TRABZON NE İSTİYOR”Ne zaman bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım” dizesinde sanatçı hassasiyetinin uç örneklerinden birine tanıklık ederiz. Ressam Bedri Rahmi Eyüpoğlu’na selam olsun.Nicedir utanma duygumuzu kaybettik. Hatta belki ilk kaybettiğimiz o oldu. Kimsenin yüzü kızarmıyor hanidir. Bazen tek bir nazarla, bazen küçük bir ima ile anında kızıla kesen yanaklara hasretiz. Kalplerinin temizliğine şahadet edeceğimiz gençliğin, hayal etmekten vazgeçtikçe utanma,ar etme melekesinden de uzaklaştığını görüyoruz. Kendinden yaşça büyüklerin hayata ve insana karşı tavırlarına tanıklık ede ede büyüyen bir çocuğun, kıyısına, yediği rüzgarın dalgasını vurmasından doğal ne olabilir ki…Kaç kuşak oldu?Net bir şey söylemek elbet mümkün değil. 12 Eylül faşizmiyle depolize edilen ve egoyu öne çıkaran yollara mahkum edilen gençliğin, kendisinden başka herkese hızla yabancılaşması ve bireysel hazzın kutsanması, nihayet değerler erozyonu ve insani değerlerde yarılmalarla baş başa kalış.Herkes kendisi için adalet istiyor artık, herkes kendine sevgi arıyor. Kimsenin derdi bizimkinden büyük değil, bizim acımızdan daha orjinali ve derini yok.Hepimizin ikonları var. Kapitalizmin sahiplenip paraya dönüştürdüğü sayısız değerden Ernesto CHE Guevara misal, yüzeysel bir sevgi bombardımanı altında, ama hayatını, mücadelesini ve düşüncelerini merak edenlerin sayısı milyonda bir bile değil belki. “Her dürüst insan, başkasının yanağına atılan tokatın acısını hissetmeli” diyen CHE’yi takdir ve yolunu takip iddiasındaki binlerce “solcu” misal 2011 şikesinde emek hırsızlarını kutsama yarışına girdiler, tarihsel utançtır!Salih Mirzabeyoğlu diye bir adam yaşadı mesela bu ülkede, çocuğunu okula götürürken gözaltına alındı, sırf ideolojik düşmanlık nedeniyle türlü çeşitli işkencelere uğradı, idama mahkum edildi. Tıpkı emekçi kardeşimiz gazeteci Metin Göktepe gibi kendisini düşman olarak gören zihniyetin lincine uğradı. Kaçımız, ideoloji batağına saplanmadan Mirzabeyoğlu ve Göktepe gibi binlerce masumun acısını duyduk yüreğimizde?Böyle böyle kurudu vicdanlarımız, vicdan yoksullaştıkça adalet eksilmeye başladı. Kimi iklimlerde bir damlayı buharlaşıp yok olmaktan kurtarmanın tek yolu onu denize katmaktır, denize attık adaletimizi, futbol fanatizmi üzerinden evrensel değerleri metalaştıran insan tipine YUH çekerek kapatalım bu faslı.Trabzon Ne İstiyor?Her zamankinden;Ne olacaksa sahada olsun ve şampiyon sahada belirlensin! Mümkün mü peki?İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar; rüzgarlarla sevişen gemilerin şaşmaz limanı!Çok belli ki TFF Başkanının akıllara seza “Düşme olmasın diyenler var, ne dersiniz ey cemaat” kıvamındaki saçmalığına toplumdan acı acı gülme dışında bir tepki olmadı.İnsan ne olacaksa onunla birlikte doğar der eskiler. Türk futbolu da anavatanı İngiltere’nin aksine şikelerle doğmuş, bir milim sapmadan da aynı yolda devam ediyoruz. Şu renk bu renk ayırmadan bu gerçekle samimi bir yüzleşme ve hesaplaşma yaşamadan hiçbir başarı ya da başarısızlık kimsenin içinde sinmeyecek.TFF de, bu ülke insanının toplamı nihayet. Sokaktaki insanın kahır ekserisi adil olmayacaklarına inanıyor. Ne karar alırlarsa alsınlar geçmişin gölgesinden kurtulamayacakaları net. Sahaya yansımayan şikenin mucitleri şimdi kritikk bir kararın daha eşiğinde.Ertelenen UEFA toplantısı , esasen Türkiye’nin 12 Haziran Başlangıcının da netleşmesiydi.28 Mayıs 2020 TFF toplantısından, futbolumuzun son 8 haftasına başlama kararı çıkmasından çok, Dünya Sağlık Örgütü ve TC Sağlık Bakanlığının 3 aydır sürdüregeldiği 14 maddelik Pandemi Kurallarının ne kadarının ihlal edileceği sorusuna yanıt aranıyor. Ne de olsa anayasanın bir kere delinmesinden bir şey çıkmayan bir kültürün paydaşlarıyız!Eczacılar ya da Berberler Odası, uğradıkları büyük ekonomik kayıpların telafisi için Türkiye Futbol Federasyonunun “1 oyuncuda covid 19 çıkarsa onu soyunma odasından kovup kalanlara spor yapmaya devam edeceğiz” mealindeki kararını emsal gösterip sorumluluğu bulunanları mahkemeye verirse kim hangi vicdan ve hukukla itiraz edebilecek?Bir berberde çalışan ya da bir müşteride virüs pozitif çıktığında 1 dakikalık ortak alan paylaşımı yaşayan herkesi 14+14 gün karantinaya mahkum eden Pandemi Tedbirlerinin, futbolda uygulanmamasının olası sonuçlarının sorumluluğu kimin olacak. Soru budur!Bitirme Garantisiİlk günden oynanmamış bir ligin şampiyonu olmayı içine sindireceklerden olmadığımı deklere ettim. Hatta daha fazlasını , şampiyonluk mücadelesi veren ve rakipleriyle ilk maçlarını deplasmanda seyircili oynayan takımların olabilirse rövanşları da seyircili oynamasının hakkaniyetin gereği olduğunu da, ekledim.Ve fakat bunun için geçer şartımız, sağlık otoritesinin Pandemi’nin kontrol altına alındığına dair irade beyanı oluğunu o gün de vurguladık, bugün de yazıyoruz;Sağlık Otoritesi , Pandemi gibi küresel bir salgın sürecinde “oyna” kararını elbette ki TFF’ye bırakamaz, bırakmayacaktır.Muhtemeldir ki, TFF de oyna kararını Bilim Kurulu onayıyla verecektir ve beklenen de odur.Lakin;Trabzonspor’un bu konuda net bir duruşu var!Oynatma kararının alındığı gün, Trabzonspor’un federasyona “eğer ligler başlatılırsa, kalan 8 haftanın bitirilmesi garantisini istiyoruz” dediğini biliyoruz.5 ya da 6 Mayıs’taki bu “iradenin” geçen haftaki toplantıda da gündeme geldiğini, ancak kesin bir yanıt alınmadığına da vakıfız.28 Mayıs TFF toplantısında bu yönde bir karar çıkmazsa Trabzonspor ya herro ya merro kararlığıyla her ihtimali masaya koyacak. Zira bıçak şu an kemiğin üstünde ve çeliğin soğukluğu ruh üşütecek kadar keskin!TS’nin talebinden azade şunu söylemek boynumuzun borcu; Bu lig kaldığı yerden başlar ve TS bir şekilde liderlikten “indirildikten” sonra bir “bahaneyle” bitmezse, başta TFF herkes vebal altında kalır, öyle istifayla vb ile de kimse bu lanetten bir ömür kurtulamaz. Bize düşen uyarmak…Nerede okudum bilemedim, bulamadım şimdi ama şöyle diyordu; hakikati araştırma gücün var da araştırmıyorsan ahlaksızsın!Ya da dahi ressam Van Gogh gibi , önce bir hayal görüyor sonra da bu hayali boyuyoruz.Bizim düş dünyamız küçük, tek hayalimiz adil bir “oyun”–çino

“çağlasında kırılmış…”

Kurtuluş Savaşı kazanılmış. Mustafa Kemal bu kutsal isyana katılan silah arkadaşlarını Ankara’ya davet edip, hem millet adına teşekkürlerini iletip hal hatır sorarken, hem de bir sıkıntıları var mı diye yoklamaktadır. Bu isimlerden biri de İpsiz Recep, yani adamlarının deyişiyle “Emice” dir. (Emice, Doğu Karadeniz’de Amca). Kimi kaynaklar, Atatürk’ün de Reis’e “Emice” dediğini kaydeder. Davet yazsınıOkumaya devam edin ““çağlasında kırılmış…””

Fatih Terim’in Corona İle İmtihanı

Mümtaz ve nezih medyamızın ‘dokunma yanarsın’ ön kabullerinden biri de Fatih Terim. Oysa, en azından ben biliyorum ki, belli bir edep dairesi içinde Terim de her toplumsal figür gibi eleştiriye açıktır, yani tipik bir şeyh uçmuyor müritler uçuruyor durumuyla karşı karşıyayız, 30 yıldan fazladır. Corona vebasıyla ilgili bir hatırlatma/uyarı ile başlayalım. Notalardan ruhlara üflenen şaheserlerOkumaya devam edin “Fatih Terim’in Corona İle İmtihanı”

Corona ve Tescil

Sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. İnsan hayatına kasdeden bir virüsle ölüm kalım savaşındayız ve cephenin önünde sağlık ordumuz var. Canlarını hiçe sayarak insanlık adına kendilerini ortaya koyan sağlık ordumuzun her bir ferdine müteşekkiriz. Bir yandan da hayat devam ediyor, etmek zorunda. Sağlık otoritesi ve çok değerli bilim insanlarımız başta olmak üzere, sorumluluk sahibi herkes, virüse karşıOkumaya devam edin “Corona ve Tescil”

Gıran

Gıran’daki mini futbol sahasında maç yapıyorduk yine, yazdı, terlemiştik terim terim, evi yakın olanlar su getirmiş hep birlikte içiyorduk. Mahalle tarafındaki kalenin bulunduğu kayanın üzerinde gördüm Sunay’ı. Şehvetli ve hergele bir işmarla beni çağırıyordu “çaktırma” göz kırpışını uslayıp bir koşu yanına çıktım -Ne oldi oğlum +Sana bir şey göstereceğim -Ne? +Görünce anlarsın, geliy misın? KoştumOkumaya devam edin “Gıran”

Sokak lambasının ışığındaki gölgeymiş hayat

Limana dik inen bir sokaktaydı evimiz, Gugudalı Mehmet emicenin kiracısıydık, rıhtımı gören kocaman gömme balkonumuzun bir kısmı kabukluk, kalan her tarafı çiçeklerle donanmıştı, sardunyalar, ki en çok sevdiklerim benim, hercai menekşeler, açelyalar, küpeliler, zambaklar, orkideler…. Bir sonbahar akşamı, hafif sisler içinde takılıp kocanın koluna evimizden çıkmış otogara doğru yürümeye başlamıştınız. Işığı kendine zor yeten sokakOkumaya devam edin “Sokak lambasının ışığındaki gölgeymiş hayat”

5 gün gibi…

Bu günlerin çok konuşulan siyasetçilerinden birini çok severdin. Sen çalıştığın bankanın kurumsal krediler sorumlusu olarak sık sık görüştüğün bu güleç yüzlü delikanlıyı ayrı bir yere koyardın. Bir gün bu delikanlının beni tv de gördüğünü ve soyadı benzerliğini sorgulayınca evli olduğumuzu öğrendiğini ve benimle tanışmayı çok istediğini söylemiştin. Ertelenebilecek her şeyi ertelemeye kodlu huyum, biraz daOkumaya devam edin “5 gün gibi…”

Mahur Beste

Sevgili annesi; Seni mutlu edecek bir haberle başlayalım. Daha mutlu edecek olanı akışta öğrenirsin, az sabır:) Uğruna ölümü göze aldığın Kuzey, senden aldığı temelin hakkını verdi geçen hafta sonu ve 152 arkadaşı ile girdiği 8.Sınıflar LGS sınavını, İnkilap Tarihi’nden (bilirsin katma değeri Türkçe Matematik ve Fen’e göre düşüktür) 1 yanlış ve 49 doğru ile çokOkumaya devam edin “Mahur Beste”

Babam

Küçük çaplı inşaat işleri taşeronluğu yapan dedemin , baban Hacı Murat’ın yanında gurbete sürüklendiğinde daha 11 yaşındaydın. Oysa yaz başlarında nasıl da cennete dönüşürdü Zavzaga; orman içinde saklanmışçasına akan küçükdere’de; kazan göl’de misal ya da zindan göl veya dipsiz göl’de kuş seslerine senfoni desteği veren o çocuk kahkahalarını  çaldı senden hayat, çok küçük yaşta öğrendinOkumaya devam edin “Babam”

Temmuz 2018 …

Türk Futbolu Neden temizlen-e-mez —————————————————- Fenerbahçe, şikenin müseccel markası Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının marifetleriyle çaldığı kupayı sahibine teslim etmeden sporumuzda temizlik ve barış asla gerçekleşmeyecek, bu sosyolojik gerçeklik başucumuzda dursun Ama konjoktürdür, siyaset sosyolojisidir, Feto ihanetinin sarmalında gündem dışıdır, şudur budur diye sabır çekerken, en alt düzeyde bile temizlik yapılmaması ülkede yaşama isteğini ve adaletOkumaya devam edin “Temmuz 2018 …”

Dondurmanın Hatırı ve Dozer Cemil

Alay zekanın en doğal hakkıdır der Voltaire. Alay eden penceresinden bakıldığında yüzlerde tebessüm çiçekleri açmasın da ne olsun! Ve fakat alay edilen açısından sıkıntılı bir durum oluşur. Şimdi o sıkıntının kaynağını anlatmaya çalışalım. ** İlkokulda okuyordum, Değirmendere Sezai Uzay Sokak’taki evimizden her sabah erkenden çıkar, Maşatlık (Arafilboy)’daki okuluma giderdim, yüzlerce arkadaşım gibi. Bu yaya serüvenim,Okumaya devam edin “Dondurmanın Hatırı ve Dozer Cemil”

“AL GÖZÜM SEYREYLE SALİH”

Pasolig uygulamasına daha en başta karşı mesafeli bir ihtiyatla karşılamamın nedeni çocukluğumda saklı aslında. Hemen her şehirde olduğu gibi ve tabi daha bir yoğunlukla, biz Trabzonlu çocuklar da maç kuyruklarındaki abilere yaklaşır, “geliyim mi abi” müesses nizamı sayesinde kendimizi Trabzon Şehir Stadı’na atardık. Omzumuzda daha önce hiç görmediğimiz bir abinin güven veren elleri ile turnikeyiOkumaya devam edin ““AL GÖZÜM SEYREYLE SALİH””