Zavzaga’nın Zetkin’i Makbule

img_20190307_233843-1061102886.jpg

Bitmez bilmeyen sağlık sorunların vardı, taşikardi, şeker, tansiyon, kemik erimesi vesaire. Her Karadenizli kadın kadar olmasa da sen de ağrılarından şikayet eder ama ne neşenden ne de çalışma iştahından zerre kaybetmezdin.

İstanbul’daki hayırsız oğlunun karısı Gülay’ın hamile olduğunu acıtan bir gerçekle ôğrenmistin; yapılan tetkiklere göre gelininin kalbi bu doğumu kaldıramayacaktı!

Hasta haline hiç aldırmadan koşa koşa geldin. Doğum çok riskliydi ve hacmi ve adı büyük özel hastaneler bile bizi kabul etmedi.

Tekin Küçükali nam bir gönül adamı tuttu elimizden, bizi Çapa Tıp Fakültesi profesörlerinden Yener Temelli’ye teslim etti, O da efsane cerrah Prof. Ali Akyüz’e. Ne ki, o yıl , 2006, Çapa Tıp yaz fırsatı ile tadilata girmişti ve Gülay hanımın doğumu anne açısından hayati risk taşıyordu. Kardiyoloji, Genel Cerrahi ve Doğum ekipleri üçlü kombinasyonu olmazsa doğum da imkansızdı.

Yener Temelli ve Ali Akyüz, bu çaresizlige kayıtsız kalmayarak, tadilatı 1 günlüğüne durdurup o mucize müdahaleyi gerçekleştirip bize hem oğlumuz Kuzey’i hem de annesini bağışladılar.

img_20190307_233759758217405.jpg

Doğum sonrası birkaç gün sonra eve geldiğimizde, ayakta zor duran halinle önce gelinini bastın bağrına sonra torununu, Ömer’ini. Sen hep Ömer demek isterdin Kuzey’imize

Doğum sonrası acilen ameliyat olması gerekiyordu Gülay”ın. O üzülmesin diye Kuzey’i nasıl sarıp sarmaladın, belki sen bile bu sevgi sarmalının farkında değildin.

Ömrün boyunca , 9 kardeşli evin en büyük oğuluna gelin gittiğin “Efendi’nin Hacı Murat”ın hanesinde herkese hizmet ettin. Kimseyi ayırmadan herkesi aynı yoğunlukla sevdin, binlerce kez yemekler yaptın, sofralar kurdun kaldırdın, inekleri sağdın, yaprak sepetini omuzladın binlerce kez, ağhbun sepetinin ipleri kesti omuzlarını, sırtında 100 kiloluk odun denkiyle yollarda durup haniftalar, elmalar , armutlar topladın sevdiklerine…

Bir kez gık etmedin.

Yokluğunun acısı, varlığında hissedilemiyormuş, gittiğinde anladım. “Ula senun annen yok mudur ula” sitemin yıllarla birlikte açısı derinleşen bir bıçak kesiği gibi anne…

Fedakarlığın ete kemiğe bürünmüş, sevginin katıksız haliydin, şikayet nedir bilmeden her gününe aynı iştah ve sevgiyle uyanan annem…

Ölüm her beşerin başında, ve hepimiz yaşadığımız her yıl, zamanı geldiğinde son nefesimizi vereceğimiz günün içinden geçiyoruz.

Emek ve sevgiyle yoğrulmuş ömrünün son nefesini vermek için 8 Mart’ı bekliyormuşsun meğer.

Meğer ne büyük bir yoksullukmuş annesizlik,

8 yaşında annesiz kalan bir oğulun yanında anneyi özlemek ne büyük yükmüş meğer,

Meğer kısa öykülermis hayat, hayalmiş gerçek sandığımız ne varsa, meğer …

Oradaki sevdiklerimiz buradakileri çoktan geçti. Kuzey iyi, olabileceğince, çok kısa bir sürede çekip gitmenizin şokunu tam olarak atlatabilmiş değil, birdenbire mahzunlaşıyor, kimi, bakışlarında yakalanıyor hüznü, ama rahat olun, çok kalender bir evlat bıraktınız geride.

Bir varmışız bir yok…Bir büyüyle gelip bir büyüyle gidiyoruz.

img_20190307_233508-8154715.jpg

Zavzaga’da açan tüm çiçeklerde kokunuz var. Her şey kaybolsa da anne kokusu kalıyormuş, meğer…

Reklamlar