İftiracı bir siteya dair

Aşağıdaki yazı sahibinin sesi hissi veren bir maşanın kaleme aldığı karalamadır..

“Cemal Ersen’in U Dönüşü ve Sedat Tunalı

İki-üç yıl önce Trabzonspor hakkında en güzel yazanlar kimler diye bir soru sorulsaydı sayacağım iki isimdi Cemal Ersen ve Sedat Tunalı.

Önce Sedat Tunalı bozuldu. Odatv’de ulusalcı ve muhalif oldu, Sabah grubuna geçtikten sonra ise Ergenekon düşmanı. Bu süreçte de futbol yorumları değişti. Takımın tüm değerlerine hakaretler yağdırmaya başladı ve son noktayı Şenol Güneş ile ilgili malum twiti ile koydu. O twitin içeriğini bile yazmak istemiyorum. Sedat Tunalı gibi birinin Trabzonspor üzerinden prim kazanmasına üzüldüm. Sonrasında gelen tepkilere küfürlerle yanıt vermesi ve Şenol Hoca başkan olsun istiyorum tarzı kıvırma hareketleri de kendi karakterine çok yakıştı. Umarım ilerleyen dönemde hayatının sonuna kadar sürecek bir “Trabzonspor’dan arınma” yaşar. Kendisine pek fayda sağlamayacaktır ama bir kirden kurtulmak Trabzonspor’a kesinlikle fayda sağlar”

Bu satırlar oyna dik oyna adlı bir sitede çıktı. Kalemin, sahibinin sesi iftiracı bir pezevenk olduğunu düşünüyorum.

Ama dik oynamak nasıl olur gösterelim, meczup sırtlan ne demiş;

1- “önce sedat tunalı bozuldu, oda tv de ulusalcı ve muhalif oldu , sabah grubuna geçtikten sonra ergenekon düşmanı”

Dinle iftiracı zavallı: Ben Oda Tv de sadece birkaç yazı yazdım ve hiçbirinde siyaset yoktur. Dileyen Oda Tv arama motoruna ismimi yazar ve çıkan yazılara bakar. Yazıların tamamı spor dünyası üstüne ve vicdan odaklıdır. yani ne düşüdnüysem onu yazmışımdır ve kimse bana karışmamıştır.  Keza sabah grubunda da bu tavrım hep devam etniştir. Bir yazar yazılarıyla vardır, yazılarıma bakan her namuslu insan bunu görür. Ama dik oynayan arkadaş her kimse, herkesi kendi gibi kimin kayığına binerse onun türküsünü söyleyen omurgasız asalaklardan zannediyor, ben sizden  değilim, ben karşılıksız severim

2-“Takımın tüm değerlerine hakaret etmeye başladı sonra da Ş:G ye o malum twiti attı”

Dinle sırtlan:  benim için takımın değeri yiğitlik, haysiyet, omurgalı duruş ve mağrur duruşunu bozmayan erkekçe tavırdır, öyle sahiplerinizin bedava biletleri, kombieneler, reklam gelirleri sizin gibilerin değerleridir.

O malum twit dediğin şeyi de ben buraya tekrar yazıyorum, sizin gibi sinsi sırtlanlar yüzünden millet ana avrat düz gitmişim sanıyor. Twit şudur: başta serkan ve colman olmak üzere emek veren oyuncular öbnce c.çakırın sonra da senin ağz. hacetlesin” , evet doğru değildi, ama ben sizler gibi hesap adamı değil her hücresine kadar trabvzonsporlu ve trabzonluyum.  Trabzon da büyüyen adam hata yapar ama hesap yapmaz.

3- “ST gibinin Trabzon üzerinden prim kazanmasına üzüldüm.Sonra da Ş.G başkan olsun tarzı kıvırması kendi karakterine çok yakıştı”

Müfteriye yanıt: Gerizekalıların en ilerisi, ST Trabzon üzerinden prim yapacak karaktersizlerden hiç olmadı, herkesi kendiniz mi bellediniz? aksine Trabzon sevdam yüzünden zerre menfaatim olmadığı şehrim için itle götle çakalla mahkemeliğim, siz de onların arasına katılın çok memnun olurum.

ŞG başkan olsun diye kıvırma meselesi de az okumuş cahil örneği. Bir yolunu bulur da ŞG’ye ulaşırsanız “size başkanlık teklifini ilk olarak kim ne zaman önerdi” diye bir sor sonra da git aynaya tükür, herşeyi namuslu insanlardan beklemeyin

4- “umarım Trabzon dan arınma sağlar ve trabzon bir kirden kurtulur ” vs

Şabalaka cevap: köpeklerin duası kabul olsa kemik yığınının altında kalırlardı, boşa yorma çeneni, yazıyı kaydettim, ya mahkeme ya da ben o yazıyı yedireceğiz size. İftira atmanın da bir raconu var, insan biraz okur, inceler, araştırır, böyle salakça iftira mı atılır? Hiç mi düşünmezsiniz sonrasını??

Bu cevabı masum ve saf trabzonsporlular ve sporseverler gerçekleri bilsin diye ekledim.

Benim o mağrur ve yalnız bırakılmış şehir üzerinden zerre çıkar hesabım olmamıştır, olmayacaktır. Beni etraflarında çokça bulunan ya da hizmet ettikleri efendileriyle bir tutanlar er geç gerçekle yüzleşecektir. şehri her anlamda sömüren bu iftiracı ve sahipleriyle içe4rde;  şikeci ve çetecilerle de dışarda mücadeleye sonuna kadar devam edeceğim. Biliyorum yalnız değilim, Dozer Cemil ya da bir başına yaşadığı dağ köyünde radyodan Trabzonun maçını dinleyen nenelerin ve dedelerin ne anlama geldiğini bilen çok kişi var.

Ruhunu satmış maşalar benden uzak sahiplerinize yakın olun, paçamı ısırmakla elinize birşey geçmez anlamadınız mı hala?

Reklamlar

Ergun Babahan’ın Akla Ziyan Halleri

İRRASYONEL  ÖZGÜVENİN  TRAJEDİSİ!

Fenerbahçe fanatizminin algı-olgu-sentez korelasyonunu zaafa uğrattığı  “ünlü” isimlerden biri de deneyimli bir gazeteci olmasına rağmen herhangi bir ceridede ortak geçmiş biriktiremediğimiz  gazeteci yazar Ergun Babahan.  Haliyle kişisel olarak nasıl bir  insan olduğuna dair herhangi bir fikrim yok , ama kaleminden çıkan yazılar nedeniyle pek çok civcivi acil servise yetiştirdiğim oldu.

Kimi yazarlar, koşullara göre iddialı cümleler kurmaya bayılırlar. Bu da bir varoluş yöntemi, kendileri  bilir. Ama bazı cümleler var ki insanın aklına durup dururken Namık Kemal’i  düşürür; “Fenerbahçe’yi düşürmeye kimsenin gücü yetmez.”

Sayın Babahan  gazetesinin 22 Mart nüshasında  da , Trabzonspor yönetiminin , basketbolda G.S’ın düşmeme mücadelesindeki en büyük rakibi Antalya BŞB’ne , Necati transferi karşılığı! bilerek yenildiği iddiasıyla sarı-kırmızılılara ateş püskürdüğünü dile getirerek “ Trabzonspor’a günaydın” demiş.

Her ortalama zeka Babahan’ın Trabzonspor  ya da G.Saray için “hayırlı”  rüya görmeyeceğini bilir, burada amaç bir taşla iki kuş vurarak, kendisinin aslında ne kadar zeki bir yazar olduğuna dair bilinçaltına istiap haddini aşmış balon desteği  yapmak.

“Geçen sene de Fenerbahçe şampiyon olmasın diye futbolda Trabzonspor’a yattıklarını Başkan Aziz Yıldırım mahkemede açıkladı”   demiş bir de, tipik bir oportunizm.

Sayın Aziz Yıldırım’ın iddiasının arkasına saklanmak hiç mertçe değil. Eğer siz de böyle olduğuna inanıyorsanız, ki sürecin başından beri her yazı bunun ispatidir, kalkar kendi düşünceniz olarak bunu yazar ve Yıldırım’a da destek verirsiniz. Ama ne olur ne olmaz, ceza meza gelir, yanarsa Aziz bey yansın siz hacıyatmaz kalmaya devam edin, öyle mi!

İkincisi Trabzonspor’un basketbol takımı yok. Yani futbol takımı başka bir dernek , basket takımı ayrı dernek, hiçbir organik bağları yok.

Üçüncüsü açıklamayı yapan Trabzonspor değil, basket takımının yöneticileri, haliyle onların da hiç alakaları yok .

Dördüncüsü  şike iddiasında bulunduğu maçı Trabzonspor zar-zor kazanmış, ve hatta bazı Fenerbahçeli dostlarıyla sıkı fıkı ilişki içindeki Galatasaraylı futbolcuların teşvik primi aldığı bile konuşulmuştu.

Babahan’ın aşağıladığı “Galatasaraylılık Duruşu”na muhataplarının ne diyeceğini bilmem, ama ben namus, haysiyet ve adalet üzerine kurguladığım Trabzon tarifini , ne Babahan ne de tıpkı basım benzerlerinin hiçbir zaman anlayamayacak kadar körleştiklerine inanıyorum. Allah Kurtarsın!

 

İstanbul Trafik Vakfı’nın Amacı Ne?

Nisan 1995’den beri bu Vakıf İstanbul sokaklarından araç çeker!

Dışarıdan gelen biri zanneder ki İstanbul’da yeterli otopark vardır da; sürücüler zevk olsun diye araçlarını sokaklarda bırakarak Vakfa gelir olurlar!

Ceza Hukuku’nun temel felsefesi , toplumsal hayatın düzenlenmesi ve günlük hayata pozitif katkı olarak da tarif edilir. Bu alıntının nedenini aşağıdaki yazıyı okuyunca anlayacaksınız.

OLAY Kadıköy Rıhtım caddesinde geçiyor. Bilenler bilir, Kadıköy  Rıhtım Caddesi trafiği özellikle saat 20. 00 den sonra Deniz Otel yönünde rahatlar, Ziraat Bankası tarafında  ise duraklar vardır, otobüslerin dönüş yeri vardır, kafeler  vardır, var oğlu vardır. Yani Rıhtım caddesinde yoğunluk Ziraat Bankası önünden başlar, Ulusoy yazıhanesinin sokağında biter.

Geçen hafta Perşembe akşamı Rıhtım’a inip “bildiğim” lokantada çorba içmek için aracımı o lokantanın önüne bıraktım. Bu arada bir arka sokak olan Tayyareci  Sami Sokak’a giderek birgün önce unuttuğum kitabımı aldım ve hemen döndüm, zira aklımda çorba midemde kedi yavruları savaşı vardı. Sadece birkaç dakika sonra döndüğümde aracımın yerinde yeller estiğini gördüm ve hemen lokanta sahibine sordum, “abi biz gördüğümüzde aracını yükleyip gidiyorlardı ”

Yasaya göre o araç oradan çekilebilir evet. Ama o anda orada çift sıra olarak bekleyen taksileri mi  yoksa otobüs firmalarının trafiği engelleyen servis otobüslerini mi , onlarca otoyu mu yazmalı bilmiyorum. Ama onların hiçbiri değil, gariban görülen bizim taka çekildi!. Kesinlikle iyi niyetli bir eylem değildi ve kesinlikle trafiği açmak gibi bir dert yoktu. Öyle bir dertleri olsa öncelikle çekilecek onlarca araç vardı ama sanırım onlar esnaf arkadaşlara aitti!!

Hemen o dakikada orada bekleyen araçların fotosunu çektim. Vakfın başkanı olan Sayın Vali’ye görüntüleri ve ceza makbuzunu saatiyle gösterebilirim.

Sayın Vali bilmeli ki ortada büyük bir haksızlık var.

Bu anlaşılması zor ceza ve çekme sonrası aracımda oluşan zararı söylemediysem, efendiliğimdendir. Bu ceza aslında kafamı kurcalayan bir soruya da cevaptı: Her yerde çağdaş bir hizmet veren İSPARK’ın neden Rıhtım Caddesinde görev yapmadığını merak ediyordum, öğrenmiş oldum. Öyle ya vatandaşa çile VAKFA araç çektirmek ve para kazanmak varken ne diye kolaylık sağlansın ki?

 

ÇARŞI AVM’Mİ OLDU!

İlkeli ve toplumsal dayanakları olan muhalefet geleneği yoksul ülkemizin, gönlün umut arayan gökyüzüne fırlatılmış  işaret fişeği gibiydi Çarşı grubu.

Hani, emeğin , emekçilerin takımı olan, hani şerefiyle oynayıp hakkıyla kazananların, hani Fener- G.Saray rekabetine kurgulanmış futbolumuza “çeşni” olma rolünü reddedip onuruyla ayakta kalanların takımı,  hani aşkın , hani sevdanın, hani rakibe gönül vermiş olsa da güzel insanlar için besteler üretenlerin, hani Kazım Koyuncu’lara,  Grup Yorum’lara , omurgalı olan her şeye gönül düşürenlerin takımı,  Beşiktaş’ın takımı, Beşiktaşk’ın kendisi olan takımdan ve taraftarından söz edeceğim.

Beşiktaşlı olsun olmasın toplumun her kesiminden sempati topladılar, saygısını kazandılar, örnek oldular. Elbette su kaçıran çatlaklar da oldu ama büyük fotoğrafın içinde kayboldular.

Çarşı isyandı, çarşı direnişti, çarşı onuruyla var olan rakibe de sevgi- saygıydı, çarşı haksız yere atılan rakip oyuncu için hakeme protestoydu, çarşı endüstrileşen futbolun çirkinliklerine karşı toprak sahaydı, Çarşı 1 Mayıs’tı, Çarşı 29 Ekim’di, yeşildi, doğaydı Çarşı, babası dağda vurulan çocuk, çocukları önünde teröre kurban giden anneydi Çarşı.  Hirant’tı, Mustafa Kemal’di, Mehmet Akif’di,  Nazım’dı…

Her şey, taraftar grubu görünümlü bir düş bahçesi gibiydi yani. Sokaklarda özlemi duyulan insanca sesin tribünlerden yükselen türküsüydü Çarşı.

Sonra 3 Temmuz şokuyla karşılaştı Türkiye. Herkes gibi Çarşı da şaşkındı, herke gibi onlar da ne olduğunu tam olarak anlayamamış ve kendilerine özgü refleksi gösterememişlerdi. Bir iki cılız çıkış olsa da , Çarşı kavramının içini dolduracak gibi değildi bu çıkışlar.

Yaratılan beklenti o kadar büyüktü ki, çarşı sessiz kaldıkça büyüdü, büyüdü, büyüdü…

Toplum beklemeye, beklenti büyümeye devam etti. Toplumu  o kadar inandırmışlardı ki samimiyetlerine ve cesaretlerine, mutlaka tavır koyacaklarına inanıyordu her şey.

Sürecin sonuna geldi Türkiye. Düzenin korunmasına yönelik dengeler yeniden kuruldu , kuruluyor. Çarşı’dan Devrimci ruhuna uygun çıkış bekleyen kaldı mı bilinmez.

Geldiğimiz nokta aslında bir yenilginin de istasyonu olsa gerek.

Önce futbolumuz endüstrileşti ve şike ahlaka galebe çaldı, sonra da Çarşı’mızı elimizden aldılar.

Anlaşılan Çarşı da , naif  ve masumiyet zırhıyla çevrili devrimci ruhunu teslim edip çoktan AVM’ye dönüşmüş, biz alıkzadelerin payına da hüzün düşmüş.

ŞENOL GÜNEŞ’İN ÖFKESİ!

Şenol Güneş’i eğitimci kimliği ve kişilere saplanmadan olgular üzerinden barış ve uzlaşıyla seyreden dili,  sanırım kimilerince doğru okunamıyor, ve bu “Kimilerince” tanımına maalesef en başta da yöneticileri giriyor.

Bana göre Şenol Güneş’teki  “Karadeniz”, ahlak sınırlarını aşan bireysel saldırı anlarında ortaya çıkıyor ve o dakikada  Farozlu, Arafilli Sotkalı bıçkına dönüşüyor.  Çok yıllar önce bir Tv programında muhatabına canlı yayında verdiği “ayar”, O’nun içindeki Faroz’un Arafil’in dışavurumuydu, hatırlayanlar olacaktır…

Gençlerbirliği maçı sonrası Trabzon’a uçmak üzere Esenboğa’ya gelen Trabzon kafilesinde Şenol Güneş de vardır ve bir taraftar görünümlü arıza, Şenol Güneş’e Burak Yılmaz eleştirisi yapar ve bunu yaparken sınırları aşar. Şenol Güneş hoca da bu taraftara yönelik sert tepki gösterir. Bunun üzerine kaptan Tolga ve Burak Yılmaz söz konusu şahsa haddini bildirmek için harekete geçince ortalık karışır ve havalimanında o anda beklemekte olan birkaç Trabzonlu Şenol Güneş’in de katkısıyla  Tolga ve Burak’a engel olarak rezaleti büyümeden önler. Güneş’in sözleri basına yansıdı, yansımayanları da bizde kalsın. Lodos rüzgarına Kıble diyen adam sonuna kadar Trabzon’dur, Karadeniz’dir, isyandır.

Burada yanıtını arayan çok soru var, ama en çok dikkat çeken neydi derseniz, Trabzonspor kafilesi uzatmalarda giden 3 puanın  stresiyle Trabzon’a dönüyor ve takımın yanında tek bir yönetici yok!! Bu nasıl bir yöneticilik anlayışıdır?

Kişisel görüşümü yineliyorum, herkes not etsin; Bu  rezil sezonun sonunda ya bu yönetim gidecektir ya da Şenol Güneş.

KOCAMAN BERABERLİK!

Tuzsuz kereviz tatlı ligimizin tek bir yabancı kanaldan yayınlanmayan “Dünya Derbisi”nin kazananı elbette Galatasaray oldu ve play off layık olduğu şekilde pırasa yahniye dönüştü. Bu yemeğin aşçısı olmak da Aykut Kocaman’a nasip oldu.

Takım galipken Stoch gibi bu vasat ligin birkaç üst düzey oyuncusundan birini oyundan çıkarmak, rakibe “ben senden tırstım hadi gel gereğini yap” demekten başka nedir?  Stoch tipi oyuncuları rakipleri tutamaz, sadece onların tercihlerini ve yapacaklarını beklerler. Siz maç boyu Stoch’un karşısındaki oyuncuların ona karşı herhangi bir inisiyatif geliştirdiğiniz görünüz mü?  Kendi takım arkadaşları tarafından oyundan düşmesi için her şey yapılan Stoch bir de hocasından darbe yiyince bedeli ödeyen de futbol heyecanı ve Fenerbahçe oldu.  Trabzon bu hafta sonu Galatasaray’ı TT Arena’da mağlup edemezse herkes şampiyon Galatasaray’ı alkışlasın.

“AlgıdanOlguya, Şikenin Seyir Defteri “

Şike- Çete sürecinidilimizin ve aklımızın yettiğince paylaşmaya, duruşumuzun , hamurumuzun vekaygımızın ahlak ve temiz futbol özlemiyle yoğrulduğunu anlatmaya çalıştık.

Çok başarılı olmadığımızortada, madde manayı köşeye sıkıştırmış vurdukça vuruyor. Elbet biliyoruz sontahlilde ahlakın ve insanlığın, lakin gönül susmaya razı gelmiyor. Bir twit arkadaşımın süreci net olarak anlatan bir yazısı düştü önüme,bir solukta okudum ve kendisinden izin alarak Taraf okurlarının da yazıdanhaberdar olmasını istedim. İşte Tarih Adam nam Twitdaşımın o güzel yazısı.

“AlgıdanOlguya, Şikenin Seyir Defteri ”

Türk futboltarihinin ilk günlerinden beri, futbolun yönetildiği masa başlarına tünemişbazı kiralık ve karanlık kişiler, tezgâhlarında kurmuş oldukları derinplanlarını hayata geçirmek için çok yoğun ve kapsamlı şekilde çalışıyorlar. Genelamaçları zalimle, mazlumun yerlerini değiştirmek olan bu suç makinelerinin,taktikleri, “bir lafı kırk kere söylersek gerçek olur”teranesini kullanarak toplum bilincini bulandırmaktır. Bu karanlıkgüçler, şikenin birinci ve sonraki dönemlerinde bazı ‘algı’lar yaratıpsonrasında o algıları ‘olgu’lara dönüştürerek toplumu ve hukuku yanıltmagayreti içerisindedirler. Şikenin sürecinin birinci dönemi 3 Temmuz 2011 öncesi, yani şike suçlarının işlendiğidönemdir. Adı geçen karanlık kişiler bu dönem için ağırlıklı bir biçimde ‘herbirinin özel amaçları olan’ şu algılar üzerinde durmaktadırlar.

1 – “Trabzonspor’a destek olup,Fenerbahçe’nin önünü kesmeye çalışan 17 kulübün aleni ittifakı”algısı. Özel amaç: Diğer kulüplerin, şikeye karşımücadelelerini ‘Fenerbahçe düşmanlığı yapmak’ havasına sokupTrabzonspor’u bu davada yalnız bırakmaktır.

Kanı 1- Eğer, 17 kulübün Fenerbahçe’ye karşı ittifakı sözkonusu olsaydı… Mahkemede,Sivasspor, Manisaspor, İBB, Eskişehirspor gibi kulüplerin başkan, yönetici,teknik direktör ve/veya futbolcuları, Fenerbahçe için çalışmakla (şikeyapmakla) suçlanmazlardı. Ankaragücütakımı, (Trabzon’dan kiralık alınan Gabriç’in Trabzonspor’a attığı golle)Trabzonspor’un, iki puan kaybetmesine sebep olmazdı. Bu maddealgıya dönüşebilir fakat görüldüğü gibi olgu olması imkanlı değildir.

2 – “Canlarınıdişlerine takıp, sonuna kadar alın terlerini akıtarak, sakatlanma pahasınamaçlarını kazanan, mağdur ve dışlanmış bir Fenerbahçe” algısı. Özel amaç : “Bunu bize nasıl yaparlar?Bu çocuklara yazık değil mi?” Argümanlarıyla Fenerbahçe taraftarınınfanatik yapısının, sağduyulu yapısına egemen olmasını sağlamak. Maddi, manevitaraftar desteğini, ne pahasına olursa olsun kazanmak.

Kanı 2- Alın terini sonuna kadarakıtmaları, canlarını dişlerine takmaları gerekirse sakatlanmaları, yaptıklarısporun doğasında var olan bir gerçektir. Bu gerçek rakipleri olan Trabzonsporve diğer takımlar için de geçerlidir. Başarı için ‘olmazsa olmaz’ birşarttır. Fenerbahçe’ninmağdur olması için hakemlerin, gözlemcilerin, federasyonun yani futbolunyetkili aktörlerinin tamamının veya bir kısmının Fenerbahçe aleyhinde taraflıolmaları gerekmektedir. Böyle bir şey var mıdır? Aksine şampiyonluk yolundakitek rakibi Trabzonspor, bu durumu fazlasıyla yaşamıştır. ‘Birtanesinin kocası, on altı tanesinin babası’ olduğunu iddia eden, ‘biz bize yeteriz’ci birkulübün dışlanmışlığını konuşmak bile abesle iştigal etmektir. ‘Alın teri’ kısmı hariç kalanı algıyadönüşemez, olguya dönüşümü tartışılamaz bile.

3 – “18 maçın on yedisinikazanıp, birinde berabere kalarak takımını şampiyon yapan, karizmatik, fenomen,kahraman, Aykut Kocaman” algısı. Özel amaç: Başkanın cezaevine girmesiyletakım ve taraftar üzerinde fiili bir otorite kalmamıştı. Bu boşluğu dolduracaken uygun kişi çok sevilen Aykut Kocaman’dı. Ama Aykut Kocaman istifa sinyalleriveriyordu. Bu istifayı engelleyip takımın başında kalmasını sağlamak için ‘zorlama’ bir kahraman yaratılmaya çalışıldı.

Kanı 2- Aykut Kocaman çalıştırdığı takımlarıküme düşürmekle ünlüdür. Zamanındaçalıştırdığı bir takımın şike- teşvik pirimi almasına göz yummuştur. Bu durumşahitli ve belgelidir. Televizyondaelle attığı ispatlanmış bir gol için “elle kontrol etmedim”demiş, takımına elle atılan bir golden sonra eyyam yaparak “futboluterk edebilirim” demiştir. Yani, hem yalan söylemiş hem de çiftestandart yapmıştır. Kısaca AykutKocaman asla bulunduğu yerin adamı değildir. Bazılarının onu Şenol Güneş gibigerçek bir fenomenle karşılaştırması bile Şenol Güneş’e haksızlıktır. Aykut hocaalgısı oluşturulmuştur. Fakat olguya dönüşmesi bugün için imkânsızdır

 

*** Algı ; Psikoloji ve bilişsel bilimlerdeduyusal bilginin alınması, yorumlanması, seçilmesi ve düzenlenmesi anlamınagelir. ( tr.wikipedia.org/wiki/Algı) Olgu ; 1. birtakım olaylarındayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa. 2. varlığı deneyle kanıtlanmış şey. (TDK sözlüğü)

BİR CENGİZ ÇANDAR YAZISI

BİR CENGİZ ÇANDAR YAZISI

Üniversite yıllarımın bildik tiplerinden biriydi Cengiz Çandar. Devrimcilerle Filistin’de kamplarda eğitim görmüş olmasının bizlerde açtığı bir kredisi vardı,  ancak çok kısa sürede kredisini tüketmiş, biz devrimci gençlik arasında itibarsız biri olmuş çıkmıştı.

Ayrıntıya girip boğmaya niyetim yok. Büyük usta Nazım Hikmet gibi “putları yıkıyoruz” da diyemeyiz, ama çelişkileri ve yalanları afişe etmek gibi mesleki bir sorumluluğumuz da var.

Sıradan bir insan olarak elbette ki CÇ’nin de bir futbol takımına gönül vermek, ona geçmişi, bugünü  ve misyonuyla hiç de örtüşmeyen anlamalar yüklemek, hatta bunu yaparken çok geniş kesimlerin dudaklarında tebessüm çiçekleri açtıran örneklemeler yapmak, 30 yıllık Zülfü Livaneli bestesini/şarkısını tribün bestesi sanmak, hatta daha fazlası ,hayatı boyunca çocuklarımıza anlatabileceğimiz güzellikteki hiçbir dönüşüme imza koymayan takımına devrimci anlamlar yüklemek de hakkıdır.

Ve fakat;

Madımak katliamının kurbanlarına yönelik “hastalıklı” yazılardan yıllar sonra özür dileme ihtiyacı duyduğunda “ kimin provokasyonda payı ne olursa olsun 37 kişinin canını alan böylesi bir kundakçılık olayında siyasi denklem kurmayı değil vicdanın sesini dinlemeliydim”

Madımak trajedisine hala “katliam” diyemeyen, ancak bir insanlık tesellisi olarak payımıza 18 yıl sonra olsa da özrü bahşeden  CÇ aslında , şike-çete sürecinde de izleyeceği yolun ipuçlarını  veriyordu.  Demek ki CÇ’nin esiri olduğu fanatizmi ve duygularının yerini vicdanın alması için asgari 18 yıl gerekiyor.

Ancak aynı CÇ’nin, 1 Mart Tezkeresi’nin reddi sonrası içinde boğulduğu öfke ve acı acı gülümseten boyutlara ulaşan ABD yandaşlığı için özür dileyip dilemeyeceğini henüz bilmiyoruz.

Bakın şike-çete davası hakkında neler söylemiş, birkaç cümlesini paylaşalım.

“Makyavelizmin en kestirme tarifi, amaç araçları meşru kılar diye ve bu genellikle etik dışı davranışlar için kullanılan bir terimdir. Amaç temiz toplum temiz futbol diye ilan edildi, dolayısıyla FB’ye yapılan operasyon bu ulvi amaçla yapılmaktadır” gibi sunulunca son derece iğrenç ve aşağılık, medya manipulasyonuna sesini yükselttiğin anda “yani sen temiz futbol istemiyor musun” veya “bu ne fanatizm” diye geri duruyorsun vb”

Makyavelizmi aşağılayan CÇ’nin  FB TV’ye verdiği aynı röportajın sonlarına doğru ağzından çıkan şu cümleler, 22 yıllık bir gazeteciyi bile hayretler içinde bırakan bir ruh halinin ifşasıydı aslında;

“Benim başkanım takımı benim istediğim yere götürsün benim beklediğim bu. Köktendinci gibi kökten FBli olarak ne istediysem verdi.Kiminle oturup kalktığı, kimle ilişkisi var, kimle yemeğe gidiyor tatile gidiyor beni ilgilendirmiyor”

Anlamayanlar son cümleyi bir daha okusun. Yetkilileri Makyavelist olmakla suçlayan CÇ’, konu FB’nin çıkarlarına hizmet ediyorsa FB Başkanı mafya dahil, şikeciler dahil herkesle ilişki kurabilir diyor? E mahkeme ve savcılık da tam da bu nedenle dava açmadı mı zaten??

CÇ’nin objektif olmak gibi bir derdinin olmadığını, Ali Şen’in Trabzon deplasmanından 96’da şampiyonluğu nasıl aldığını itiraf ettiğinde sessiz kalışından da anlamak mümkün. Ali Şen, bir futbolcunun  (Aygün diye biriydi sanırım) başına sardığı bir bez parçasıyla şampiyonluğu Trabzon’dan “çaldığını” itiraf ettiğinde,  CÇ hangi tepkiyi göstermiş, hangi vicdanı rahatsızlığı duyup da hangi yazıyı yazmıştı dersiniz? Bildiniz, Hiç!

CÇ gibilerin varlığı, aydın sıfatıyla toplumda yer kapatan kimileri nedeniyle ırkçılık kavramının yeniden yeniden tarifini zorunlu kılar.

Aynı röportajın bir yerinde de , “Bedri Baykam’la selamlaşmam bile, ama FB konusunda duygularımız aynıdır, mantık yoktur”.  Evet, farkındayız.

Hatta o kadar farkındayız ki, yere göğe koyamadığı Aykut Kocaman’ın, iki gün önce “hayır öyle bir şey olmadı” dediği ”gerçek” iki gün sonra tüm çıplaklığıyla ortalara saçılınca “ kem de küm, küm de kem”leşmesine gözünü ve vicdanını kapatmasına da şaşırmıyoruz.

Bir de bir hakemin Galatasaray lehine verdiği bir penaltı kararını yorumlarken, “Allah göstermesin böyle bir karar FB lehine verilse yıllarca konulşulurdu” felan diyor hazret. Oysa son tartışmalı G.B.-FB maçında net 5 metrelik ofsayt golu Türk basını bir gün bile konuşmadı, CÇ haliyle hiç konuşmadı. Fıkra mı anlatıyor, dalga mı geçiyor anlamak zor.

“Biz Aziz Yıldırım’ı , rakip takımların şike ve teşvik girişimlerini engellesin diye getirdik zaten” de , demiş. Şaka değil, ve bunu diyen adamı bu ülkede kanaat önderi diye yıllardır yutturuyorlar. Tüm iddiaları imceleyen Etik Kurul, Trabzon’un böyle bir şey yapmadığını “resmi” olarak raporladı, üstelik içlerinde tek bir Trabzonsporlu da yok.

“Aldatılmışlık duygusundan daha ağır bir hakaret olamaz bana! Bütün bunlar doğruysa zaten ben hesap sorarım. Trabzon 10 maçı 80. Dakikadan sonra kazandı” da demiş misal. Burada alt ve orta zekalılara şunu söylüyor, Trabzon şike yaptı!  Çamur atıyor, iz bırakıyor. Ve sonra her gün tvlere çıkıp İsrail’i, ABD’yi, İran’ı, Suriye’yi yorumluyor, hangi dediğine inanırsınız?

Kaldı ki, kendi içindeki tebessüm ettiren tutarsızlıklarına rağmen CÇ düşüncelerinde samimi de olabilir. Ama bu kimseye hakaret etme, kimsenin zekasını kendi zekasından az zannetme ve camialar arasına kin tohumları ekme  hakkı vermez. “Şu hayatın en büyük trajedilerinden biri, kimi doğru şeylerin yanlış ağızlardan çıkması” gerçekliği değil de nedir?.

CÇ,  “vicdanın” öneminden ve kıymetinden de bahsetmiş. “ Vicdan kavramı çok önemli bir şeydir, adalet sadece kanun maddesiyle ifade edilmez. Adalet duygusu vicdanlarda yer bulmadıysa bir yanlışlık var demektir” demiş, hatta.  

Aynı fikirdeyiz ama şunu da eklemek zorundayız; insanda birazcık da utanma duygusu olmalı.

VİCDAN DEDİĞİMİZ HASLET ÇİÇEĞİ UTANMA DUYGUSUNUN OLMADIĞI BAHÇELERDE AÇMAZ