beri vardı” iddiasıdır ki, doğrudur da. Lakin misal hırsızlık  dünyanın her yerinde suçtur ve ben bu satırları yazarken ya da siz bu satırları okurken de her coğrafyada binlerce hırsızlık olayı yaşanmaktadır . Ve  hepimiz biliyoruz ki polis bu hırsızların bir kısmını suçüstü yaparak bir kısmını da takip sonucu yakalayacak, ancak önemli bir kısmı da yakayı ele vermeyerek dünyanın en eski mesleğinin yaşamasına katkı sağlayacaklardır.
FenerbahCHElilerin yanıtlaması gereken soru şudur;  Yakalanmayan ya da yakalan-a-mayan hiçbir hırsız yakalanmadı diye meşrulaşır mı? Yanıtı aslında  hepimiz biliyor ve  ilgili her kim ya da kimler ise kamu vicdanında mahkum ediyoruz.  Namuslu insanların yapabilecekleri de bu kadardır.

 
Varlık nedenlerini CHE ile anlamlandıran ve bu yüce karakteri kendilerine bayrak yapanlar, o bayrakla simgeleşen VİCDAN VE ADALET gibi  ilkeleri de yaşamak ve yaşatmak gibi bir sorumluluğa sahip olmalıdır.

Gönülden aidiyet kurduğunuz markayı  “sevk ve idare edenler” , sizlerin adına bir çok kirli ilişkiye girmiş ve hem yasal hem de vicdani olarak suç işlemişlerdir. Ve suçüstü yakalandıklarında da “her şeyi takımımız için (yani sizler adına) yaptık” demişlerdir.
Kulüp başkanınızın ve diğer yöneticilerinizin bu açıklamasını onaylıyor ve her şeyi!  sizler için yaptıklarına inanıyorsanız yazı sizin için burada bitmiştir.

Yok,  birilerinin sizler için “bir şeyler” yaparken, başka birilerinin emeğini zay etmesine, hırsızlamalarına ve tehditle haksız kazanç sağlamalarına itirazınız varsa, ki kesinlikle olmalıdır; (Devrimci başkasının yüzüne atılan tokadı hissedendir:CHE)

 
Yol ayrımındasınız;
Ya sizin adınıza hırsızlama yaparken suçüstü yapıldığında sizden güç alanlarla…
Ya da DEVRİMCİ  AHLAK, DEVRİMCİ NAMUS VE ADALET İÇİN BİR ÖMRÜ FEDA EDEN CHE İLE
YOLLARINIZI AYIRCAKSINIZ!!
Seçiminiz Fenerbahçe’nin de geleceği olacaktır…
 
SOMALİ VE AFRİKA’NIN ÇIĞLIĞI

Batı dediğimiz “rasyonalite”nin en büyük özelliği sömürgeciliği insanlığa hizmet olarak yutturma becerileridir. Bilimsel metodolojiye yaptıkları katkı elbette insanlık adına devrimdir, lakin Batı’nın tüm devrimleri olumlu sonuçlarını hep kendi halkları için vermiş ve bin yıllardır sömürdükleri ülkelerin dramlarına yönelik tepkileri, entelektüel gevezelik ve acıma düzeyini aşamamıştır.

Tarih boyunca hep var olabilmiş ve devlet geleneğini yaşatmış olan Türkler, bir çok imparatorluk kurup yıkmalarına rağmen tarihin hiç bir döneminde “sömürgeci ” olmamış ya da olamamıştır.  Anadolu insanının en iyi bildiği şey, her zaman için düşmüşe yardım etmek ve onlara “insanca “dokunmak olmuştur.

Anadolu insanının en iyi yaptığı şeyi; hesapsız, beklentisiz ve merhamet duygusuyla harmanlanmış insan sevgisini  143 yıldır “kurumsal” olarak insanlığa taşıyan Türk Kızılayı, Afrika’nın çığlığına da sessiz kalamazdı, kalmadı ve “AFRİKA KARARMASIN” ADIYLA YENİ BİR YARDIM KAMPANYASI BAŞLATTI.

Hiç şüphesiz ki dünya’nın pek çok ülkesinde yüzlerce yardım kuruluşu Afrika’ya yardım için harekete geçerek çocuklar başta olmak üzere insanlığın açlık ve susuzluktan ölmemesi için  çalışmalar yapıyor ve yapacaktır.

Dileğimiz, toplanan yardımların bir kısmının daha önce de birçok kez yapıldığı gibi  “işletme sermayesi” vb gibi “bahanelere” kurban edilmemesidir. Bu kaygının yaşanmaması için en doğru adres hiç kuşkusuz Türk Kızılayı olacaktır.