AYM’NİN FB “TUTKULU” BAŞKAN YARDIMCISI!

AYM’NİN FB “TUTKULU” BAŞKAN YARDIMCISI

Çıkarıldığı 5 ayrı bağımsız kurul / mahkeme tarafından da “şikeci” olduğu hükme bağlanan;

“Biz asla şike yapmadık”tan, “adil yargılama istiyoruz”a; “CAS NAMUSUMUZDUR”’dan ağlama duvarlarına sürüklenen Fenerbahçe’nin sahipleri, şimdi de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru haklarını kullanmışlar.

Hukukun H’sinden az biraz haberdar herkes, AY’nin sabitleşmiş hükmünün infazından başka yolu kalmadığını biliyor. Bu nedenle AYM başvurusunun da belirsizliği biraz daha besleyip, dışarıda geçen zamanı biraz daha uzatmaktan başka bir anlamı olamz. Ancak tam da burada en fazla haksızlığın Aziz Y’ye ve sevdiklerine yapıldığı fikrindeyim, malum üstad Nietzsche’nin de dediği gibi, “umut kötülüklerin en kötüsüdür, işkenceyi uzatır”

AYM’nin Fenerbahçe “tutkun”u birkaç üyesi , bunlardan birinin de bireysel başvurulara bakan Başkan Vekili Serruh Kaleli olduğu bilgisini “imalı” mesajlarla iletenler oldu

Şike cephesinden avukat Şekip Mosturoğlu’nun hukuk dünyası ile Fenerbahçe kulübü arasında tapelere düşen “köprü” inşa çabaları kimilerini rahatsız etse de, şahsen bu düzeydeki hukuk adamlarından dosyanın ruhu dışında sözler duyacağımıza zerre ihtimal vermem. Böylesi kariyerler bu tür ucuzluklara düşmezler.

Yakın çevresinin söylediği gibi sayın Serruh Kaleli “tutkun” bir Fenerbahçeli dahi olsa, bu göüşüm nettir.

Yazarken aklıma takıldı. Sonra çözdüm sorunu, daha doğrusu erteledim. Anayasa bitişik yazılıyormuş madem!?

Hacıosmanoğlu-Orman Kardeşliği!

Bilmeyenler de olabilir, Trabzonspor ve Beşiktaş Başkanları günlük hayatlarında da birbirilerini seven sayan iki dost. Kimselerin haberi olmadan beraber yayla turları da yaparlar, sınır ötesi gezilerde dost meclislerinde sohbet de ederler . Allah muhabbetlerini daim kılsın, kıskananlar çatlasın

Bu ikilinin ortak ve bizleri ilgilendiren bir özellikleri daha var.

Her iki başkan da, kendilerinden önceki yönetimlerin dönemlerindeki harcamaları ve diğer yönetsel tasarrufları bağımsız denetim firmalarına denetlendirdiler, her iki kulüp için de denetimler aylar aylar önce bitti

Her iki başkan da bu raporları kamuoyu ile paylaşacakları sözünü verdiler. Trabzonspor Başkanı ile özel bir buluşmamızda bana bu listeyi yayınlayacağı sözünü de verdi. Ama sonuçta ben kimim, o koskoca Trabzonspor’un başkanı, ben kara şanzuman burunlu ford!

Trabzon ve Beşiktaş camiaları!

Başkanlarınızın o denetleme raporlarını neden yayınlamadıkları, neden kamuoyu ile paylaşmadıkları sorusu 10 şampiyonluktan da önemli bir “etik” sorundur.

Ortaya soralım şimdi;

İbrahim Hacıosmanoğlu Ve Fikret Orman kendilerinden önceki yönetimlerin denetlendiği bağımsız raporları neden ve kimden saklıyorlar? Kamuoyundan gizlenen nedir? Bu raporlar neyin karşılığı halktan saklanmaktadır?

Sayın Başkan İHO, Sayın Başkan Orman! Camialarınız tüm gerçekleri öğrenmek istiyor!!

Maçkalı Osman Amca

Değirmendere’de denize dikine dikine inen Sezai Uzay Sokakta yan komşumuzdu Osman Amca. Babamla iyi arkadaştılar. Zaman zaman ortak sohbetler olur, biz kopiller de etraflarına serpilir anlattıkları öyküleri dinlerdik.

Osman Amca bizim hacı pederden birkaç yaş ve epey bir santim uzundu. Babam kısa olduğu için değildi bu fark, pederin ve annemin deyimiyle “Maçkalı” 2 metreye yaklaştığı içindi.

Uzun yıllar Almanya’da kalmış olmasının verdiği bir perspektifle bakardı dünyaya. Çocukla çocuk, büyükle büyük olan bir karakteri vardı. 12 Eylül faşizminin sokaklara hapsetmeye çalıştığı yaşamı ilk o reddetmiş ve kendisini eve yöneltmeye çalışan iki polisi birbirlerinden metrelerce uzağa savurmuştu. Bu maceranın sonu kötü bitmedi hayır, hem mahalleli hem de Osman amca öyle küçük kapılara sığacak türden değildi.

Osman amca bir gün Maçka deresinden atıyla köylerine, Ormanseven’e giderken başına gelen “şeyi” anlatmaya başladı. Bir iftar sonrası sohbeti olabilir, annem ve kız kardeşlerim dillere destan baklavaları ve çayları ile sık sık odaya girip çıkıyor, Osman abi kah baklavadan bir dilim alıp “Makbule habu baklavayı senun gibi yapanı görmedim” diyor, kah da atıyla köye çıkışını anlatıyordu.

“ Seyfi inanmasun, Godiğiun su var bizim orda, tam oriye gelduk, benum at birden durmasun!”

Seyfi bizim peder. Pembe (ablam) bu ara tembel tembel oturduğumuzu ima eden bir bakış fırlatıp, mutfağa çağırdı beni. Ama kalkasım yoktu, sonunu bekliyordum. Babam “ne oldi ata , niye durdu?” diye sordu

“Niye olacak Seyfi , anlamay misun. Cin gördü at cin!”

Cin…Daha önce de çok duymuştum ama çok takılıp kalmamıştım belli ki. Osman Amca söyleyince ilk kez irkildim cinden!

“Bana görünmüyor tabi, ama ata göründü. Biliyorsun cin deduğun isteduğune gösterir kendini. (sesini aniden yükselterek)

“Sen huylan, parladı parlayacak! Kırmam da asili eğerde” (sen dediği de atı)

Tutmakta zorlanmış atını, ama bırakmamış da. Cinle hiç muhatap bile olmamış, “kimseye bir iyuluk etmedum ki bir cezayı hak edeyim” diye düşünmüş… Cin geldiği gibi gitmiş sonra, Osman amca da evine çıkmış.

O cin o gece gitmedi Osman Amca. Senin iyilik ve mertlik dolu kalbine giremeyince benim çocuk yüreğime yuvaladı kendini. Alaaddin’in sihirsiz lambasıyım, çıkaramıyorum da, üstelik.

Nihat Adıgüzel Alınganlığı

Geçen hafta Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar ile aramdaki iftira-hakaret davasının seyrine ve Kızılay’ın saygı duyulası Kan emekçileri eksenli bir yazı yazdım.

Yazının internet sitesindeki halinin altına ardı sıra “ısmarlanmış” hissi veren yorumlar gelmeye başladı. İlginç olan yorumlardaki motivasyonun telaşlı bir saldırganlık içermesi ve Nihat Adıgüzel odaklı olmasıydı.

Yazıda Nihat Adıgüzel “eski dost” kıvamını geç-e-medi, zaten geçmesi de olası değil. Nihat hocamla kişisel olarak hiçbir sorunumuz da olmadı, bundan sonra olması için de bir neden yok. Ancak tek merkezden emirli hissi veren bu tür yorumlar ve yok “ne kadar maaş alıyordun”, yok “neden ayrıldın” yok “kurban bağışı yaptın mı “ gibi abuk subuk yorumlara haliyle yanıt verme ihtiyacı duydum.

Misal benim Kızılay’dan aldığım maaş bellidir. Şu andaki işimden aldığımın yarısına yakın bir maaş ve hepsi kayıtlarda vardır. Kızılay arşivinde Madensuyu fabrikasına alınan milyon yuroluk makinelerden, üç kuruşluk kan kitlerine kadar her şeyin kaydı bulunuyor, dileyen gider bakar, Kızılay’ı kim ne için kullanmış öğrenir

Reklamlar