“KÖPEKLER İSTEDİ DİYE ATLAR ÖLMEZ”

MEDYA  AHLAKININŞALTERİNİ KİM İNDİRDİ?

Kimse indirmedi, o zaten onun normal hali.

Osmanlıca yayınlanan gazetelerimizden bu yana,  Marko Paşa gibi birkaç istisna hariç , tüm yayın organları varoluşlarını iktidar edenlere yaranma, yalanma , işaret ettikleri yöne doğru havlama ve saçı okşandığında paçalara sürtünme olarak  kurguladığı için Ahmet Altan gibi bir modern çağ şövalyesinin “açığa düşmesi” normal. Hangi ahlak, hangi namus sayın Altan, o dediklerinizi Türk medyası ne zaman yukarı kaldırdı ki, şimdi indirmiş olmalarına şaşırıyorsunuz? Dindarı-kindarı,solcusu-sağcısı, Türkü-Kürdü, Liberali-muhafazakarı ile bu ülke medyasına yön verenlerin tek bir limanı olmuştur;  Güce tapınmak ve devleti kutsamak!

Öyle olmasa 79 yaşındaki bir kadını saçma bir gerekçeyle hapse atabilen bir akıl tutulması yaşanır mıydı?

Öyle olmasa Uludere’de devlet eliyle gerçekleştirilen katliama sessiz kalınabilir miydi?

Öyle olmasa  “benim hırsızım benim şikecim iyidir” çukurlaşması TBMM çatısı altında “ortak karar” utancıyla tarihe kaydını düşebilir miydi?

Öyle olmasa CHP gibi “sol vicdanın” temsilcisi olma iddiasındaki bir parti oy uğruna vicdanları yerle yeksan eden kararlara imza koyabilir miydi?

Öyle olmasa AKP gibi tüm toplumu kucaklama iddiasındaki bir parti , toplumu kaderine terk edip, devletle halvet olmanın çarelerini arar mıydı?

Eski gazeteci “ağabeylerle” birlikte gittiğim Kızıltoprak Benzin İstasyonuna yönelik bir operasyonda polis zannettiğim ağabeylerin istasyon görevlilerine şiddet uygulamaları , aslında Türk medyasının devletiyle nasıl da etle-tırnak olduğunun belgesi olarak belleğime kazınmıştı. Et ve tırnağın yerini silah-tetik olarak değiştirdiğinizde kimse rahatsız olmuyor,merak etmeyin.  O namus ve haysiyet şalteri hiç kalkmadı sayın Altan, nasıl insin ki..

BİR “ELEMAN” 7 YILDIZLI ŞİKECİ’DEN RAHATSIZ OLMUŞ.

Adını anmaya gerek görmediğim bir sportif figür, Şampiyonlar Ligi’nde F.Bahçe-Vaslui eşleşmesiyle  ilgili yorumlarda “ 7 yıldızlı şikecilerle oynayacağız” başlığına kızmış ve mealen, “ülke olarak dışarıya karşı bir olmak zorundayız, Vaslui ile oynayacağız, şike şike eleyeceğiz onları, görürsünüz siz pis Rumenler, vatan, millet , Sakarya, dağ başını dumaaaannn almıışşş” demiş.

Elemana sormak lazım, o yaranmaya çalıştığın kitlenin adınaRus takımının tribünlerine çıkıp bir Türk takımına karşı “bayrak açan”zavallılar için oynamayan kalemine ne oldu da birden oynamaya başladı?  Kendiniz çok zeki sanmanız kişisel bir sorun,lakin alemi sersem sanmanız büyük sersemlik. Eleman bir de Trabzon’a gideceğim demiş. E gitsin tabi, MAY’dan onursal başkan, Aydın Doğan’dan Onur Üyesi ahzmeden yapı için “eleman” dişin kovuğu bile değildir yahu! “Eleman”a O güya küçümsediği “kültürden” bir selam olsun; “Köpekler istedi diye atlar ölmez”

TRABZON’DA TRANSFERLERİ KİM YAPIYOR?

Sabah kim erken kalkarsa o!

Ama Şenol Güneş’in erken kalktığı hiç olmadı, öğleden sonra insiyatif almaya kalkınca da Adrian’dan, Bamba’dan iyisi Poznan’da kayısı!

Sadri Şener ya Güneş’i “erken” kaldırmayı başaracak ya da derinTrabzon en büyük fabrikasını her tarafından sömürmeye devam edecek.

Ey TS’li! Alay ediyorlar farkında mısın?

Reklamlar

F.BAHÇELİLER NEDEN SEVİNİYOR?

F.BAHÇELİLER NEDEN SEVİNİYOR?

UEFA Ve FİFA’nın rüşvet ve benzeri aşağılanmışlıklara tenezzül etmeyeceğine ve her şeye rağmen ahlak ve adaletin galip geleceğine inanan milyonlarca insan, dün NYON’dan bu yönde bir açıklama çıkmayınca haliyle düş kırıklığı yaşadı. Fenerbahçeli olduğu iddiasındaki milyonlarca kişi sevinç çığlıkları atarken, kişisel olarak da epey küfür yedik. F.Bahçeli kardeşlerimiz, mealen, “gördünüz müüü, UEFA da şike yok dedüü” diye saldırınca , kaybedenin ahlak olduğunu anlatmaya çalıştık. Çok bi Fenerli ve medyada çalışan .bir kardeşime, “size çok çok yakın bir grubun UEFA ve FİFA üst yönetimine 30 milyon avro özel sponsor yardımı yaptığı, bu nedenle şikenin üstünün kapatıldığı söyleniyor” dediğimde verdiği cevap çok öğreticiydi; “Paramız var veriyoruz, siz fazlasını verin adalet yerini bulsun” Bu cümleden sonra insanın aklı tutuluyor. “Peki Türk yargısının verdiği şike kararı var, o konuda da özel sponsorluk çalışmaları yapılıyor mu” dediğimde aldığım yanıtı tahmin edenler olmuştur; ““Yargıtay işi de tamam, boşa ümitlenme” Örtki ölem..

UEFA ve FFA’nın, kendi tarihlerinin en büyük ahlak sınavları verdiğini, Fenerbahçe dosyasını “gereği” gibi değerlendirmedikleri halde Dünya futbolunun hızla değer kaybedeceğini ve üst düzey yöneticilerin ömür boyu şike şaibesi altında yaşayacaklarını görmemek için insanın ya aklından zoru ya da Cengiz Çandar örneği kör fanatik olması gerekir. Dünya futbolu bu pisliği taşıyamaz.

Hepsi bir yana, UEFA ve FİFA Türk yargısının sabit gördüğü şikeyi, F.Bahçe’nin “girişimleri” sonucu yok saydığında, F.Bahçe şike lekesinden kurtulmuş mu olacak? Bu ruh hali tahlile muhtaç değil mi?

BURAK YILMAZ’IN YOLU AÇIK OLSUN!

B.Y’ı sarı-kırmızı formayla görene dek gittiğine inanamadım. Şu anda inanmış durumdayım ve ilk gördüğüm 18 yaş altı bir delikanlıya yemek ısmarlama sözüm var, kendime. B.Y’nin Trabzon’a gelmesi söz konusu olduğunda , kendimi bağlama pahasına karşı çıktım ve forma giydiği hiçbir maçı canlı gözle izlemedim. Kendisine tşk ederim. B.Y bana göre hiçbir zaman üst düzey bir oyuncu olmadı. Şenol Güneş’in Selçuk İnan ve Colman katkılarıyla kariyer zirvesine taşıdığı BY bence Trabzon’a da çok şey verdi. Hiçbirşey vermediyse bedelsiz geldiği takıma 5 milyon avro kazandırarak gitti. Bugünün koşullarında çok kıymetli bir meblağdır. Bunun için de kendisine tşk edilmeli.

BY üzerinden yönetime sallayanların ahlakından şüphe ederim. Trabzon’da durmak istemeyen birini silah zoruyla tutmasını kimse beklememeli. Üç yıl önce bedelsiz gelen bir futbolcunun sözleşmesine 5 milyon maddesini kim koyduysa o da tşk hak ediyor. Yorum bu kadar ucuzlamamalı.

Kişisel hiçbir meselem olmayan BY’ye bundan sonraki kariyerinde başarılar dilerim. Allah gönlüne göre versin, ama dilerim insanları aldatma çabalarından vazgeçer. Son bir söz de Trabzon’da yeni yönetim arayışlarına giren çapsızlar koalisyonuna olacak! Sadri Şener haramiler koalisyonuna karşı tek başına mücadele verirken gıkını çıkarmayan seccadeli ve seccadesiz ne kadar şeytan varsa şunu bilsinler; Bu takım sizin babanızın malı değil!

RIDVAN DİLMEN VE SPOR AHLAKI!

Fenerbahçeli “sanal” arkadaşlarımdan biri, Rıdvan Dilmen’in Rize’de katılacağı “spor ve ahlak” (evet, spor ve ahlak!) paneline tepkiler üzerine katılmaktan vazgeçmesini TS’lilerin tehditlerine yorarak, “bu durumda Sedat bey siz de Kadıköy’e iznimiz olmadan gelemezsiniz”  anlamına gelen şeyler yumurtladı.

Her gün Kadıköy’de olduğum için tehdit dolu cümlesini ciddiye almadım haliyle, ama medya denen yalan makinemizin “dolduruşa getirdiği” binlerce saf yürekli sporseverlerden biri olduğunu bildiğim için, gerçeği de izah ettim dilimin döndüğünce.

Rıdvan Dilmen’e kimse Trabzon ya da Rize’ye gelme demedi, diyemez. Ülkenin her tarafı herkese açıktır ve gerisinden kuşkusu-korkusu olmayan herkes başta Rize olmak üzere Şemdinli’den Muğla’ya, Edirne’den Van’a , Trabzon’a gönül rahatlığıyla gidebilir.

Rıdvan Dilmen bir Emre B. değil, her yönüyle sempati uyandıran, çapkınlığı vesair alışkanlıkları toplumca tolere edilen ve başta Trabzon , şike sürecine kadar futbol yorumlarına en çok kıymet verilen, haliyle de sevilen bir figür oldu. Bir tutam olmaması halinde eksikliği hep hissedilecekmiş gibi duran “haylaz”lığın en çok yakıştığı kişi hep oydu. Bu saçma panele katılmayacağını açıklaması da bir olgunluk gösterisiydi, bir sporsever olarak Dilmen’e teşekkür ederim

Gelelim bizi asıl rahatsız eden konuya;

Ülke futbolu ve ülke ahlakı, şike-çete süreci üzerinden tarihinin en kaotik günlerini yaşar ve RD de bu tartışmaların tam da göbeğinde bulunur iken, O’nu Rize’de “Spor ve Ahlak” paneline davet edebilen  akıl, ortak bir akıl mıdır, yoksa bir Karadeniz deyişinde ifade edilen ve 7 adım sonra kafadan uçuveren “sokma akıl” mı?

Paneli gerçekten Rize Gazeteciler Cemiyeti, Gençlik Ve Spor İl Müdürlüğü ve Rize Üniversitesi mi düzenlemiştir?

Her üç saygın kurumun da , RD gerçeğinden haberdar olduklarına eminiz. Ama bu durumda da şu sorunun yanıtı verilmelidir;

Rize’yi temsil eden bu üç kurum; daha önce ahlak ve spor konulu herhangi bir panel geçmişi olmayan ama pek çok farklı geçmişin öznesi olarak günümüzün kahramanlarından birine dönüşen Dilmen’i hangi amaçla Rize’ye çağırmakta ve toplumsal zekaya hakaret edercesine “spor ve ahlak” konuşmasını istemektedirler?  Bu üç kurum, Rizeli gençlerin RD’den öğrenecekleri ahlakla hayatın hangi alanında ne tür açılımlar yapabileceklerini ön görmüşlerdir? RD değil midir daha 2 ay önce ortaya attığı “ahlaki bir iddia”nın altında kalan?

Ben Rize’de iki yıl kaldım ve Rizelilerin haysiyet ve namus konusunda ne kadar hassas olduklarını iyi bilirim.RD’nin “spor ve ahlak” konulu bir panele davet edilmesi Rize’yi küçük düşürmek değilse, RD’nin  kaybolan itibarının geri kazanımı için başlatılan bir operasyonun ilk adımıdır.

Tayfa adlı taraftar grubunu bu demokratik protestoları nedeniyle kutluyorum. Hesapsız ve beklentisiz futbol taraftarlığının en güzel örneklerinden birini verdiler ve sadece Rize ve  Trabzon’un değil, herkesin takdirini kazandılar.

Hem Trabzon hem FB, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” kültürüne karşı “dikkatli” olmak zorundadır. Trabzonsporluya , düşene vurmak ve “kupamızı istiyos” şımarıklığı yakışmaz. TS, haklı olduğu davada dağları da yıkarak hakkını alır zaten, ne bu telaş?

Fenerbahçe’nin son yıllardaki yönetim felsefesi gereği “düşmanlaştırılması” iki camiaay değil hep “diğerlerine” yaramıştır. Trabzon’u “kolay lokma” görme yanlışından bir türlü kurtulamayan ve her seferinde kursağında arızalar çıkan FB kibri, öz eleştirisini yapıp hırsızladığı kupayı efendi efendi sahibine teslim edip bir de özür dilerse, sonsuza dek sürecek bir dostluğun da kapısını aralar. Yok ben cumhuriyetim, ben büyüğüm, paramla herşeyi yaparım yanlışına devam edecekse, Trabzon hep orada olacak, malum başı da eğilmek nedir bilmez, tıpkı ruhu gibi..

BÖLÜCÜ HÜRRİYET ( 5-6 YIL ÖNCESİ)

Bölücü” Hürriyet…


Arkadaşlar Hürriyet gazetesinin kepazeliği ile ilgili herhangi bir haber göremedim sitemizde. Acaba gözden mi kaçtı bilemiyorum ama son derece önemli bir konu diye düşünüyorum. Açıkçası Hürriyet denen gazete müsvettesinin bu tutumu beni fazlasıyla rahatsız etti. Yapılan bu terbiyesizliğe, edepsizliğe kayıtsız kalmamalıyız. Bahsi geçen Hürriyet gazetesinde ki manşetle ilgili Sedat TUNALI’nın yazısı. (İlgili kısmı kopyaladı, geri kalanı Manisa maçı değerlendirmesi felan)

“Bölücü” Hürriyet ve Trabzon’un Halleri
Osmanlı; tarihinin en karanlık dönemlerinden birini, İstanbul da İngiliz işgalini yaşıyor. Yıl 1919.
Mustafa Kemal ve bir avuç yurtsever Dolmabahçe önlerinde demirleyen İngiliz donanmasının arasından şerefli ve haysiyetli bir mücadelenin meşalesiyle Anadolu’ya geçiyor.. Ama bu kutsal yolculuk İstanbul’da birilerini ziyadesiyle rahatsız etmiştir. İşte o günlerden bir “başyazar” makalesi
“Hükümet önce Anadolu’nun işgale uğramayan yerlerini Mustafa Kemal’lerden, Ali Fuat’lardan, o ipsiz sapsız, akılsız fikirsiz zorbalardan canilerden temizlemelidir”
Bu ihanet yazısının altında, bağımsızlığa hiç inanmayan ve İngiliz veya Amerikan mandasının sözcülüğünü yapan hain bir gazetecinin imzası vardır: Ali Kemal. Hani Kurtuluş savaşını kazandığımızda düşüncelerinden ters yüz eden ve İzmit’te bir berberde yakalanıp halk tarafından linç edilen Ali Kemal. İşte bu Ali Kemal, Kurtuluş’a inanmayanların alemcisiydi ve Türk Tarihinin en karanlık sayfalarından birine “mütareke basını” olarak kaydını düşenlerin en başındaydı. Mütareke basını tarihin çöp sepetindeki yerini aldı ama, şu veya bu şekilde, bilinçli veya değil, bu toplumun genetik kodlarını bozup adalet duygusuna ağır yaralar vuran gazeteler ve gazetecilerimiz halen toplumsal barışı tehlikeye atmaya devam ediyor.
Bugünkü ( 13 Ağustos 2006) Hürriyet’in manşetinden söz ediyorum.
Manşetteki habere göre; İstanbul’un üç büyük spor kulübü, PKK terörüne karşı ortak eylem kararı almış ve güçlerini birleştirmiş!
Bu haliyle haberin ve manşetin kimseyi rahatsız etmeyeceğini düşünebilirsiniz. Lakin kazın ayağı hiç de öyle değil.
Zira, teröre karşı aynı tavrı, bu ülkenin en çok tıklanan taraftar sitelerinden BMN (bordomavi.net, kalearkası.net) başta olmak üzere pek çok taraftar sitesi de göstermiş ve halen de göstermeye devam etmektedir.
Teröre karşı tepki gösteren halkın bir bölümünü onore ederken, bir bölümünü yok saymak, bu ülkenin en çok okunan ve en etkili gazetesine ne kazandırmıştır? Hürriyet yazı işleri, aynı tavrı birçok başka taraftar gruplarının, ve elbette en başta büyük önder Mustafa Kemal’in savaş boyunca özel muhafızlığını yaptığı “laz uşaklarının” torunlarının da gösterdiğini, küçük bir araştırma ile öğrenebilirdi. Belki de biliyorlardı ama, nihayetinde “İstanbul” basını oldukları gerçeğiyle, Trabzonlular gibi tüm diğer vatanseverleri görmezden gelmişlerdir.
Hürriyet’in manşeti, bilerek veya bilmeyerek, bölücülüktür.
Tıpkı, Mütareke Basınının kalemşörü Ali Kemal gibi..
Hürriyetin manşeti; kardeşlikten ve beraber yaşama kültüründen yana tavır koyanlar arasına nifak sokmaktır. Tıpkı Mustafa Kemal ve arkadaşlarının eşlerinin “dul bırakılmaları ve kafaları kütüklerle koparılmalı” histerisi içindeki İngiliz hayranı Ref’i Cevat Ulunay gibi…
Hürriyet! Bu halka bir özür borcun var!
Bu vatanı bölemezsiniz! Tarihin diyalektiği herkesi layık olduğu yere, elbet, koyacaktır
Halkın bilinçaltına sinsice yerleştirmeye çalıştığınız bu elem çiçeği manşetler, günü geldiğinde halkın şaşmaz sağduyusuyla karşılaşıp tuz buz olacaktır.
Kara kaplı deftere düşen lekeler gün gelir temizlenir.
Şükür ki; Ulu önder Atatürk’ün herkeslerden çok güvendiği ve kendini emanet ettiği “laz uşakları”, bu memleketi sizin korumanıza muhtaç etmeyecek kadar çok seviyorlar.
Aslolan budur!
Mütarekeci Ali Kemal tarihin neresindeyse, bu ülkeyi ve insanlarını birbirinden “ayıranların” yeri de orası olacaktır.
Yazıyı bitirirken, teröre karşı ortak tavır sergileyen herkese sevgi ve muhabbetlerimi iletiyorum. Yolumuz kardeşlik ve memleket sevdalılarının yoludur.
Hürriyet! Gölge etme, başka ihsan istemez.!
Buna kayıtsız kalmamalıyız. Herkesi Hürriyet’i kınamaya davet ediyorum.
mektup@hurriyet.com.tr (Okur Temsilcisinin adresi) http://proje.hurriyet.com.tr/bizeulasin/

__________________ Küçük bir kentin büyük savaşı

AZİZ YILDIRIM’IN YÜZÜ…

AZİZ YILDIRIM’IN YÜZÜ…

Takvim Gazetesi şike-çete davası sanığı Aziz Yıldırım’ıncezaevine girmeden önceki son fotolarından biriyle cezaevinden tahliye olurkençekilen fotoğrafını yan yana koymuş. Neresinden baksan düşündürücü…

Aziz Yıldırım’ın yüzüne yansıyan ifadenin imrenilecek biryanı olmadığını hepimiz biliyoruz.  Cezaevindekidüzenli yaşamın zahire yaptığı olumlu katkı da kolayca görülebiliyor. Ama AzizYıldırım gibi lider karakterdeki insanların bedenleri değil ruhları yara alır,Yıldırım’ın ruhundaki yaraları görmemek olası değil. Değil bir yıl bir gün bileözgürlüğünden mahrum edilmemiş insanların bu “durum”u anlamalarınıbeklemiyoruz.  Aziz Yıldırım’ı “anlamak”isteyenlere belki bir nebze yardımı olabilecek bir Nazım Hikmet şiirinihatırlatalım;

“…

Bu anda ne düşmek dalgalara / ne kavga  ne hürriyet ne karım

Toprak, güneş ve ben / bahtiyarım”

Adli yargılama süreci bitti ve mahkeme şike ve çete suçunusabit görerek sanıklara çeşitli cezalar verdi. Yargıtay safhası bitene dek hukuk son sözsünü söylemiş sayılamasa da,çok ciddi bir sonuçla karşı karşıya olduğumuz kaçışı olmayan bir gerçeklik olarakönümüzde duruyor.

Adli yargılama süresince söyleye geldiğim şey hep şu oldu;

Fenerbahçe camiası bu operasyonun bir cemaat işi olduğufikrine sabitlenerek  bu sorunu aşamaz!.

Cemaat iddiası , mahkeme tarafından da sabit görünen şikeyive başkalarının hakkının gaspını haklı kılamaz!, kılmamalı.

“Şike sahaya yansımamıştır” masalı ve “oyuncularımızınemeğine yazık” edebiyatı, aslında, karşı tarafın , yani Trabzon’un çalınanemeğini hiçleştirmede bir mahzur görmeyen elitist  kibrin ifadesiydi.

Yani şampiyonluk mücadelesi veren F.B’li  oyuncular ter döküyor, ama Trabzonlu oyuncularbenzin mi yakıyordu! Şahsen F.Bahçeli oyuncuların hiçbir “şaibeye”karıştıklarına inanmıyorum, elbette onların emeğine saygı duyacağız, amaTrabzon’un haklarını kim savunacak? Godot mu?

Medya ve toplum planlamasını çok başarılı şekilde yürüten F.Bahçe, bana göre hukuk sürecinde sınıfta kalmıştır. En başta CAS tuzağına düşülmüşve kulübün hem parası hem de itibarı yara almıştır. Bir hukukçu olmadığı içinbu sürece yön vermesini,  haliylebekleyemeyeceğimiz Aziz Yıldırım’ın hukuk danışmanları kendisini fena haldeyanıltmış ve gerçeklere karşı çaresiz bırakmıştır.

Aziz Yıldırım’ın ilk işi, hukuki süreci 2 Temmuz’danbaşlayarak yeniden saat saat gözden geçirerek, kimin menfaat kimin sevdapeşinde koştuğunu açığa çıkarmak olmalıdır. Özeleştiri yapılmadan özüyakalamayı  henüz hiç kimse başaramadı.

KADÜK TFF

Mehmet Ali Aydınlar Federasyonunun ürettiği ve bugündenbakınca özellikle F.Bahçe camiası için pişmanlıkla hatırlanan çözüme engelolanların TFF’si, 2 Temmuz itibarıyla sistemin dışına itilmiş ve oyuncağıalınmış bir çocuk yalnızlığıyla kalakalmıştır.

Usta oyuncu Rıdvan Dilmen’in büyük katkılarıyla oluşturulan TFF’ninEtik ve Tahkim Kurullarının kararları adli yargının kararlarıyla açığa düşmüş ve“kurumsal kimlik sefaleti” örneğine dönüşmüşlerdir. Kanımca istifa etseler bile,  meslek hayatları boyunca bu geçmişin izinisilemeyeceklerdir.

Adalet zengin bir hazinedir…

TOPAL ADALET( Bir Hacıcaferoğlu yazısı)

TOPAL ADALET

Nihayet tünelin ucu göründü. Biz Trabzonsporlular icin felah’a işaret olan aydınlık, şikeden kirli pasli tahliyeye sevinenler için ise adeta lokomotif ışığı.

Bu kahredici ışık onlari ezer ve geçer. Malumaniz eden bulur demişler. Şike süreçi zor ve meşakkatli geçti. Çok sinir sahibi olduk ama hasım sahibi olmadık çok şükür. Dik durduk ve de diklendik. Geri gitmedi adımlarımız. Hep umduk ve hep bekledik zemini kayan hukuk sisteminden adalet! Hayal kırıklıklarımız çok oldu yine çoğu zaman savrulduk. TFF’nin yaninda bir başka büyük hayal kırıklığı derseniz o da, adam akıllı siyasi kurumlardan geldi ve çığ gibiydi Milli İradenin tecellegâhından yapılanların üstümüze üstümüze geleni. Siyasi istikbal sessiz kılmıştı şehrin vekillerini. Çok kullandılar birileri oraları. Siyasi meşhurlar cikarmadilar bir türlü formalarini, atkilarini attilar kirin pasin üstunü örtmek icin malesef. Baştan beri kire bulaşanlar çok beklediler Meclis kulislerinde ama hiç beklemediler şerde birlik olmalarını siyasetin. Birleştiler on gün öncesinin Kanunu’nu değiştirdiler el birliğince. Çünkü siyaseti hâlâ Meclistekiler parmak hesabıyla yapıyorlardı. Tehdit edilmişlerdi hem geçmişte hem de 3 Temmuz sonrası. Görüşülecekti seçim zamanı sandık başlarında birileri! Tehdit milyonlarca sayilanlardan gelmisti. Beri tarafta ötekileştirilmişti mağdur olan. Sayıları azdı ve yalnız bırakılmışlardi. Bu kadîm topraklarda yeni bir şey de değildi üstelik bu durum. Ama işte tünelin ucunda görünen o ışık onların mahvıydı. Bir yıldır kalbimin üstünde ki ağırlık hafifleyecekti “Hak” yerini bulunca. Hatirlarim son maçımızdan eve dönene kadar hiç konuşmamıştı delikanlım. Oysa babası dünyayı tersine çevirirdi başının öne eğilmemesi için. Ya nazlı kızım. Nasılda ağlıyordu. Gözlerinden akan yaş değil masumiyetiydi çocuk kalbini ıslatan . O an yeminle dersini almalıydı bu çocukların sevincini çalanlar demiştim. Pek sonraları delikanlı, kenetlenmiş “Temiz Futbol” isteyen bir avuç inançlı insanla “Adalet topaldir, ağır ağır yürür; fakat gideceği yere er geç varır ” dövizini taşiyacakti her hafta sonu cumartesileri İstinye’de Taksim’de. Bu onun on dördünde haksızlığa ilk baş kaldırışıydı sonradan gurur duyacağı. Bizler çalıştığımız yerlerde ise asık suratımızı gösterir olmuştuk güleç bilinenin aksine. Şampiyonuz diyenlere de sadece yutkunarak cevap veriyorduk. Hiç ellerini sıkmamıştık ama susmuştuk. Vardı kirlilik, emindik ama ispatlayamıyorduk. Tüm söylemlerimiz sokakta, iş yerlerinde, düğünde dernekte, çayda çırada, duvar oluyor bize dönüyordu. Duvarı aşmak zordu. Ancak 3 Temmuz 2011′ in sabahında Güneş bu sefer kire, pasa, gölgeye doğmuştu. Ve Trabzonsporlular hep şunu söyledi o an: “Biz şike yapmış isek bizi de düşürün!” şaşkınlıktı belki de ilk tepkileri bir an boş bulunup düşünememişlerdi kendi yöneticilerinin şikeye yelten(e)meyeceklerini ama süreç sonuna kadar en yuksek perdeden hep bu sözü haykirmislardi.

Savcılığın 3 Temmuz hamlesi yorgun ve beti benzi atmış mağdurlarin ‘bu sefer olacak’ umudunu yayıyordu tertemiz alınlarinda. Çünkü “HAK” öldü denmemeliydi. Adlî makamlar tahkikat baslatmislardi ancak kolay mıydı hakkı teslim etmek? Günler ayları kovalıyordu. Neler duyuyorduk televizyonlarda aman Allahım; Koca koca otorite dediklerimiz koca koca eyyamlarda ahlaksız karartmalar peşindeydiler. Spor hukuku eyyama teslim edilmiş Etik Kurulu Raporu sevk edilmemisti diğer kurullara. En nihayet “Fenerbahçe’yi düşüren Başkan unvanını almak istemedim” dedi “durum çok vahim” diyen zat. Çekti gitti, paralarını gözümüze sokarak. Lakin kirlilik asla boşluk kabul etmezdi çıkardı bir babayigit temizlerdi olan bitenleri.

Yok muydu bir başka hesabı olan , en kahraman Rıdvan rolünde menfaat goygoycusu? Vardı ve hemende dümene geçti. Mağdur kesim hariç her kesimden kabulde gördü üstelik. Bu kez sampiyonluk sevinci calinanlar: Şarklıyız güce râm olmayiz ama celali de degiliz, Garpta işler farklıdır diyerek umuda yelken açtılar normlar diyarına. Bekler bekleşir oldular. Beri taraftan devam eden adli süreç çeşitli manevralarla baskılanmaya çalışılmış mağdurun hakkını koruyan üç beşe inmişti geniş taraftar kitlesinin aksine. Çoğu zaman haber de alınamadı yalnızlıklarından. Şımarık yalı ergenleri mahkeme salonlarının kabadayısı görünümündeydi. İtip kalkıyorlardı bir avuç hendeseciyi. Ama yürekliydiler, yürekliydik. Yılmamak üzerine kenetlenmiştik öbek öbek de olsak. Umar olmuştuk adalet demiş bekleşir olmuştuk. Mahkeme safahatı son sözleri alırken “Karar” zamanı ne çok zormuş beklemek diyorduk kendi kendimize. Karar açıklanması uzarken vesvese hakim olmuştu dimağlarımıza . Acaba bu seferde de iskalanacak mıydı tüm bu olup bitenler apacik ortadayken?

İstifham, istifham, istifham kendini yer bitirirken sonuna yaklaşmışti. İşte öğleni buluyordu tüm bu telaş. Ama sakindik. Çalınan kupa gelecekti, gelmeliydi. Mahkeme ilân ediyordu kirliliği alabildiğince tok sesiyle kürsüsünden. Kaybedeniydi şikeye, kirliliğe bulaşanla birlikte örten! Utanmalıydılar ama heyhat utanç ne gezer!… Ya, “O kupa gelecek” istidadında bulunanlar… Onlarsa hâlâ dik ve diklenir haldeler vâkurca..Biliyorlardı elbette “o kupa” mutlaka gelecek ama çocuklarından çalınan sevinç ise asla gelmeyecek… Ya temiz futbol dediğinizi duyar gibiyim. Ha o sizlerin, bizlerin ve onların göstereceği dirence bağlıdır … Ey dürüstlük tut bizi..

Süleyman Hacıcaferoğlu Futbolsever

Fatih Tekke!

Şike-Çete Süreci  ve Trabzon Barosu-2

Kerim Korcan’ın eşsiz eseri “Tatar Ramazan”ın  Melih Gülgenyönetmenliğinde beyaz perdeye aktarılan filminin en “can alıcı” sahnelerindenbirinde,  Tatar Ramazan herkesi  haraca bağlayan çetenin reisi  Abdurrahman Çavuş’u  cezaevi avlusunda tek bir hamleyle öldürür veparmaklıklar ardından kendisini izleyen cezaevi müdürü ve gardiyanlaraseslenir;  “burada vurulacak tek bir adamvardı, onu da ben vurdum”

Trabzon Barosu’nun Tatar Ramazan kesilip, bu sürecin vurulacaktek adamına karşı racon kesmesini beklemek elbette ki  romantizmin alıklık evresi olur, nitekim Tatar Ramazan da cezaevinin madrabazını  temizledi diye bir çıkar sağlamadı  bir de ekstradan 7 yıl daha yedi!

Lakin, Abdurrahman Çavuş’a ses çıkar-a-mayanların, “bizekasabalı dedi” gerekçesiyle Yavuz Saltık’ı mahkemeye verip hukuk marifetiylesusturmaya çalışmalarını  bir “kentsoylu”davranışı zannedenler fena halde yanılıyor. Aynı amaç uğrunda çalıştığıizlenimi veren iki taraf arasındaki bir sorun mahkemeye taşınıyorsa, bunun adıher iklimde komplekstir.

Yukarda yazdıklarım Trabzon Barosu adına  yapılacak tek bir açıklama ile kendini anındasıfırlar!

Mesela Trabzon barosu derse ki;  “biz şehre ve şehri temsil eden değerlereyönelik hiçbir hakareti üzerimize almıyor ve sadece şahsımızı ve kurumumuzuilgilendiren saldırıları ciddiye alıyoruz, Trabzon’un onurunu, şerefini korumakbizim işimiz değil!”

Biz de o anda barodan özür diler, biz sizi yanlış anlamışızözür dileriz der köşemize çekiliriz.

Yok hem bu ya da buna benzer bir açıklama yapmayacak, hem deşehrin kaynaklarından azami faydayı sağlamak için her türlü yoludeneyecekseniz, bilinmeli ki tüm hayatını Trabzon aşkıyla ve zerre beklenti içinde olmadan yaşayan Yavuz Saltıkyalnız değildir. Size yakışan Sedat Tunalı’yı da mahkemeye vermenizdir.  Aziz Yıldırım, Mehmet Ali Aydınlar, AykutKocaman ve benzerlerinden neyiniz eksik değil mi, onlar da Hem yavuz’u hem benimahkemeye verdiler , kambersiz düğün mü olur?

 

Fatih Tekke!

İddialı olacakbiliyorum, Türk Futbolunun son 20 yılında yetiştirdiği en yetenekli ikifutbolcudan biri Sergen Yalçın, diğeri de Fatih Tekke’dir!

Bir uluslar arası futbol organizasyonunda şampiyonluğaulaşan ilk Türk futbolcu olan, üstelik bu UEFA finalinde maçın adamı seçilen,ancak bu tarihi maçını hiçbir Türk gazetecinin izlememiş olmasının burukluğunuda hep içinde taşıyan, futbolun her anlamda “patronu” sayılan Platini’nin dehayranlığını ifade ettiği  ama Türk MilliTakım “kliğinde” fazla şans verilmeyen Fatih Tekke  şimdi bonservisi elinde ne yapacağınıdüşünüyor!

İstanbul Yerel medyasının ve onun yarattığı karton imparatorlarınHakan Şükür’e  göre “oynadığı” düzeninkurbanıdır Tekke.  Biat etmeyen karakterinedeniyle tıpkı aşığı olduğu şehri gibi hep ötekileştirilen Fatih Tekke , TS’yedönmeli  ve genç nesle her yönüyle modelolabilecek  karakteri ve tecrübesiyleyeniden aileye katılmalıdır. Ve bu, göründüğünden de elzemdir!