AYDIN ESNAF VE TRABZON BAROSU!(1)

Yakın zamana kadar çok yakın akrabalarımdan birinin deBaşkanlığını yaptığı Trabzon Barosu’nun Şike-Çete sürecinde neler yapıp neleriyapmadığını düşünen oldu mu aranızda?

Üniversite eğitimi alıp belli bir kariyer yapan kişileregenel olarak “aydın” deniyor.   Bupencereden bakınca  Tokat Almus HukukFakültes ya da Sorbonne ’dan mezun olmak arasında hukuki olarak bir farkbulunmuyor, her ikisi de “aydın”

Aydın olmanın sorumluluğu var ve bunların en başta gelenihiç kuşkusuz yaşanılan sorunların “dert” edilmesi ve elin taşın altınakonmasıdır. Avukat, doktor,yazar, politikacı , gazeteci, vs iseniz ve elinizitoplum adına taşın altına koymuyorsanız size aydın denemez, dense dense misalhukuk esnafı , gazeteci esnafı denir.

Şike-Çete süreci malumumuz! Toplum tüm katmanlarıyla birahlak ve cesaret sınavı verdi, veriyor. Dışarıdan bakınca aklı başında insanfotoğrafı veren birçok figürün,  “renkaidiyeti” söz konusu olduğunda nasıl çıplaklaşıp zavallılaştığına çokça tanıklıkettik.  Fotoğraf, felsefi olarak  sığınılmış bir oportunizm  gibi dursa da , ahlaki olarak feci bir bataksöz konusu, kokuya burun dayanmaz!

Şike-Çete sürecinde sayılamayacak kadar çok çirkinlikyaşandı. Bu çirkinliklerin muhatabı genellikle zekasıyla alay edilen toplum olsa da, zaman zaman  sanıklar da bu çirkinliklerden paylarınadüşeni aldılar.

Ve bu sürecin yasal ve ahlaki temeldeki mağduru olan Trabzoncephesi, iddianamedeki karşıtı FB’nin gösterdiği direncin ve dayanışmanınyanına bile yaklaşamadı. İş adamından akademisyenine, parti başkanından simsarına,teknik adamından futbolcusuna, taraftarına, esnafına kadar tüm sarılacivertliler güçlerini tek bir yumrukta buluşturdular, üstelik bunu “FB şikeyapmış arkadaş” genel kabulünün altında yaptılar.

İşte bu süreçte Trabzon’u hedef alan öyle alçakça saldırılaroldu ki, bir şehrin külliyen ötekileştirilmesi nasıl olur sorusunun cevabı  “TRABZON” başlıklı bir mastır tezinin belgesioldu.

Misal Eski bir vekil olan Feyzi  İşbaşaran Trabzon’a galiz küfürler savurdu. iki örnek verirsek;

“TRABZON İL OLMAK İSTİYORSA; SADRİ İTİNİ GÖNDERECEK..O İT ŞENOL’U EĞİTİME GÖNDERECEK. ŞENOL DÜNYA 3.OLURKEN ÖRTÜLÜ ÖDENEKTEN RÜŞVET VERİLDİ” ( 7 MAYIS SAAT 1.24)

“DÜNYA SİZDEN UTANIYOR.YALNIZBEN DEĞİLİM. TÜRKKİYE’YE DE İHANET EDİYORSUNUZ.NE TÜRK NE DE KÜRTSÜNÜZ, HİÇBİRŞEYSİNİZ”

Trabzon’u “katil” ve “tetikçi” olmakla suçlayan bu eskivekil, Dink’i vuran ekibin “başı” olduğu iddiasıyla yargılanan Elazığlıhemşehrisine  kim bilir neler söylemiştirdiyip devam edelim;

Trabzon şehrine ve kimliğine yönelik bu külli aşağılama vehakaretlere karşı kılını bile kıpırdatma gereği duymayan Trabzon Barosu kimimahkemeye vermiş biliyor musunuz?

İşini ve çocuklarını ihmal etme pahasına bir ahlak savaşıveren  adalet sevdalısı Yavuz Saltık’ı.Hem kurumsal , hem de bireysel olarak. Sebebi de şuymuş; Yavuz Saltık biryazısında Trabzon Barosunun bir kısım avukatına “kasabalı” demiş.  Bence iltifat etmiş. Devam edeceğiz.

Reklamlar

Medya Neden Korkuyor?

Şike-Çete sürecinin “göreceli”  son günlerini yaşıyoruz. Sanıkların alacakları/almayacaklarıcezalar ay sonunda, UEFA’nın keseceği kesin cezalar ise birkaç gün içinde belliolacak.

Aziz Yıldırım ile biri ofisinde olmak üzere iki kez, karşıkarşıya geldim. Kızılay adına yurt sathındaki 100 den fazla FB derneğinin kanbağışına destek vermesi konusunda Sayın Yıldırım’ın nasıl içten çalıştığınabire bir şahidim. Keza kulüp çalışanları da bu konuda çok istekli davrandılar ancakKızılay bu potansiyeli değerlendiremedi, ki bu ayrı bir konu.

Aziz Yıldırım ya dadiğer sanıklar da analarından kötü biri olarak doğmadı,  ilk bakışta ben, siz, öteki ne kadar iyi ya dakötüyse onlar  da o kadar iyi ya da kötüdür.Hatta bana göre AY çoklarından da iyi bir insandır.

Sonrasında ortaya çıkan ilişkiler, belgeler, ses ve görüntükayıtlarının, adaleti sağlamakla görevli adli makamlar tarafından nasıldeğerlendirileceğini bu ayın sonunda göreceğiz,  bunun yorumu artık bize düşmez.

Ancak, özellikle kalbi temiz FB’li taraftarlardan gerçeği  saklamak için olmadık taklalar atan bir “kısım”medyanın utanç veren yayın politikalarını hala sürdürmeleri,  ahlakın sınırları içinde açıklanabilir bir şeyolmaktan da çıkalı çok oldu.

İkili sohbetlerinde “şike yapılmış abi” leri , ilerdeahlakın hesap soracağı günler için kayda geçiren zekaların, söz konusu olangazete sayfaları ve ekranları olduğunda herkesi salak yerine koyma inatlarınıntek nedeni olabilir;

Ya bilmediğimiz büyük bir korkuları var

Ya da yine bilemediğimiz büyük menfaatleri.

İnsan bir sevdiği ya da arkadaşı zor duruma düştüğündeelbette  yanında olmak ister, sorgusuzsualsiz  sahip çıkar.Şahsen suçluolduğuna inanamadığım balyoz tutuklusu Dursun Çiçek’e,  avukat kızının her koşulda sahip çıkmasındandaha doğal ne olabilir?

Ancak şike-çete de başka bir şey var!  Sevdiğinize sahip çıkmanın birinci yolu,gerçeği olduğu gibi kabul edip, hiçbir kişisel ya da kurumsal ikbal hesabınınbatağına saplanmadan aktarmaktır. Kalbi FB’liler, kendilerine karşı bir komplokurulduğuna inandıkları için büyük fotoğrafı ıskalamakta ve inanmaya hazıroldukları yalanlara can simidi gibi sarılmaktadırlar. Sonuç: HÜSRAN!

Ama her fırsatta Trabzon’a kin ve öfke kusan, Şike lehineher türden manipülasyonu , mide bulantısı payını bizlere bırakarak rahatçakamusal yayın diye “ÇAKAN” Hürriyet’in Trabzon’daki satış rakamları utançvericidir.

Alın işte;

Hürriyet : 2275 Sabah: 2400 Fanatik: 2490 Fotomaç: 842 Taraf : 118

Taka: 1600 Karadeniz: 3200 Günebakış: 800, Kuzeyekspres: 650

Allahın her günü size “söven” bir gazete sizin şehrinizde,  şike ve çetelere tek başına direnen Taraf’ın20 katı, ahlaklı bir duruş sergileyen Turkuvaz grubunun 2 katı satabiliyorsa,sorun söven de değil, sövülendedir. Demek ki bu kadar küfür Trabzon’ukesmemektedir, önerimiz doz artırımına gidilmesidir.

Ey hesapsız futbolsever! Kişisel ya da kurumsal “menfaatler”uğruna fena halde kullanıldığını ve bu büyük menfaat çatışmasının içinde tekrolünün “figürasyon” olduğunu ne zaman fark edeceksin?

KIZILAY BAŞKANI İLE SAVCIYA İFADE..

Kızılay’ın beni yalancılık ve onun bunun adamı olarak hareket etmekle suçlayan başkanı Ahmet Lütfi Akar , hakaret ve iftira suçlamasıyla savcıya ifade verdi. Yakında o duruşma başlayacaktır. Ve ben o duruşmada Ahmet Lütfi Akar’ın gerçek yüzünü mahkeme huzurunda dilimin döndüğü ve yasaların izin verdiği ölçüde açıklamaya başlayacağım.

Aynı şekilde Kızılay’ın Ankara’da aleyhime açtığı davada da aynı şeyi yapacağım. Gerçekleri söylemekten başka hiçbir suçu olmayan Sedat Tunalı bu suçu işlemeye ve Kızılay halkın Kızılayı olana dek gerçekleri haykırmaya devam edecek. Mesela şunu soracak; Kızılay Binası neden durup dururken restore edildi ve bu işi kimler hangi şartlarda yaptılar? Mesela şunu soracak; Kızılay’ın 2011 ya da herhangi bir yıldaki temsil giderleri ne kadardır, mesela Kızılay’ın yardımsever Yönetim Kurulu üyelerinden hangisi Kızılay’a ne kadar bağışta bulunmuş ya da Kızılay’ın düzenlediği Kurban Bağışlarına ne kadar destek vermiştir?

Sorular bitmez…Kızılay’daki ergenekonvari yapı kırılana ve Kızılay gerçek bir sivil toplum kuruluşu olana dek bu soruları sormaya devam edeceğim.

Ünal Karaman’dan yazılı açıklama geldi

“Yıllarca formasını şeref ve gururla taşıdığım son iki yılda da teknik kadroda hizmet  etmeye gayret ettiğim Trabzonspor’daki görevimden ayrılıyorum. Öncelikle ifade etmek isterim ki, içim acıyarak aldığım bu kararın nedenleri arasında maddi hiçbir gerekçe yoktur.  İnsanların yuvaları söz konusu olduğunda maddi değerler anlamsızlaşır. Esasen hayatının hiçbir evresinde parayı öne çıkaran biri olmadığımı ve olmayacağımı  yöneticiliğimi yapan yöneticilerimiz başta olmak üzere beni az çok tanıyan herkesin bildiğine inanıyorum. Trabzonspor’la Ünal Karaman arasında fiyatı olan değerler açısından herhangi bir sorun çıkma ihtimali yoktur, olamaz.
Temmuz 2009 ‘da Trabzonspor’da Sportif Direktör sıfatıyla görev alma onuruna sahip olduğumda da doğal olarak hedeflerim vardı. Yılların birikimi ve tecrübesini, günün futboluyla harmanlayarak ortaya bir model çıkarmayı ve Trabzonspor’u hem oyuncu bazında tercih edilen hem de kurumsal olarak örnek gösterilen başarıların adresi haline getirmek ana hedefimdi.
Saygıdeğer ve Trabzon için bulunmaz bir “değer” olarak gördüğüm  sevgili Şenol Güneş’in göreve gelmesini de hiçbir komplekse kapılmadan hem şahsım hem de şehir için büyük bir şans olarak gördüm ve  hocamızdan çok şeyler öğrendim.  Tüm kamuoyu önünde kendisine bir kez daha teşekkürü borç bilirim.
Sayın Güneş’le geçirdiğimiz iki yılda, tam bir uyum içinde çalıştık. Her zaman çözümün parçası oldum. Ama teknik anlamda yapmak istediklerimi tam olarak hayata geçirebilmem için uygun ortamı maalesef yaratamadık ya da şartlar bu noktaya gelmemize izin vermedi.
Mensubu olmaktan büyük onur duyduğum Trabzonspor’da  yardımcı teknik adam olarak verebileceğim her şeyi  verdiğime inandığım ve sadece maddi bir karşılık almak üzere bir “kadro”işgalini ahlaki bulmadığımdan , hocamızın da onayıyla görevimden ayrılmaya karar verdiğimi kamuoyuna saygıyla ilan ediyorum.
Şairin dediği gibi, ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum.”
Ünal Karaman

İspanya- Almanya Finali Engellenebilir Mi?

İspanya- Almanya Finali Engellenebilir Mi?

Keşke engellenebilse, ama maalesef mümkün görünmüyor. Eğer UEFA içinden bileri çıkıp “yabancı işçiler” eşliğinde “tarlaları sürmeye” niyet etmezse, “oğlum var ya, futbol her tür sürprize açık olduğu için seviliyor işte la” düzeyindeki klişenin hiçbir anlamı kalmayacak.

Futbol öyle her tür sürprize filan açık değil, yemeyelim birbirimizi. Bu turnuva 100 maç üzerinden de oynansa 1 maç üzerinden de oynansa  tarlalar sürülmeyecekse finalin adı Almanya – İspanya olacaktır. Mucize kotamızı da  İspanya yerine İtalya olarak kullanırsak, kabatalım  ( b ile) dükkanı!

İspanya’nın akıllara zarar pas trafiği sadece sahada onlara karşı mücadele veren rakiplerinin değil, ekran başındaki milyar milyar insan evladının da başını döndürmeye başladı.

İspanyollar sanki ,” ülen akademilerde öğretmeye çalıştığınız futbol buysa bunun son noktası da bu, ya kuralları yeniden gözden geçirin ya da biz maşak geçmeye devam” modundalar.  Hollanda patentli total futbol öğretisini inşa ettikleri  Nirvanalarına taşıyan ve kendi kendine eğlenme noktasına taşıyan İspanyollara birilerini “dur” deme vakti gelmedi mi sizce de?

Avrupa Şampiyonası finallerinde rakiplerinin iki maçta İspanya karşısında skordan azade düştükleri durum, yanıtını arayan şu soruyu hepimizin önüne koymuyor mu; Bizler gerçekten, buna “futbolsever” İspanyollar da dahil, evet biz futbolseverler gerçekten İspanya özelindeki  mükemmel futbolu mu istiyoruz?  Xavi ve İniesta’nın  akıllara zarar “ani dönüşlerinin” , ilaç sektörüyle bağlantısı olmadığını söyleyebilecek kaç kişi var? İnsanlık onuru İspanya’nın rakibi olunduğunda da risk  altına girmiyor mu?  Misal İrlandalı oyuncular AİHM’e başvursalar bu başvuru incelemeye değmez mi?

Futbolu  kendi içindeki anarşist potansiyeli ve zıtların kakafonik ve alegorik çarpışması olarak gören ve sevenler için İspanya modeli en büyük tehlikedir. Hepsini Xavi ve İniesta’nın dönüşümlü orkestra şefliğinde icra eyleyen sanatçılar olarak gördüğümüz İspanyol  oyuncular, bu “elitist” yapılarıyla  halktan kopmak üzereler!  Bu futbol felsefesinin son istasyonu İspanya Kraliyet ailesine özel gösteridir. Oysa futbol sokakta güzel ve sanat toplum için olmalıdır!

Hasılı;

İspanya –Almanya finali engellenemeyecek ve maalesef sonucu önceden belli organizasyonlar için tehlike çanları daha güçlü olarak çalmaya başlayacaktır.

20 Haziran Nyon!

Ülkemizi Dünya’ya rezil eden şike-çete davası ve davadan azade şike-çete ahlakının utandıran seyir defteri, UEFA’nın 20 Haziran Çarşamba toplantısında son kez masaya yatırılıyor. 25 Haziran’da Avrupa kupalarının kuraları çekileceğinden bu toplantıda cezaların mutlaka açıklanmasını bekliyoruz.

Kimi F.Bahçeli idarecilerin “cezayı 1 yıla indirmeye çalışıyoruz” itirafları ve mevcut Federasyonun “ yok yaw, ceza felan beklemiyoruz” trajedisi bir yana,  3 yıl alt limit olmak üzere ağır cezalar beklediğimizi bir kez daha yineleyelim. Ahbap-çavuş ya da güce tapınma gibi arkaik ve yalkaik ilişkilerin itibar görmediği  “yasalar Avrupa’sı”  futbolumuzun “cerahatini”  20 Haziran’da boşaltacaktır.

Ünal Karaman Neden Ayrıldı

Şenol Güneş’e saygı ve sevgisini her fırsatta dile getiren, arkadan iş çevirme çukurlarına düşmeyen, sevgiyi dilinde değil kalbinde yaşatan lider karakterde biri olarak ikinciş adamlığı fazla bile taşıdığına inanıyorum. Ünal Karaman gibilerin kıymetleri varlıklarında değil yokluklarında anlaşılır. İki yetişkin ve saygın insan bir karar vermiş ve uygulamışlar, bu noktadan sonra bizlere düşen her ikisi için de hayırlı olmasıdır. Şahsi görüşüm, yazık olmuştur…

SAVCININ ODASINDAKİ KIZILAY

SİNEMANIN (illüzyonun) İLK KURBANI: HAKİKAT!

Yıllarca gece muhabirliğinin sonuçlarından biri olarak hafıza sorununu yaşayanlardan oldum. Malum, gece çalışmaları hafıza merkezimizi biat algısı düzeyine düşürüyor, İsviçreli Bilim Adamları diyor, ben değil, hemen  şekliniz değişti!

Bundan kelli, gugul emminin de el atmaması sebebiyle  hangi filmden olduğunu hatırlayamadığım bir repliğin özetidir başlığımız, özetsizi de şu olmalı:  “Sinema sanatı sayesinde savaşın ilk kurbanıhakikat olmuştur!” Siz sinemayı illüzyon olarakalgılayın, rahmetli Zati Sungur’un aynı anda sadece 40-50 kişiyi etkisi altınaalabilen “yanılsamaları” , şimdilerde televizyon ve sinema sayesinde aynı andamilyarlarca kişiyi etki altına alabiliyor.

Spinoza’nın  “her şey kendi varlığında devam etmek içinelinden geleni yapar”ının gereği olarak illüzyon da sermayenin elinde varlığın devamının en büyük güvencesi olarak hepimizi zehirlemeye devam ediyor.

Devrimi,  iktidar hedefinin dolambaçlı yollarına mahkum etmeyen bir naiflikle kişisel hayat serüveninin rehberiedinenler, şaire ve şiire ne kadar yakınsa, mutluluğu başarının kuyruğuna mahkum ve muhtaç etmeyenler de hayata okadar teşnedir. Haziran 13 gazete yazılarının giriş bölümleri bu yıl çokfelsefe yaptı, bu kadar dermek KAFİ!

AZİZ YILDIRIM  27-28 HAZİRAN’DA SERBEST!

Hoop, geldik mi yine şike-çete ve ahlak sınavımıza!?

İddiam şudur ki, Haziran ayının son haftasındaki duruşmada başta AzizYıldırım olmak üzere tutuklu tüm sanıklar , alacakları cezaya bakılmaksızın serbest bırakılacaklardır. Verilen cezalar tutuklu bulunulan süreleri 2-3 kat fazla hükümlülük içerse de, sanık avukatlarının temyize başvuracakları neredeyse kesindir. Temyiz süresinin de en az 1 yıl sürdüğünü  kabul edecek olursak, mahkeme heyetinin temyiz sürecinde sanıkları serbest bırakması en akla yakın ihtimal olacaktır.

Medyanın illüzyon etkisini en çok yaşadığımız konu başlığımız, şike-çetesüreci oldu.  Medya, kendisine “biçilen”rolün gereği olarak,  hayatın içindeki milyarlarca done,belge, an ve ifadenin içinden, yanılsamaya hizmet edecek olanları seçti vehalkın önüne koydu.

Akil adam diye yutturulan çakma entelektüel ve akademisyenlerin akıl almaz destekleriyle paketlenen yalanlar, şike-çete gerçeği olarak kitlelere sunuldu. Elbet “masum değiliz hiçbirimiz”, ama en salaklarımızın en çok kandırılanlar olduğu da çok açık. Namus diye CASanlarındüştükleri hallerden çok, onlara inanan masum taraftarın düşürüldüğü haldir acı olan. Belki hepsinden önemlisi de , taraftar masumiyetinin kibir ve yalanodasında kirli ellere boğdurulmasıdır. Neymiş; kandırıldınız!

EURO 2012 Finali 1 Temmuz’da oynanacağına göre, UEFA’nın (eğer euro 2012keyfine limon sıkmayalım fikri öne çıkarsa) Türkiye’deki şikeye vereceğicezanın da aynı gece UEFA İnternet sitesinde açıklanabileceğini düşünebiliriz.

SAVCININ ODASINDAKİ KIZILAY

Kızılay Genel Başkanı  Ahmet L. Akar’ın, beni Taraf’tan kovdurmak için patronaja yazdığı ıslak imzalı mektupta, şahsıma hakaret ve iftira dolu satırları için  savcılıkta bilgime başvuruldu. Savcıya , dilimin döndüğünce Kızılay’ı ve Kızılay içindeki yapılanmayı anlattım. Şahsımı hedef alan iftiraları için Akar’ın neler söyleyip hangi kanıtları sunacağını ben de sabırsızlıkla bekliyorum. Kızılay Başkanı daha 2 gün önce bir canlı yayında 2011’de 1 milyon..500 bin ünite kan topladıklarını söyledi, tabi ki doğru değil, zira resmi sitede 1.276 bin ünite kan topladıklarını kendileri ilan etmişler zaten. Anlaşılıyor ki, hedeflerine ulaşamayacaklar, ama hedefe ulaşmanın yolu yalan olamaz. Şeriatın kestiği parmak acımaz der eskiler. Bakalım kim yalancı ve kimin Kızılay üzerinde hesapları varmış, yüce adalet ortaya çıkaracak.

Ali Koç veKorumaları Kimin Üzerine Yürüdü

Çağlayan Adliyesi’ndeNeler Oldu

Futbolda şike ve çete davasının 2 numaralı sanığı AzizYıldırım, Mahkeme heyetine savunmasını verirken, “biz buradayız ama Trabzonburada değil. Biz bu mücadeleyi onlara karşı verdik ve onların ismi deiddianamede geçiyor, onlar neden burada yok” mealinde bir çıkış yapınca Trabzoncenahı da davete icabet ederek Müdahil olma başvuru yaptı, malum…

Bunun üzerine A. Yıldırım ve S.Şener mahkeme huzurundabirbirlerine soru sorma şansı buldular. Davanın başından beri ana konudanuzaklaşmayı ve suni bir karşıt yaratarak davayı özünden uzaklaştırmayıhedefleyen F.Bahçe aklı işte burada çuvalladı.

Zira FB’nin avukatları Trabzon cephesinin sorması muhtemelhiçbir soruya hazırlanmamıştı ve sonuçta  başta müvekkilleri olmak üzere tüm camiayıkendi yetersizliklerinin kurbanı ettiler.

Bunun nedeni de çok basitti.

Muhtemeldir ki milyonlarla ifade edilen vekalet ücretlerialan F.B avukatları, savunmalarını ve “saldırılarını” sadece 400 sayfalıkiddianame üzerinden hazırlamışlardı. Oysa Trabzon tarafı, “gönüllü kıtaların”da desteğiyle, neredeyse 52 bin sayfa olan bilgi, belge ve tapelerin tümünehakim olmuştu.

Yani  bilgi kibrinönüne geçmişti  ve F.bahçe açsından hüsrankaçınılmazdı.

Zaten Aziz Yıldırım’ı, hararetle meydana çağırdığı Trabzon’unkarşısından hastaneye savuran da işte bu savunma yetersizliğiydi

Fenerbahçe camiası, kendileri adına hukuki zafer vaadiylehem kulüplerini hem de temsil makamındaki yöneticileri  dramatik finallere ve kaçışlara sürükleyen  “kılavuzlarını” iyi tanısın.

Gerçekleşmesi imkansız zafer vaadleriyle kalbi FB’liler de “CASDAVASI NAMUSUMUZDUR”a varan beklentiler  yaratan ve kaçınılmaz düş kırıklığı ilesaldırganlaşan bir taraftar oluşumuna katkı yapanlar açısından sonuç çok önemliolmayabilir. Nihayetinde avukatlar davaları kazansalar da kaybetseler dehesaplarına “yüklü” miktarlarda paralar yatıyorsa, onlar açısından meselebiter. Ama ya taraftar!?

Ali Koç veKorumaları Kimin Üzerine Yürüdü

Çapraz sorguda, 52 bin sayfaya “hakim” olmanın verdiğirahatlıkla FB’li avukat ve sanıkların sinirlerinin bozulmasına neden olanTrabzon cenahının başarısı, başta Ali Koç olmak üzere pek çok kişinin dedengesini bozdu.

Trabzon Yerel Medyası’ndan iki gazetecinin duruşmasalonundaki gelişmeleri twitter üzerinden anında dışarıyla paylaşmaları, olanlarısadece İstanbul Yerel Medyası aktarımıyla öğrenme(  !) ezberini  ve haliyle bu ezbere alışmış bünyeleri bozdu.  Ama bu arada Ali Koç’un FB yayın organı gibiçalışan Nergiz Tv muhabiriyle ayaküstü konuşmalarının dışarıya “Koç muhabiretalimat veriyor” yanlışıyla aktarılmasının da etkisiyle ortam bir anda gerildi.

Büyük bir hışımla ve küfürler eşliğinde Trabzonlugazetecinin üzerine yürüyen Koç ve korumaları, gazeteciyi koruyan birkaçTrabzonlu tarafından engellenmeye çalışır ve Koç ekibi  1 e 10 oranında kalabalık olmanın dapsikolojik üstünlüğünü kullanırken, devreye giren Trabzonlu bir iş adamı AliKoç’a, küfür jargonunun sınırlarını zorlayan bir üslup ve içerikle  küfretmeye başladı.   İşte tam bu sırada devreye giren MecnunOtyakmaz bu işadamını fiili saldırıya geçmeden durdurdu ve çok büyük bir hatayıönledi.  Otyakmaz’a bu sorumlu davranışınedeniyle teşekkür borçluyuz.

Yazıya Müzik Neriman Altındağ’dan : Dersini Almış da Ediyor Ezber

http://www.youtube.com/watch?v=_Cx0A4EXsOA&feature=related

 

 

— çino

SİZ AZİZ YILDIRIM OLSANIZ NE YAPARINIZ?

Öğrencilik yıllarımızda birkaç haftalık göz altılarımızı saymazsak ömrümüzün hiçbir döneminde dört duvara mahkum olmadığımızı söyleyelim. Öğrencilik göz altıları, açlık grevleri ve şekerli sularıyla olsa olsa faşizme direnişin romantik eğlenceleriydi o yaş bizleri için, ne yediğimiz dayaklar iz bıraktı ruhumuzda, ne de acıdı bedenlerimiz. Kulağım sağır, sırtımda geçmeyen birkaç ağrı ve sağ elimin içinde hiç geçmeyen bir bıçak yarasını saymazsak tabiJ

Askerliğimi de , her  Türk’ün asker doğduğunu bir an için unuttuğum  bir döneme denk geldiği için bedelli olarak yaptım. Vanlı devrem Mahmut ve bu aralar A haber’de “Deşifre” programını başarıyla sürdüren Mehmet Ali Önel şahitlerimdir! 28 Günlük bedelli askerliğimin daha ikinci gününde firara teşebbüs ettim ve ayaklarımdan çekerek indirdiler beni, evet bildiniz o kışlayı çevreleyen yüksek duvardan! Antalya’nın 40 derece sıcağı askeri disiplin altında ve 33 yaşında çekilmiyordu çünkü.  Buna rağmen 200 metreden G-3’le atış yarışmasında, uzun dönemler dahil 600 kişi arasında nasıl birinci olduğumu da Mehmet Ali’ye sorarsınız!

Kişi başkalarını eleştirirken empati kurmayı  ve “yerinde olmanın ne demek olduğunu az çok tahmin edebilmeyi becermeli ve öyle konuşmalı, yazmalı.

Şike-Çete suçlamasıyla yargılaması tutuklu olarak devam eden Aziz Yıldırım’ın, türlü çeşitli sağlık nedenleri dolayısıyla kendisini o dört duvarın dışına atma çabalarını işte bu yüzden hiç yadırgamıyorum. Elbette ki toplumsal düzen denen “tüketimi daim iktidarı kaim” kılma oyununu kurgulayan “büyük ağabeyler”  açısından her kaçış duvarda açılan bir gediktir, lakin dünya görüşümüz gereği cezaevlerine gerek duymayan bir büyük barıştan yana olduğumuz için her türden tutsaklığı da reddediyorum.

Ama dört duvar arasından özgürlüğe kaçış için her yolu  ne kadar onaylıyorsam, dört duvarın dışındaki her türden çakallığa da o kadar karşı olduğumu vurgulamak istiyorum. Misal Emre Belözoğlu’nu çok açık ırkçılığına rağmen “kağıt üzerinde”  temize çıkarmak için olmadık taklalar atanların isimlerini tarihin ayıp defterine yazmak bizim vicdani borcumuzdur.

EMRE B. IRKÇILIKTAN NASIL “SIYRILTILDI”

Sıyrıltıldı diyorum, zira hukuki ve siyasi destek bulamayan herhangi birinin bu kadar aleni bir suça rağmen tereyağından kıl çekercesine ırkçılık suçlamasından bir başına sıyrılması mümkün değildi.

Olay nasıl gelişti diyenlere küçük bir özet geçeyim;

1-Emre Belözoğlu Didier Zokora’ya maç içinde “fucking negro” dediği iddiasıyla suçlandı, kendisi de canlı yayına bağlandığı bir tv programında suçunu ikrar etti

2- Bunun üzerine dosyayı inceleyen TFF Hukuk Kurulu, EB’nin ikrarı ve maç görüntülerinden yeterli kanaate ulaşarak EB’yi “Ayrımcılık” maddesinden PFDK’ya sevk etti.

3-PFDK TFF Hukuk Kurulu’nun “kanaatini” yeterli görmeyerek  bilirkişi olarak Konuşma Engelliler Federasyonu Başkanı Özgür Tekol’dan rapor istedi. Ancak rapor istendiği gibi gelmedi, zira Özgür Tekol EB’nin “Fuckıng negro” ifadesini kullandığını belirtiyordu.

4-PFDK “uygun” raporu verebilecek bilirkişiyi bulana dek rapor alma kararlılığının karşılığını ikinci raporda buldu. Bu raporda Türkiye İşitme Engelliler Federasyon Başkanı Ercüment Tanrıverdi ile eğitmen Seçil Tanrıverdi’nin imzası vardı. Ve rapor “zevahiri” şöyle paketlemişti: “Şüphelinin sırasıyla M.Fucking  ve Fuckin N…. Dediği, ancak “fucking N dediği sırada görüntüye Zokora’nın dirseği geldiğinden ikinci kelimenin tam olarak saptanamadığı”

5- Nihayet “özlenen” rapora kavuşulduğundan “ gerekli ceza” verilip, dosyanın beklendiği gibi  Tahkim Kurulu safhasına geçilebilirdi. Ancak herkes biliyordu ki bu bilirkişi raporuna göre EB’nin ırkçılıktan suçlu bulunmasının imkanı kalmamış, ve “sümen altı” operasyonlarından biri daha hukuk eliyle zafere ulaştırılmıştı.

6- Bu verilerden sonra savcılık makamının suç duyurusunu kabul edip hukuki süreci başlatması küçük bir ihtimal olarak kalıyordu.

Noktayı koymak da Kadıköy Cumhuriyet Savcısı Suat Gül’e düştü; “ futbolcu Emre’nin zokoraya hakaret ettiği anlaşılmakla birlikte “negro” sözünü sarf edip ayrımcılık yaptığına dair kamu davası açmak için yeterli ve inandırıcı delil elde edilemediği, olayın EB ile Zokora arasında cereyan etmiş olup, hiç kimsenin söylenen bu sözlere tanık olmadığı,  Zokora’nın şikayetinhin bulunmadığı vs vs. , yeterli delil elde ed,ilemediği , atılı suçun unsurlarının oluşmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır. Bu itibarla şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına “

SORULAR

Bu rapor üzerine görüştüğüm şikayetçi Trabzonspor Hukuk Bürosu  kurumsal olarak şu sorulara yanıt aradıklarını ve takdiri kamuoyuna bırakacaklarını ifade etti.

1-      PFDK ilk bilirkişi raporuna neden itibar etmemiştir

2-      2. Bilirkişi raporunda Zokora’nın Kolu, birinci raporu hazırlayan bilirkişilerin gözünden nasıl kaçmıştır

3-      Savcılık makamı, EB’nin DZ’ye yönelik ırkçı söylemine kimsenin tanık olmadığını neye dayanarak söylemiştir. Burak Yılmaz başta olmak üzere olayın çok yakınında olan diğer futbolcular neden dinlenme gereği bile duyulmamıştır? Savcı Burak Yılmaz’a “duydun mu” diye sormuş mudur? Sormadıysa bu kanaate nasıl varmıştır?

4-      Bir şüpheli ya da zanlının geçmişindeki olayların, benzer konular gündeme geldiğinde bir anlamı olmakta mıdır? Hakkında daha önce de ırkçılık suçlamalarında bulunulan EB’nin adli ve vicdani geçmişinin savcılık makamında bir değeri bulunmakta mıdır?