ŞİMDİ TRABZON’UN HAKLARINI ŞİKECİNİN AVUKATI MI KORUYACAK?

Kişisel ilişkilerden ve yoğurt yeme biçiminden beslenen bakış açılarıyla bir önceki TS Başkanı Sadri Şener’i beğenir ya da beğenmeyebiliriz,  ama kendisinin camiayı temsil yeteneği bakımından mevcut başkanla kıyaslanmayacak ölçüde önde olduğu gerçeğini biz kabul etmesek de sonuç değişmez.

Yukardaki giriş, şimdiki Sadri Şener  eleştirilerinin yaratacağı olası rahatsızlıklara bir hazırlık olarak görülmeli. Vizyon olarak İHO’ya açık ara fark atan SŞ’nin yaptığı sayısız hatalardan ikisi, affedilir gibi değil ve anlaşılmaya fena halde muhtaçlar.

Bunlardan birincisi, şike yargılamaları sürecinde oncfa duruşmada sadece bir kez söz alan ve saçma sapan bir cümle kuran, sonra da bu hatasını düzeltmek için bir cümle daha kuran, ismi lazım değil bir avukata verilen milyon milyon avukatlık ücretidir. Hesabı sorulmamıştır, sorulmalıdır, o paranın finansal takibi mutlaka yapılmalıdır.

Sayın Sadri Şener’in İkinci büyük hatası ise, 2011 şike sürecinde Fenerbahçe lehine teşvik suçu girişiminde bulunan ve suçu sabit görülen Zafer Önder İpek’i şike süreci boyunca savunan avukatın Trabzonspor bünyesinde işe alınması olmuştur. Sayın Şener’in bu şike lekesinden haberdar olduğu kanısında değilim, muhtemelen kulübün profesyonel kadroları bu kararı vermiş  ve başkan da o kararı imzalamıştır.  2013’de işe alınan bu bayan avukat, şike sanığı müvekkilini savunmaya TS de işe başladıktan sonra da yaklaşık 1 yıl devam etmiş ve bu süreçte şike mücadelesinin iki tarafında da “resmen “görev almıştır. Trabzonspor’un ulusal ve uluslararası tüm yazışmalarından haberdar olan bu bayan avukatın bu belgelerden edinip savunmasını yaptığı şike cephesine destek sağlamayacağının garantisini veren varsa da, benim nezdimde hiç bir geçerliliği yoktur.

Yanıtını şiddetle arayan soru şudur;

SŞ sonrası seçimi kazanarak Başkanlığa seçilen sayın İHO ve yönetim kurulu üyesi arkadaşlarının, şikeciyi savunan ve TS’de göreve başladıktan sonra da 1 yıl bu işine devam eden bu avukatı şike cephesinin Truva atı olarak TS mahreminde tutmalarının nedeni nedir ? (Sakın bu avukatın ben büro adına otomatik olarak görevliydim, şike sanığını direkt olarak savunmak gibi bir eylemim olmadı türü savunmasına inandık demesinler, ıslak imzalı işlem belgesi dosyada duruyor) İHO ve yönetimi bu sorunun yanıtını vermek zorundadır ve bu soru onlar o görevlerden çekilmeleriyle de peşlerini bırakmayacaktır

Bila bedel çalışıp kendi ilişkilerini sıfırlamayı göze alan,  eğitim kariyeri olarak ta mevcut “resmi” avukatlardan ikebana güzellemeleri yaratacak düzeyde yüksek karattaki kişilerden oluşan Hukuk Kurulu’nun;  bedeli  sevgi dışında hiçbir şeyle ödenemeyecek ve hukuk tarihine geçecek mücadelesi, istifaları sonrası şikecileri savunmuş hukukçulara teslim edilecek ise, ellerimiz her iki cihanda İHO ve akıl hocalarının yakasında olacaktır.

Bir de kurum adına utanılası sözleşme bilgisi ekleyelim;

Yamuluyor olabilirim, yamulduğumu sözleşme örneğini paylaşarak kanıtlamak da kulübün elinde, iddiam şu;

Trabzonspor Hukuk Departmanına herhangi bir eleman alınırken, adını vermekten imtina ettiğimiz bu şike davası sanığı Zafer Önder İpek’in avukatının onayı alınmak zorunda!

Son söz;

Sözleşmelerden söz etmişken, Trabzonspor’un son 10 yılında kulüp adına futbolcu , menajer ya da kurumlarla yapılan sözleşmelerin, oluşturulmuş bir bağımsız kurulun denetimine açılmasını talep ediyorum. Ekşi yemeyenlerin karın ağrısı çekmesine lüzum yok, ama ben kişisel olarak bu sözleşmelerin birçoğundan şüpheliyim ve camianın kahır ekseriyetinin de bu şüpheleri paylaştığını biliyorum. Hadi TS yönetimi, kuşkulanacak bir şey olmadığını herkese, en çok da ben şeytanın avukatına kanıtlayın, ben de iddiamla mahcup sessiz bir köşemde sessiz sessiz ağlayayım.  İkili görüşmemizde bana Sadri Şener döneminin tüm anlaşmalarını Uzunsokağın her iki girişine ve internet sitesine koyacağı sözü veren sayın İHO, sesimin desibeli kulağınızın duyma yetisini aşıyor sanırım, bu yüzden mi duyamıyorsunuz!…

Reklamlar

Trabzon’da Neler Oluyor?

1204’te Katolik latin işgaline uğrayan İstanbul’dan kaçan Ortodoks Komnenos  ailesi aynı yıl Trabzon Rum İmparatorluğu’nu kurdu. Bizans’ın en köklü ailelerinden birine mensup olan Aleksios Komnenos’un kurduğu imparatorluk, 1461’de Fatih’,in Trabzon’a girmesiyle siyasi olarak son buldu.

1461’den bugüne tarihi süreçte Osmanlı,  şehri boşaltan Ortodoks Bizans bakiyesinin yerine imparatorluğun pek çok noktasından “kontrol edilmesi zor” şaki ve toprak sevgisi aşırı uçlarda gezinen bir çok aile, sülale ve kabileyi Trabzon’a yerleştirdi. Özellikle  Sürmene ve Of köyleri,  ya çıkarı için İslamlaşmış yerli Ortodoks unsurlar ya da bu sözünü ettiğimiz yeni sakinleriyle buluştu. Yanı sıra, çapanoğulları gibi kimi isyancı aileler de kendi adlarıyla kurdukları yeni köylerine yerleşti.

Adı konmamış bir derebeylik sistemi yaşanan Trabzon ve havalisinde içten içe hiç durmamacasına yaşanan iktidar kavgalarının temel nedeni işte bu oldukça karışık demografik yapıdır. Herkes her aile kendi şatosunda kral hayatı yaşarken, hayatın sürekliliğini sağlama içgüdüsüyle de “dışarda” kalan herkes potansiyel düşman olarak algılandı.

İşte bu toplumsal kaosun bugüne kadar çok büyük bir “sıcak” çatışmaya dönüşmemesinin ana nedeni, 1461’de siyaset sahnesinden çekilen Bizans’ın, ruhu ve zihniyetiyle kent hayatına yön vermeye devam etmesidir.

Trabzon Yahudileri adlı bir makalede bu konuya ucundan kenarından değinmeye çalışmış, Türkiye için sabetayistler neyi ifade ediyorsa, Trabzon için de 1461 sonrası kente yerleştirilen ailelerin aynı şeyi ifade ettiğini vurgulamak istemiştim.. Irkçılık olarak algılanmasın , sosyolojik bir tespit olarak söylüyorum, Trabzon, her zaman Yahudi-Bizans karışımı bir zihniyetin elinde kalmıştır.

İşte Trabzon’da son on yıllardır yaşanan çürüme ve nihayet İHO’nun  rezilliğin dipsiz kuyusunda boy veren son hamlesini anlamak için meseleye bu yönüyle bakmak gerekiyor..

Her fırsatta her olumsuzluğu başka başka adreslere tahvil edip, kendi aklı ve hesabınca sonuçlar dermeye çaba gösteren bir akıl var, akla ziyadesiyle muhtaç bir akıl bu.

Trabzon gemisinin kaptan köşkü nicedir bu Yahudi-Bizans karışımı zihniyetin işgali altındadır ve bu işgali sona erdirmek için işgalcilerin utanma, pişman olma vb. gibi kendileri için arkaik insanlık özelliklerini hatırlayarak  istifa etmelerini beklemekle, ciğercinin “paşam dükkana 1-2 saat göz kulak ol”  ricasına Tekir’in  “Kamil abi işim var, olmasa valla bakardım” cevabının farkı yoktur.

Taraftarlığı tribün esnaflığı, gazeteciliği durum dedikodusu ve ilan bağımlılığı, yöneticiliği  milyonluk menecerlerle sıkı fıkı dostluk, valiliği masum insanları suçlu gibi teşhir, belediye başkanlığını oligarşi bebelerinden birine gönül düşürmenin dayanılmaz savruluşuyla kentin değerlerine ihanet olarak yaşayan ve yaşatan bir kentin, yakın zamanda içinden doğacağı küllere bile muhtaç olacağını görmek için birazcık özgür bir kafa yeter..

İbrahim Hacıosmanoğlu’nu kıyıda köşede kendi hayatını yaşar iken çalıştığım “etkin”  gazeteye tam sayfa taşıyıp, hem de bu işi en az üç kez yapıp,  kendisine inandığım ve Trabzonspor başkanlığında çok az da olsa etkim olduğu için Tüm Trabzonspor camiasına bir özür borcum var. Özür Dilerim…Anlaşılan Alçalmanın özel tarihine dair daha çok okuma yapmam gerekiyor.