BURAK YILMAZ’A ÖVGÜ COLMAN’A ÜZGÜ

Aykut’un Kocaman Şike ve Çete İtirafı!

2010-2011 sezonunda İstanbul 16.Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla belgelenmiş ve hükme bağlanmış hırsızlık operasyonuyla şampiyonluğu Trabzonspor’dan “çalan” Fenerbahçe’nin Teknik Direktörü Aykut Kocaman, tarihi bir itirafta bulundu.

Bu itirafı öncelikle hala şike yapıldığına ikna olmayan “Katolik” ama samimiyetlerine inandığım Fenerbahçeli kardeşlerime ithaf ediyorum. Koyacak yer bulamadığınız Teknik Direktörünüz de “saha dışı” çalışmalarıyla şampiyon olduklarını itiraf etti.
Elbet bu itirafı da “yaw aslında o Galatasaray da bizim gibi büyük şikecidir, ama onlar gerek duymadıkları için yapmadılar, yoksa var ya onlar da şikenin dibine vururdu, ama işte biz radara yakalandık, üstelik alın terimiz de o kadar aktı yani demek istemiştir “ kıvamında yorumlayacak çok Cengizler, Bayramoğulları, Bedriler , her boydan A’lar, Kılıçlı kılıçsız darzadeler, Devleti, kasabası çıkacaktır, utanmadan…haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar çıktıkları yere dönebilseler keşke.

Biliyoruz ki, Lefter’leri yetiştirip yücelten o eski zaman iklimlerinin bahçesi de fenerle aydınlanıyordu, istiyoruz ki o fener hiç sönmesin. Bir haramzade yürüyüşüyle hakkı olmayan bahçelerden gül dermeye kalkmasın, kalkışan olursa kussun o safraları ve hepimize Lefter’leri, Alpaslanları,Zeki Rıza’ları , Ersoy’ları Paşa Hüseyin’leri geri versin.

Kendine dön Fenerbahçe…At sırtından asalakları, sana gönülden bağlı olanlar dışında ne kadar safran varsa kurtul. Sensiz hiçbir şeyin tadı yok.

Colman

“Colmandante” Colman’a olan sevgimi beni bilenler bilir. Oyun sahasının bütününü görebilen zekası, topu istediği şiddette ve istediği noktaya gönderebilme yeteneği, savunma ve hücuma kattığı çağdaş yorumu, oyundan hiç kopmayan iş ahlakı ve elbette damarlarında dolaşan saf Kızılderili kanı bu Arjantinliye yönelik sevgimizin alt bileşenleri oldu hep.

Ülkemizde futbol denince ilk akla gelen ne kadar isim varsa hepsinin “ligimizin en iyi birkaç oyuncusundan biri” ortak görüşünde birleştiği, şampiyonlar liginde oynanan en üst düzey iki İnter maçında da “sahanın adamı” seçilecek kaliteye sahip bu Arjantinliyi, Trabzon’daki kimi futbol uleması ve çapsız futbolsever güruhundan beğenmeyenler çok oldu. Elbette her futbolcunun kötü dönemleri, maçları olur, Colman’ın da oldu, hem de çok oldu. Ama bu durum kaliteyi yok edemeyecek kadar zavallı kalır.

İstatistiki olarak takımın en faydalı oyuncusu iken bile, istatistiki olarak sağa sola pas yapma dışında bir arto değer üretemeyen kimi meslektaşlarının çok altında bir ücretle oynayan Colman’ın, bu durumdan rahatsız olmasından doğal bir şey olamazdı, olmadı da zaten. Colmandante’nin şakülü sanırım böyle böyle kaymaya başladı

Çok çok sevgili bir isim, kısa süre önceki yüz yüze b,ir görüşmemizde, yönetimin Colman’ı sudan sebeplerle küstürerek Trabzon’dan kaçmaya zorlayacağını, burada asıl hedefin de Colman’dan gelecek yüksek bonservis parasıyla bütçe açığına yama yapmak odluğunu söylemişti.
Aynen öyle oldu. Colman’ı “sudan” sebeplerle küstüren ve bıktıran TS yönetimi sonunda Colman’ın menajerinin ağzından bekledikleri cümleyi duydular; “Colman Trabzon’dan gitmek istiyor”

Plan tıkır tıkır işliyor. Nasıl olsa Colmandante’nin ne yönetimde ne de medyada adamı yok, kimseye derdini anlatmak gibi bir derdi olmadığı da vücut dilinden belli. Öyle ya, başarısı için tüm benliğinizi ortaya koyduğunuz, takım arkadaşına yönelik iğrenç ırkçı saldırıya karşı “yerli” oyuncular sessiz kalırken “adam” tavrı koymaktan imtina etmezken bir de o şehirden uzaklaştırılmak için türlü ayak oyunlarıan maruz bırakılırsanız, siz de her onurlu insan gibi “eyvallah” der çeker gidersiniz

Trabzonspor tarihinin Simkovyak’la birlikte en başarılı ve ahlaklı ikinci yabancı orta saha oyuncusu da Trabzon’dan kaçma noktasına geldi. Simkovyak’ın kaçmasına bir İstanbul artığı şikeci sebep olmuştu, Colman’ı kaçırma şerefi! İse bizzat TS yönetiminin başarısı, tarih size gereken yeriyle gülecek elbet.

“Hacıosmanoğullarından” Gülay Göktürk!

Gülay Göktürk’ü özellikle 28 Şubat “linç” sürecinde demokrat tavrıyla hatırlıyoruz. Zaman zaman tatminsiz bir feminist provokatör havasını taşısa da, duruşuna saygı duymamak elde değildi.

Lise yıllarından bulaşmış siyasete, Kafkas göçmeni Bursa’da ikame bir ailenin kızı, babası subay. Lise sonrası ODTU İİBF’ne kayıt yaptırmış.Okulu bitirmemiş. Fikir Kulüpleri Federasyonu ekseninde onlarca güzel ve savrulma çukuruna düşmemiş arkadaş tanımış. Şiddet artınca da Proleter Devrimci Aydınlık (Aydınlık çevresi, Cengiz Ç, Oral Ç, Şahin A, vb) grubuna katılmış. 12 Eylül Sonrasında bu gruptan da koparak “liberalliğe” geçiş yapmış.

Devrimci bir gelenekten gelen herkes gibi Gülay Göktürk’te de sisteme karşı bir öfke kırıntısı arama yanlışına düşmemeli. Her koşulda kendi yolunu çizmeye meyil bir karakter sahibi olsa da, 12 Eylül sonrasındaki müthiş dönüşünü açıklamak yine de hayli yetenek istiyor. Oportunizm kutucuğunu açarak aranan yanıtın bulunma ihtimali de çok küçük, çok daha kompleks bir altyapı olmalı

Yazımıza konu olmasının nedeni ise, Aydınlık geleneğiyle “pişmiş” ve sonrasında sanırız çok pişmekten dolayı biraz serinleme ihtiyacı duyunca liberalizmle kanatlanmış Gülay Göktürk, yetişkinlerin animasyon çocuk pornosu izleme hakkını savunmuş. İlk okumada anlamamış olanlar olabilir yineliyorum; Aydınlık geleneğinden gelen yazarlardan Gülay Göktürk , çocuk pornosu izleme özgürlüğünü savunmuş. (Yazar burada lavaboya gider ve 5 dk sonra döner)

Aynı Göktürk’ün, ABD Başkanı Bush’a ayakkabısını fırlatan Ortadoğulu bir kişiyi nasıl kıyasıya eleştirdiğini, sembolik bir protesto gösterisi olduğu herkes tarafından bilinen bu eylemi eleştirirken, çocuk pornosunu savunuyor olmasının altında nelerin yatabileceği sorusunun yanıtını bilim adamlarına , çocuk pornosunu savunanlara öğürme hakkını da kendimize bırakalım.

Tolga Zengin

Rüştü Rençber Tolga Zengin’i kendinden sonraki en iyi kaleci olarak sahiplendiğinde doğrusu bana pek inandırıcı gelmemişti. Bu “gelmeyişin” belki en büyük nedeni, İstanbul’daki bir Galatasaray maçındaki “düşük profilli” performansıydı.

Her çok bilen gibi ben de bu bir maçlık “düzey”den gereksiz çıkarımlar yapmış ve Tolga’dan çok şeyler beklememeye programlamıştım kendimi
Tolga hepimizi yanılttı, iyi ki de yanılttı. Kalecilik performansını o kadar yukarılara taşıdı ki, sanırım Rüştü’yü bile şaşıranlar kervanına dahil etti.

Ama bu kadarla kalmadı Tolga’daki yükseliş. Bu Karadeniz delikanlısı, “ağabey” sıfatına çok genç yaşta kavuşmasına rağmen şımarmadığı gibi, olgunluğu ve Trabzonsporluluk değerlerini yüceltişi ile de bizleri mahcup etti.

Son Eskişehirspor maçı öncesi menfaat sisteminin sesi olan mikrofona söyledikleri Tolga Zengin karakterine taç giydirmiştir. Sevgili Tolga için bundan sonrası artık daha zordur. O taçı takmak zor bir iştir evet , çok az kişiye nasip olur evet, ama taşımaya da koca bir yürek ve değerlerine sarsılmaz bir inançla bağlılık gerek.

Burak Yılmaz Sevincim

Burak daha Antalyaspor’da oynarken Trabzon’dan transfer teklifi almış ve “ben büyük takımlarda oynayacağım, Trabzon’a gitmem” diyerek, daha en başta kendi kalesine golü atmıştı. Bilmeyenler için hatırlatalım, futbolda Dünya ölçeğinde Trabzon’dan büyük bir takım olmadığına inanan en az 1 milyon insan yaşıyor bu coğrafyada!

Oysa bugünden bakınca genç bir adamın Trabzon yerine İstanbul’u tercih etmesinin anlaşılmaz hiçbir yanı yoktu. Trabzonlu birçok oyuncu , misal dayısı Trabzonspor’da oynamış Özer Hurmacı bile Trabzon’u değil de İstanbul’u tercih ederken, BY’ı Trabzon’a gelmedi diye eleştirmek trajik bir narsizm vakası olmaktan öteye geçemez.

BY’nin öyküsünü bilen biliyor. Önce BJK’ye gitti, tutunamadı Manisa’ya geçti, yeniden toparlandı ve bu kez de Fenerbahçe’ye geldi, yine düşüş süreci…Sonra da Trabzonspor yönetiminin en başarılı transfer hamlesi olarak Gökhan Ünal ile takası ve üste alınan para kaymağı ile yeni macerası başladı.
BY’nin hep karşısında oldum, ama oyunculuğunu hiç konuşmadım yazmadım. Benim için oyunculuk değerlerinden çok daha kıymetli şeyler vardı ve BY ‘de bu konuda zafiyetler görüyordum.

BY en başından Trabzon’u küçük görmüştü. Bu tolere edilebilir bir şeydi. Ama her maçta rakibinin emeğini çalmaya yönelik düşmeleri, kalkmaları, tribünle, hakemle, rakiple “oynamaları”nı hiç affedemedim, hoş göremedim.

Çünkü Trabzonspor emeğin ve kurulu dükalar düzenine isyan edenlerin takımıydı. Haksız kazanılmış bir taç bile iç acıtır, rakibin emeğine yönelik her türden hırsızlığı anında mahkum ederdi. Bu duyguyla uzun süre izledim BY’yi. Ve anladım ki BY bu huylarından vazgeçmeyecek.

Bunun üzerine yapabileceğim en masum eylemi yaptım ve BY o formayı giydiği sürece maçları canlı izlememe cezasını kestim kendime. BY’nin oynadığı hiçbir maçı izlemedim, yanı son 3 yılda TS’yi BY’nin cezalı ya da sakat olduğu birkaç maç dışında izlemedim.

Sonra BY’nin müthiş performansına tanık oldu Türkiye. Şenol Güneş’in sihri ve sevgisi ile kendini buldu BY ve leblebi yemekle gol atma arasında çok da fark olmadığının belgesi olarak duvara astı kendini. Ve Trabzon’a gelirken de içinde taşıdığına inandığım İstanbul’a dönme iştahını bir kez daha gerçeğe dönüştürdü ve İstanbul’a döndü.

BY gollerini sürdürüyor. Daha önemlisi kendini yere atma küçülüş limanını da kulaçlamıyor artık.Adı Avrupa takımlarıyla anılıyor. Ne mutlu ona!
BY Trabzon’da oynadığı sürece başkandan teknik direktöre, antrenörden yakın arkadaşlarına kadar ulaşabildiğim herkese, “söyleyin kendini yere atmaktan vazgeçsin, o formaya yakışmıyor, atmasına gerek yok, kalitesini ayakta kalarak göstersin” diye diye dil berberi müşterisi odlum. Burak artık kendini yere atmıyor, eğer bir nebze katkım olduysa ne mutlu bana!

BY kendini sürekli geliştirdi, ve öyle bir noktaya geldi ki, artık BY yüzde yüz faullü hareketlere , penaltı vs maruz kalsa da hakemler tarafından doğranmaya başladı. Real Madrid ve so0n Elazığ maçları misal…

BY’deki gelişime hakemler de eşlik edecektir, onca geçmişin izlerini silmek hakemler için de kolay olmuyor.
Gösterdiği gelişim ve beni mahcup ettiği için Burak Yılmaz’a avuçlar dolusu alkışlar…

Reklamlar

Yargıtay 5.Ceza dairesi Başkanı İle Röp.

Eskişehir ne olmak istiyor?

Türk futbolunun “marka”larını saymaya kalksak, biraz bilgi ve vicdan sahibi herkes eminiz ki Eskişehir’i anmadan geçmez, hatta Es-Es güzellemesi de yaparak sevgisini belli eder.

Ancak Bülent Uygunj’un Teknik Direktörlüğü ve Halil Üner’in başkanlığı sırasında Eskişehir namuslu insanların kafasını karıştıran “ilişkiler ağının” içine çekildi. Mahkemelerin şike dosyalarında “aktif” olarak sokuldu Eskişehir, ve renkleriyle temsil ettiği isyan ve adalet duygularına ihanet etti.

Trabzon’dan çok yıllar önce İstanbul dükalığına karşı saha içinde onurlu bir mücadelenin adı olan Eskişehir’in, onca başarılı kadro ve performanslara rağmen nende şampiyon olamadığı sorusunun yanıtı da şike sürecinde belli oldu.

Eskişehir ve O’nun gibiler , İstanbul dükalığına “zarar”vermedikleri müddetçe başları okşanıp “aferin len sana kerata” kıvamında bir ilişki biçiminin figüranları olarak kabul görecek, ancak şampiyonluk gibi bir niyet taşıdıkları zaman ise her türlü puştlukla alaşağı edilecekler lsitesindedir.

Bursa’nın, Trabzon’un da katkısıyla dükalar düzenine çomak sokması bir detay olarak kalmaya mahkum, dileriz bizi yanıltırlar.

Ama Eskişehir son iki Fenerbahçe maçında hakemler tarafından alenen doğranırken sesini çıkarmayan bir kabullenişin öznesi olarak var olan saygımızı da kaybetmiştir. Gerçek Eskişehirlilerin, Halil Ünal işbirlikçisi ile temsilden duydukları rahatsızlığı biliyor olsak da tarih olanı yazar, dilenenleri değil.

Mustafa Denizli Ne Demek İstedi

İçerdeki hayati Manisa maçında 1-0 mağlup durumdayken tepki gösteren seyircilerin sahaya yabancı madde atmaları sevgili Denizli’yi çileden çıkarmış ve bize göre kantarın topuzunu fena halde kaçırmış

Hocamız çok değerli bir insandır, futbolumuza Şenol Güneş’le birlikte fazla gelen insanlardan biridir. Lakin sayın Denizli kendini Rizelilere sunulmuş bir armağan gibi görme yanlışına düşmüş ve bence maksadını aşmıştır.

Lige çıkabilmek için trilyonlar harcayan Rize bize göre lige çıkacak iki takımdan biri, bunda Sayın Denizli’nin de payı büyük. Bunu kimse ,inkar etmez, edemez.

Ve fakat biri hocamıza şunu anlatsın, Rize insanına kendini bir armağan gibi görürseniz, en büyük hayatı yaparsınız. Rizeli, burnu yere düşse almak için eğilmeyecek kadar gururludur, yapmayın!

Hem sayın Denizli bundan önce üç hacimliyi yönetirken de sahaya yabancı maddeler atıldığında aynı tepkiyi gösterebilmiş miydi? Yanıtı hepimiz biliyoruz, İstanbulluya yapamadığınızı Rizeliye hiç yapamazsınız , bunu biri sevgili hocamıza anlatsın..

1461’in Durumu

TFF, 1461’in Trabzonspor’la organik bağını kesmemesi halinde süper ligde mücadele edemeyeceğine karar vermiş. Normal.

Şahsi görüşüm 1461’in Trabzon’da başka bir takıma devredilerek organik bağın kesilmesi ve kitlelere heyecan veren kişilikli mücadelesine devam etmesidir. Bank Asya gelirleri, Mustafa Reşit Akçay kalibresindeki adamların aklıyla buluştuğunda şehri temsil etmek için yeterli olacaktır.

Trabzon’un BaşkanıNasıl Biri Olmalı

Erol Tuna karşıtlığı gibi algılayanlara notla başlayalım. Erol Tuna hakkında hiçbir önyargım yok, hatat duyduklarım hep pozitif şeyler. Lakinşike mücadelesinde ahlaksızlığın kaptan köşküne kurulanlarla “herhangi” bir ilişki ne Sayın Tuna’ya bir yarar sağlar, Ne Trabzon2a ne de Türk futboluna, yanisi kesinlikle uzak durmalı.

İktidarla herhangi bir şekilde “ekonomik” ilişki içinde olan her kim olursa olsun, yani ekonomik kayıpları söz konusu olabilecek büyük ölçekli herhangi bir işadamının da TS’ye başkan olması düşünülemez. Trabzonspor Başkanı , takımın ve şehrin hakkınısavunurken dik durabilmeli ve iktidar vb kanatlardan gelebilecek saldırıların muhatabı olmamalıdır.

Uzattıkça uzatmak mümkün. Kısaca şöyle tanımlamak daha doğru sanırım;

Trabzonspor’a başkan olacak kişinin yüreği de kalibresi de en az Başbakan kadar “büyük” olmalı. Bir davayı sonuna kadar götürmek için namuslu insanların ihtiyacı olan tek şey, haklı olmaktır. Bu davada Trabzonspor’un haklılığına inanan ve bu uğurda sonuna kadar gitme iradesi ve cesaretine sahip, evrensel değerleri yerel değerlerle harmanlayıp limanı yanaşma deği lde açılmanın kapısı olarak gören herhangi biri benim başkan profilim olabilir.

Ha en önemli ayrıntıyı unuttum;

Bu başkanın “derin” Trabzon’da adı geçen ve bugüne kadar kulübün sahibi gibi davranan tüm siyasilerden ve çakallardan asgari 100 bin kilometre uzakta olması olmazsa olmazımızdır

 

Trabzon Gazeteciler Cemiyeti

Üyesi olduğum Trabzon gazeteciler cemiyeri yeni başkanıolarak Turgut Özdemir’i seçti. Zafer Sel başkanlığındaki liste ile demokratik bir yarış veren yeni Başkan Özdemir’e ve Sel’e şehrim ve mesleğim adına kutlarım. Görevi devreden ve koltuğa yapışmayan Ergun Ata ve ekibine de ayrıca teşekkür ederim.

Sivas’da Tribün Terörü

Taraftarın bir kısmı bir kısmına saldırmış, ekranlar kirlenmiş, yürekler burkulmuş filan..

10 yıldır her yazımda değinmeye çalıştım, çalışıyorum;

Tribünleri geçim kapısı oalrak gören esnaflara telim eden yönetim felsefesi hakim oldukça bu tür çirkinlikler her takım için yaşanmaya devam edecek. Çirkin olan o besleme taraftar tipinden çok, onları besleyen çapsız ve hesaplı yönetici tipidir. Mehmet Atalay önderliğinde hazırlanan ve TBMM’de yıllardır bekletilen yeni Kulüpler Yasası geçmeden, bu çirkinlikler bitmeyecek.

 

Yargıtay 5.Ceza Dairesi Başkanı

Şike Davasına bakacak olan Yargıtay 5. Ceza Dairesi başkanıSayın Ahmet Ceylani Tuğrul’un davetlisi olarak makamına gittim. Çok nefis ve kendine has Ihlamur’undan içtik, (Müsteşar abiminkinden nefis değildi ama) çok yoğun programı arasında bana zaman ayırdığızaman dilimi içinde aklımıza takılanları sorma fırsatım oldu.

Sıralıyorum;

-Sayın Başkan, kamuoyunda başta Spor Bakanı Suat Kılıç olmak üzere birçok etkili ismin Aziz Yıldırım ve diğer bazı sanıklar lehine sizinle görüştükleri, sizi etkilemeye çalıştıkları konuşuluyor. Dorğu olma ihtimali var mı?

+Asla bu ve buna benzer girişimler olmamıştır, buna izin vermem. Ben hayatı boyunca dik durmuş biriyim. Ekşi yemediğim için de karnım hiç ağrımadı. Bundan sonra da aynı olacak

-Davayı ne zaman karar bağlarsınız?

+Dava Geldikten sonra hızla çalışacağız!

-Dosya hala size gelmedi mi? Neredeyse 9 ay oldu??

+Maalesef Yargıtay Başsavcılığının incelemesi bitmedi. Bekliyoruz.

-Özellikle şikenin mağduru Trabzon camiası bu gecikmelerin kasıtlı olduğunu düşünüyor ve sizleri de “şahsen” tanımadıkları için bu oyunun parçası olarak değerlendiriyorlar. Aslında böyle olmadığını anlatmak takdir edersiniz ki çok zor

+Sedat bey, ben Fenerbahçe Kongre Üyeliğimi de gizlemedim, buna gerek duymam. Zira insanın en büyük mahkemesi kendi vicdanıdır ve ben önüme gelen dosya ne diyorsa onu diyeceğim.

-Peki size göre devletin bir mahkemesinin sanıklar hakkında “şike yaptılar ve şu şu cezaları verdim” hükmü, sizin kanaatinizi etkilemedi mi?

+Burası en üst makamdır. Ben ve arkadaşlarım önümüze gelen dosyalara sadece bir hukuk dosyası olarak bakarız. Ben şu gördüğünüz kitaplarıyazabilmek için (Tuğrul, burada yazdığıbirbirinden kalın ve uzmanlık gerektiren hukuk kitaplarını gösterdi ) 40 yıllık bir geçmiş ve tecrübe biriktirdim.

-Evet

+Sizce hayatı boyunca dimdik durmuş bir hukuk adamı, bu birikimini suç işlemiş ya da işlediği iddia edilen herhangi biri için , ki bunlardan biri de Aziz Yıldırım’dır, bir anda yok sayabilir mi? Dosyaya bakacağız Aziz Yıldırım ya da diğer sanıkların bir suç işlediklerine kanaat getirirsek de gereğini yapacağız.

-Tüm Trabzonsporlular ve adalet beklentisi içindeki futbolseverler ve hatta Dünya futboluna yön veren UEFA ve FİFA gibi kurumlar sizden gelecek kararı bekliyor. Özellikle Trabzonluların devlete ve adalete olan güvenleri sarsılmış durumda

+Benim öz yeğenlerim Trabzonlu, ve ben Trabzonluların bu memleketi nasıl sevdiklerini iyi bilirim. Herkes şunu bilsin ki, dosyada hukuken ne varsa karar da öyle çıkacaktır.

-Daha ne kadar uzar bu süreç, öngörünüz var mı?

+Yargıtay başsavcılığındaki inceleme bitip bize geldikten sonra bu davaya öncelik verecek ve en az 5 kişilik komisyonla dosyayı incelemeye başlayacağız. Dosya bize geldikten sonra 2-3 ay içinde kararı veririz.

-Ihlamur çok güzeldi, çok tşk ederim

+Ben tşk ederim Sedat Bey. Her zaman beklerim.

“Bir Baba Hindi Trabzon’a Bindi”

Sırtında Drogba Yazılı Bordo-Mavi Forma?

Galatasaray’ın Real Madrid maçına giden yüzlerce taraftar oldu, gayet normal.
Bu maçı milli dava olarak gören başka takım taraftarlarından da maçı izlemeye gidenler oldu, bu da gayet normal.
Bu “başka” takım tanımlamasına girenlerden biri de Trabzonspor, normal seyir sürüyor.
Ama hepsi bu! Kimse o formayı ve Trabzonspor’u kendi hesapları için “kirletemez”
Trabzonspor futbolumuzdaki haramiler ve dükalar düzeninin tekerine çomak sokan , oligarşik futbol diktasını darmadağın eden markanın adıdır. Üç hacimliyle sevişerek değil onlarla savaşarak var olmayı başarmış, ille de sevişme olacaksa da “gereken” pozisyonu almayı başarmış bir markanın adıdır Trabzon.
İşte o markanın sevdalısı olduğu iddiasındaki birkaç kişi, İstanbul Atatürk Havalimanı’nda, üzerlerinde bordo-mavi forma ve sırtında Drogba yazılarıyla objektiflere takıldılar.
Neresinden bakılsa zavallılık, neresinden bakılsa tarifsiz bir kompleks, neresinden bakılsa ait olduğu iddiasındaki şehrin kimliğinden, duruşundan bihaber bir alt algı.
Bir şehir ve bir takım nasıl küçültülür sorusunun yanıtı, Trabzonspor formalı Drogba hayranı sözüm ona Trabzonsporlulardır.
Bu bölümde Galatasaray ve Drogba antipatisi çıkaran zeka bu yazıyı okumamış saysın.

Yeşil Giresun – Trabzon Basket Maçında Neler Oldu?

Bir hafta süren karşılıklı efelenmeler ve çap özürkü açıklamalar sonrasında Giresun’da bir olay çıkması neredeyse kaçınılmaz olmuştu. Aynı iklimin çocukları olan her iki taraftan birinin kontrolü kaybetmesi şaşılacak bir şey değil.
Giresun Emniyet Müdürü Hikmet Bulak’ın olayları önlemede yetersiz kalması da kendisinin amirlerini ilgilendirir. Gazetecilerle hemhal olmaya bayılan Giresun Valisi’nin bu konuda “gereğini” yapacak bir devlet geleneğinden olduğunu öncesinden biliyor ve bekliyoruz.
Merak ettiğim ATV Haber Bülteninde yüzü açık şekilde belli olan o saldırganla ilgili hangi işlemin yapılacağıdır. İnsanoğlu bir sinir anında her şeyi yapabilir, alıkça bir fair play cümlesi de kurmayacağım.
Merak ettiğim şu;
Hiçbir şeyden habersiz önünüzden geçip giden bir adamın ensesine/boynuna tokat atma cesareti gösteren o zavallı, sahil boyunda hiç kimsenin karışmayacağı bir alanda da Ceyhun Eskici’ye o tokadı atmaya cesaret edebilir mi? Kitle psikolojisine hiç girmeyelim, kendi şehrine misafir gelmiş bir adama arkanda binlerce kişi varken tokat atmak zavallılığın dibidir, Karadeniz delikanlısına yakışmaz.
Bir söz de Trabzonspor yönetimine;
Hiçbir organik bağınız olmayan ve özünde bir Saner Ayar “gelir” projesi olan Trabzonspor baskrt takımına her ay 90 bin tl kaynak aktarımının “hangi kalem” altında yapıyorsunuz? Futbolu abat ettiniz de sıra baskete mi geldi?

Zavzaga’nın Yolları

Bütün Karadeniz’in en ihmal edilmiş köyü hangisi diye sorulsa cevap çok kolay; Zavzaga! (Yoncalı)
Her yıl birkaç kez geldiğim köyüme bir kez olsun aracın altını vurmadan çıkamadıysam ve onca yer altı suyu boşa akarken bir kez olsun doya doya su ile hemhal olamadıysam, Araklı kaymakamları da kusuruma bakmayacak Araklı Belediye başkanları da Trabzon valiliği de; Siz ne iş yaparsınız?
Konuk ağırlamaya gösterdiği özeni köy yollarına da göstermesini umduğumuz yerel yetkililer, Zavzaga (Yoncalı) köyü Trabzon’a bağlı değil mi ki bunca ihmal eder, ülke düzeyindeki gelişimden bu sahipsiz köyü mahrum bırakırsınız?

“Bir Baba Hindi Trabzon’a Bindi”

Türkiye Liglerinin neden en çok düşüp kalkan takımı oldukları sorusunu değil de, Trabzon şehrinin başarılarını “kafasına takan” Samsun’un bazı taraftar güruhlarının maalesef tedavi kabul etmez bir noktaya taşındıklarını izliyoruz. Anne tarafımın büyük çoğunluğunun yaşadığı Samsun’daki Trabzon kompleksini sosyolojik ve moral değerler penceresinden kısmen de olsa anlamak mümkün. Samsun’un olmak isteyip de olamadığı neredeyse her şeyi “olmuş” bir şehir olarak Trabzon’a yönelik haset örneklemelerine de sempati ile bakıyoruz.
Geçen hafta sonu bu hasetin ve kendini küçültüşün doktora tezini verdi Samsun şehri. Bir kısım taraftar ve Lokman isimli bir oyuncu, Trabzon temsilcisi Manisaspor’u 2-1 yenip ligde kalma yolunda dev bir adım atmanın sevincini “bir baba hindi Trabzon’a bindi” türküsüyle kutlamış.
Bir şehir bir kısım zavallı eliyle kendini bu kadar küçültürken, o şehrin akil adamları müdahalede bulunmuyor ve lal lal bu küçüklük ilanını izliyorlarsa yapacak bir şey yok demektir. Büyük olmak hacimle değil ruhla ve duruşla olur, umar ve dileriz ki gerçek Samsunlular bunu kısa sürede anlarlar. Aksi halde bu sürecin sonu Samsunspor isimli bir asansör imalatına tıkanıp kalacak. Trabzon yine oligarşi ile mücadele edecek, Samsun yine kendiyle..
Hindiyi besleyip büyütüp Trabzon’a bindirten Lokman Gör isimli Samsunspor oyuncusunun Fenerbahçe kültürünün “değdiği” Rizelilerden biri olduğunu öğrenince kendisi hakkında cümle kurmaya lüzum görmedim. Hindici Lokman yarın Samsun’u terk edecek ama Samsun’a verdiği zarar Samsun’a kalacak.

Beyaz TV Baskını

Özellikle şike süreciyle ivme kazanan spor yorumculuğu önemli kazanç kapılarından birine dönüştü. Ahmet Çakar, Erman Toroğlu, Kütahyasız, Ziya kaptan vesaire…
Hepsi bir kayıkçı kavgasının aktörleri olarak ekmeklerinin peşinde , başka da bir dertleri ve öncelikleri yok. Ahmet Çakar 2 yıl önce yorumcluluktan 1 kazanıyorsa şimdilerde fiyatını 3’e katladı, işin aslı budur, gerisi tavuğa yukarı bak diyerek altından yumurtasını çalma tiyatrosu.

Turkuvaz Grubu

Trabzon’da bir kısım esnaf, Turkuvaz grubunda yazılarına son verilen bazı yazarların, şikeyi yazdıkları için hükümet baskısıyla gazeteden uzaklaştırıldığı yalanını söylüyor.
Asla böyle bir şey yok, tam aksine Turkuvaz grubu tiraj kaybetme pahasına şike cephesine karşı ahlak ve adaletin yanında durmuştur. Yalandan yere milleti “yiyenlere” inanmayın…