Dondurmanın Hatırı ve Dozer Cemil

Alay zekanın en doğal hakkıdır der Voltaire. Alay eden penceresinden bakıldığında yüzlerde tebessüm çiçekleri açmasın da ne olsun!

Ve fakat alay edilen açısından sıkıntılı bir durum oluşur. Şimdi o sıkıntının kaynağını anlatmaya çalışalım.
**
İlkokulda okuyordum, Değirmendere Sezai Uzay Sokak’taki evimizden her sabah erkenden çıkar, Maşatlık (Arafilboy)’daki okuluma giderdim, yüzlerce arkadaşım gibi. Bu yaya serüvenim, Üniversite İlkokulunun 1. sınıfından Trabzon Lisesi son sınıf son gününe dek devam etti. Yani 11 yıllık bir yürüyüş…
Arafilboy’da, sevgili amcam Kenan Kınalı’nın da komşusu Yılmaz abi vardı, evinde yaptığı dondurmayı dondurma kabına doldurup omuzlayarak Arafilboy sokaklarında satardı.Kral adamdı Yılmaz abi, yoksul çocuklar ülkesinde dondurma sattığını bilir, parası yeten yetmeyen herkese az çok mutlaka dondurmasından tattırırdı. Sanırım o tadı bugün hiç bir yerde, hatta Beton’da bile bulamadığımızı söylememe lüzum yok!
Kıran (Gıran) diye bir yer vardı bizim mahallede de, Karadeniz’de Gıran olmayan yer var mıdır sahi? Tam bir yüksek lisans tez konusu billahi! Bizim Gıran da br de futbol sahamız vardı ki, oradaki maçlar anlatılabilemez!
İşte, sabahları dünyanın en vefakar annesi Makbule’nin yedirip içirip sevgiyle doldurduğu bir ilkokul uşağı olarak okula gittiğimiz günlerden biri.
1977-78 Mayıs sonları olmalı, Yılmaz abi sabahın serininde Arafilboy’da yol kenarı korkuluklarına yaslanmış, ağzının kıyısında tüten cigarası, her zaman olduğu gibi belini sıkıca saran pantolon kayışı ve ağzında pek duyulmayan bir atma türkü ile , ayağınızın altında hissi veren limanı seyre dalmış.
Beyaz Gemi gelmiş (Akdeniz ya da Ege vapurları vardı o dönem, limana her inişleri minik çapta bir festival demekti, gel de Hasan Tunç’u anma, evet Ordu Vapuru limana eneyi Hasan amca, ama liman öksüz), renklerinden dolayı Beyaz Gemi dediğimiz vapur limanda olur da o doğal terastan limanı izlememek olur mu?
Yanından geçerken seslendim
-Günaydın Yılmaz abi
-Günaydın Gara uşak
-Dondurma yapmay misun abi?
-Gari evde sütü gaynatiy. Öğlene gada hazir olur. (Yani biz okuldan çıktığımızda)
Benim gibi kim bilir kaç çocukla benzer konuşmaları yapardı Yılmaz abi. Trabzon’un yoksul halk çocuklarıydık, çoğu kez bir yarım simit alabilecek kadar harçlığı bile veremezdi ailelerimiz. Buradan trajik bir tablo yaratmaya çalıştığım çıkarılmasın, aksine paramız olmazdı cebimizde belki ama, hiçbir eksiklik duygusu hissetmeden ve her an ışığımızı patlatmaya hazır  havai fişekler gibi yaşardık. Ama işte dondurmanın da vahşi bir cazibesi vardı!
İşte biz kopillerin her okul çıkışına dair bir hayalimiz olurdu.
Şuydu hayalimiz;  biz okul çıkışı eve doğru giderken, o güzel abi de oralardan geçsin!
Dondurmacı Yılmaz abi de bilirdi ki, o abi ile çocukların çıkış saatini buluşturabilirse herkes için, “yoksunluktan çalınmış bir damak şöleni” yaşanacaktır.
İşte bu çocuk bayramının sebebiydi bu abi…O bizim Dozer Cemil abimizdi.
Ben kendi payıma en az 3 kez yedim o dondurmadan , arkadaşlarım kaç kez bilemem, ama yüzlerce kez, en az.
Şimdi şu an bile, biz dondurmaları yalar yutarken bizim mutluluğumuzdan nasıl keyif aldığını, bakışlarındaki derin sevgiyi hissetmemek, ah be Cemil abi…
Bu güzel abimizin, cebinde 5 lira ile son bulan trajik yaşamından bize kalan en büyük miras, tertemiz bir insanlık tablosudur, fabrikadan çıkmış bir A4 kağıdı kadar lekesiz, pir-ü pak. Bu fasıl burada dursun…
Gelelim bu tertemiz adamın , şike ile kirletilmiş, adaletsizliği normalleştirmiş, mağdurdan değil zalimden yana tavır almaktan utanmamış iklimin pisliklerini temize çekmek için araçsallaştırılmasına ve bir kısım TSlinin de bunu alkışlamasına.
Kardeşlerim;
Büyük Cemil Usta’nın , gelen transfer tekliflerini “ben Trabzon’un kaptanıyım, başka bir takım kaptanı arkasında sahaya çıkamam” diyerek sahiplendiği şehri, Trabzonspor’u,
Futbol dünyasının en büyük ve organize şikesiyle yağmalandı;
Kupası, sevinci, gururu çalındı;
Ülke içinde bulamadığı adaleti dışarıda aramak zorunda bırakıldığı için ötekileştirildi;
Hz Ali’nin “Hakkından vazgeçen hakkıyla birlikte şerefini de kaybeder” şiarını bayraklaştırdığı için sistem tarafından itilip kakıldı;
Daha geride kalan sezon bile herkesin gözleri önünde sayısız kez doğranan Trabzonspor… Cemil Usta’nın, uğruna kariyerini ve belki de hayatını verdiği şehir ve onun takımı…
Evrensel tescilli şikeyle çalınan kupası ve bu çalınmış şampiyonluktan elde edilen gelirleri yağmalanmış Trabzonsporlular, sorum size;
Şu anda TFF’nin başında bulunan kişi, Tescilli baş şikeci iş başındayken hangi görevdeydi, haberiniz var mı?
Hani derler ya, sorunu yaratan kafayla sorun çözülmez.
Peki, şikeyi yapanlarla şike pisliği temizlenir mi?
Sevgili Trabzonsporlular,
TFF’nin size yönelik bu hamlesinin, ilaçlı Nuri Alço kolası olduğunu anlamanız için daha kaç kez şikelenmeniz, yağmalanmanız gerekiyor!
Tertemiz Trabzonspor’un tertemiz ismi Cemil Usta’nın, bu kirli federasyon eliyle “kullanılmasına” sessiz kalan,
Ya Trabzonspor ve Cemil Usta’nın taşıdığı anlamlardan  habersiz,
Ya da futbolu sadece futbol zanneden ve TS ile FB vb arasında hiç fark görmeyen zavallı bir algıya yeniktir.
Bu rezilliği önlemek için elimizden bir şey gelmiyor. Anahtar içerden olunca kilidin de pek anlamı kalmıyor malum.
Bize düşen Cemil Usta’nın hatırasına sarılmak ve bu kirli hesaba karşı durmaktır.
Cemil Usta, bu kirli iklimin ve şikeci TFF’nin vidanjörü olamaz.
Umar ve dileriz ki, Cemil Usta ismiyle “temizlemeye” çalıştığınız ne varsa, CAS ve FİFA eliyle TFF yönetim kurulu odasına boca edilir!
Yazıya Türkü:
Hasan Tunç: Divane Aşık Gibi

 

Reklamlar

“AL GÖZÜM SEYREYLE SALİH”

Pasolig uygulamasına daha en başta karşı mesafeli bir ihtiyatla karşılamamın nedeni çocukluğumda saklı aslında.

Hemen her şehirde olduğu gibi ve tabi daha bir yoğunlukla, biz Trabzonlu çocuklar da maç kuyruklarındaki abilere yaklaşır, “geliyim mi abi” müesses nizamı sayesinde kendimizi Trabzon Şehir Stadı’na atardık. Omzumuzda daha önce hiç görmediğimiz bir abinin güven veren elleri ile turnikeyi geçip de saha zemini ve tribünleri gördüğümüz o anlarda yaşadığımız sevinç ve coşkuyu anlatmaya, gözümüz ve kalbimiz komisyonlar kursa kifayet etmez!
İşte pasolig geldiğinde ilk vuracağı bu masumiyet, önleyeceği de şiddet değil sahalara artık giremeyecek olan bu tarifsiz ve her güzelliği çoğaltan sevgiydi.
Herkes bilir ve / veya kolayca tahmin edebilir ki, abilerin kucaklarına bir yavru kuş gibi sığınarak maça giren bu uşaklar, yoksul halk çocuklarıydı ve onlarsız oyun ruhunu kaybetmeye mahkumdu,kaybetti.
Kaldı ki, en büyüğü 11-12 yaşlarındaki bu çocukların tribünlerde herhangi bir şiddetin parçası olamayacakları da aklı selimlerin malumudur.
Şiddeti önlemenin yollarından biri olarak öne sürülen Pasolig ile, vücudun belli bir bölgesindeki kanserli hücreye kemoterapi uygulamak arasında bir fark yok. Hastalıklı bir hücreyi öldürebilmek için sağlıklı binlercesi de feda edildi. Bilmem okur olarak sizler ne düşünürsünüz.
Peki holiganizm ve şiddet nasıl önlenebilir?
Bu sorunun cevabı o kadar basit ki aslında; Adaleti hakim kılarak!
Ama bizim futbol iklimimiz adalete geçit vermiyor.
Ülkemizde yasalar ve alt düzenlemeler her zaman güçlülerin çıkarları doğrultusunda inşa edilir. (Esasen tüm dünyada böyledir de, bizim gibi hamasetin aklı alaşağı ettiği ülkelerde katmerli olur)
2011 şikesinden sonra bir gecede 58. maddenin değiştirilmesinin, TBMM tarihine bu utanç kaydının düşülmesinin ve yasaya bizzat partiler tarafından tecavüz edilmesinin yegane nedeni, şike suçüstüsü yapılan isimlerin “güçlü”lerden olmasıydı.
Demokrasi ve Hukuka inancı dibe çeken bu olay,  spordaki adalet duygusunu kökünden kazımış ve sporumuz, futbolumuz, bir kısım kör fanatikler ve sistemden beslenenler dışında kimsenin saygı duymadığı boş bir çuvala dönüşmüştür. Umarım bir gün bu çuvalı sistemin kafasına geçirecek iklime de kavuşuruz.
Tüm toplumun üzerinde uzlaşacağı asgari bir eşitlik ve adalet duygusu kitlelere hissettirilmeden ne pasolig ne 6222 ne başka bir şeyle sporda şiddeti önlemek mümkün olamaz, olmayacak. Toplumsal düzeni sağlamak için ihtiyaç duyulan tek şey adalettir.
Adalet sağlanmadığı sürece güçlüler şike yapmaya, hırsızlamalara, hak ihlal ve gasplarına devam edecek;
Hakları yenenler de Hz Ali’nin “Hakkını kaybeden hakkını aramazsa hakkıyla birlikte şerefini de kaybeder” şiarını bayraklaştırıp zalime ve zulme kılıç çekmeye devam edeceklerdir,  “Al Gözüm Seyreyle Salih!”
(kanadı kırık bir martıya duyulan çocuk sevgisini anlatan Yaşar Kemal eseri)
Daha en baştan, kapitalizmin, kitleleri tüketim güçlerine göre düzenli ve takip edilebilir sürüler haline dönüştürmesine itiraz edemiyor ve sinema, konser seyircisi ile futbol seyircisinin farkına varamıyorsak, hadi “şiddeti önlemecilik” oyununu oynamaya devam edelim.