ÇOCUKLUK ARİFELERİ

Şahaneydiler.

Şimdi hatırlandıkça içimize kor ateş gibi düşen, yakıp kavuran bir hasret.

Jorge Amado’nun unutulamaz “insanın anayurdu çocukluğudur” masumiyetine upuzak kıyılardan bakma çaresizliği, yer çekimli sağnak

Çocukluk uzaklaştıkça özlemi katlanarak  artan lale devri insanın. Hele bir de sokaklarda geçiyorsa, hele bir de mahalledeki her anne anne, her abi abiyse abla ablaysa…

Gıran dediğimiz, yani siz şöyle tasvir edin; türlü çeşitli rüzgarların, siz karayel diyin ben poyraz; ben yıldız diyeyim siz kıble;

Rüzgar çeşitlemelerinden öne çıkan birinin,

Kah bir insanı yerinden sökecek güce eriştiği, kah bir yaz sıcağı bunalmışlığına değmiş sevgili eli serinliğinin mekanı. Bir futbol sahamız vardı gıranımızda.

Saha derken, 3 tarafı kayalarla çevrili, tek açık tarafı da , bir atlayışta içine düşüverecekmişiz hissi veren Trabzon limanına açılmış koca bir pencere.

İç içe geçmeli “laylon”  topumuz sık sık sahadan taşar ve kendini gabandan aşağı salı salıverirdi. Bu durumlarda genel de  “atan alır” kuralı işler ve topu almak için gafullukların (bildiğin livera yahu) arasına dalan hangimiz olursak olalım, topla birlikte sahaya dönerken üzerimizde en az 10-15 diken kanatığı olurdu, ama ne gam, maçlar öyle sarardı ki!

O sahadaki “40’TA HAFTAYM 80’DE BİTER 20’DE UZATMA 100”  maçlarımızın birinde , Maşatlık yönünden Abdurrahman abisinin geldiğini gören Deli İsmail’in çığlıkları yükseldi. Şöyle söyliyeyim, ben Ofli Salih’in beşini alıp kaleci İmdat’ı da geçme planları yapar ve laylon topu 57. gol olarak iki taşın arasından geçirme planları yapar iken, yapamadım…

Deli İsmail öyle bir çığlık attı ki, o sırada limanda kıçı bize başı Rusya’ya dönük olarak demirli bulunan Ege vapurunun da baş kısmını hafif sağa doğru çevirerek,  “ne oliy la, arkamdan bişe mi çeviriysunuz” dediğini duyduk, inanmayan Gududali Ali’ye sorsun!

Neyse, ona yok bişe dedik döndü önüne. Sonra soran gözlerle Deli İsmail’le abisine baktık. Sonra Abdurrahman abinin elindeki paketi gördük, paketin içinde ne olduğunu nasıl merak ediyorsak artık, o kadar!

Polislerle “yamali götlü polisler” diyerek dalga geçtiği için bir geceyi karakolda geçiren ve aklı yerinden çıkan İsmail’i çığlık çığlık çağıldatan şeyin ne olduğunu abisi söyledi.

“Ula yarın bayram da! İsmail’e daşbaşından yamasuz pantolon aldum, habu elimdeki odur, ziniya da anladı onu işte”

Arife günüydü demek. İsmail yamasız bir pantolona dünyanın tüm çocuk sevinçlerini sığdıracak kadar hasretmiş demek, Abdurrahman abi Değirmendere’de tuğla boşaltarak biriktirdiği alın terini, kardeşini mutlu etmek için bir pantolona yatıracak kadar abiymiş demek,

Maç kaldığı yerden devam etti sonra, uzatmaların sonu iftara dayandığı için herkes evine yollandı, benim gözüm bir ucuyla Ege vapurunda, yine döner mi acaba, niyeyse bu güvensizlik…

İyi bayramlar…

Reklamlar