Haklıyız Kazanacağız!

Temiz Futbol Ve Şike Kardeşliği

Erk sahipleri ve menfaat çeteleri tarafından Dünya Spor tarihinin en büyük haksızlıklarından birine uğratılmış Trabzonsporluların “Temiz Futbol” mücadelesini ; “len bir kupa için amma ağladınız beaa” düzeyine indiren özel eğitime muhtaç zekaya ve o zekaya gazete ve reyting satmaya koşullanmış aşağılık yayın esnaflarına değil sözümüz.

Sözümüz bir parça vicdan, bir tutam namus ve vücut ve ruh nahiyelerinde empati zerreciği taşıyan tüm insanlaradır;

Ey insanlık;

Trabzonsporluların mücadelesi asla ve kata bir kupa mücadelesi değildir. O kirli kupa zamanı gelip Trabzon’a gönderildiğinde ya denize atılacak ya da şehrin göbeğinde inşa edilecek şike müzesinde teşhir edilecektir, o müze o lekeyi içine kabul etmez

Trabzonsporluların mücadelesi ;
Zalime karşı mazlumun
Kibre karşı tevazunun
Ahlaksızlığa karşı erdemin;
Soygun ve talana karşı adaletin;
Toplumsal yapının damarlarına kadar işlemiş çıkar ittifakına karşı onurun, ahlakın ve cesaretin savaşıdır.

Trabzonsporlular bu ahlaksız siyaset ve çete ittifakına karşı sonuna kadar direnecek ve haklı savaşını mutlaka kazanacaktır.

Yüz binlerce çocuğun gururunu, sevincini ve onurunu siyasetin kirli desteğiyle talan edenler , yarattıkları lağım bataklığında elbet boğulacak ve yüksek kaldırım sermayesine dönüşen ahlak, yeşil sahalardan cennet yurdumuza boy salacaktır.

Kaç kişiyiz bilmiyoruz, bildiğimiz şu;

Bu ülkede en az “şer ehli” kadar cesur binlerce namuslu insan var. Ve biliriz ki namuslu ve cesur insanlar haklı oldukları yolda değil geri adım atmak, durmayı bile ayıp sayarlar.

O şer ittifakını yıkacak ve bu ülke futbolunun yurt dışında “rezil” edilmesine seyirci kalmayacağız.
Allah kimseyi ; şahsi ya da grup menfaati için haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan durumuna düşürmesin.
Haklıyız, kazanacağız.

Hamsi İle Balinanın Hikayesi

Vira adlı “Hür ve hesapsız” Trabzonsporlular grubunun Avrupa ayağınca UEFA Genel merkezi önünde yapılan şike protestosuna katılımcı sayısını az bulanlara şunu hatırlatalım;

Galileo Dünya dönüyor dediğinde tek başınaydı, ama dönüyor işte!

“Şike yoktur varsa da sahaya yansımamıştır” diyenlere Galileo üstadı da yanımıza alıp hep birlikte uygun nahiyelerimizle güleceğiz.
Unutmayalım ki, duvarı delen suyun şiddeti değil sürekliliğidir.

Dün habbecik bugün damla, çağlamaya çok kalmadı, inadına temiz futbol…

Balina denizlerin ve hayatın en büyük memelisi, denizde o ne derse o! Oysa hamsi öyle mi? Balinanın yanında fark edilmeyecek kadar küçük bir balık. Ama zeki, ama inatçı, ama adil, balinanın hiç olmadığı kadar.

İşte bu hamsi Balina’yı nasıl yok eder bilir misiniz?

Şöyle;

Binlerce hamsi zaman zaman hava almak için su yüzüne çıkmak zorunda kalan balinanın üzerine kütle halinde yüklenir ve balina o kütleyi aşıp da su üstüne çıkamadığı için boğularak can verir.

İşte Nyon’daki, Bursa, Trabzon, Samsun, Rize , İstanbul’daki o hamsiler, o balinanın üstüne çullanacak ve nefes alamayan balina kendi pisliği içinde infilak ederek yok olacak.

İşte “O gün” Türk futbolunda temiz bir sayfa açılacak.

Trabzon Kültüründeki “.ok atma” geleneği!İti hotu Trabzonlu-Trabzonsuz diye ayırmadığım ve sırf “bizden” diye çakalı haini kayırmadığım için beni “şunun adamı, bunun elemanı” gibi asla sığmayacağım kaplara sokmaya çalışan zavallılar türedikçe türemiş.
Net; hoştunuz!!

Yazıya Şiir: Necip Fazıl “Bizim Şarkımız”

Reklamlar

futbolumuz ve “onu çekme bunu çek” düzeyi

“Onu çekme bunu çek” Medyası ve Caner Erkin!

Gazetelerde ve tvlerde F.Bahçe “adına” kalem oynatan gazeteci, gazetecimsi yorumcu ve yorumcucukları şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Getirdiniz mi? Tamam.

Şimdi de şu sorunun yanıtını arayın;

Şike sürecinde “sarih” belgelere rağmen FB’yi ve Aziz Y’yi korumak için alfabeyi kendinden soğutan cümleler kuran , olmadık taklalarla taklacı güvercinleri komplekse sokan bu anlı şanlı kalem ve söz erbabı (!), Fatih Terim’in “onu çekme bunu çek” aforizmasına karşı neden tek kelime etmedi?
FB ile “gönül” bağı dışında ilişkisi olmayan kardeşlerim, bu sorunun yanıtını bulmadan Türkiye’deki büyük fotoğrafı göremeyeceksiniz. Sizi bizi hepimizi kandırıyorlar. Utandıran ahlaksız suskunluğu hep birlikte mahkum etmezsek bu çirkin oyunun alık piyonları olarak kalacak, üst yapıda gerçekten de bir rekabet varmış gibi devekuşu ordusunun dekodercanları olarak bu pislikte boğulacağız.

Caner E belli ki bir hakem hatasının kurbanı oldu. Hakemin de kötü niyetli olmadığını, zira kötü niyetli bir hakemin bunu hiç belli etmeden “doğramacılık” yöntemiyle yapabileceğini örnekleriyle biliyoruz. Caner’in masum olduğunu iddia ederken gerçekten masum olan tek varlıklarımız olan evladını kullanmasını da şiddetle kınayarak konuyu bağlayalım;

Sevgili FBli kardeşler;

İşte Fatih Terim’in “onu çekme bunu çeki”ne sesini çıkarmayıp, Caner’in kırmızı kartına yaygarayı koparan yazarlar var ya, işte onlara iyi bakın. Dertleri ne sizsiniz ne de diğerleri. Tek hedefleri sistemden paylarına düşen pastayı büyütmek ve sistemin içinde kalmaktır. Sistemin içinde kalmak istiyorsanız da, imparatora dokunamazsınız..

Bir insanlık hali olarak tolere edilebileceğine inandığım “onu çekme bunu çek” vukuatı, Fatih Terim’in açıklamasına muhtaçtır. Terim bir saygısızlıkla karşılaşmış ve buna “sorunlu bir üslupla” cevap vermiştir. FT topluma bir özür borçludur, hepsi bu…

Türkiye Şıra-Boza Federasyonu!

Eleştirisi bir yana da, Yıldırım’ından Ufuk’una; Cengiz’inden Timur’una Tahkim’inden Etik’ine hepsi eğlenceli figürler ve trajikomik bir vodvili hayret uyandıran bir ciddiyetle sahnelemeye devam ediyorlar. Vodviller genellikle mutlu sonla biterler, ve fakat bizim oyun biraz farklı gelişiyor, bir mutluluk olacaksa da kahkaha seslerinin Metris civarlarından yükselmesini bekliyoruz.

Şıra-Boza Federasyonunun sahnelediği Vodvilin geçen haftaki bölümünde “şike süreci bitti, bitti gitti la!” adı verilen “ağır güldürü” sahnelendi.
Şıracı sahneye çıkarak “artıkın şike süreci bitti, öyle bir güllük gülistanlık olduk ki duy da inanma!!” dedi.

Şıracının ardından bozacı medya sahne aldı. “yaw tamam belki ufak tefek bişeler olmuştur, ama artık kabak tadı verdi, güzel oyuna şey edelim, oynayalım yani. Trabzon’un hali de çok üzücü, bak işte şike şike dediniz puanlarınız uçtu gitti, nasıl üzülüyos siz biliyonus mu. Bir de “yok biz kupa değil haysiyet ve adalet mücadelesi veriyoruz” demiyonuz mu? Sahi adaleti duymuştuk da haysiyet neydi ya”

EY Atama TFF’si! Ve onun kirli işbirlikçisi medya;

Adalet yerini siz de layığınızı bulana dek Temiz Futbol mücadelesi bitmeyecek , herkes toplum ve mahkeme önünde hesabını verecek.

ATV’NİN KARADAYISI VE ÇETİN TEKİNDOR!

Kenan İmirzalıoğlu’nın çok yakışlıklı olduğunu düşünenler beni görmediler sanırım. Hadi beni görenlerin kafası karıştı diyelim, ama Tuncer Köseoğlu’nu “canlı” görmeden kimse peşin hüküm vermesin
Lakin Karadayı dizisinde, ki son yılların en güzel dizisi, “F.Bahçeli kunduracı” Çetin Tekindor’un performansını kaçıranlar, yazık ediyorsunuz kendinize…M-u-h-t-e-ş-e-m

ŞENOL GÜNEŞ TFF BAŞKANI OLSUN!

ŞENOL Güneş TFF Başkanı Olsun!

Şike cenderesindeki ahlak zafiyetli Türk futbolunun medya ve siyasetçiler üzerinden “ısmarlama” bir barışa kavuşamayacağını artık kör cahiller bile anladı sanırım. Yıldırım Demirören ve ekibinin böyle zor bir işi başarabileceği öngörüsünün , deniz feneri derneğinin hiçbir şaibeye bulaşmamış bir yardım derneği olduğu öngörüsü kadar kıymeti olabilirdi, haliyle teke zortlatması kaçınılmazdı, teke de paso zortluyor, siz medya cilasına aldanmayın, burun dayanmaz!

Şenol Güneş’in teknik adamlığına değil ama, “adam”lığına dair onlarca saygı yazısı yazdım ve bu yazıların geri dönüşleri kahır ekseriyette olumlu oldu. Güneş, hiçbir renk farkı olmaksızın Türk insanının gönlünde açan “adamlık” çiçeği oldu. Bursalısından Fenerlisine; BJKlısından Rizelisine; Diyarbakırlısından Adanalısına, Ankaralısına, Muşlusuna herkesin sevgisini saygısını kazandı. Bu bir yanda dursun…

Aynı Şenol Güneş, yetiştiği ve anlam kazandığı Trabzonspor dışında Milli Takım hocalığı da yaptı. Ve malum tarihin en büyük başarısına da imza koydu. Ve Ulusoy Federasyonunca da hayatının en büyük haksızlığına uğratıldı, üstelik haksızlığa isyanını “para için” küçültülmesi de yaşayarak. Buruk bir ayrılıktı anlayacağınız..

Sonra Şike sürecine girdi Türkiye. Ve “paraya karşı emeğin mücadelesini veriyoruz” diyen Şenol Güneş’in Trabzon’unun, tam da Güneş’in dediği gibi şikeye karşı savaş verdiği ve bu savaşı kaybettiği mahkeme kararıyla onaylandı.
Bir de “kaos”u dayanılır seviyede tutabilmek için ”işret ve atamayla” gelen bir TFF’miz oldu. Ne yasa tanıdılar, ne tüzük ne de ahlak. Her şeyi daha da karmakarışlık hale getirmekten ve adaleti yüksek kaldırım sermayesine dönüştürmekten başka bir icraatları olmadı, belki misyonları buydu onu da bilemeyiz.

Lakin geldiğimiz nokta şudur;

Türk futbolu dışarıdan bakınca şikeciler ligi, içerden bakınca güçlülerin her şeye hakkı olduğu ve gerekirse şike de yapabileceğinin TBMM ve TFF eliyle tescil edildiği bir dükalar düzeni.

Hepimizi bu itibarsızlık zirvesinden indirecek bir iradeye ihtiyacımız var. Ve bu irade hem siyasetten bağımsız olmak zorunda hem de küçük insanların küçük hesaplarından…

Trabzon camiası ne der bilmiyorum ama şunu biliyorum;

Türk futbolunu bu utanç batağından çekip çıkaracak olan Şenol Güneş liderliğidir.

Türk futbolunun Şenol Güneş’e Trabzonspor’dan çok ama çok daha fazla ihtiyacı var.

Zira hiçbir yapı bunca ağır lağım kokusuna dayanamaz;

Zira hiçbir yapı bunca adaletsizliğe rağmen ayakta duramaz;

Zira hiçbir yapı bunca yalanı “futbol” diye kitlelere yedirmeyi daim kılamaz

Türk futboluna Güneş doğsun artık!

Yani yoksa bu gidişle “zulmede zulmede zulmetmeye elde ahali kalmayacak!”

“O iş başka ticaret başka”

TS Başkanı Sadri Şener’in, en azından ahlaki yönden şike mahkumu Aziz Y’den farkı olduğunu düşünenler; derin bir nefes alın ve bir kez daha düşünün. Şike yargılaması ve temiz futbol mücadelesini ticaretten bile önemsiz gören bir temsilciniz var!

TS Başkanı için Şike mücadelesi esnaflığın çağdaş bir yorumuymuş meğer!

Temiz futbol karşıtı yayıncılığın merkez üssünden 3 otomobil fazla almak için ilkesizleşmekle, şampiyonluk sözü verdiği taraftarlarına küçük düşmemek için ahlak dışı yollara sapan Aziz Y arasında ahlaki olarak zerre fark yoktur.

O iş başka ticaret başka değil sayın Şener; her işin başı ahlak!

Kazım Koyuncu (anısına)

Üzerine binlerce yazı yazıldı, efendi aramayan ruhunun ve tarifsiz sevgi bahçesi kalbinin eşsiz ürünlerini notalarla buluşturup çok farklı karakterlerden milyonlarca insanı kendi türküsünde buluşturmuştu Kazım Koyuncu. Hopalı bir berberin romantik oğluydu, içi sevgi ve şarkı doluydu, ne sevgisini doya doya bölüşebildi ne de türkülerini, zamansız bir baharın ortasında çekip gitti adında sonsuz bir ıssızlık bırakıp…

Bir devrimciydi Kazım Koyuncu, söylemleriyle de, eylemleriyle de…Hiç kimseyle kavga etmeye niyeti yoktu, sadece işini yapıyordu, kardeşliğe, pastoral hayata ve devrime dair türküler söylüyordu, herkesi kucaklayarak… Ahmet Kaya’nın başardığını o da başarmış, her türden siyasi görüşten insanı sesi, kalbi ve yorumunda birleştirmeyi başarmıştı.

Hopa’da doğmuştu Kazım Koyuncu. İstanbul takımlarından özellikle birine yönelik “anlaşılabilemez” sevgi ve sempati ortamına doğmuş, çocukken sorgulamadığı bu garabetin büyüdükçe farkına varmış ve hesapsız devrimci ruhu devreye girince de , bu ülkenin en büyük ihtilalci takımına gönül düşürmüştü.

Trabzonsporluydu Kazım Koyuncu. Kokuşmuş dükalar düzeninin snop temsilcilerinin burnunu defalarca toprakla buluşturan, elleri nasırlı emekçilerin kalbine “biz de başarabiliyoruz işte” tohumlarını eken, modern çağın arenaları olan stadyumlara mertçe mücadeleyi, rakibe saygıyı, inancı, yenilirken bile kaybetmemeyi, saha dışındaki ayak oyunları çukurlaşmalarına saha içinde yanıt verme asaletinden hiç sapmamayı, “dümenin yekesini ve Kemeraltın’da Fotika’nın memesini aynı iştahla tutan” uşakların takımın taraftarıydı. Ruhunda devrim ateşi yanan herkesin de sevgilisi oldu Kazım. Üç İstanbullunun tribünlerinden de hiç eksik olmadı Koyuncu sevgisi. İnsanlığın ortak güzellikleri söz konusu olduğunda ortak paydanın bileşenlerindeki zenginlik en büyük miraslarından biri oldu Kazım Koyuncu’nun.

Kazım Koyuncu ile aynı sabah masasında aynı pamuk ninenin elleriyle hazırlanmış kahvaltının sessiz arkadaşları da olmuştuk, farkına ve tadına varamadan belki. Zuğaşi Berepe’nin ilk tohumları atılmıştı henüz, henüz uzak sulara dümen vurmamıştı Kazım, kocaman yüreğinin belki kendisi de farkında değildi , gitarının tellerinden çıkan notaların gücü sesi ve yorumunun eşsizliği ile evrensel bir yolculuğa başlamamıştı, henüz…

Bir insan neden Trabzonsporlu olur sorusunun en güzel yanıtıydı Kazım Koyuncu.

İtaat etmeyi sevmiyordu, hak etmediği şey güneşin ışığı olsa gölgeyle hemhal oluyordu, güçlülerin iktidarına karşı ezilenlerin demir yumruğu olarak meydanı oligarşik çakallara terk etmiyordu, kırılsa da eğilmeyen bir boyun taşıyordu, bir memleket türküsü duyduğunda anında gözyaşlarına boğulabilecek bir yürek taşıyordu, her tarafıyla insan ve memleket kokuyordu çünkü…

Kazım Koyuncu örneği, yanıtını arayan şu sorunun işaret fişeği olarak bu ülke semalarında her bakıldığında görülebilen bir Kuzey Yıldızı olarak parlamaya devam edecektir:

Bir insan hem devrimci olduğunu iddia edip hem de oligarşi takımlarından biri ile gönül bağı kurabilir mi?

Kazım Koyuncu’ya selam olsun…

ÖZKAN SÜMER’İ DUYAN OLDU MU?

Laf demokratları ve Hz. Ömer yağmacıları şike ve şikecileri kutsarken, ve dahi hırsızlık mağduru Trabzon kendi hainleriyle yüzleşirken, bu ülke futbolunun simge isimlerinden biri olan Özkan Sümer , her namuslu insanın yüreğinde yara açması gereken bir cümle kurdu; kendisine yakışan da günlük işlerden elini ayağını çekip camiaya değer katmaktır.

Ey insanlık bakın Özkan Sümer ne diyor, vicdanınızla okuyun lütfen.

”Trabzonspor, büyük bir soyguna maruz kaldı. Sevincimiz çalındı. Övüncümüz çalındı.Emeğimiz çalındı.Onurumuz, prestijimiz, kazancımız, her şeyimiz çalındı. Geleceğimiz çalındı.Bu sadece bir kupa meselesi değil. O sevinci, övüncü, onuru bize yaşatmadılar.”

Bu feryadı duymuyorsanız ne Hz. Ömer’in nezdinde zerre kıymetiniz vardır ne de sevdiklerinizin, aslında yoksunuz, sadece varmış gibi davranıyorsunuz.

AZİZ Y VE F.BAHÇE RANTI!

Aziz Yıldırım üzerinden medya dahil herkesin “ekmek” yediği muhakkak. Ekmek yemek derken Passat medyasından söz etmiyorum, onlar ufak işlere bakmazlar, daha derinden ve mutfaktan üflerler.

Kabul etmeliyiz ki Aziz Y ve F.Bahçe ismi yazılanı okutuyor, “Fenerbahçe Türkiye’dir” sloganının doğrulayan bir sosyolojik vaka olarak, her Türk gibi dedikoduya bayılan FB’liler kendileriyle ilgili ne bulsa okuyacak bir iştiha ile herkese ucuzundan rütbe dağıtıyorlar

Zorunlu askerlik uygulamasını doğru bulmayan, hadi dürüst olalım, kendi de askere olabildiğince geç gitmek için bir üniversiteye Master programı açılabilmesi ve bu sayede master kaydı yaparak askerlikten yırtmak için olmadık “yasal” yollar deneyen biri olarak, askerden kaçmak için başka yollara sapan birini eleştirmeyi de ahlaki bulmuyorum.

Ama ahlaki olmayan başka bir şey daha var;

Hem Mustafa Kemal , Vatan-Millet Sakarya esnaflığına soyunup hem de askerden kaçmak için sahte belge çukuruna düşmek.

ŞİKECİ CHP KİTLE PARTİSİ Mİ?
Lazın biri ABD’deki zencilere yönelik ırkçılığa kendince çözüm bulmuş ve otobüslerde ön sıralarda beyazların oturma faşizmine karşı uygulama aşamasında şöyle buyurmuş ya hani;

“İnsanlar arasında ayrım yapmak çok ayıp bişedur, herkes eşittur, siyah- beyaz yoktur, hepimuz yeşiluz. Lütfen açık yeşiller öne koyu yeşiller arkaya otursun”

Ben size fıkra anlattım sanıyorsunuz, oysa anlattığım CHP’nin adalet kavramıydı. CHP ve onun sempatik lideri KK, siyasi nedenlerden dolayı açık yeşillerden yana tavır koymuş, koyu yeşiller de hiçbir şey olmamış gibi bu CHP’nin temsilcilerini evinde kabul etmiş ve şehrin onurunu yaralamıştır.

Çağlayan adliyesinde oy avcılığı yapan çapsız sazanlara sözümüz şudur;

O şehrin ve o takımın zekası, sizin yemsiz oltayla avladığınız zeka değildir, bilesiniz.

Başlıktaki soruya gelirsek,

Evet CHP kitle partisidir, ama kitle açık yeşil olacak!

Bir cümle de “Tabi AKP’ye bişe diyemiysunuz CHP’ye yükleniysunuz” diyen algıya;

İki yanlıştan bir doğru çıkarmaya çalışmakla olsanız olsanız Cem Yılmaz’a malzeme olursunuz!

SPOR YALAKALIĞI!
Eskiden spor yazarlığı diye bir meslek vardı. Kalem sahipleri kalemlerini ve vicdanlarını sporun ve memleketin hizmetine verir; kişi ve kurumlar üzerinden küçük hesaplara saplanıp mesleğin onurunu yere düşürmezlerdi.

Endüstriyel futbol adı verilen masumiyet itlafı sonrası, özellikle amca, dayı, halaoğlu, kayınço, eski sipolcu, cemaatyen, “yüksek dil atma yeteneğ”i ve “benim yüksek yerlerde tanıdıklarım var” kontenjanlarından mesleğe “sızan” ilkesiz çakallar sürüsüyle tanıştık.

Hırsıza dair dişe dokunur tek eleştirel cümlesi olmayan sözümona “usta” sipol yazarlarının, ülkenin en büyük gazetelerinden hırsızlara yönelik güzellemeleri insanı iğrendiren noktalara taşıyor.

Behey akraba kontenjanı kalemşörler;

Hırsıza güzelleme yapanlar da en az hırsızlar kadar aşağılık ve onursuzdur, duydunuz mu?