Muharrem Usta

Muharrem Usta’nın Trabzonlu olduğunu , sahibi olduğu iddia edilen hastaneler grubunun medya biriminin başındaki İletişim Fakültesinden sınıf arkadaşımdan öğrenmiştim.

Arkadaşım “Hemşerim nasıl adam? “ sorumu da, “alçak gönüllü, önyargısız, yeniliğe aşık, namazında orucunda” mealinde güzel tanımlamalarla cevaplamıştı.

İşimiz gereği toplumsal ve siyasal hayatı sürekli mercek altında tuttuğumuz için hakkındaki garip ortaklık iddiaları sırasında da duyduk adını sıkça. Bir de Fenerbahçe başta olmak üzere “marka” değeri taşıyan kimi kurumlara verdiği sponsorluk desteğiyle girdi ilgi alanımıza, hepsi buydu. Bu arada MU’nın sponsorlukları üzerinden yürütülen tartışmayı lüzumsuz ve vizyon darlığı olarak gördüğümü eklemem gerek.

Sponsorluk matematiği olan bir ilişki biçimi ve ticari işletmeler duygularla yönetilemez. Binlerce kişinin sorumluluğunu taşıyan kurumlar “realite”ye göre davranmak zorundadır. Ayrıntıya şimdilik girmeye gerek yok, lüzumu halinde…

MU’nın adının Trabzonspor Başkanlığı için geçtiğini ilk duyduğumda ciddiye almadım. Zira sahibi olduğu hastaneler grubu kendi tarihinin en büyük hamle sürecini yaşarken, ne diye enerjisini spora ayırsın, hatta buna hakkı da yok diye düşündüm. Ciddiye almadım demeli, kısaca…
Sonra anlaşıldı ki MU ciddiymiş.

Bu durumda biz de ciddileşelim!

MU karatındaki “büyük ve hacimli” iş adamları, varlıklarını sürdürebilmek için iktidarlarla iyi geçinmek “zorundadırlar”
Bu kısmı biraz açarsak, misal Sağlık Bakanlığı veya Sosyal Güvenlik Kurumu, özel hastanelerdeki devlet katkı payını yüzde 5 oranında azaltsa, MU’nun hastaneler grubunun yıllık zararı Trabzonspor’un bütçesinin 10 katı bir zarara neden olabilir, tabi tersi de mümkün, haliyle…

Şimdi siz MU olsanız, herhangi bir adım atmadan önce , adımınızın Ankara’daki etkisini hesap etmez misiniz?
Sorunun cevabını hepimiz biliyoruz, seve seve hesaplarız, ülke gerçeği budur.

Şimdi;

MU karatındaki işadamlarının Ankara’nın ekseninden sapamayacağına ikna olduysak geçelim ikinci aşamaya
Ankara, şike sürecinde başından beri üstünü örtmeye, kapatmaya, unutturmaya çalışmadı mı? Çalıştı.

Ankara hala aynı düşünce doğrultusunda şikeyi unutturmaya ve hiçbir şey olmamış gibi ahlakın ve Trabzonspor’un her gün her gün yeniden katline deve kuşu değil mi?

Ankara’nın “atama”sıyla TFF’ni başına getirilen zihniyetin, “güzel oyun, incik boncuk kelebek” gibi üç kağıtçı yöntemleriyle sanki bu ülkede şike yapılmamış, sanki bu ülkenin en büyük kulübünün sahibi şike suçundan 6 yıl hapis cezası almamış, sanki bu ülkede TFF Başkanı dahil sporu yöneten kişilerin birçoğu “şaibe” ile lekelenmemişler gibi, sanki bu ülkede şike suçu sabit sporcular ve antrenörler hala futbol oynayıp antrenörlük yapmıyorlarmış gibi; herkesi zalak yerine koymaları bir vakıa değilmiş gibi yaşamaya devam ediyorlar, ediyoruz.

Hasılı;

MU’nın kişisel özelliklerini çok iyi bilmiyorum, duyduklarım da hep iyi şeyler üstelik. Ama okuduğumuz onca kitap, mesleki birikimimiz ve olayları duygu eksenli değil de matematik netliği ve mantık ekseninde tarif eden biri olarak şunu çok rahatça söyleyebilirim;

MU ya da o ölçekteki “herhangi” birinin, Ankara’nın direktiflerine karşı gelmek gibi bir lüksü yoktur, olamaz. Ankara’nın şike tavrı da bellidir; Unutun ve önünüze bakın! Trabzonsporlular unutup önüne bakmaya razı mıdır?

MU ya da o karattaki “herhangi” biri, “Ankara değil Mekke olsa, hakkımdan vazgeçmem. Trabzonspor şikenin mağdurudur, değil kupası, çocuklarının sevinci, onuru, gururu çalınmış, şerefi iğfal edilmiştir ve bunun hesabını hem bu dünya da hem de öte dünyada bedeli ne olursa olsun kanun dairesinde soracağıma şerefim üzerine yemin ederim” diyebilir mi?

MU Bu yemini eder mi ?

Kayserili Salih!

Kayserisporlu oyuncu Salih,Fenerbahçe maçında hakemin ve rakip oyuncuların kendilerine 2. Sınıf insan gibi davrandıklarını; hakemin kendilerine lanlı lunlu konuşurken, Fenerbahçeli oyunculara “lütfen, rica ederim”li konuştuğunu , rakip oyuncuların kendilerine ağır küfürler ettiklerini “ ne oluyor lan G.saray şampiyon olsun diye mi oynuyorsunuz” dediğini söyledi, canlı yayında. Canlı olasa yayınlanmazdı, herkes bu rezil gerçeği de biliyor, ne rezil bir ahlakın içine çekildik…

Salih kardeşin bu açıklamalarını okuyunca aklımdan ilk geçen “ La bu Salih uzaydan mı geldi la” geçti.

Salimim Dursunum, o maçta siz bir puana şampiyon olacaksınız ama rakibiniz 1 puan alırsa G.saray’ı altına alacak olsa dahi aynı küfürleri yer, aynı aşağılamalara uğrardınız. Byu ülke de futbol ve her türden rekabet mavilerle yeşiller üzerinden yaşanır bilmez misin a Salihim. Bu düzene tek isyan eden Trabzonspor’du, O’nu da ehlileştirme sürecinin sonuna gelindi .

Yani Salih’im, siz zaten yoksunuz!

Orduspor Geri Dönecektir!

Çok iyi bir kadrosu ve hocası olduğuna inandığım Orduspor, içerdeki Gaziantep yenilgisi sonrası düşünsel olarak düşmüştü ligden, birkaç hafta sonra da fiilen düştü, yazık oldu…

“Gerçek” Ordusporluların ilk işi 19 Eylül Stadı’nın altındaki oligarşi takımı irtibat bürosunu kapattırarak başlardım işe. Leke gibi duruyor, zira…
İkinci olarak da Orduspor’un “ne demek” olduğunu bilen, kendi ruhunun efendisi olmaya kararlı bir yönetim ve teknik kadro ile “geri dönüş”ün ilk adımının çok geçmeden atmak gerekir. Çok sevgili ve sevimli Cevat Güler hocamızla, geleceğe dair bir umut yoksa, ki olacak gibi değil, yolların ayrılıp yeni sezona şimdiden hazırlık yapmalı.

Samsun’da Bir Yazar

Samsunspor’un sefil hallerine isyan eden bir Samsunspor sevdalısı yerel yazar, köşe yazısında öfkesini dile getirirken son cümle olarak şunu kurmuş;
1461 Trabzonspor, geleceği bile olmayan bir takım…

Trabzonspor’un alt yapısından çıkmış…

Ne olacakları da belli değil…

Nereye sokacaklar aldıkları bir puanı?
İsmini anarak düşene bir tekme de ben vurayım demem, bilenler bilir. Lakin 1461’in aldığı o bir puanın nereye “sokulduğu” sorusunun yanıtı çok belli…
Oligarşi bebeliğini kabul edenlerin kuyusunda dip yok..

1 Mayıs Bayramı?

Kimse kimseyi kandırmasın.

Hangi ülke olduğu da önemli değil, Dünya’nın her yerinde 1 Mayıs iktidar sahiplerinin kabusudur. Hele Türkiye gibi yerli sermayenin tamamen “deruni” olduğu ülkelerde bu kabus ikiye katlar.

Çok belli oluyor ki, mevcut iktidar, Taksim ödünü karşılığında 1 Mayıs’ın bayramlaşmasına sesini çıkarmıyor, ama Taksim “direnişine” de teslim olmayacağım diyor

Türk tipi sendikalcılığın değil 1 Mayıs’ı, Yerli Malı Haftasını bile layıkıyla yaşatamayacağına inananlardanız. Dolayısıyla sendikaların Taksim direnişinin şekilden ibaret ve içerikten yoksun olduğuna eminiz.

Türk sendikacılığı ve toplumsal muhalefet geleneği, Şükrü Saraçoğlu’na Galatasaray bayrağı diken Souness’ı ne zaman aşacak? Taksim’e bayrağı dikmek mi, düzenli seks mi!

Reklamlar