SAHİBİNDEN SATILIK!

SAHİBİNDEN SATILIK!

Bilgin Gökberk yazdı; “Bravo Turgay’ın (Bask.Fed. Bşk)pembe medyasına.Başbakanın ‘başımın gözümün sadakası’ diye verdiği o şampiyonluk primi’nden avanta’sını alanlara ve her sorduğumuzda pişkinlikle gık bile demeyen pembe çocuklara bravo. Ne uğruna bu kadar yanaşıyorsunuz.Gazetede bir köşe mi? Tv de bir koltuk mu? Değer mi? Turgay maçlarını tv lere satarken paketin içinde sizleri de satıyor.
Bu bile rahatsız etmiyor mu sizi? Yuh”

Sayın Gökberk’e bir meslektaşı olarak önerim, bu cümlelerine rağmen kılını bile kıpırdatmayan ve menfaat çeşmesine musluklanmayı her şeyin üstünde gören figürleri kendi hallerine bırakmasıdır.

Başbakanlık, bunca kokuya ve yazılana rağmen  verdiği paranın hesabını sormuyorsa, sifonu çekip unutmaktan başka çare yoktur!

Acaba TBF maçları yazarlarıyla birlikte paket içinde satarken, TFF’nin “paketinde” yazar-yanaşmaların yanında ekstraları da var mıdır, ne dersiniz?

Temel’in karısı ölmüş ve o gece Temel’i başka bir kadınla iş üsgünde yakalamışlar.
Temel: “Bakmayın öyle. Ben rahmetlinin acısından ne yaptığımı biliyor muyum”

Belli ki futbolumuzu, basketbolumuzu ve dahi sporumuzu yönetenler “rahmetlinin” acısından ne yaptıklarını bilmiyorlar.Biraz anlayışlı olalım ki, “endüstriyel” yağma sürebilsin.

ENDÜSTRİYEL FUTBOL VE METİN DİYADİN

Kıyım sezonunun açılmasıyla birlikte ilk ürünlerini veren futbol iklimimiz, şimdiye kadar işinden başka derdi olmayan ve çalıştırdığı her takımla başarı yakalayan Metin Diyadin’i sistemin dışına itti.

Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu hedefi olmayan, (sanırım yani) Kasımpaşa’nın, adı süper kendi lavaş ligimizin 2.lik sırasında otururken Teknik Direktörünün işine neden son verdiği sorusu, futbolumuzun geleceği adına samimi kaygısı olanların yanıtını bulması gereken en önemli sorudur.

Endüstriyel futbolun teknik adamlardan tek beklentisinin saha içi başarısı olmadığını, maç öncesi ve maç sonraları, sansasyonel uygulamaları ve kadro tercihleriyle de popüler kültüre “malzeme” olmalarını, magazin sayfalarının manşetlerinde zaman zaman yer bulmalarını beklediğini söyleyebiliriz.

Toplumların ve dahi gençliğin siyasal bilinçten uzaklaştıkça  daha da “yaklaştığı” lümpen kültürün kendini en kolay ve rahat ifade edebildiği alanın futbol olduğu sosyolojisine kimler itiraz edecek bilemem. Bildiğim, bu kültürün metin Diyadin gibi kimsenin değil sadece “işinin” adamı mütevazı tipleri “rantabl” bulmadığı ve beklenen randımanın sağlanamadığı gerçeğidir.

Hepimiz biliyoruz ki, Kasımpaşa’yı ligde 2. Sıraya taşıyan Teknik Direktörün ismi Reyna gecelerinde de zaman zaman boy gösterip ünlü! gazetecilerle ünlü işkembecilerde çorba içenlerden biri olsaydı, dizilen methiyeler Revan Köşküne uzanacak halı ihtiyacını karşılamaya yeterdi.

Metin Diyadin, sadece işine ve takımına odaklanan, ayak oyunlarına tenezzül etmeyen, oyuncuları tarafından hep sevilen, saha içine müdahale etmeye kalkıldığında pozisyon değil tavır alan Teknik Direktör örneği olarak “sisteme” uyum sağlayamıyor ve her seferinde dışlanıyorsa;

FİFA harcama sıralamasında 6. Olmamıza rağmen başarı sıralamasında neden 40. Olduğumuz sorusunu “endüstriyel bir pişkinlikle” sormaya devam edeceğiz demektir.

Yaşasın paranın gücü, yaşasın Şike!  Kahrolsun sistem ve adalet!

Reklamlar

TFF VE ONUN “AYARLI” PFDK’SININ TERCÜME OYUNU İLE ŞİKE AKLAMA ÇABASI

PFDK kararının 84. Sayfasında CAS’ınPobeda kararından alıntı yapılmış:

PFDK’NIN EKSİK VE YANLIŞ TERCÜMESİ ŞÖYLE: “Sadece kulübün içinden gelen tepkiler müsabaka sonuçlarının manipüle edilmesine mani olabilir ve yalnız öne çıkan aktörler değil tüm kulübün yaptırıma uğraması oyuncular ve yöneticilere doğrudan ya da dolaylı olarak müsabaka sonucunu etkileme eylemlerinin desteklenmesinin tolere edilmediği yönündeki gerekli işareti verebilir.”

Cümlenin bir bölümünde ve hatalı tercüme yapılmış. Alıntı yapılan cümle, CAS kararının 116. paragrafının tam tercümesi şu şekilde:

DOĞRU VE TAM TERCÜME:“Sadece kulübün içinden gelen tepkiler müsabakaların manipüle edilmesine mani olabilir ve yalnızca, kulübe uygulanacak güçlü yaptırımlar şike faaliyetlerinin doğrudan veya dolaylı desteklenmesi tolere edilmediği; bilakis sadece kumpasın lider aktörleri için değil tüm kulüp için ciddi sonuçlar doğurabileceği işaretini yöneticilere ve oyunculara verecektir.

Bu tercüme konusunda değinilmesi gereken iki temel nokta var:

a)      Aslında eksik tercüme metninden dahi aynı sonuca ulaşmak mümkün. CAS, müsabakaların manipüle edilmesi durumunda kulübe ceza verilmesini şart kılmış. Hatta şikenin ancak kulübe ceza verilmesi yoluyla engellenebileceğini belirtmiş. Bu durum hem hatalı tercümede hem doğru tercümede aynı. Fakat PFDK bunu anlayamamış (!).

 

Hatta aynı CAS kararında, bir paragraf önce, CAS’ın çok önemli bir ifadesi var. Fakat PFDK o cümleden alıntı yapmamış. Biz CAS kararındaki o cümleyi tercüme edelim: “2004 tarihli UEFA Disiplin Talimatı madde 14 kulüpler; futbolcularının veya görevlilerinin hareketlerinden dolayı cezalandırılabilmesini mümkün kılmıştır; “eğer bir takım, futbolcu, görevli veya üye madde 5’i ihlal ediyorsa; bu talimatta belirtilen disiplin yaptırımları kulüplere de uygulanabilir.”. Daha önce belirtildiği gibi; uzman raporu, ilk müsabakanın sonucu ve yukarıda belirtilen tüm durumlar ışığında; Pobeda Başkanı Zabrcanec’in bazı futbolcuları ve teknik direktörü, kumpasın başarıya ulaşmasını sağlamak amacıyla gerçekten etkilediği konusunda Heyet tam olarak ikna olmuştur.Pobeda başkanının şikeden dolayı suçlu bulunması gerçeği dahi, 2004 tarihli Disiplin Talimatı’nın 11. Maddesine göre, Kulübü de belirtildiği şekilde cezalandırmak için yeterlidir.”.Demek ki, kulübe uygulanacak yaptırım çok önemli. Demek ki, CAS “kişilerle kurumları ayıralım” formülünü düşünememiş(!).

 

Daha da vahim bir durum da şu: PFDK, tercüme ettiği cümleye yer verdikten 7-8 cümle sonra, raporunun aynı paragrafta bir yorum yapıyor, diyor ki: “Bu açıdan bakıldığında kişiler üzerindeki caydırıcılığı arttırmak için kulübe ceza vermek hiçbir etki yapmayacaktır.”. Yani PFDK, CAS’ın kararından yola çıkarak, yanlış ve eksik tercümelerle, çarpıtılmış yorumlarla arzu ettiği sonuca ulaşıyor. Ama aslında CAS tam tersini söylüyor.Yani, CAS kulübe ceza vereceksin diyor, PFDK kulübe ceza verilmez diyor.

PFDK, alıntı yaptığı cümleden iki cümle önceyi de tercüme etmeyi unutmuş(!). Bu cümle de şöyle diyor: “Kulübe ilişkin olarak, UEFA Temyiz Kurulunca uygulanan müeyyideyi, Heyet de uygun bulmuştur.”. Bunun daha net açıklaması da iki paragraf sonra, 118. Paragrafta yapılıyor: “DOLAYISI İLE POBEDA’NIN UEFA TURNUVALARINA KATILMAKTAN 8 SENE SÜRESİNCE MEN EDİLMESİNİ, HEYET UYGUN BİR MÜEYYİDE OLARAK KABUL ETMİŞTİR.”. Yani, Avrupa’da bir kulübün SADECE başkanı 1 maçta bahis şikesi yapıyor, 8 sene men cezası veriliyor. Bizdeki, kulüp başkanı, yönetimi ve çalışanlarının yaptığı ve mahkeme tespitli 4 maçta şike-3 maçta teşvike, PFDK ceza veremiyor(!).

 

b)     Tercüme metninde dikkat çeken bir diğer husus da, altı çizili kelimeler. PFDK “müsabaka sonuçlarının” manipüle edilmesinden bahsediyor. Ama CAS’ın orijinal metninde “games” diyor. Bu kelime hangi İngilizce sözlüğe bakarsanız bakın “müsabaka, oyun” anlamına gelir, “maç sonucu” anlamına gelmez. Demek ki, CAS bilinçli bir şekilde müsabaka sonucunun manipüle edilmesinden değil, müsabakanın manipüle edilmesinden bahsediyor. Buna karşılık, bu hatalı tercümeyle, PFDK da bilinçli bir şekilde, “müsabaka sonucunun etkilenmesinden” bahsederek, şikeye ceza vermemek için kendi icad ettiği “sahaya yansıma” kriterini geçerli kılmaya çalışıyor. Oysa, TFF Disiplin Talimatı uygulamasına göre aranan “müsabaka sonucunu etkileme” aslında CAS uygulamasına aykırı. Zira, UEFA Disiplin Talimatı’na göre “müsabaka sonucunu etkileme” yani bizdeki tabirle “sahaya yansıma” şartı şikenin oluşması için aranmaz. UEFA Disiplin Talimatı’na göre “maç sonuçlarını ve gidişatını etkilemesi MUHTEMEL hareketler” yasaktır; cezalandırılır.

-2-

PFDK kararındaki 6222 sayılı kanun hakkında bir ifade

PFDK kararında, CAS kararından alıntı yapıldıktan hemen sonra, PFDK kararının84. sayfasında şöyle bir cümle kurmuş: “Ülkemizdeki uygulamalara bakıldığı zaman, hiçbir Avrupa ülkesinde bulunmayan, maç sonucunun etkilenmesinin ve spor ahlakına aykırı eylemlerin gerçekleşmesinin önleyici ve caydırıcı tedbiri olan 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Şikenin Önlenmesine Dair Kanun bulunmaktadır.

Ayrıca PFDK kararının 85. Sayfasında şöyle yazıyor: “Bu açıdan bakıldığı zaman hiçbir Avrupa ülkesinde olmayacak kadar sert yaptırımları bulunan 6222 sayılı yasa UEFA’nın bu anlamdaki hassasiyetini fazlasıyla karşılamaktadır.

  • 6222 benzeri yasaların veya hükümlerin hiçbir Avrupa ülkesinde bulunmadığı iddiası ortaya atılırken, hangi Avrupa birliği mevzuatlarında inceleme yapıldı acaba? Örneğin, Avrupa Birliği web sitesine girilirse, görülür ki, bu tür düzenlemeler veya cezalandırıcı hükümler 27 AB üyesi ülkenin mevzuatında vardır. Mesela Almanya, Avusturya’da ve Çek Cumhuriyeti’nde 10 yıla kadar hapis, İrlanda ve Fransa’da 5 yıla kadar hapis, İspanya ve Hollanda’da 4 yıla kadar hapis vardır. Bizde ise 6222’ye göre şikenin cezası 3 yıla kadar hapistir. Bahis olması durumunda ceza %50 arttırılır. Demek ki, 6222 sayılı yasa ve hükümlerin benzeri 27 Avrupa ülkesinde var ve AB’deki lider ülkelerin birçoğunda cezalar bizdekinden ağır.Kaynak verelim:

http://ec.europa.eu/sport/news/documents/study-sports-fraud-final-version_en.pdf

 

  • PFDK kararının 85 sayfasında şöyle bir ifade var: “Ülkemizde hangi kulübe ceza verilirse verilsin 6222 sayılı yasanın müeyyidelerinden daha caydırıcı  olamaz.”. Yani, PFDK diyor ki, 6222 sayılı Kanun Avrupa’nın en sert kanunudur ve oradaki müeyyideler, şikeyi önlemek için yeterli caydırıcılıktadır. Oysa ki, CAS’a ve UEFA’ya göre durum öyle değil. Kulübe ceza verilmesi asıldır. (Bkz. Yukarıdaki CAS’ınPobeda kararı ve aşağıda CAS’ın PSV Eindhoven kararından yaptığımız alıntılar.)

-3-

PFDK’nın yaptığı diğer bir alıntı: CAS’ın PSV Eindhoven kararı

PFDK kararı sayfa 84’ün son cümlesinde ve sayfa 85’in baş tarafında,CAS’ın PSV Eindhoven hakkında verdiği bir karardan alıntı yapılmıştır.

  • Bu alıntının bir bölümü şöyledir: “Maddenin amacı hiçbir yanlış yapmamış olabilecek kulübü cezalandırmak değil, kulübün taraftarlarının eylemlerinden dolayı sorumluluğunu garanti etmektir.”. Bu ifade ve birkaç cümle daha, CAS’ın kesin ve sonuca yönelik ifadesi gibi sunulmuştur. Oysa bu ifade, bahsi geçen CAS kararının 11. Sayfasında yer alan ve PSV kulübünün itirazı üzerine UEFA Disiplin Talimatı maddelerinin İsviçre Borçlar Kanunumaddelerine aykırı olup olmadığının tartışıldığı bir bölümdeki tartışmadan alınmıştır. Yani CAS’ın kesin ve sonuca ilişkin kanaati değildir. Nitekim, aynı sayfa için CAS, PSV’nin itirazını reddetmiş ve kararın sonunda PSV’ye ceza verilmesini kabul etmiştir (Bir kısmını azaltmış ama yine de ceza var).

 

  • Ayrıca, aynı bölüm içinde CAS şöyle demiştir: “Eğer kulüpler, -UEFA kurallarının ihlalini önlemek için almaları makul ölçüler içinde kendilerinden beklenen tüm tedbirleri aldıklarını iddia ederek- sorumluluktan kurtulabilseleydi ve taraftarlar hala bu tür bir davranışı yapabilselerdi; bu durumda bu davranış hatalı olsa da, bunu cezalandırmak mümkün olmazdı. Dolayısı ile, bu durumda herhangi bir yaptırım gücü bulunmadığından, UEFA’nın davranış kuralları, belirsiz yükümlülüklerden başka bir şey olmazdı.”. Bu ifadelere PFDK tabii ki (!) yer vermemiştir.

 

  • Öte yandan, bu karar taraftarların fiili hakkındadır. Buna rağmen, CAS, taraftarları şiddet eylemlerine karışan PSV’yi bunlardan sorumlu tutarak ceza verilmesini kabul etmiş ve bunu kararında belirtmiştir. Fakat PFDK buna değinme ihtiyacı duymamıştır(!). CAS, taraftarların şiddet eylemleri nedeniyle kulübe ceza verilmesini kabul ederken, PFDK yöneticinin şike yapması nedeniyle kulübe ceza verilmesini kabul etmemektedir.

 

-4-

PFDK’nın bir iddiası: Sadece tapelere dayanılarak ceza verilemez.

PFDK kararının 85 sayfasında şu ifade var: “Yukarıda değerlendirildiği şekil ile “Müsabaka Sonucunu Etkileme” suçu, “kast” altında gerçekleştirilmesi mümkün eylemlerdendir. Bu sebepledir ki, ceza dava dosyası içerisinde mevcut konuşmalarda (tapeler) salt ismin geçmesi ya da bir şekilde görüşme yapmış olması ilgilinin suçlanması için yeterli olmamalıdır.

PFDK böyle diyor, peki CAS bu konuda ne diyor? Bu konuda CAS’ınOlegOriekhovkararına yer veriyorum.CAS’ın bu kararının öncesini şöyle özetleyebiliriz:

  • Ukraynalı hakem OlegOriekhov 5 Kasım 2009 tarihinde FC Basel 1893-PFC CSKA Sofiaarasında Basel’de oynanacak UEFA Avrupa Ligi maçını idare etmek üzere hakem olarak atanır. Alman Polisi, bir şike/bahis örgütünün bu hakemle irtibata geçtiğine dair birçok telefon konuşması ele geçirir. Sonuç olarak, UEFA soruşturma başlatır. Soruşturma sonucunda, hakem OlegOriekhov, UEFA tarafından 18 Mart2010 tarihinde ömür boyu hak mahrumiyeti ile cezalandırılır. FIFA DisiplinKomitesi de 30 Mart 2010 tarihinde, hak mahrumiyetini tüm dünyada yapılanfutbol müsabakalarında geçerli hale getiren genişletilmiş kararı verir.Oriekhov, UEFA Temyiz Komitesi’ne itiraz eder, fakat itirazı 18 Mayıs 2010’dareddeder, 8 Temmuz 2010’da da gerekçeli kararını verir.

Bukarara karşı, Oriekhov, CAS’ta dava açar. Dava sonucunda, CAS, Oriekhov’untaleplerini reddeder ve UEFA’yı haklı bulur. Oriekhov’unCAS’ta öne sürdüğüiddialara karşı UEFA’nın ve CAS’ın ifadeleri; şikeye UEFA ve CAS’ın yaklaşımıaçısından son derece önemlidir.

CAS kararındaki 26. Paragrafta yer verilen UEFA’nın ifadelerine göre:

  • OlegOriekhov’un davranış ve tutumuyla maçı etkilemediği kabul edilse dahi, kendisiUEFA Disiplin Talimatı m. 5’i açıkça ihlal etmiştir. Şike yapmak isteyenkişilerle konuşmayı kabul ederek ve para alma konusunda bu kişilerle biranlaşma yaparak, Davacı (Erdem Egemen not: yani ilgili hakem) UEFA Disiplin Talimarı m. 5(1)i açıkçaihlal etmiştir. Bir maçı manipüle etmek isteyen şahısların Davacı ile irtibatageçmesi ve Davacının da bu durumu UEFA’ya bildirmemesi gerçeği zaten DisiplinTalimatı m. 5’in ihlalidir. Bu durum aynı zamanda “Hakemler için genel hüküm veşartlar”ın da ihlalini teşkil eder.”

CAS’ın, Oriekhov’a ilişkin hükmünü açıklarken şunları belirtir:

  • CAS kararı 73.Paragrafa göre, “Dolayısı ile; Davacının 5 Kasım 2009 tarihinde Basel’de oynanan(sonucu aslında bahisçilerin beklentileri yönünde sonuçlanan) maçı gerçektenmanipüle edip etmediğine veya manipüle etmeyi kabul etmek veya (eğer yaptıysa)manipüle ettiği için gerçekten para alıp almadığına ilişkin olarak Heyet’innihai bir delil bulmasına GEREK YOKTUR. Suçlar her halükarda işlenmiştir.”

Sonuç: PFDK’ya göre sadece tapelere dayanılarak ceza verilemez. CAS’a göre tapelere dayanılarak ceza verilir.

-5-

PFDK şikeye ceza vermemek için yeni bir kriter daha yaratıyor: Şike varsa bahis oyunlarında anormallik olmalıdır.

PFDK kararının 85, 86 ve 87. Sayfalarında CAS’ın 15 Nisan 2010 tarihli Pobeda kararından alıntı yapmıştır. PFDK, 87. Sayfada şu tespitte bulunmuştur: “Bu gerekçelerden açık ve net bir şekilde anlaşılacağı üzere bir maçın sonucunun manipüle edildiği taktirde, bunun bahis oyunlarına yansıyacağı kabul edilmektedir ve Kurulumuzca, tüm maçlarda bu hususlar da göz önünde bulundurulmuştur.

Demek ki, PFDK, şikeye ceza vermemek amacına uygun olarak bir kriter daha doğurmuştur. Bunu şu şekilde ifade edebiliriz: Bir maçta şike varsa, bu bahis oyunlarından anlaşılır. Bahis oyunlarında bir anormallik yoksa şike de yoktur.

Dolayısı ile,PFDK’nın bakış açısından değerlendirme yaparsak: eğer bir kulüp yetkilisi, şike anlaşması yapar, parayı öder, maçta dilediği şekilde sonuçlanırsa bile; eğer bahis oyunlarında bir anormallik yoksa, şikeden dolayı ceza verilemez(!)

  • Oysa,PFDK’nın yer verdiği CAS’ınPobeda kararında, CAS şu ifadeyi kullanmıştır: “Şike ve bahis faaliyetleri Disiplin Talimatı m. 5’te belirtilen ilkelerin ihlalinin örnekleri olarak Disiplin Talimatı’nın sadece 2008 versiyonunda açık bir şekilde belirtilmiş olsa da; daha önceleri de şikenin sadakat, doğruluk ve sportmenlik ilkelerini ihlal ettiği ve dolayısı ile Disiplin Talimatı’nın 2004 versiyonundaki 5. Maddeyi ihlal ettiği konusunda Heyet’in şüphesi yoktur.” .

 

  • Demek ki, UEFA Disiplin Talimatı’nda belirtilen ihlaller, yalnızca örnek olarak sayılmıştır. Yani, ihlaller bunlardan ibaret değildir. (Hukuk diliyle ifade etmek gerekirse: UEFA DT m.5’te belirtilen haller, numerusclausus değildir, tadadi ve tahdidi değildir; yalnızca örnektir.).Ayrıca, ihlal olması için, özel olarak belirtmek gerekirse, PFDK anlayışına göre şike olması için bahislerde anormallik olması şartından, ne CAS bahsetmiştir ne de böyle bir şey UEFA mevzuatında yazar. Daha da önemlisi, CAS’ınPobeda kararı bahis şikesiyle ilgilidir. Fakat,CAS’ın hiçbir kararında “şike olması için bahis anormalliği olması şarttır” şeklinde bir tespit veya ilke yoktur.

 

  • Özetleyelim: Şike olan her durum bahis şikesinin olması şart değildir. Bahis şikesi, şikenin örneklerinden yalnızca biridir. CAS’ınPobeda kararında da “şike olması için bahislerde anormallik olması şarttır” şeklinde bir prensip yoktur. Ama PFDK, böyle bir kriter yaratmıştır(!).

 

 

  • Aynı CAS kararının 33/e paragrafında, UEFA tarafından ifadeyi, PFDK tercüme etme ihtiyacı hissetmemiştir(!): “2004 tarihli Disiplin Talimatı’nın 5. Maddesi ile korunan sadakat, doğruluk ve sportmenlik ilkelerini ele alırken; 5. Maddedeki ilkelerin ihlal edilmiş sayılması için bu prensiplere uygun olmayan herhangi bir görünüm yeterlidir ve maçın hangi şekilde bağlandığının kesin olarak ortaya konmasına gerek yoktur.”. Dolayısı ile, bir maçta şikeden dolayı ceza verilecekse, önemli olan UEFA Disiplin Talimatı’nın ihlal edilmesidir. Bunun, bahis ya da başka yolla ihlal edilmesini ortaya koymaya gerek dahi yoktur. Hatta, ihlale ilişkin görünüm yeterlidir.

 

Çankırı’nın Valisi ve Piyano!

Çankırı’nın Valisi ve Piyano!

Beşikdüzülüymüş. Taksim meydanında kendisine yönelik “kınama”  sonrası korumalarını bir hışımla yarıp protestoculara yönelirken en güçlü argümanı, mağdur ve haklı olduğuna inanan kitleyle kendini özdeşleştirmek oldu oldu; “Ben de Beşikdüzülüyüm!”, Trabzonlu yani.  Yani  Aziz Y’yi onore etme yarışına giren Topuk yaylası zarafetinin ev sahibi İzzet Özgenç  ve Aydın Üniversitesi Sahibi Mustafa Aydın gibi.  Yani demek istiyor ki, mealen, “Yahu ben Aziz Y’ye şeref defterini imzalattım ama aslında ben de sizdenim, bizde yanlış olmaz”

Sayın Vali, size kimse Beşikdüzülü ya da Çemişkezekli değilsiniz demedi, diyemez, bunun bir anlamı da olmaz. Temiz futbol cephesinin tek derdi;  hırsızlığın güçlüler tarafından istenildiğinde kullanılabilecek bir yöntem olmadığını ve hak edilen bir şeyi güçlülerin iktidarına boyun eğmeden alma iradesinin Karadeniz sahillerinde hayatın anlamlarından biri olarak yaşayıp yaşatıldığını tüm Dünya’ya göstermektir.

Keşke valisi olduğu ilin şeref defterini mahkemece suçlu bulunan bir kişiye imzalatmaktan imtina etmeyen Beşikdüzülü biri değil de, kamu vicdanı ve mahkeme tarafından hırsızlığı tescil edilmiş herhangi birine değil şeref defteri imzalatmak, yolunu görse değiştirebilecek Bizanslı bir Satrap olsaydınız.

Beşikdüzülü olmanız neyi değiştirir bilmiyorum, bunu neden ifade ettiğinizi de…

Misal, Hirant Dink’i katleden Samast ta Trabzonlu ve biz namuslu insanlar için bunun hiçbir anlamı yok ve  keşke olmasaydı dediğimiz çok oldu. Samast’ın da Fenerbahçeli oluşunu sonra konuşuruz.

Valisi bulunduğunuz şehri, o şehre “ait” olmayan çakma değerler üzerinden değil, o şehrin “değerleri” üzerinden  temsil etmenizi bekliyoruz. İstanbul takımı “tutmakla” kentli olamaz , olsa olsa çakma özenti olursunuz,  ama kendiniz olarak dünyalı olma şansınız var.

Trabzonsporluluk  coğrafi bir tanımlama değil ,hayata karşı bir duruş, güçlüden yana değil adaletten yana militanca tavır ve felsefedir.

Öyle olmasaydı  Trabzon’un kenar mahallesi Değirmendereli 20 delikanlının ve ağabeyleri Serkan Kılıç’ın takımı Bank Asya liginde lider durumdayken,  Valisi olduğu  koskoca ilin futbol takımı 2. Ligde tutunma mücadelesi vermezdi. Sayın Vali, ilinize yatırım yapın, başka şeylere değil!

Kocaman Piyano Çalabiliyor mu?

“Anneme reklamcı olduğumu söylemeyin o beni genelevde piyanist zannediyor”

Fransız reklamcı Jacques Séguéla’nın hayat hikayesinin anlatıldığı bu kitabın tek cümlelik özeti şudur;

“Genelevde piyano çalmak bile reklamcılıktan daha ahlaklı bir iştir”.

Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, Trabzon’dan 1 puan aldıkları son maçın ardından bir soru üzerine, bir kez daha 2010-2011 şampiyonunun kendileri olduğunu iddia etti.

Kendisi anlama sıkıntısı çekiyor olabilir, biz insanlık adına son bir kez yineleyelim;

Sayın Kocaman;

Şike yargılaması yapan mahkeme, başkanınız ve yöneticilerinizin, rakip takımlarla, yöneticilerle ve futbolcularla “şike” yaptığını tespit ederek hapis cezaları verdi. Ve bunları da yine başkanınız “şike yaptımsa FB için yaptım” diyerek tescil etti. Yani sizin hak ederek kazandığınızı gülünesi ve maalesef biraz da acınası bir ısrarla vurguladığınız başarı, aslında bir “şike öyküsüdür” ve tarihe öyle geçecektir. Bunun ne anlama geldiğini aklı başından firar etmemiş ve tadımlık vicdan sahibi herkes anlıyor da, siz neden anlamıyorsunuz!?

Bence sizin piyano çalma vaktiniz gelmiş sayın Kocaman.  Kıymayın kendinize…

Fener tribünündeki “dişi çukurlaşması”

İki kadın, başlarında simsiyah maymun maskesi, ellerinde “negro” bisküvi.

İnsanlık ve Fenerbahçe hiç bu kadar aşağılanmamıştı…

TRABZON’DA ÇÜRÜME EMARELERİ 1

Aşağıdaki iki ayrı yazı, bir Trabzonsporlunun çocuklara dair çarpan bir tesbiti, bir de Trabzonlu olmayan bir Trabzonsporlunun , yani Trabzonspor felsefesinin ne olduğunu en iyi bilenlerden birinin hayal kırıklığıyla dile getirilmiş düşünceleri. İzinlerini aldığımda isimlerini de ekleyeceğim.

“Sayın Tunalı trabzonspor; biz trabzonlu olmayanların ama ünye den okuldan kaçıp avni akere maça gelenlerin gönlünde büyüttüğü ve 44 yaşıma kadar hayatımdan eksik etmediğim bir sevgi idi.geçen hafta trabzon otogarında ulusoy firması yolculara gazete olarak hürriyeti dağıttı ve herkes bana da ver der gibi iştahlı idi.sadece trabzonlu olmayan ben o gazeteyi almak istemedim.özellikle okumayacağımı ifade ettim.biz trabzonu kalbimizde fazla büyütmüşüz.geç oldu ama oldu.takımınızda akyazınızda sizin olsun.”

******

“sedat abi İyi geceler… kaç akşamdır yazacaktım vakit bulup çalışmaktan kafamı toparlayıp yazamadım. özel bir dershanede öğretmenlik yapıyorum tarih derslerine giriyorum. mesleğim gereği yüzlerce insanla konuşup tanıma fırsatı buluyorum…Trabzonlu olanlara ayrı bir ilgi gösteriyorum lakin dikkatimi çeken bir hususu paylaşmadan edemeyeceğim…Trabzonlu olan öğrencilerime sorduğum ilk soru Trabzonsporlumusundur. Aldığım cevabın %90 ı farklı takımlar ve bu takımlar arasında Fenerbahçe önde geliyor. Neden fenerbahçe diyorum… Büyük başarılı diyorlar… Ama onlar senin şehrine küfür ediyor diyorum malum meseleleri anlatıyorum. Trabzon ayrı Trabzonspor ayrı hocam diyorlar.Bu sayı bir elin parmakları kadar olsa çok takılmam ancak yeni neslin en azından yarısı sebebini bilemediğim bir şekilde memleketini ve takımını sevmiyor bilmiyor.Biz yok oluyoruz neslimiz tükenecek diye düşünür oldum. Trabzon Trabzonspor sevgisini çocuklarımıza gençlerimize anlatacak kimse kalmadı korkarım.Devir Beyaz Trabzonluların devri…

sevgiyle kalın…”

ŞİKE’NİN CEHEPESİ

Sizleri bilmem ama, hem devleti de besleyen PKK faşizmi hem de şike – çete sürecinin Adalet hanimi vesikaya bağlaması futbol denen sihirli oyuna ilgimi dipdirdi. İstanbul 16.Acm’sinin ‘ADALET YERİNİ BULSUN İSTERSE DÚNYA YIKILSIN” iradesi elbette ki bu karanlık günlerin gökyüzünü aydınlatan istisna fişeğidir, lakin tuz kokalı çok oldu artık iklim kokmaya başladı.
Bir dediği bir dediğinin yakınından bile geçmeyen, iktidarı eleştireyim derken kendi aculluğunun kitabını yazan CHP ve Genel Başkanı, mahkemece suçlu bulunan ve hukuki sürecinin bitmesi beklenen bir kişiyi neden alayi vala ile ziyaret eder?  Kimlere hangi mesaj kaygılarını taşır?

Kemal K,  şike mağdurunu ve vicdanları yaralayan bu ziyaretiyle, orta alt zekalara hitap eden “yargı cemaatin elinde dolayısıyla bu da cemaatin Fb’ye yönelik bir operasyonudur” fikrine verdiği desteği eyleme dökmüştür.  Onca tape, belge ve olgu cemaat tarafından bir bir planlanmış, tarlaların sürümünden ev almak için yapılan konuşmalara kadar her şey sırf FB’yi yıkmak için tezgahlanmıştır! Vicdanları yaraladınız, yazık ettiniz. Kalbiniz temiz biliyorum, ama sizi şikenin kucağına atan irade sizin en büyük düşmanınız, iktidar edenlerin de en büyük şansıdır. Toplam aklı bu olan bir yapının muhalefetinden daha güzel ne olabilir? Şam’da Osmanlı bayrağı!!

CHP Trabzon örgütü bu saatten sonra ya vicdan ve adaletin yanında yer alıp istifa edecek ya da şikeye açık destek veren CHP garabetine onay verecektir. Çok sevilen biri olduğunu bildiğim CHP İl Başkanı ve örgütü tarihi bir virajdadır; Ya davasında yüzde yüz haklı Trabzonspor ya da Şike bataklığı

PKK NE İSTİYOR!

Yıldıray Oğur’un PKK’ya yönelik eleştiri ve çözüm önerilerini herkesin okumasını tavsiye ederim. Benzer düşünceleri taşıyor olmamızın egomu pozitif ayrımcılığa yönelttiği vakıadır elbette, ama aslolan bu düşüncenin PKK’ya ideolojik olarak yön veren “çevreler” tarafından da dikkate alınma zorunluluğudur.

Örgüt, Hala sahneye çıkışının abc’si olan diyalektik materyalizmden ve onu besleyen kaynaklardan kopmadıysa,ki böyle bir şeyi ne siz söylediniz ne de biz duyduk,  ben ve benim gibi faşizmin her türüne karşı olmuş, bu uğurda bedel ödemiş ve her koşulda mazlumun yanında olma iradesini korumuş insanların gözünde meşruiyetinizi ve masumiyetinizi kaybettiniz!

Rakel abla(DİNK) tetikçi Samast’tan söz ederken “Bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılamaz” demişti.

Türk hükümeti, kontrolü neredeyse imkansız iç dinamiklerin saldırılarını ve tüm riskleri göze alarak bir diyalog  süreci başlattı ve sebebini hala kimsenin tam olarak bilemediği bir ihanete uğradı!. Barış umudu bir kez daha emperyal hesaplara kurban edilmişti

Düne kadar Kürtlerin baskı ve zulüm gördüğüne inanan ve halkların kendi kaderlerini tayin hakkına saygı duyanlar,  yoksul halk çocuklarını hedef alan ve savunma refleksini terk edip saldırgan tarafa dönüşen PKK’nın meşruiyetini kaybettiğine inanıyor.

Evet “bir bebekten katil yaratan karanlığı sorgulayamayan” bir iklimde yaşıyoruz.

Ezilmiş bir halkın aydınlanma ve özgürleşme umuduyken, “halk çocuklarının ölümü” ve karanlığın kendisine dönüşmek,  örgüt adına trajedi ülke adına da başka bahar özlemidir artık

Işık Yurtçu

Çok sigara içerdi Işık abi, Can Yücel gibi, ya da edasını çok benzettiğim Humprey Bogart gibi misal

Güneş Gazetesinin şaşalı günlerinin bittiği dönemde tanıdım Işık Abiyi. Gazetede grev vardı, ben de stajyer “tazelerden” biriydim. Artık rahmete kavuşmuş  adam güzelleri Tayfun Gündoğar ve herkesle anında aynı yaşa inme yeteneği olan Değer Eraybar’la birlikte yokluktan gazete çıkarmaya çalıştığımız günler. Yemek yok, para yok, birkaç bozuk daktilo, tarumar bir arşiv, vesaire…

Işık Abi gazetenin gece sorumlusuydu ama grevdeki işçilere destek için gündüzleri de çıkmazdı gazeteden. Bir tenekede yanan ateş, kış ayazı, ateş etrafında kahkahalar atan bir grup grevci ve ince belli bardaklarda içilen çaylar. Biz tıfılcanlara hep gülen gözlerle bakardı Işık abi. Sakın sigara içmeyin derdi, okuldaki provokatörlere dikkat edin eğitim hayatınızı yakmayın derdi, (o aralar okullar canlanmıştı) Mahir Çayan’ı, Marx’ı , Doktoru iyi anlayın,  okurken insanları ideolojilerine göre değil namuslarına göre kategorize edin derdi.

Grev ateşinin gecenin bilmem kaçında ve ayazında kışın, Beyazıt Karakol Sokağını aydınlattığı bir gece, ismini hatırlayamadığım Rizeli şişko bir grevci abimiz “ulan şimdi helva –ekmek ne giderdi” be dedi.

Gözlerimizde çakan ışıklar tüm Beyazıt’ı aydınlatmaya yeterdi. Parasızlıktan okuldaki öğlen yemeğini iki kez  (açılış  11.30 ,kapanış 14.30) yiyerek günü kurtarma derdinde olduğumuz günler.Bu vesileyle İÜ Yemekhame sorumluları ve çalışanlarına milyon milyon teşekkür…

Tüm bakışlar Işık abiye yöneldi.

Bacak bacak üstüne atmıştı Işık abi, belleğimde donmuş kare, sigara ağzının sağ yanındaydı, elleri sağ bacağının üstünde kavuşmuştu. Çaresizlik denen şeyi görmüştüm, farkında bile değildim belki, Işık abi elini sağ cebine uzattı ve belki de dolmuş parasını çıkardı cebinden, son parası olduğunu hepimiz biliyorduk.

“Üstümde bu kadar var çocuklar” dedi. Üstü de altı da birdi Işık abinin, içi ve dışı gibi. Uzattı…Sigara paketi, alev tenekesinin yanında diklemesine duran tuğlanın üstündeydi,  Uzun Maltepeydi, içinde bir iki tane kalmış bir çelimsiz.  Helva aldık, ekmek bir de.

Sonra Işık abi kalktı son sigarasını içip, biliyorum mutluydu son parasını ve sigarasını bizimle paylaşmaktan. Ama yine de zor olmalıydı Beyazıt’tan  Taksim’e yürümek o Şubat kışında.

Sevgi, Ahlak ve tevazuydu Işık abi. Geçen hafta öldü. Öldüğünde kimse yoktu yanında. Son sözlerinin neler olduğunu hiç birimiz bilemeyeceğiz .

Biz senin sevgiyle baktığın emekçi çocukları sömürülmeye devam ediyor Işık abi.Yalılarda oturan gazeteciler var artık; artık sarraf titizliğinde aradığımız tek şey sende gördüğümüz ve sana çok yakışan onur.

 Okul Servislerine Dikkat!

 ATV’de Gökçen Kesgin imzalı bir haber.

Malum okul sezonu açıldı ve velilerin en büyük dertlerinden biri  de okul servisleri. UKOME Müdürü Mustafa Erol velilerin mağdur edilmeyeceğini söylese de, ilköğretim servislerinde bulunması zorunlu olan hostes ücretleri tartışma konusu oldu bile. Çözümü bulmak M.Erol’un işi, bekliyoruz.

 Kızılay Kan Hedefinden Neden Vazgeçti

 Bir önceki Kızılay Başkanı Başbakan’a “2012 sonunda kan sorunu bitecek” sözü vermişti.

Kızılay’a soruyoruz;

Sözünüzden ve hedefinizden vaz mı geçtiniz? Geçtinizse neden?