“HERKES TEMİZ TEK SUÇLU TFF”

İnsan tarafına dair inancımızı herşeye rağmen kaybetmediğimiz sayın Mehmet Ali Aydınlar , komedi dans üçlüsüne eleman seçme oratoryosu kapanış konuşmasında başlığa çıkan tespiti yaparak , içine düştüğü düş kırıklığı Mağmasını dillendirmiş ve cümleyi şöyle bitirmiş; “tarih gerçekleri yazacaktır”

TFF uygulamalrına yönelik eleştirilerim üzerine beni savcılığa şikayet eden sayın MAA’ın, 3 temmuz sonrası süreçte çok fazla sayıda aldatıldığını, kandırıldığını, suistimal edildiğini herkes gibi ben de tahmin ediyorum.  Yüzümüze başka arkamızdan başka konuşuyorlar derken kimleri kasdettiğini de , keza.

Ancak MAA’ya bir hatırlatmada bulunmak istiyorum; tarihin birgün gerçekleri yazabilmesi için gerçeğin tanıklarının bildikleri ve yaşadıkları herşeyi tarih amcanın kara kapaklısına anlatması  ya da bir şekilde yazması gerekir. Bunu siz yapmayacasanız kim yapacak?  Sizi basiretsiz olmakla eleştiren yazarları mahkemeye vermek yerine, sizi toplum nezdinde basiretsiz kılan figürleri teşhir ederseniz hem kendinize hem de topluma yararınız olur.

Sayın MAA’ya bir de tavsiye;

Omurgalı, cesur ve kimsenin kayığına binmeyen yazarlardan değil, omurgasız dostlarınızdan! korkun!

ŞENOL GÜNEŞ NE DEMEK İSTİYOR?

“Neyin yanlış olduğu önemli, kimin yaptığı değil ”

derken hedef kitlenin paganist bir putlama histerisinden mutlama çıkaran fenerbahçe camiası olduğunu düşünüyorum. Ki bu cümlenin son hedefi Aziz Yıldırım’dır. Zira Şenol Güneş’in bu konuda “paylaşmadığı” fikirlerini de biliyorum

TFF Başkanı MAA’nın “Güneş’in sözlerine yüzde yüz katılıyorum” ifadesi ve Galatasaray Başkanı Ünal Aysal’ın Güneş’i ilk kutlayan kişi olması oldukça dikkate değerdi ve sonuçları olmasını beklemeyi de makul buluyorum.

TRABZONSPORLU ALİ YAVUZ’U BİLİR MİSİNİZ?

Trabzon’a  kardeş Rize’den gelmişti Ali Yavuz. Çocukluğumun kahramanlarından biriydi. Sanırım 7 numaralı formayı giyerdi ve Ali Kemal’in arkasında sağ iç oynardı. Futbola Sarıyer Büyükdere Amatör takımında başlamış ve oyunculuk serüveni Trabzonspor’un Birinci Ligdeki İlk golünü atan oyuncu ünvanıyla taçlanmıştı.

Günümüzü aratmayan çeşitli dalaverelerle oldukça geç çıktığı Birinci Ligdeki ilk resmi maçında Bursa deplasmanında çıkan ve golsuz beraberlikle dönen Trabzonspor, evinde Galatasaray’ı konuk ettiği ikinci maçı Ali Yavuz’un golüyle 1-0 yenerek üç hacimliyle ezeli rekabetine galibiyetle başlamıştı.

İşte o Ali Yavuz şimdilerde türlü ekonomik sıkıntılar ve sağlık sorunları sarmalında hayata tutunmaya çalışıyor. Sesini duyan var mı?

TS YÖNETİMİNE ÖZKAN SÜMER SORUSU!

Trabzonspor Yönetim Kurulu’na bir soru sormuştum ve hala yanıtını alamadım. Yineliyorum!

Sayın Özkan Sümer , kulübünüzün “resmen” kavgalı olduğu Hürriyet Gazetesi’nde para karşılığı spor yazıları yazmaya  başlamıştır. Bu durum yönetiminizde bir rahatsızlık yaratmış mıdır? yaratmışsa gereğini yapmak için ne bekliyorsunuz?  Durum böyleyken TFF’yi yetkilerini kullanmamakla suçlamanız bir çelişki değil midir?

 

YILMAZ ÖZDİL’İN ÖNERİSİ!

İstanbul oligarşisinin snop medya anlayışına karşı dimdik duran kalemlerin başında Yılmaz Özdil gelir. Hani taraftarı olduğu Göztepe’nin ligin son maçında ligde kalışını ilan ettiği Trabzon maçında içine Trabzon sevgisi düşen Yılmaz Özdil.

Hani Trabzon’un İstanbul’un dükalar düzenini “resmen”  tarihin çöp sepetine attığı o tarihi ana tanıklık eden Güzel İzmirlilerden biri.

Hani, yıllardır İstanbul yerel sipol medyası tarafından “dünya derbisi” olarak sokuşturulmaya çalışılan derbilerimizin en fazla “sidik derbisi” olabileceğini yazan cesur ve ilkeli gazeteci Yılmaz Özdil

Hani son yıllarda ülkenin en çok okunan köşe yazarı ünvanını hep elinde tutan usta gazeteci Yılmaz Özdil.

İşte bu Yılmaz Özdil, son şike-çete sürecinde yaşanan gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, gönül verdiği Trabzonspor’un o lekeli kupayı reddetmesi gerektiğini,  o onurlu takıma da bunun yakışacağını söylemiş.

Katılırsınız katılmazsınız, şahsen ben o kupanın alınıp Trabzon’un meydanında bir cam fanus içinde “Türkiye’de Şike Müzesi” nde, iddianameyle birlikte sergilenmesini yeğlerim.  Ama bu da bir görüştür nihayet.

Sevgili Özdil’in bu yazısını gerisinden okuyup, kendi çıkar dünyalarına malzeme yapmaya çalışan kişi ve gruplara önerim,  karşıtlık üzerinden bir ün peşine düşeceklerse Yılmaz Özdil gibi kalpten Trabzonsporluları değil, Türk futbolunu ve Trabzon’u içten içe çürüten figürleri hedef alsınlar.

Reklamlar

İSTANBUL YEREL SİPOL MEDYASI

*İSTANBUL YEREL SİPOL MEDYASI*

Kendini Tüm ülkeye “ulusal basın” diye yutturun ve yıllardır süregelen bu avantaj ile İstanbul’un çıkarına olan her şeyi ülke çıkarı gibi sunma çakallığının master tezini yazanj İstanbul Yerel Basını, bile istiye merkezi iktidarları da etkileyerek yerel basının gelişimine engel olmuş ve Türkiye’ye özgü bir medya garabetini Ulusal Basın olarak önümüze koymuştur. Yersen!

Misal bu basına göre İstanbul’a kar yağmadan Türkiye’ye kış gelmez;

Misal bu basına göre halk plajlara hücum edince vatandaş denize giremez!

Misal bu basına göre İstanbul takımı Anadolu takımının şeftalisini yarar!

Misal bu basına göre Anadolu takımı İstanbul takımını “yenmez”, İstanbul takımı kaybeder

Misal bu basına göre bir teknik direktör bir İstanbul takımından “skip ayrılır”

Düzeysizliğin doktorasını yüzlerce kez verip onlarca profesör yetiştiren İstanbul Sipol Medyasının son ürünlerinden biri de Burak Yılmaz’la ilgiliydi.

Olay Karabük’te geçiyor, konu da Burak Yılmaz’ın yüzünde patlayan kartopu.

Görüntüyü hepimiz izledik, yani spor ahlakına uygun olmadığını düşündüğüm her hareketinden sonra Burak Yılmaz’ı eleştiren ben de izledim haliyle.

Bir İstanbul gazetesi “kapkara haykıran puntolarla” olmasa da, ufacık ve utandıran puntolarla vermiş haberi, başlık da “Sniperla mı vuruldun Burak”

Yani başlığı atan eleman diyor ki, haddini bil Burak, Trabzon gibi bir taşra takımında 22 gol atmana engel olamadık ama, gördüğün gibi en utanmaz şekilde haber yapabiliyoruz!

Yani başlığı atan eleman diyor ki, yıllar önce Otto Bariç Trabzon’da sırtına isabet eden fındık büyüklüğündeki bir taş sonrası yerlerde performans sergilerken “sniperla mı vuruldun Bariç” lafını unutmadık, biz de çocuğu böyle koyarız ey Trabzonsporlular!

Aynı eleman şunu da biliyor ama işine gelmiyordur, efendileri okşamaz yoksa başını!

O feryat figan Otto Bariç rapor almak için hastaneye götürülmek istendiğinde şiddetle karşı çıkmış ve Trabzon’da herhangi bir sağlık sorunu olmadığına dair imzalı kağıt vererek uçağa binmiş ve sahtekarlığını kendi imzasıyla belgelemiştir.

Eğri oturup doğru konuşalım, hatta hiç oturmasak da olur;

Burak Yılmaz’ın o soğuk havada kulağına gelen kartopunun nasıl acı verici olabileceğini her vicdan sahibi insan bilir, buna rağmen o gazeteye bu başlığı attıran kompleksin adını kimler koysun! Gömelim seni çöplüğe desem sığmazsın!!!

*AYKUT KOCAMAN BUYURDU Kİ…*

Rakip takımın 11 ini önceden ele geçirmek gibi bir hüneri, kişisel marifet sayfasının janjanlı bölümüne yapıştırmakta bir beis görmeyen Aykut Kocaman, şike-çete süreciyle ilgili konuşmaya devam etmiş ve “saha içi tertemizdi” mealine cümleler kurdurmuş.

Sayın Kocaman’ın yaşadığı sürecin sonunda mental bir yorgunluk yaşaması elbette ki çok doğal. Ancak kargalar arasında boğaz enfeksiyonu yaratma  potansiyelindeki tespitler biraz fazla oluyor.

Elbetteki gerek Kocaman’ın gerekse sahadaki 11 delikanlının bir pisliğe bulaşmadığını biliyoruz. Ama el insaf hocam, saha dışında neler döndüğünü bilmeden, saha içine sirayet etmediğini nasıl söyleyebilirsiniz? Rakip takımların tüm  oyuncuları ya da hocalarının ya da maçları idare eden hakemlerin hepsinin ahlakına kefil misiniz?  Pozisyon gereği oyuncunuzun “önünü açan” ya da kaleye girmekte olan toptan “elini çeken” kaleciye de kefil misiniz? Bence siz bu tip adamların hepsinden değerlisiniz ve daha dikkatli değerlendirmeler yapmalısınız.

*NEVZAT ŞAKAR ÖZELİNDE TRİBÜN ESNAFI HALLERİ Mi?*

Muhtemeldir ki, Nevzat Şakar’a yönelen namlunun arkasında endüstriyel futbolla hayatımıza giren tribün esnafı ya da kulüp beslemelerinden biri çıkacak. Ve bu noktaya gelinmesinin en büyük nedeni de yine mevcut yönetici tipi olacak

Kulüpleri büyük hedeflere odaklayıp uzun vadeli planlar yapmak yerine, günü ve günlük iktidarın yürütülmesini yeterli gören yönetici tipi, her ne olursa olsun iktidarda kalmanın yolu olarak taraftarla “iyi” geçinmeyi önceliyor. Bu taraftar tipi de yöneticilerdeki bu zafiyeti kolayca nakde çevirmeyi ve kendi iktidar alanlarını yaratmayı başarıyor. Sistem bu şekilde kurulunca ve arada Nevzat Şakar örneğindeki gibi  dik durmaya çalışan yöneticiler de çıkınca devreye kurşunlar girebiliyor. Bizimki elbette tahmin, emniyet güçleri olayı aydınlattığında sonucu hep birlikte göreceğiz.

Yapılması gereken çeşmenin başında musluğu açıp kapamaktan başka sorumluluğu olmayan yönetici tipinden, o çeşmedeki suyun içindeki bakterinin hesabının sorulabileceği yönetici tipine geçmektir. Cavcav etmenin alemi yok!

*VİRA VİRA BİR SEVGİ *

Aidiyet duyulan takım sevgisini, kişisel ikbal ya da kurumsal çıkar çukurlarına batmadan; sevgilerini nemalanma ve markanın sırtında asalak gibi yapışma olarak görmeden; Tribün esnaflığı ya da internet reklamcılığı gibi bildik yollara tenezzül etmeden, saf sevgi ve bağlılık üzerine inşa edilmiş bir taraftar grubu var; VİRA!

İkinci yıllarını kutlayan, Hür Ve Hesapsız olmanın tarif edilemez özgüveni ile markaya değer ve anlam katan bu koca yürekli çocukların, başta renktaşları olmak üzere tüm ülkeye örnek olmalarını dilerim. Hayır VİRA’lı olmak hiç zor değil, kendinizi, abilerinizi ya da grubunuzu değil sadece markayı düşünüyorsunuz, oluyor bitiyor!

*YILMAZ ÖZDİL’İN ÖNERİSİ*

İstanbul oligarşisinin snop medya anlayışına karşı dimdik duran kalemlerin başında Yılmaz Özdil gelir. Hani taraftarı olduğu Göztepe’nin ligin son maçında ligde kalışını ilan ettiği Trabzon maçında içine Trabzon sevgisi düşen Yılmaz Özdil.

Hani Trabzon’un İstanbul’un dükalar düzenini “resmen”  tarihin çöp sepetine attığı o tarihi ana tanıklık eden Güzel İzmirlilerden biri.

Hani, yıllardır İstanbul yerel sipol medyası tarafından “dünya derbisi” olarak sokuşturulmaya çalışılan derbilerimizin en fazla “sidik derbisi” olabileceğini yazan cesur ve ilkeli gazeteci Yılmaz Özdil

Hani son yıllarda ülkenin en çok okunan köşe yazarı ünvanını hep elinde tutan usta gazeteci Yılmaz Özdil.

İşte bu Yılmaz Özdil, son şike-çete sürecinde yaşanan gelişmelerden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, gönül verdiği Trabzonspor’un o lekeli kupayı reddetmesi gerektiğini,  o onurlu takıma da bunun yakışacağını söylemiş.

Katılırsınız katılmazsınız, şahsen ben o kupanın alınıp Trabzon’un meydanında bir cam fanus içinde “Türkiye’de Şike Müzesi” nde, iddianameyle birlikte sergilenmesini yeğlerim.  Ama bu da bir görüştür nihayet.

Sevgili Özdil’in bu yazısını gerisinden okuyup, kendi çıkar dünyalarına malzeme yapmaya çalışan kişi ve gruplara önerim,  karşıtlık üzerinden bir ün peşine düşeceklerse Yılmaz Özdil gibi kalpten Trabzonsporluları değil, Türk futbolunu ve Trabzon’u içten içe çürüten figürleri hedef alsınlar.

*TS YÖNETİMİNE ÖZKAN SÜMER SORUSU!*

*T*rabzonspor Yönetim Kurulu’na bir soru sormuştum ve hala yanıtını alamadım. Yineliyorum! Sayın Özkan Sümer , kulübünüzün “resmen” kavgalı olduğu Hürriyet Gazetesi’nde para karşılığı spor yazıları yazmaya  başlamıştır. Bu durum yönetiminizde bir rahatsızlık yaratmış mıdır?

*ERMENİ “SOYKIRIM” MESELESİ* *

Tarihi çok iyi *bilen Trabzon Lisesi tarih hocam, “Ermeni soykırımı dedikleri, sabetayların kontrolundeki İttihatTerakki cemiyetinin, Kürtlerden oluşan Hamidiye Alayları marifetiyle bir kısım Ermeni vatandaşımızın malları uğruna katlettirmesidir” der dururdu. Bakıyorum da işin bu tarafına hiç bakan yok. Ve asıl merak ettiğim İttihat Terakki-Hamidiye Alayları cinayetlerinin faturasını neden TC Hükümetleri üstlenir??

TFF HALKI“KANDIRMAYA” DEVAM EDİYOR

TFF HALKI“KANDIRMAYA” DEVAM EDİYOR

Her aldığı ve alamadığı kararları  ile tartışılan Türk Futbol Federasyonu, onunbaşkanı  ve yönetim kurulu üyelerininönceki gün (16 ocak) toplantısından da beklendiği gibi minik farelerden biridaha çıktı. Bir aslan miyaw dedi minik fare kükredi,  yanisiJ

TFF’nin bu yapısından Türk futbolunu düze çıkaracakbir hamle beklemekle;  Manda-Eşekçiftleşmesinden Panda beklemek arasında bir fark kalmadığını Wikipedia ya daAna Britannica’da okuyunca mı inanacaksınız bilmiyorum ama, TFF’nin duruşunuzekamıza hakaret olarak gördüğümüzü herkes bilmeli. Pandaları ben de çokseverim, yanlış anlaşılmasın.

 

TFF Yönetim Kurulu ve Başkanı şunu unutmamalıdır:Yaptığınız herşeyin farkındayız ve çok güvendiğiniz belli olan toplam zekanız sizlerine mahkeme sürecinden ne de toplumsal vicdanın şaşmaz yargısından kurtaramayacaktır.Tek muhatabınızın Kulüp yöneticileri olduğunu zannediyorsanız fena bir yanılgıiçindesiniz. Tabi bu düşüncemiz TFF sonrası toplumsal hayatın bir parçası olarak kalma düşünceniz varsa geçerlidir.Köyünüze çekilip hayatı öyle tüketmek gibi bir planınız varsa ona birşeydiyemeyiz.

 

G.SARAYİHTARNAME ÇEKTİ TRABZON SİNEYE Mİ ÇEKECEK?

Şampiyonluk  mücadelesinin dışında kalma avantajıyla hiçbirkirli pazarlığın tarafı olmama gibi bir start çıkış avantajı yakalayanGalatasaray,  TFF’nin akıl almazmanevralarına ve basiretsizliğine karşı temiz futbol umudunun güçlü sesi olmayadevam ediyor. Şİke-Çete’nin 1 numaralı mağduru Trabzonspor ise sağduyunun sesiolma bahanesiyle temiz futbol talebine gereken desteği inatla  vermiyor ya da veremiyor.

Galatasaray’ın TFF’nin keçiboynuzu toplantısından onceihtarname çekerek, olası bir ceza durumunda TFF’yi sorumlu tutacağını beyanetmesi oldukça öğretici ve yol gösterici bir hamle olarak kaydını düştü.

Galatasaray dışında başkaca bir takım, demek ki, UEFAya da FİFA’dan böylesi bir ceza geleceğine inanmıyor!?  Ya da şöyle diyelim, Trabzon, Fenerbahçe veBJK başta olmak üzere diğer takımlar ligde derece yapamayacağını düşünüyorlar!!

Soru şudur;

Trabzon yönetimi bir” teneke” karşılığı tümiddialarından vazgeçip temsilcisi olmakla övündüğü tüm sportif ve ahlakideğerlerin orta malı yapılmasına sessiz kalarak olan biten rezillikleri sineyemi çekecek?

Eğer böyle bir ihtimal var ise, Trabzonspor üyeliğimiaskıya alacağımı söylemek bile yoruyor…

Bu tavırsızlık ve omurgasızlığın sonu, ruhunuzu teslimetmektir!

AHLAK MI O DA NE? YA DA MAHMUTÖZGENER!!

MahmutÖzgener rahmetli Hasan Doğan’ın beklenmedik vefatı sonrası TFF’nin başınageçtiğinde, İzmirli köklü bir ailenin mensubu olması ve pozitif enerji verenyüz ifadesi ile daha en baştan sempatimizi kazanmış, İstanbul dükalığına karşıadaletin sesi olabileceği yanılgısına düşmüştük.

Kendisineyalakalığı gazetecilik diye yutturmaya çalışan çanak yalayıcı gazetecimsiesnafının, birbiri ardı sıra dil cilası attıkları menfaat çanağı öyle ışıltılıparlıyordu ki,  sanırsın kalaylı kazan!Oysa sonra anlayacaktık ki ,hepsi kazan-kazanın fedaileri imiş…

İnsanoğlununkimi beşeri ilişkileri dolayısıyla, yüzde yüz suçlu olduğunu düşündüğüarkadaşını, dostunu sonuna kadar savunması ve yanında yer alması kimi zamansaygı duyulası bir insanlık haline dönüşür, anlarız, iyi ki de öyle yapmışderiz, hatta.

Ancak3 Temmuz sonrası ortaya saçılan tapeler, özellikle birkaç kişi için hiçbirşeyin eskisi gibi olamayacağının de belgeleri olarak toplum vicdanına kazındı.

Meğerİzmir delikanlısı olarak benimseyip sevdiğimiz Mahmut Özgener, kendi koltuğunabu ülkenin en çok tartışılan isimlerinden birini nasıl oturttuğunu , Türkçeninen bayağı kelimeleri ile ifade ederken aslında başkaları tarafından şişirilmişbir balon olduğunu anlatıp kendini patlatırmış!

Meğeryalakaları tarafından allanıp pullanan meşhur istifa toplantısındaki mahmutÖzgener fotoğrafı aslında bir fotomontajmış! Gerçek açığa çıkınca rötüşlar hertaraftan akmaya başlamış!

Meğero beyefendi maskesinin arkasında batakhane jargonunu kıskandıracak bir çukurperformans saklıymış!

MeğerMahmut Özgener bir balonmuş, patlamış!

Kim kibenim ve futbolseverlerin temiz duygularıyla alay eder, dilerim ömür boyuefendilerine hizmet eden köle olarak kalır!. Özgener dediğin sonuçta bir virgül hacminde düşkırıklığı, esas meselezihniyet…

 

ERMAN TOROĞLU DEDİ Kİ!

ErmanToroğlu’nu hiçbirimiz sevmek zorunda değiliz. Ama söylediklerini dikkatealmamak gibi bir devekuşu piyadesi rolüne soyunamayız. Yalan söylüyorsaverirsin mahkemeye ya da belgesiyle yalanını yüzüne vurursun. Ama bizde usulöyle değil, söylenen ya da iddia edilen şeye değil söyleyene bakıyorlar. Yanioryantalist öteleme zavallılığı!

Erman Toroğlu, İBB Başkanı ve Federasyon Başkanı arasındaki telefon tapelerini ve kimi hakematamalarını gündeme getirdi ve şunu sordu;

İBBSpor Kulübünün son yıllardaki başarılı sonuçlar almasında bu konuşmaların veatamaların etkisi oldu mu? İBB Teknik Direktörü ve şimdinin Milli Takım hocasıAbdullah Avcı’nın “başarısında” hakem atamalarının katkısı oldu mu?İBB’nin 3 Temmuz ve Abdullah Avcı sonrası süreçte düşüşe geçmesi bir tesadüfmüdür?

Evetsorular bunlar, ama yanıtları lütfen yalakalığı tescilli gazetecimsilervermesin, gülmeye  mecalim yok! Busoruların yanıtlarını aramayan gazeteciler de en azından Aziz Yıldırım’ıeleştirmekten vazgeçsin!

ALEMDAĞ’DA VAR BİR YILAN!

Trabzonspor ve Turk futbolunun duayen isimlerinden ve “yetistirmediği” oyunculariyla nam yapmış ismi Özkan Sumer’e yönelik elestirimi ciddiye alan da oldu tiye alan da ipine takmayan da…

Bazi ‘safkan’ tsliler “abi yannisun olmasun sadece masraflarini aliyor” naifligi ile gülümsetseler de cemalimizi , acı azalmıyor, aci dinmiyor, gerçek değişmiyor:

Trabzonspor bir elit ocağın velinimetidir, biz sabalaklar da onların uşakları!

Öyle ya onlar olmasalar Trabzon diye birşey mi olurdu?

Var mı öyle hrm şoför mahalli hem 25 kuruş!

Ya bu sömürü düzeni sona erecek ya da var bu düzen mutlak sona ermek! *

BASBAKAN VE BASBUĞ *

Ya Biz orta zekalilarinanlamakta zorlandigi bir gucler savasi var ya da uzaylilar geldi geliyor..!

Bu ulkede statukonun tarihin cop sepetiyle ebedi vuslati icin en buyuk sans olan Basbakan Sayin Recep Tayyip Erdogan’ in ameliyati sonrasi sağliğina kavusmasina sevinmeyen haindir zavallidir, kendi payima elbet.

Ancak Uludere faciasi sonrasi orduyu koruma refleksi maalesef sagduyusunun ve devrimci kisiliginin onune gecmis ve Başbakana yonelik guven ve sevgi haznemiz zafiyete uğramıştır.

Başta devlet bürokrasisi ve ordu olmak üzere, geri kalmış, devrim ve değişime direnen kokuşmuş düzeni simgeleyen Statüko kavramının en çok zararını gören kişilerden biri de sayın başbakandı, malum. Feleğin çemberinden geçişin ne menem bir şey olduğunu yaşayarak öğrenen bir liderin, Uludere faciasında bulunduğu nokta en başta kendi kişisel tarihine, sonra da dünyanın tüm mazlumlarına haksızlıktır. Başbakan, adalet için tüm umutlarını kendisine bağlayan milyonlarca kişiyi yüz üstü bırakma lüksüne sahip değildir ve eski devrimci kimliğine kısa süre sonra döneceğinden de kuşkumuz yoktur. *

ALEMDAĞ’DA VAR BİR YILAN!

Ha *

bertürk ceridesinin sipor sahifesinde çıkan bir yazıda bir köşegen, Trabzon vekillerinin dört bir koldan Trabzonspor’un hakkını aradığını ve kendilerini çok takdir ettiğini beyanla, Fenerbahçeli kahır ekseriyet sahibi vekillerin 6 Trabzonlu kadar olmadıklarını buyurmuş.

Sevgi, özlem ve minnetle andığımız büyük üstadımız Uğur Mumcu, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan şavullardan sıkça söz eder ve layık oldukları muameleyi gösterirdi. Aynuı beceriyi gösteremeyeceğimiz kesin ama şunu söyleyebiliriz;

Trabzon vekillerinin hiç biri camialarını temsil etmemiştir ve son Bayraktar örneğinde de görüldüğü gibi, çakallığa alışkın olmadıkları için camiaya zarar vermektedirler.

Trabzon vekillerinden biri yakın zamana kadar 6222’nin mimarı ve sorumlu bakanı olmasına rağmen, şike çete süreci ve yasanın iğdişine hiç ses çıkarmayarak hem kendine hem Trabzon’a ihanet etmiştir.

CHP li olan vekil ayrı bir skandaldır. Adil olmaktan bahseden , şike-çete karşıtı olmakla söylemlenen partisinin şikecilere af girişiminin önderi olmasına sessiz kalan, tepkiler üzerine ve iş işten geçtikten sonra lakırdayan bir eski zaman esnafı olmaktan öteye geçememiştir

Diğerleri kim bilen var mı?

Durum bu iken, tiraj esnafının kendine vazife çıkarıp ihbarcılık çukuruna heveslenmesi bir zavallılıktan öteye geçemiyor.

Ha tabi bir de şöyle bir durum var; Fenerbahçeli vekillere gazı veriyor ya hani!

İnsanın birilerini savunabilmesi için biraz da haklılık payına ihtiyacı olur. Trabzon cenahından bakınca bir sıkıntı yok, ama diğer tarafta ortalara saçılmış iğrenç ilişkilerin belgeleri her yanda…

Köşegenler şunu bilmeli , suçluları savunmak için herkes gerekli motivasyona sahip olamıyabiliyor! *

ŞİKESİZ-ÇETESİZ FUTBOL! *

Her tür pisliğe bulaşmış futbolumuz elimizden uçup gidecekken kupa maçları başladı da, sonucu önceden ayarlanmış mı acaba kuşkusuna yenik düşmeden futbol maçları izledik.

HD teknolojisinin katkısı elbette azımsanamaz ama aslolan tek maçlık sistemin getirdiği rekabet güzelliğiydi. 3 Hacimliye karşı mücadele veren şanlı Adana Demir Spor, Konya Torku ve Gaziantep Belediye takımlarına kalpten teşekkür borcumuz var. Aynı şekilde Trabzon ve Bursa’ya direnen Güngören Ve Şanlıurfa’ya da sonsuz teşekkürler. Büyük şehirlerde yaşanan “büyük kirlenmeye” karşı, Anadolu’da hala temiz futbol oynandığını hatırlattıkları için…

Başta iki alt ligden Bugsaş olmak üzere üst ligden rajkipleri kupa dışına

ÖZKAN SÜMER VE ETİK SORUNU!

Trabzonspor tarihinin en önemlifigürlerinden ve o muhteşem kadronun “şampiyon teknik direktör”sıfatı  “kazandırdığı”  iki isimden biri olan sayın Özkan Sümer döndüdolaştı en sonunda en iyi yapabileceği  işibuldu. Düşünceleri yazıya dökme yeteneği nasıl bilmesek de konuşma yeteneğininhakkını vermemiz gerek. Sonuçta Hürriyet gibi gazetelerde yaşlılar telefondasöyler genç muhabirler de yazıya döker, en fazla bu olur.

Son şike çete sürecindeki Hürriyetduruşunu sonraya bırakalım konuşalım ve işe önce etik pencereden bakalım.

Benim bildiğim bütün TrabzonsporBaşkanları Özkan Sümer’in şerrinden ve gücünden korktukları için olsa gerekkendisini istemeseler de işine son vermeye cesaret edememişlerdir, buna haliylemevcut başkan Sayın Şener de dahildir.

Yıllardır Alt Yapı Koordinatörü olarakTrabzon koşullarında “rüya gibi” kıvamında maaş alan “Sümer ve ekibinin A takıma kaç oyuncuverdiği?” sorusu, bir zavallı yanıtsızlık fotoğrafı olarak  nanik çekmekte ve o sahipsiz şehrimin kıtkaynakları sorumsuzca heba edilmektedir. Neymiş, Özkan Sümer aleyhimizdeçalışmasın!!

Sayın Sümer’le ilgili eleştirilerimiziMaçka Sümer Tesisleri hatırına daha da hızlanmış bir güdüyle göğüslemeyeçalışan kimi yerel medya mensupları ve sevenleri vakit daha fazla geçmeden ellerinivicdanlarına koymayı denesinler.

Bu nasıl bir alt yapıdır ki 10-15 yıldırnumunelik de olsa tek bir oyuncu üretememiş ve bu nasıl bir yönetsel iradedirki öz eleştirisini yaparak istifa etmeyi aklının uç kesimlerineyaklaştırmamaktadır

Kim ne karışır değil mi?

Trabzonspor sizlerin baba mirasınızsizler de mirasyedilersiniz değil mi?

Bizler kim oluyoruz da sizi eleştirmeyecüret ediyor, sizlerden hesap soruyoruz değil mi?

Üstelik beyaz Trabzonlu da değiliz,üstelik hiç kimseye diyet borcumuz da yok hiç kimseden zerre beklentimiz deyok.

Öyle ya, Trabzon’un sahibi sizlersiniz veölene kadar bu şehir sizleri beslemeye mecburdur değil mi !

Trabzon yerel basının etkin isimlerindenbirinin 2011 Ağustos’unda yetiştirdiği futbolcular Trabzon’dan Mekke’ye yol olan Sümer’in maliyetini şöyleyazmış:  “Fakat başlarındaki futbol ağası bay Sümer’in maaşı onbeş bindolar, artı sekreteri, artı özel şoförü, artı harçlıkları, aylık geliri veyakulübe kazığı yaklaşık kırk bin TL..!”

O 40 bin lirayı ömrü boyunca bir aradagörmemiş binlerce Trabzonsporlu boğazından kesip maça gidiyorsa, İşte ÖzkanSümer ve benzerlerinin maaşı karşılansın diyedir.

Buraya kadar olan işin”profesyonel” kısmıydı, belli ki kimse rahatsız değil bu durumdanbana da ot yolmak  düşüyor.  Tabi siz kalbi Trabzonsporlulara da…

Gelelim etik konuya;

Özkan Sümer’in Hürriyet’te bir ücretkarşılığı yazdığını biliyorum. Çünkü mesleğe başladığım Hürriyet’te imzasıçıkan herkese az veya çok bir ücret ödendiğini ve bunun değişmez bir prensipolduğunu biliyorum. Yanisi, Sümer Hürriyet’te para karşılığı yazıyor. AynıSümer bu yazıyı yazdığım ana kadar Trabzonspor’daki görevinden istifaetmediğine göre Trabzonspor’dan da maaş almaya devam edecek.

Soru şu;

Özkan Sümer maaş aldığı  Trabzonspor yönetiminden herhangi birihakkında olumsuz bir haber aldığında ya da bir yanlış gördüğünde yönetimerağmen bunu yazabilecek midir? Cevabı hepimiz biliyoruz, yazamayacak!

Bu soruyu sayın başkan Sadri Şener’e desordum  ve doğal olarak cevap alamadım.

Medya etiği açıısından kabul edilemez birdurumla karşı karşıyayız ve bunu da benden başka dert eden yok. iYİ UYKULARAHLAK!

Ve asıl can alıcı nokta;

Çete-Şike sürecinde Hürriyet gazetesininbilerek ya da bilmeyerek Fenerbahçe’nin yayın organı olarak utandıran başlık vehaberlere yer verdiğini,  F.Byöneticilerinin Hürriyet muhabirlerine “ısmarlama kumpas” haberleryaptırdıklarını;  Trabzon ,Galatasaray veBeşiktaş’ı Fenerbahçe’nin yanına çekebilmek için FB TV’yi bile kıskandıran biriştahla  dezenformasyon yağmurlarıylakamuoyunu aldatmaya çalıştığını  outandıran süreçte ve sonrasında ortaya saçılan tapelerde okuduk, gördük,utandık.

Ve bu utanç duygusu, kişilerle vekurumlarla polemiğe girmemesiyle bilinen Trabzonspor teknik Direktörü ŞenolGüneş’i bile çileden çıkarmış ve sayın Güneş isim vererek “Hürriyet’inTrabzon Düşmanlığının” nedenlerini sorgulamıştı. Ve Trabzon’da Hürriyetgazetesine yönelik protestolar ve gazete almama eylemi yaşanmıştı. (onun datuttuğundan şüpheliyim. Trabzon çözülüyor)

Çok merak ediyorum, hakikaten şaşkınlıkiçindeyim.

Özkan Sümer’e Hürriyet gazetesinde yazıyazdıran güdü hangi kaygılardan, hangi beklentilerden, hangi hesaplardan, hangiahlak anlayışından beslenir?

Sayın Sümer’den , yanıt bekliyoruz.

İçinde bulunduğunuz durumu ahlaki buluyormusunuz?

(Kimse kalkıp da işte medyada yer bulduk,işte  zaten azız deme şavulluğunatenezzül etmesin, Sümer yazmak istedikten sonra ona hayır diyen gazete olamaz.Son 3 aydır size sabah akşam hakaret eden birinin kayığına biniyorsanız bununperde arkasında başka şeyler olmalı)

 

ERDOĞAN BAYRAKTAR VE FENER MEDYASININ “İNCE AYAR”I

Sayın bakanın “ince ayar”dan neyi kastettiğinifutbolun saha içinde oynandığına inanan her Trabzonsporlu gibi ben deanlamadım.  Tahmin hakkımı az sonrakullanacağım.

Trabzon takımı daha önce elinden çalınmış4 şampiyonluğun da rakiplerinin “ince ayarları” ile uçup gittiğini bilir vebuna rağmen bu türden küçülüşlere asla itibar etmez. Zira bilir ki, rakibinieşit koşullarda alt edemedikten sonra ne içilen şampanyanın tadı vardır, neşükür yemeğinin ne de eğlencenin. Varsın birileri kendilerini  kandırmaya  ve ayak oyunlarıyla elde edilmişşampiyonluklarla avunmaya devam etsinler.

Tahmin hakkımı kullanıyorum:

Başbakan geçen hafta Dolmabahçe ofisinde TFFbaşkanı M.A.A ve UEFA Asbaşkanı Şenes Erzik’i  kabul etti. Bu sürpriz ziyarette şike-çetesürecine UEFA’nın bakışı ve son durumun müzakere edildiğini herkes kabul edersanırım.

Şampiyonluk kupası Trabzon’a, Fenerbahçe’yedüşme yok ancak  eksi 30 puanla yoladevam (yani anlayacağınız play off dışına) böylece süreci en az kayıplaatlatmak!

Şenes  Erzik’e düşen görev belli ki UEFA’yı buformüle ikna etmek. Gelişmeleri hep birlikte izleyeceğiz, başka da şansımızyok. Ancak hiç aklımızdan çıkarmamız gereken gerçeklik şu ki, Edirne’den ötedede bir dünya ve o dünyanın da kendine has değerleri ve kuralları var.

“ŞECAAT ARZEDERKEN MERDİ KIPTİ SİRKATİN SÖYLER” YA DA AYKUT KOCAMAN!

“MEHMET ALİ AYDINLAR CAVCAV’IN PİYONUDUR”

Bu tespit, A-HABER’de yayınlanan  90’A programının yorumcusu Hıncal Uluç’a ait.  Türk futbolunun düştüğü ya da düşürüldüğü durumun tartışıldığı programda görüşlerini açıklayan Uluç, sistemin kokuştuğunu ve İlhan Cavcav özelindeki yönetici tipinin kendi egemenliklerini sürdürebilme pahasına değişime direndiklerini ,mealen, ifade ettikten sonra  da “MehmetAli  Aydınlar Cavcav’ın piyonudur” dedi.

Sayın Uluç bu lafı bana ya da Ereğlili esnaf Danışmaz’a ,hadi biraz daha sertleştirelim , usta deklanşör Tuncer Köseoğlu’na etseydi  çarşı karışırdı! Ama koskoca TFF Başkanı MehmetAli Aydınlar’ın “piyon” tesbitine bir itirazı yokmuş ki suskun kalmayı tercihediyor. Sonuç; Türk futbolunu bir piyon yönetiyor!

Aynı programda Mehmet Arslan’ın “Savcı Berk davayı açtığına pişman olmuştur, zira şike  eskiden enazından utanılacak bir şey olarak görülüyordu artık o da kalmadı” diyerek  spor ahlakındaki tenzili rütbeyi, Haşmet Babaoğluda “Sadri Şener kupayı verin başka şey istemem dedi,  sanırım bunun ne anlama geldiğinin farkında değil.Maalesef şike konusunda  ahlaklı duramıyoruz”u dedi,  muhataplardan tıkyok?

Şimdi hep birlikte söylüyoruz:  Neler oluyor hayatta, bir de şu şike konusu  masal olsa olsa! Sabah olup uyanıncaaa tümdüzen cavcavca kaaalsaaaa!

TRT HABER TARAFSIZ MI?

Hayır her gördüğüm garabeti yazmayayım, biraz da başkalarıgirsin şu her tarafı yuvarlak topa diyorum, ama görüyorum ki ben yazmasam arayakaynıyor gidiyor çok şey.

Bu çok şeyden biri de TRT Haber’in “çakallaşan taraftar fanatizmi”ni  haber bülteni olarak halkınönüne koyması . Konumuz Trabzonspor taraftarının TFF’ye yönelik protestoeylemi. Herşey oldu bitti, çok şükür taşkınlık olmadı ve saire..

TRT Haber bültenlerinde bu yürüyüşe katılan taraftar sayısını 2000 olarak verdi, ya da böyle uygun gördü!  Yani o keskin zekalarıyla  demek istediler ki, Trabzonspor taraftarının sayısı Fenerbahçelilerin sayısının altında kaldı!  Oysa devletin resmi rakamları yürüyüşe TRT’nin uygun gördüğünün iki katından fazla katılım olduğunu (4200) söylüyordu!

Buradan şu iki sonuç çıkarılabilir;

Ya TRT muhabirlerinin bazılarında mesleki liyakat aranmadığı için tecrübe zafiyeti çekiliyor,

Ya da TRT Haber Genel Koordinatörü olan sayın Ahmet Böken fanatik Fenerbahçeli!

Hangisi doğru?

AHMET ÖZHAN ÖZÜR DİLEMELİ

Katıldığı bir tv programında taraftarı olduğu Fenerbahçe’nin “şike şike şampiyon ve lider” olduğunu dişisini görmüş canlı güdüsü ve iştahıyla şavullayan  “devlet sanatçısı” Ahmet Özhan, kendisini seven ve sayan “uhrevi” sevenlerinden ve biz garip ademoğullarından özür diledi mi bilmiyorum ama, bildiğim şu; Ahmet Özhan’ın sanatçılığı birçok vicdanlı insanın nezdinde fiilen bitmiş ve maskesi düşmüştür. Allah herkesin layığını versin ne diyelim…

“ŞECAAT ARZEDERKEN MERDİ KIPTİ SİRKATİN SÖYLER”  YA DA  AYKUT KOCAMAN!

Bazı görüşlere göre “Kenefsel” nedenlerden dolayı puan kaybettikleri Ordu maçı sonrası gazetecilerin karşısına çıkan F.B.T.D’si Aykut Kocaman, transferlerle ilgili bir soruya direk “Trabzon” diyerek başlayınca herkes birbirine bakmış, ama tecrübeli hoca hemen toparlanarak asıl konuya geçiş yapmış. Ama asıl acısı da ondan sonra gelmiş: “Güç dengeleri değişti ince ince doğranıyoruz”

Bu itirafın, “biz güçlüyken de hakemler rakiplerimizi doğruyordu”(örnek  Cem Papila’nın İnönü ve Saraçoğlu infazları) anlamına geldiğini geri zekalılar bile anlar, ben bile anladım anlayın işte!

Buraya bir fıkra gider şimdi. Edirne’de roman mahallesinde kahvehanede oturan biri, arkadaşını çarşıya giderken görünce sorar

-Nereye gidiyorsun be yaw?

-Çarşıya giderim, bayram geliyor çocuklara bişeler alacam be!

– Yakalanmazsan bana da 43 numara bir çift ayakkabı alasın!

Freud’un  ” dil sürçmelerinin bir anlamı vardır ve çoğu zaman biliçaltımızı ele verirler” tezinden yola çıkarak Kocaman’ın bilinçaltının deşifre olduğunu söylemek mümkün.

Maalesef Aykut hocadaki Trabzon saplantısı ve bir kesim üstündeki “düzgün adam” duruşu giderek patolojik bir vakaya dönüşüyor. Haddimiz olmayarak kendisini psikolojik destek almaya davet ediyoruz. Bu gidiş gidiş değil…

“KIZILAY’I PASPAS YAPTILAR”

Kızılay Yönetim Kurulu’nun sesi çıkmazken kurum adına açıklamalar yapan Genel Müdür Ömer Taşlı, “Kızılay’ı paspas yaptılar. Kimse bize lan Kızılay’cı gel buraya diyemez.  Memuru kamp müdürü yaptılar” mealinde sözler söylemiş. Elbette ki haklı olduğu noktalar da var, ancak özellikle “memuru kamp müdürü yaptılar, işi bilmiyor” kısmına Kızılay’ı yakından tanıyan biri olarak kahkahalarla güldüğümü söylemem gerek. Sayın Genel Müdür , işlerin  yüzde yüz sadakate değil de liyakata göre verilmesi gerektiğine  samimiyetle inansaydı işe kendi kurumundan başlardı. Afilli cümleler gerçeği değiştirmeye yetseydi Sokrates idam edilmezdi!

Yazıya Müzik:

Apolas Lermi: Yağmur

Erkan Ocaklı:   Yumurta Kabuğuyla Raki İçerum Raki

Pink Floyd    :   Dogs

TRABZONSPORLULAR TFF YE NEDEN YÜRÜDÜ?

TRABZONSPORLULAR TFF YE NEDEN YÜRÜDÜ?

TRABZONSPORLULAR TFF YE NEDEN YÜRÜDÜ?

Bu soruyu soranların dilinin altından üstüne çıkaramadıkları şu;

Fenerbahçeliler yürüdü dİye hemen yürüme ihtiyacı duymanın altında bir kompleks olmasın?

Biniçaltlarının itelemesiyle bir adım öne çıkan bu aklıevvellerin unuttuğu bir şey var;

Trabzonsporlular daha yakın bir tarihte  Şekip Mosturoğlu’nun Hukuk Fakültesi’nden kankası Cem Papila  marifetiyle Şükrü Saraçoğlu’nda “infaz” edildiğinde de 40 binme yakın Trabzonsporlu toplanmış ve bu ülke spor tarihinin katılımı en yüksek hak arama mitingini düzenlemişti.  Yani Trabzon’un geleneklerinde demokratik isyan her zaman vardı ve bundan sonra da olacak. Zira Trabzonsporluların “tapacak” ve “kul olunacak” başkanları hiçbir zaman olmadı, olmayacak.  Her Trabzosporlu camiayı temsil eden başkanın ve yöneticilerin de en az kendileri kadar spor ahlakına sahip olduklarına inanır. Eğer bu inancı zedeleyen en küçük bir şaibe olursa da o başkana gereken muameleyi gösterir.  Sırf şu çete-şike soruşturmasında TS taraftarının en küçük şaibeye bulaşmamış Sadri Şener’e yönelik eleştirel tavrı bile , tarihin ahlak defterine kaydı düşülmesi gereken bir “adamlık” örneğidir.

İstinye’deki TFF binasına yürüyen Trabzonsporluların sayısı polisin resmi rakamlarına  göre 4200 iken, bu rakamı Fenerbahçe’nin Kadıköy mitingindeki 3200 kişinin altında gösterme çabası, bir İstanbul Yerel Medyası şirinliği olarak öne çıktı. Şirinlik iyi bir şeydir de, koca koca adamların, ağızlarında elma şekeri, ellerinde birer çember ve kısa pantolonlarla bu işe soyunmaları trajediye davetiyedir: Hayır kıçınızın kılları ağardı, ömür son demlerine gel gel yapıyor, mesleğinize sahip çıkmak yerine nedir bu yaranma, baş okşattıkça haz alma zavallılığı? Yapmayın, değmiyor…

Hayır, diyelim ki Trabzonsporluların sayısı 3199 kişi de kaldı, bu durumda Fenerbahçe’nin hiçbir pisliğe bulaştırılmadığı, Aziz Yıldırım’ın hiçbir alengirli ilişkinin tarafı olmadığı ve FİFA’nın da Etiler Mahallesi Muhtarının oyununa geldiğini mi anlayacaktık? Bu nasıl bir zavallı kafadır ki, okuyucu kitlesinin zeka düzeyinin altına inmekten hiç rahatsızlık duymuyor? Sorun sayı sorunu olsaydı Kadıköy’ün göbeğinde kelleşen taraftar tipolojisi çok daha derin analizlere ihtiyaç duyardı. Sorun duruş ve ahlak sorunudur…

Trabzonsporluların tek bir talebi var, ezelden beri olduğu gibi bundan sonra da değişmeyecek talepleri şudur;

Futbol saha içinde oynansın ve sonucu sahadaki oyuncular belirlesin!

Bu gücetapanlar ülkesinde, bu iktidar edenlere yalakalanma derecesine göre “adam” sıfatı kazandığını zanneden leşkerler ülkesinde, Trabzonspor gibi namusuyla oynayıp adam gibi yenilmekten veya yenmekten payına düşeni yaşama sevdasındaki takımlar için bundan daha büyük lüks yoktur.

Trabzonsporlular şunu çok iyi biliyorlar ki, şike, çete, adam alma-satma, hakem ayarlama gibi pislikler saha içine taşınmadığı sürece futbol oyununun en büyük favorilerinden biridirler!

Trabzonspor namuslu oyundur, oyuna saygı duyan rakibe saygıdır, mertçe ve sonuna kadar mücadeledir;   kendini “üstün” görenlere otomatik şamar makinesi, sahada ve saha dışında eşitliğe inanç ve hakkın hiç sönmeyen isyan ateşidir.

İtirazı olan tarihe baksın…

TFF’NİN HEDEFİ NE?

Çok kolay sordum biliyorum, ama zaten soruyu özel eğitime muhtaç çocuklar enstitüsü giriş sınavından çaldım!

Hepimiz TFF’nin asıl amacının ne olduğunu artık biliyoruz, yazmaya bile gerek yok.  Ancak geçtiğimiz hafta başında Acıbadem Bakırköy Hastanesindeki troyka ( maa, ali koç, n. özdemir) hırsızlama toplantısının hemen ardından Olağanüstü Genel Kurul kararı alınmasından TFF’yi kimin ne için yönettiği sorusu bir kez daha gülüşmelere yol açmıştır kuşkusuz. (ha ha haaa şeklinde olandan)

TATAR RAMAZAN MEYDANCI MI OLUYOR?r

Bu güzelim ülkenin kendine özgü futbol iklliminin en güzel baharlarından biri hiç şüphesiz Eskişehir ve onun takımıdır, kımızı şimşeklerdir.

Yakın geçmişte kirli ellerce kullanılmış hissi veren ve bu nedenle camia olarak hiç de hak etmedikleri bir muameleye maruz bırakılan Es-Es’in, kısa sürede silkinerek gerçek kimliğine bürüneceğine, esasında taraftar yapısı olarak başkaca bir durumun da olamayacağına inanıyordum.

Ancak Es-Es’li arkadaşlarımdan ve bazı yerel gazeteci arkadaşlarımdan anladığım şu ki, mevcut Başkan’ın Eskişehirspor’u “bir yere taşımak” gibi bir kaygısı yok ve tek derdi kendi iktidarını daim kılmak. Skibbe’nin giderken söyledikleri bir yana beni bu yazıyı yazmaya asıl iten, puan sırlamasında kendinden sadece birkaç puan yukarıdaki bir takıma en değerli oyuncusunu adeta “pazarlamak” isteyen bir iradenin Eskişehirspor’un başkanlık koltuğunda oturması ve camianın bu durumu kabullenmesi oldu. Belli olmuştur ki Eskişehir yönetimi durumlarından ziyadesiyle memnundur. Yani anlayacağınız Tatar Ramazan’ın torunları kolpacı koğuş ağasına meydancı olmuş…Yazık ki, çok yazık…