Marlon Brando’nun Oskar’ı reddederken bir kızılderili kıza okuttuğu metin

« 200 yıl boyunca toprağı, ailesi, ve özgür olma hakkı için savaşan Yerli halka şöyle dedik: “İndir silahını arkadaş gel birlikte oturalım. İndirirsen eğer silahını arkadaş senle barıştan söz ederiz, senin hayrına anlaşırız birlikte.” Silahlarını indirdiklerinde onları katlettik biz. Onlara yalan söyledik. Onları topraklarından koparmak için kandırdık. Onları açlığa mahkûm ettik ki antlaşma dediğimiz ama hiçbir zamanda andımıza sadık kalmadığımız o hileli anlaşmaları zorla imzalasınlar. Onları, yalnızca yaşamın anımsayacağı kadar uzun bir süredir yaşam vermiş bu kıtada dilencilere döndürdük. Ve tarihi istediği kadar çarpıtılmış dahi olsa nasıl yorumlarsanız yorumlayın: Biz doğru yapmadık. Ne adil davrandık ne de dürüst. Onlara karşı ne haklarını iade etmek zorundaydık ne de anlaşmalarımıza sadık kalmak, çünkü gücümüzün üstünlüğü bize diğerlerinin haklarına saldırma, mallarını gaspetme, yalnızca yaşamlarını ve özgürlüklerini savunmaya çalışırken onların yaşamlarını ellerinden alma hakkını sağlıyordu ki onların erdemleri suça dönüşürken bizim ahlâksızlıklarımız erdem oluyordu.

Fakat öyle bir şey var ki bu sapkınlığın ulaşamayacağı, o da tarihin büyük hükmü. Emin olun ki tarih bizi yargılayacaktır. Ama umurumuzda mı? O nasıl bir ahlâki şizofrenidir ki tüm dünyanın işitmesi için ulusumuzun en tepesindeki sesle ciğerlerimiz patlayana kadar bizim taahhütlerimizi tuttuğumuzu haykırırız da tarihin tüm sayfaları, Amerikan Yerlilerinin yaşamındaki son 100 yıl boyunca geçirdikleri tüm o aç, susuz günler ve geceler bu sesin dediklerinin tam zıttını söyler… »

Reklamlar

MEHMET AKİF´İN OĞLU KAPIMI ÇALDI VE…

MEHMET AKİF´İN OĞLU KAPIMI ÇALDI VE…

Yaşanan bu sahipsizliği ve arkasındaki dramı anlatan en acı örneği örneği ise Gazeteci-Yazar Çetin Altan, 2006 yılı başlarında SkyTürk´te bir bayram sabahı katıldığı programda açıkladı.

Altan, çıktığı programda Akif´in oğluyla ilgili hatırasını anlatırken, ekran başınaki milyonlarca kişi duydukları karşısında isyan ederek, gözyaşlarına boğuldu.

Çetin Altan, Mehmet Akif´in oğluyla ilgili yaşadığı o gözleri yaşartan anları 4 yıl önce şöyle anlatıyordu;
“İstiklal Marşı’nın şairi Mehmed Akif Ersoy’u hepimiz tanırız. Çok ünlü bir vatan şairi olarak biliriz. Çünkü İstiklal Marşı’nı yazmıştır. Yarışmayı kazandığı halde, para ödülünü almayı reddetmiştir. Ama biyografi okumayı bilmediğimiz için mesela yoksulluk içinde geçen bir hayat sürdüğünü pek bilmeyiz.

Size bir anımı anlatayım. 1966 sonları, bir öğle sonrası odamdayım. ‘Sizi biri görmek istiyor’ dediler. ‘Buyursun’ dedim. İçeri tıraşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazırolu andıran bir duruş ve hafif bükük bir boyunla; ‘Bendeniz Mehmet Akif’in oğluyum’ dedi. Bir anda ne olduğumu şaşırdım.

Nasıl şaşırdım bilemezsiniz. Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine; ‘Oooo buyurun buyurun, nasılsınız?’ türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım. O, tavrını bozmadı; ‘Rahatsız etmeyeyim, sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim’ dedi. Gökler mi tepeme yıkıldı, yer mi yarıldı da, ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena, allak bullak oldum. Ve tek yapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkartıp uzattım. O, bükük boynuyla: ‘Siz ne münasip görürseniz’ dedi. Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime. ‘Durun bakalım neyimiz varmış’ gibilerden cüzdanı açtım; içinde ne varsa çıkardım, fazla bir şey de yoktu, elimde tuttum. Bir iki adım attı. Sanırım sadece bir 10, yahut 20 lira aldı. ‘Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim’ dedi ve çıktı.

Aradan bir ay geçti geçmedi; gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme: Beşiktaş’taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif’in oğlunun ölüsü bulunmuştu! ”

Çetin Altan´ın anlattığı bu hatıranın sonundaki şu sözleri ise fazla söze gerek bırakmıyordu;

“Mehmed Akif’in oğlunun ölüsünün bir çöplükte bulunduğunu çoğu kimse bilmez! Bu bakımdan burada, kendini devletin sahibi olarak görenlerin, devleti yönetenlerin, vatanı sevenleri ne kadar sevip sevmediği konusu da çok önemlidir!”

ÇOK YAZIK..BİR VATAN ŞAİRİNİN AİLESİNE ,ÇOCUKLARINA BİLE SAHİP ÇIKAMAMIŞIZ..ÇOK ACI…

Istiklal marşının ödülünü bile red eden erdemli insan..elbet bir gün kıymetin bilinir..?

Henrique Ayında Olursa !

TT Arenaya asılan iki pankart vardı,  birinde şikeciler bir kez daha teşhir ve rezil edilirken, diğerinde de konuk Trabzon’a Juventus başarısı dileniyordu. İki takım elele tribünleri de selamladı, bu da güzel , lakin başlama düdüğüyle herşeyin biteceğden ve korakor mücadelenin başlayacağından kimsenin şüphesi yoktu, tabi şikecileri bilemiyoruz, işletim sistemleri farklı,malum
 
Maç öncesi olası kadro üzerine konuşurken bir twitdaşım “Abi Henrique gününde olursa maçı alabiliriz, yoksa şansımız yok” dedi.  Bir an düşündüm, haksızlık yapmak da istemeden, herkes gibi. Şunu sesli düşünmeden de edemedim; ayağında herhangi bir topu 2-3 saniye tutmayı beceremeyen Henrique “gününde” değil de “ayında” olursa Trabzon kazanabilir
 
Maç öncesi kesin favori G.S gibi görünse de, dakikalar ilerledikçe MRA’nın sahaya kendi kompakt oyun anlayışını yansıttığını ve oyuna en az rakibi kadar ortak olduğunu gördük. Colman’ın özel çabasıyla yarattığı pozisyon ilk yarının en önemli pozisyonuydu ama Arjantinli kendi kalitesinin altında bir vuruşla topu dışarı attı. İlk yarının en güzel hareketi kuşkusuz Sneijder – Onur gösterisiydi.
 
Yan hakemlerin ve özellikle de kıdemli yan hakem Serkan Ok’un da katkılarıyla GS ikinci yarıya baskı kurarak başladı. Orta sahasında Colman dışında hücuma yönelik pas düşünceli oyuncusu olmayan, üstelik Zokora gibi 4 geri 1 ileri vitesli ile Aykut A gibi standart 2. vitesli 520 Man kıvamında iki “yükü” taşıyan Trabzon için gol ya karambole kalmıştı ya da Yusuf’a atılacak ara topuna. Buna karşın GS’nin elinde çok sayıda alternatif vardı. Burak Yılmaz’ın şans golüyle de skor avantajını da yakaladılar. Bu gol öncesi “ayında” olmayan Henrique’in kaçırdığı pozisyona değinip ekstra sıkıntı yaratmayalım şimdi.
 
Olcan’ın kendi yarattığı, Burak’ın da şans ve  fırsatçılığı ile peşpeşe gelen golleri , klasik ” TRB-GS maçları zevkli geçer”  ezberine katkı yaparken, Yumlu’nun direkten dışarı giden topu Trabzon’un oyunu bırakmayacağının işareti oldu
 
Colman’ın Riera’nın tahrikine kapılıp hakeme yakalanan yumruğu ile 10 kişi kalan Trabzon’un puan umudu artık mucizeye kalmıştı, mucizeler devri de epeydir kapandığı için Fenerbahçe ve Kasımpaşa’nun puan kaybettiği haftanın kazananı ev sahibi oldu.
 
Bu kadroyla beklenenden fazla puan toplayan MRA ve ekibine  düşen, yönetime mutlaka takviye baskısı yapması ve ligin ikinci yarısında  lig ikinciliğini kovalamasıdır.
 
Onur’a bir cümle yazılmasa ayıp, Onur kardeş , şu an Dünya liglerinin en iyi 3-5 kalecisinden birisin, lütfen böyle devam et.
 
Son söz;
 
Yenilgiye rağmen Trabzon takımı çok iyi mücadele etti ve gelecek için ümit verdi. 3-4 direk takviye ile çok şey değişir.
 
COLMAN’IN KIRMIZISI!
 
Noel öncesi bilerek kımızı gördü eleştirisi yapanların ya zekası kıt ya da vicdanları kör.
 
1-Noel 24 Aralık’da yaşanıyor ve oyuncu kulübü izin vermezse zaten gidemez.
2-Oturduğu yerden racon kesenlerin kaçı,  yüzüne darbe alan Colman gibi ayakta kalıp tepki göstermeyi seçmek yerine kendini yere atarak hakemden “mağfiret “dilerdi, delikanlılar diyarın aynaya bakarak yanıtını versin bu sorunun
3-Yenilgiyi kabul etmeyen ender oyunculardan biri ve takımın toplam zekasını yukarıya taşıyan Colman’ı göndermek isteyenlere tavsiyem, ondan gelecek parayla Burak sahtekarını geri almalarıdır. TS’ye yakışan Colman “adamı” değil, Burak Yılmaz düzeyidir.
4-Hakem triosunun, FB’nin kopup gitmesi ve dolayısıyla da lağım ligin rekabetinin azalmasıyla “nemalanıcıların” zarar etmesini engellemek misyonuyla infaz içinde olduğunu görmeyip, Colman üzerinden niyet okuyuculuğu yapanlar, Gülünesi Aşklar, Milan Kundera, okuyun derim…

MESSİ KENARDA BEKLEMEZ HOCAM!

Yaygın medya ve Şike çetesinin TFF’ nin de işbirliğiyle Şike rezilliğini örtme çabasının en önemli argümanlarından biri de “güzel oyun” geyiği, malumunuz.

Etrafına iyi bak sevgili okur, Trabzonspor üzerine kalem ve dil oynatanların kahır ekseriyetinin;

O her seferinde Trabzon camiasına kurumsal hakaretler eden ;

Gerek Şenol Güneş gibi Teknik Direktörüne gerekse de Sadri Şener gibi Başkanına hakaretler eden Şike medyasına kendilerini “bir şekilde eklemlenmek için ” kendini paralayan tiplere iyi bak. İşte mesleki bir eleştiri olarak bir dip not düşüyorum size; Onların büyük kısmının derdi asla Trabzonspor değil, kendi karşyer merdivenleridir.

Bu giriş neden derseniz;

Trabzonsporluların en büyük meselesi Şike sürecinden hakkını söke söke alarak çıkma meselesidir.

Aslında oynanmaması gereken bir lig üzerinden yorumlar yaparak, üstelik bu yorumları marifetmiş gibi ilan ederek ve taraftarı “gel gelleyerek” (bakın ben konuşurken şu kadar kişi dinledi!) davasına ihanet eden adamları ciddiye almayın. Ahlak savaşını önce kendi içinde kazanmak zorundadır bu şehir.

Şİke Çetesinin sözcüsü tvlere radyolara bağlanıp, tam da onların istediği gibi “Malouda ne vurdu be, Bosingwa harika, Olcan varya Olcan, MRA bir dahi” türü cümleler kurarak size Trabzonspor’u anlatanlara inanmayın, dertleri başka…

Maçı ille de yazmak gerekirse;

MRA her zamanki gibi Messi, Ronaldo ve İniesta’yı kenarda tutarak başladı maça. Eh sahadakilere bakınca yedek kulübesindeki bu sefilliği de anlamak gerek.

Bir takım usta kontenjanından bir kişiyi tolere edebilir Trabzon’da da bu oyuncu Malouda’dır. Soner ve Adrian ille de yatacaklarsa sahaya çıkmalarına gerek yok. Biri Soner’e yaşını hatırlatsın artık ya da evinde yatsın, Adrian’a da bu yoksul şehirden kaç para kazandığını…

MRA’ye eleştirimiz var o da şu; Malouda’nın adamıyla geri gelmeyeceğini siz de biz de Norveçli balıkçı Hamsun da Afrikalı Leo da biliyor, bu durumda solbek Kadir’in yalnızlığına oyun içinde bir çare bulması gereken kişi de sizsiniz. Ya da aldığınız önlemi biz göremedik hocam

Erciyes’in kadro kalitesi ve mühendisliği Trabzon takımından çok daha iyi, bu kesin. Hocaları Fuat Çapa da pozitif futbol anlayışı ile futbola zevk katıyor. Ve Erciyes takımının bu lige tutunacağına da inanıyorum. Yasin’e de Onur’a atılabilecek en güzel golün sahibi olarak şapkamı çıkarıyorum. Wlemick varya hani Erciyes’te, Henrique ve Janko’nun 40 ta biri paraya alınan ve Onur’u kurtarışı için kutlayan golcü, O Wlemick Trabzon’un elindekileri kalite olarak 3’e katlar ama belli ki meneceri “iyi” ve “anlayışlı” değil.

Futbol basit bir oyun ve iyi oyuncularla “iyi” oynayabiliyorsunuz.

Fuat Çapa’nın iyi oyuncuları vardı ve takımı çok da iyi oynadı

MRA’nın sadece birkaç iyi adamı, ONUR’U ve oyuncuları vardı ve o kazandı!