Ahde vefa Avni Aker’e veda!

Avni Aker bir güzel insan, öğretmendi. Stada O’nun ismi verilmeden önce de futbol bu şehrin varoluşunun ve oligarşiye isyanın yoksul ama mağrur kalbinin attığı yerdi.

Babamın omuzlarında 6-7 yaşlarında girdiğim o düşler tarlasının adı Trabzon Şehir Stad’ydı. Futbol ekranlara düşmemişti henüz, Stada gidemeyenler için en yakın dosttu radyo,

Radyo bir başka maçı anlattığı sırada yayın kesilip merkez spiker “Mikrofonlarımız Trabzon’da” anonsu yaptığında bunun rakipler için anlamı “Trabzon attı yine”ydi.

Istanbul takımlarıyla oynanan her maç, kötülüğe, kibre, züppeliğe atılmış meydan dayaklarıydı

Skor tabelasını elle değiştiren amcaoğlum Eyüp’ün maç 3-0 iken, kaleci Şenol’a “Şenol abiiii, uşaklara de da daha gol atacaklarsa üstüste 2 tane atsınlar, 4’ü bulamayrum!” diye bağırdığı yerdir Avni Aker.

Veda etmek ne demek!. Insanin kendine vedasının yolu bellidir, biz yaşadıkça o kutsal alan da yaşayacak.

Reklamlar

Aziz Yıldırım’ın konukları! ( 16 eYLÜL 2012)

Kabul edelim ki, A. Yıldırım bir “resim” olarak ekranlara çok yakışıyor. En son NTV’de konuk olarak aldığı üç gazeteciyle konuşurken de ekranı doldurduğunu ve üç misafirini karizma olarak ezdiğini söylemeliyiz. Misafirlerinin terbiye görmüş efendi çocuklar olması da kendisi için bir avantajdı elbette, ve fakat yine de bu kadar ezmese iyiydi!

AY’nin ekranda söyledikleri arasında “yeni” bir şey yoktu. Kadıköy Rıhtım’daki ayakkabı boyacılarının bile ezberlediği “konuşursam var ya, ortalık birbirine girer” tadı eşeğin semerine kıl kaçıracak kıvama geldi. Kendisinin altı yıl üç aylık hapis cezasıyla biten mahkeme sürecinde “konuşmadığı” ne kaldı çok merak ediyorum. Eğer bir insan bildiklerini özgürlüğüne korumak ya da ona kavuşmak için bile söylemiyorsa, o insanın başka hesapları vardır. AY’nin “delikanlılık namına” söylemediği şeyler olabilir. Lakin M. Ali Aydınlar’ın vefat eden “canının” taziyesine katılmasını bir iyilik gösterisi olarak sunan aklın ve vicdanın kendini yenileme vakti gelmiştir.

Sadri Şener’in “Ben FB’nin yerinde olsam FB TV’yi kapatırdım, NTV varken onlara gerek yok” sözünün teyidi de AY’den geldi. Lig Tv ve NTV’den başka kanal izlemediğini söyledi AY. Sonra da aklıma ErnstRauter’in Düzene Uygun Kafalar Nasıl Oluşturulur kitabı geldi! Kılavuzu karga olanın gideceği yerde organik tarıma geçilir!

AY’nin, uluslararası maçlarda ülkemize gelen hakemlere alınan “hediyeler”le ilgili salvosu gecenin en güzel ânıydı. Gerçekten içinde saf bir taraf olduğuna inandığım AY, “Ben göreve geldiğimde bu hediye işini kaldırdım, ondan sonra her maç yenilmeye başladık” dedi. Gülmeyin, düşünün.

Şenes Erzik’i hangi işlerde kullandığını da söyledi AY. Rakip soyunma odalarına bile gönderiyormuş! Hayır, Aziz Y. böyle bir şey isteyebilir, de, sen nasıl bir figürsün ki hiç itiraz etmeden kendini “hakemlere” gösteriyorsun? Bunun ne anlama geldiğini biraz akıl biraz da ahlak sahibi herkes görüyor, ülkenin düşürüldüğü duruma bak!

Topuk Yaylası buluşması, bakanlarla görüşmeler vesair konulardaki AY rahatlığı da ilginçti. Dünyanın her tarafında yargılaması süren bir şahısla o ülkenin Adalet bakanının buluşması “skandaldır”.

Aziz Y’nin anlamadığı ya da anlamaza yattığı şu:

Elbette ki sizin, bakanlardan sizi “kurtarmaları” için yardım istediğinizi söyleyemeyiz, hatta kişisel olarak karakterinizin bu tür işlere tenezzül etmeyeceğine inanıyorum. Ama verilen fotoğraf her tür spekülasyona, haklı olarak, zemin hazırlar. Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve diğer bakanlara da bu “düğünün” toplum vicdanında kaydının düşüldüğünü hatırlatalım.

Topuk buluşmasının ev sahibi Trabzon Araklılı İzzet Özgenç ve yine Aydın Üniversitesi sahibi Trabzonlu Mustafa Aydın’a “hayırlı işler ağabeyler” diyelim de tam olsun. Aydın Üniversitesi adına fakülte açmak için Trabzon’da nabız yoklayan Aydın’a önerimiz, bu arayışına Düzce’de devam etmesidir.

(Bu yazı Aziz Y’nin bu akşam resmi kanalında canlı yayına konuk alacağı duyurusu nedeniyle hatırlandı)

 

İHANETTEN DİDAR-I HÜRRİYETE 15- 16 TEMMUZ

Bölünmenin eşiğinden döndük.

wp-1470905516954.jpg

Her türden eleştiri, yorum, kızgınlık, öfke, biat, sadakat, isyan, direniş, bekle-gör demokratlığı, sinik kesimler, solun felç hali, sağın sokağa sahip çıkışı, 14 yıl birlikteydiler ama, ne istedilerse verdiler vesaire vesaire…

Bölünmenin eşiğinden döndü Türkiye.

Bu darbeyi planlayan aklın; ilkokul mezunu ezgin ve hakir bir ruhun kafasından çıkamayacağını haşhaş uçuğu zihinler ve özel eğitime muhtaç naifler dışında kalan herkes biliyor.

R.Tayyip Erdoğan öfkesiyle insanlığından çıkmaya alesta duran, tek o gitsin de isterse ülke yıkılsın ihanetlerini çizgileyen zavallıya 5 kalmış hasislerimiz dahil hepimiz, kanlı bir sabah vakti anladık cemaatin aslında ne olduğunu. 239 şehit, 2 binden fazla gazi oldu bedelimiz…

wp-1470905550651.jpg

Bölünmenin eşiğinden döndük.

40 yıldır besleyip büyüttüğü haşhaşileri elbet bir gün kullanacaktı CİA.

Duyguları alınmış devlet adlı makinenin en kanlı ve zalim kurumunun kucağında oturan Fetullah Gülen ve onu mehdi kabul eden binlerce müridi elbette emperyalistlerin namlusuna kurşun ve bomba olarak sürülecek, efendilerinin çıkarları için elbet bir gün masumiyeti katledeceklerdi.

Ama içinden geldikleri halka ölüm yağdıracakları kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu belli ki. Hasan Sabbah’ın fedaileri bile bu kadar alçaklaşmamış, tarih bu denli büyük bir ihanetle karalanmamıştı.

Dünyanın her köşesinde yerli işbirlikçilerini yaratan, bunu yaparken de yerel değerleri kağıt mendil ömrü ve kıvamınca kullanan, kimi mendillere de USA damgasını basan Amerika Bulaşık Devletleri(ABD), Ortadoğu’da işlerin ummadıkları bir eksene kayması nedeniyle kuklalarını sahaya sürdü. O saha bir kez daha  ülkemizdi, Türkiye’mizdi.

wp-1470905630289.jpg

Bu günler için “yetiştirilen” Fetullah ve O’nun 40-45  yıllık sinsi ihanet tarlasının mahsulleri namluya sürüldü. Küresel emperyalizmin böylesi bir darbeden şu veya bu şekilde “kazançlı” çıkacağını tarihsel diyalektik hepimize gösteriyor. Nasılını nasıl anlatmalı…

Belki şöyle;

Darbe başarılı olsaydı,

Halk tabanında karşılığı olmayan bu “üst” ihanet çetesi, belli başlı merkezlerde kontrolü ele geçirecek ve ABD ve benzeri yapıların güya “kerhen”  onayı ile uluslararası meşruiyet! kazanacaktı. Bu planın görece riskli tarafı, halkın seçtiği liderine sahip çıkmasıydı, ki bu da emperyal odaklarca hesaplanmamış olamazdı, hatta bunu istemiş de olabilirlerdi.

Bu durumda sokağa çıkan milletle darbeci güçler sokak sokak çatışacak, milletin karşısında sadece silahla direnmeye çalışan Paralel İhanet Çetesi kontrolü kaybedince, darbe açıklamasında sadakatlerini bildirmeyi unutmadığı! NATO’dan “kardeş kavgasını önlemek için”  yardım isteyecekti.

Bildiniz, yardıma koşan Emperyalist güçlerin içinde düşünce kuruluşları, uluslararası af örgütü ve benzeri “unsurlar” olmayacak, İstanbul’a İngilizler, Ankara’ya Almanlar, Güneydoğu hattına da ABD’li barış gücü askerleri inecekti. kabus gibi evet, ama yerli halkların kabuslarının emperyalist dünyada bir karşılığı ya da değeri yok. ABD hiç bir şeyi öğretemediyse bunu öğretmiş olmalı insanlığa.

Darbe başarısız oldu.

wp-1470905838669.jpg

Darbe saati öne çekildi, darbeci haşhaşiler çarşafa dolandı.

Katil sürüsünün baskınından kurtulan Cumhurbaşkanı halkı sokağa çağırınca sokaklar dakikalar içinde tankların üzerine yürüyen, ölümü göze almış ve daha önemlisi ölmekten korkmayan yüz binlerle doldu. Tanklardan, uçaklardan, helikopter ve silahlardan halkın üzerine bomba ve kurşun yağdırdılar, ama hepsi “İMAN”  denen bir duvara çarpıp kendilerine döndü, panikleri büyüdükçe salyalar akıtarak kıyımlarını artırdılar, kurşunlar ve bombalar bitiyordu, iman ise direndikçe çoğalan bir duyguydu, direndikçe büyüdü halk ve boğdu haşhaşi güruhunu.  İhanetle başlayan gece didar-ı hürriyet şafağıyla (Hürriyetin güzel yüzü) doğdu. Ama korkarız ki halkın bu zaferine rağmen emperyalist cephe bu mağlubiyetten de kazanımlarla çıktı.

Halkın orduya güveni sarsıldı

Millet birbirine şüphe ile bakmaya başladı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ailesi dışında , devleti kanser hücresi gibi saran bu haşhaşi örgütlenmenin ciddiyetini kimse kavrayamamıştı, en başta iktidar ve ana muhalefet partileri…

Devlet bu kanserli hücreden kurtulmak için uzun bir kemoterapi sürecine girmek zorunda. Ve bu süreçte kim ki kişisel ya da kurumsal öfke ve hesaplarını öne çekerek Cumhurbaşkanına “vurmaya” kalkıyorsa, bilin ki o kişi ya da kurumun derdi asla ve asla memleket, vatan veya halk değildir.

Unutmayalım ki,  onuruna sahip çıkma uğruna katledilen 240 can ve 2 binden fazla gaziye; bombalanan meclise rağmen tarihin bu en büyük ihanetine hala “tiyatro” deme alçaklığını seslendiren ,en iyi ihtimalle” insanlık çukuru” zehirli yılan kotamız var. Attila İlhan yaşıyor olsaydı o aforizmayı nasıl değiştirirdi, kimbilir…

Yenikapı mitingi, ortadoğu ve avrupa coğrafyasında tarihte görülmemiş bir katılımla dosta düşmana şahane bir mesaj oldu.

wp-1470905668788.jpg

Bir dehlizden geçiyoruz, henüz her yanımızı sarmıyor günün ışığı.Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın “bütünleştirici, kucaklayıcı” , MHP ve CHP’nin sorumluluk alan duruşları bu toprakların ve hepimizin geleceği için en güçlü sermayemizdir.

DARBECİ CUNTANIN AKİBETİ HENÜZ BELLİ DEĞİLKEN;

“durum demokratı” oportunistliğinden uzak,  tankların önüne canını koyan, kadını erkeği, genci yaşlısıyla; memleketine, kuşuna, kurduna, dağına- taşına sahip çıkan o kitlelere saygı duymak yerine, sindikleri köşelerinden olan bitene “yesinler birbirlerini” çukurundan bakan, tankın karşısına çıkma cesaretinden ve ahlakından yoksun olmanın ezikliğini “tiyatro”, “gerici güruhlar” “baş örtülüler” diyerek örümceğin kozmik odasından yorumlayan şavullar er-geç öz eleştirilerini verecek ve “seçilmiş irade”yi korumanın bir ahlak ve duruş sorunu olduğunu anlayacaklardır.Umudumuz yine bu toprağın kokusundandır.

wp-1470907271917.jpg

Tankı durduran Safiye kardeşimiz de tarhana çorbasını kaşıklıyor, Kazanlı elleri öpülesi 70lik delikanlı da…Yanında vurulup düşen hiç tanımadığı yaralıya kendini siper eden kardeşimiz de memleketine olduğu kadar çaya tutkun, bu ülkeye tek bacağım feda olsun diyen kardeşimiz de…Hepimiz gibi…

Emperyalistler ve onların ileri karakolu taşeron ihanet çeteleri ve haşhaşi doldurulmuş truva atlarının sahipleri;

Bu topraklar üzerine hesaplar yaparken artık iki kere düşünün! Bu topraklar haçlı seferlerine karşı zaten şerbetliydi, artık helvanız da hep hazır, gelin…

wp-1470906077759.jpg

Artık gördünüz ki, Türkiye, bir darbe ile karşılaştığında sokağa dökülür, ölümüne direnir ve asla teslim olmaz.

İnsanlık düşmanı emperyalistler ve onların truva atları, hasılı , sizin anlayacağınız,

O son ocak hiç sönmeyecek!